......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 315253

SOKAĞA DAVET EDEN KÜLTÜR!

Yazar : | Tarih : 3 ay, 1 hafta önce / | Görüntüleme : 1479
SOKAĞA DAVET EDEN KÜLTÜR!Yazı vardır, okursunuz, içinizi ferahlatır, ruhunuza dinginlik verir; vücudunuzun her zerresi huzur bulur onunla ve bitmesini istemezsiniz, minnet duyarsınız yazarına. Yazı vardır, daha başlığını okur okumaz yüzünüz asılır, ruhunuz daralır; yazarının aklında bir zorunun olup olmadığını düşündürür size.

  5 Mart 2021 tarihli Cumhuriyet gazetesinde çıkan bir yazı dikkatimi çekmişti. İş yoğunluğu sebebiyle paylaşmak bugüne kaldı. Yazı Mine Söğüt imzalıydı. Cumhuriyet’teki yazarları okurum zaman zaman, eleştirdiklerim de beğendiklerim de olur, ancak doğrusunu isterseniz böylesini ilk defa görüyorum. Yazarını tanımam etmem, ancak yazıyı okuyunca şaşırdığımı söyleyebilirim. Zoru nedir bilmem, ancak sokaktan mülhem ruh dünyasının betimlediği mekâna Yurdum kızlarını davet etmesinin hangi tecrübenin mahsulü olduğunu, doğrusu anlayamadım.

Yazı bir zihniyeti yansıtıyor; bir kültürü, bir yaşayış biçimini… Bağlayıcılığı münhasıran yazara ait olsa şaşılacak bir durum olmazdı elbet. Kendisini aşarak genç kızlarımızı teşvike yönelik cümlelerle tıka basa doldurulmuş olması dikkat çekmiştir. Zaten yazının başlığı bile insanı ürpertmeye yetecek soğukluktadır: “Baba evini hemen terk edin kızlar!” Niye? Niyesi yok! Somut olmayan, muhayyel kurgularla, baba ocağının ne denli netameli bir yer olduğu tasvir edilmeye çalışılıyor.

Çelişkilerle dolu olan yazıdan birazdan kesitler vereceğiz. Öncelikle bazı hususları belirtmekte yarar görmekteyiz. Malumunuzdur ki, envaiçeşit kültür ve envaiçeşit insan vardır ve doğaldır ki her insan da kendi kültürünü yansıtır. Hani denir ya, küp içindekini sızdırır. Dervişin fikri neyse zikri de odur. Haliyle kişi nereden besleniyorsa, hangi kültüre yaslanıyorsa, onunla kendini ifade etmesi de son derece doğal bir durum arz etmektedir.

Sahip olduğumuz kültürün gereğini yerine getirirken öteden beri bir inanç mesabesinde olan söylemlerimizle çelişkiye düşmemiz, bizi mahcup ediyor doğrusu. Mesela,  her ağzımızı açtığımızda, uzay çağında yaşadığımızı ballandıra ballandıra ve de gerile gerile dile getirdiğimiz halde uzay çağının bilgi demek, düşünme demek, akletme demek olduğunu unuturuz ne hikmetse.  Oysa bu anlayış, kişiyi dogmatizmden, aklını kiraya vermekten korur. Bu ise, sonuçta bizi sorgulamaya, muhakeme etmeye ve öğrenmeye sevk ederek bilgiye eriştirmez mi? Tabii ki eriştirir. Hiç kimse de bunu olumsuzlayamaz, meğerki “ukala” olmasın!

“Akıl” dedik, “ukala” dedik, isterseniz bu kavramlara kısaca değinelim. Akıl, Arapça’da ayın, kaf ve lam= akale kökünden gelen bir fiildir. Akletti, gerçeği anladı, bildi, çocuk, anlayış ve temyiz çağına ulaştı, sığındı, korundu, çelme takıp düşürdü, önledi… Bunun ismi faili, “akil”dir. Çoğulu, “ukala”, “ukal”dır. Akıllı/akıllılar anlamındadır. Daha başka anlamları da vardır. Hal bu iken bizde kendini akıllı ve bilgili sanan, bilgiçlik taslayan kimse anlamında da kullanılmaktadır. Bu gibiler, “ukalanın biri” diye tavsif edilir. Özellikleri,  akıllarının ermediği işlerde bilgiçlik taslamaları ve hatta bilir bilmez her konuda fikir yürütmeleridir. Kendilerini; ileri derecede zekâ sahibi olduklarını göstermek için hep ileriye atılırlar. Bizim geleneklerde bu karakter için çok güzel deyişler vardır, mesela “ağır ol da molla desinler” bunlardan biridir. Toplumda acınacak halde görülürler ve hiçbir zaman onlara, Allah zekâ versin denmez, aksine Allah akıl versin diye dua edilir. 

Devam edecek