......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 315253

RABBİM, BİZLERİ UTANDIRMA!

Yazar : | Tarih : 7 ay, 2 hafta önce / | Görüntüleme : 12304
RABBİM, BİZLERİ UTANDIRMA!

Tahmin ediyorum ki, bir şekilde haberdar olunmuştur. Dünyaca ünlü oyuncu, Hollywood yıldızı Gerorge Clooney’in, ünlü olmadan önce gençlik yıllarında kendisine yardım eden 14 arkadaşına yaptığı jestten.

                “56 yaşındaki aktörün eski dostu Rande Gerber, Clooney'nin kendilerini arayarak 27 Eylül 2013'ü takviminize işaretleyin, hepinizi akşam yemeği için evime davet ediyorum" dediğini söyledi. Akşam yemeği için konuklar eve geldiklerinde, oturdukları masanın üzerinde kendilerine ait birer siyah çanta buldu. Çantaların içinde ise her biri 1 milyon dolar değerinde olan çekler vardı.

                Arkadaşlarının duruma şaşırması üzerine ünlü aktör şöyle demiş: "Çocuklar benim için ne kadar çok şey ifade ettiğinizi bilmenizi isterim. Los Angeles'a geldiğimde bana evinizi açtınız, koltuğunuzda yattım. Sizleri tanıdığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Şimdiye kadar sizinle kurduğum dostluğa benzer bir dostluk yaşamadım, bu yüzden benim için çok önemlisiniz ve hepimiz birlikteyken bu dostluğumuzun göstergesi olarak sizlere bir armağanım olacak. Şimdi sizden çantaları açmanızı istiyorum" Clooney'nin arkadaşı Gerber, "hepimiz şoka girmiştik" diye konuştu. Clooney paraların vergisini de ödemiş ve bu makbuzları da çantanın içine koymuş.”

                Bu ilginç haberler basına yansımış ve bu alicenap davranış herkesin dikkatini çekmişti. Bu haberleri doğrulayan Clooney, "Onlarsız şimdi sahip olduklarımın hiçbirinin olmayacağını düşündüm" dedi. Cindy Crawford'ın eşi Rande Gerber, bu durumu açıklamıştı. Kendisi de bunu doğrulamıştır.

                Clooney, dergiye verdiği röportajda, kazandığı parayı arkadaşlarına vermekten mutlu olduğunu belirterek, sahip olduğum tek şeyin, 35 yıl boyunca kendisine şu ya da bu şekilde yardım etmiş olan bu arkadaşları olduğunu söyledi. Onlarsız şimdi sahip olduklarının hiçbirinin olmayacağını düşündüğünü söyleyerek, “Bana bir otobüs çarparsa hepsinin vasiyetimin içinde olacağını düşündüm. Sonra neden otobüs çarpmasını bekliyorum ki” diyerek söz konusu yemeği düzenlediğini ve arkadaşlarına o paraları dağıttığını ifade etti.

***

                Bu olay bize şunu anlatmaktadır: Bu bir karakter meselesidir. Bu davranışın sahibinin hangi ırktan, hangi düşünceden, hangi dinden, hangi mezhepten olduğunun önemi yoktur. Her yaratılmışın güzel fıtrat üzere yaratıldığını biliyoruz. İlk Müslümanlardan olan Habbâb b. Eret, Resulullah’ın, İslâmiyet’i Ebû Cehil veya Ömer ile kuvvetlendirmesi için dua ettiğini bizzat duyduğunu belirtmektedir. Fakat bir duanın tecellisini isteyene, o doğrultuda iradesini kullanana nasip olduğu da bilinmektedir.

                İşte toplumsal ilişkilerimizi her daim bu anlayış ve bu değer yargıları üzerine kurmamız gerektiğinin çok önemli bir örneğidir bu. Hiç kimse hakkında önyargı ve ön kabulümüz olmadan ve her tür şartlanmışlıklardan uzak bir şekilde inşa ettiğimiz ilişkilerimizin, olumlu yansımalar olarak hem bize hem de toplumumuza döneceği bilinmelidir. Toplumun huzur kaynağının, hiç şüphesiz birbirine hoş görü dediğimiz müsamahayla yaklaşan, aralarındaki dayanışmayı, sevgi ve saygıyı güçlendiren bireylerin varlığıyla mümkün olduğunu da yaşananlar bize göstermektedir.

                Zaman zaman, yaşadığımız bu topluma hayat veren faziletli insanları konu etmişizdir yazılarımızda. Aslında bundan söz etmek, yazıya konu edinmek, böyle büyütülecek bir mesele de değildir. Bunu yapmak hakşinas her kalem erbabının da görevidir. Bunun bir bakıma hakkın da teslimi manasına geldiğini biliyoruz. Bunu bildiğimiz gibi marifetin iltifata tabi olduğunu da… Esasen her hak sahibine hakkını vermek de emredildiğimiz hususlardan değil midir? Bu sebepten dolayıdır ki bunlar, bireylerin azami titizlik göstermesi gereken konular içerisinde değerlendirilmelidir. Her birey, yaptığı işin şekli, rengi ve çeşidi ne olursa olsun, o güzel toplumun inşası için tuğlasını bir düzen ve disiplin içerisinde yerli yerine döşemek zorundadır. Bu gayretle yapılacak çalışmalar, şüphesiz kentin kültürünü ve medeniyetini oluşturarak o kentin tarih içindeki seçkin yerini almasını sağlar. Burada ana mesele, bu koşuda temel değerlere sahip çıkarak, kimse kimseye çelme takmadan, kendine düşeni yapması ve halkına hizmet etmenin kutsiyeti içerisinde bir güzellik yarışının içinde olduğunu idrak etmesidir.

                Bu kentin yetiştirdiği ender kalem erbabından bir kardeşimiz, hakkımızda bir yazı kaleme almış olduğunu biliyoruz. Öncelikle teşekkür ediyorum, hem kendisine hem de bu yazı dolayısıyla memnuniyetlerini belirten kardeşlerime. Bu kardeşimin yazılarını her daim severek ve ilgiyle okuduğumu belirtmek isterim. Bunun sebebi olarak da, yazılarını inandığı gibi yazmasıdır. Fikirlerine katılırsınız veya katılmazsınız, olaylar üzerine vardığı yargılarına, ama kesinlikle katılmanız gereken bir husus vardır ki, düşüncelerinin özgün oluşudur. Kendisine ait oluşudur. Biz bu memlekette sipariş üzerine kalemini başkasının emrine vermiş nice yazar(?) biliyoruz. Düşüncelerine katılsak da katılmasak da kendini ifade eden yazarların varlığı ayrı bir gurur kaynağı, ayrı bir övünç kaynağı değil midir? Hele ki bu onurlu kalemin sahibi sizin hemşeriniz ise, sevincinize sevinç katmaz mı?

                Evet, Şemsettin Günay’dan söz ediyorum, değerli bir yazarımızdan. Kendisi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Kamu Yönetimi’nden mezun olmasına rağmen ticaretle uğraşmayı tercih eden başarılı bir müteşebbis... Sadece başarılı bir girişimci dersek ona haksızlık etmiş oluruz. Hatay’da okuyan, araştıran ve yazan pek az sayıdaki insanımızdan biridir. Hem de hiçbir ideolojiye teslim olmadan, inandığı ve değer verdiği değerleri uğruna özgürce yazan biri… Bu konudaki mütevazılığını yansıtan kendine özgü yorumuyla… Ne ki, yazılarında uzun bir zaman “Güneş Gündem” müstear ismini kullanarak yazmıştır. Hatta bu sebepten dolayı, bunu anlama kültüründen fersah fersah uzak olan bir kalemin, … şecaat arz ederken sirkatini söylemesine şahit olduk. Onu, gerçek ismini kullanmaktan korkmakla itham etmişti. Gerekçesini de bir ideolojiye bağlı olmasından kaynaklandığını ileri sürüyordu. Ofisinde bana konuyu açmıştı. “Eyvahlar olsun, yazarlık ayağa düşmüş” dedim. “Bugün o şahsın da ödünsüz kabul ettiği yazar başta olmak üzere pek çok bildiğimiz yazar, müstear isim kullanmıştır. Edebiyat ilmini tedris etmeyen birinin böylesine cehaletini izhar etmesi bir komedidir” dedim ve müstear ismini kullananların listesini kendisine takdim etmiştim.

Ama sonradan aralarında ciddi bir samimiyetin kurulduğuna da şahit olduk. Ah keşke o yıkılası önyargılar önceden parçalanmış olsaydı da birlikte fikir geliştirilse ve projeler üretilseydi. Sizce kim kazançlı çıkardı bu işten? Tabii ki İlimiz ve dahi insanlık, değil mi?

Hemşerimiz olsun olmasın bu kente hizmeti, emeği geçen herkesin hakkını vermeyi şiar edindiğini biliyoruz. 24.06.2014 tarihli yazısında, Sn. Şemsettin Günay, “İlk meclis oturumunda Sayın Celalettin Lekesiz’in Hatay’ın fahri Kültür Elçisi ilan edilmesi için tüm şartları zorlamayı düşünüyorum. Çünkü şu anda bu unvanı ondan daha fazla hak eden bir kimsenin olduğunu sanmıyorum” diyordu. “Doğru söylüyor, bunun da yapılması lazım” demiştim ve “Bir basın toplantısında, ‘Hataylılara yeterli hizmeti veremediğim için mahcubum.’ diyen ve fahri hemşerimiz unvanını çoktan hak etmiş Sayın Valimizi bu kutlu hizmetleri yolunda köstek olmaya çalışan “yıkıcılar”a “dur” demenin, ilini seven her Hataylının görevi olduğuna inanıyorum” diye de eklemiştim.

Sağ olsun kardeşimiz, bizden bahseden cümlelerinin altında ezildiğimizi ve mahcubiyet duyduğumuzu ifade etmeliyim. “Bu güzel sözlere layık mıyım?” diye sırtıma beklemediğim bir yükün de bindiğinin/yüklendiğinin farkındayım, şüphesiz. Bu teveccühler karşısında kardeşimin şahsında bütün hemşerilerime olan dualarım ziyadesiyle baki olduğunu belirtmeliyim. Hepsinden Allah razı olsun ve onun rızasına uygun yaşayan kullarından eylesin, diye dua ediyorum.

Ancak bunun yanında naçizane hakkımda varit olan bu teveccühe layık mıyım, layık olacak mıyım konusu artık büyük bir mesele halinde hayatımda yer alacağının bilinmesini isterim. Ve Yaradan’ıma derim ki, “Yâ Rabbi, bu kardeşlerimin, hakkımdaki bu güzel niyetlerine karşılık beni mahcup etme. Onlara karşı beni utandırma! Ve de özellikle bende görülen bu sıfatlara layık olmama yardımcı ol, Senin huzuruna da mahcup olacağım, hayâ edeceğim şekilde çıkmaktan beni koru ya Rab!