......

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 248774

Daha iyisi mi gelecek?

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 gün, 8 saat önce / 19.06.2018 09:41:49 | Görüntüleme : 63

Seçim çalışmalarında kullanılan “değiştir” sloganına karşılık olmasını sıkça karşılaştığımız, “Daha iyisi mi gelecek?” sorusu zihinlerde bir korkunun yansıması olarak yer edinmiş.

Üzülerek belirtmek gerekir ki seçmenin üzerindeki bu korku, idarenin ördüğü ağdan kaynaklanıyor. Dış ve iç düşman bolluğu içerisinde halka sürekli bir endişe ve korku pompalanıyor. “Biz gidersek ülke yıkılır, biter, dağılır!”

İktidar partilerinin kendilerini “vazgeçilmez gösterme” arzusu bir yere kadar anlaşılabilir. Ancak ülkenin kamplaştırılması, FETÖ ve Çözüm Süreci gibi en büyük suçlusu olduğu konularda bile rakiplerini suçlama pişkinliğiyle zeytinyağı gibi üste çıkmasını anlamak mümkün değil. 

Aldatılmak ve aldatmak ikileminde yıllardır sürüklenen halk kitlelerinin bakışındaki iyimserlik de dikkat çekici. Bir insan, hayatındaki herhangi birinin kaç defa aldatmasına izin verir veya buna ne kadar tahammül edebilir?

Gelelim daha iyisi mi gelecek? sorusunun cevabına. İktidarların iç-dış politika, ekonomi ve sosyal hayatı yönetmeleri temel görevleridir. Bu açıdan bakıldığında;

Ekonomi: vatandaş çarşı pazara çıktığında birkaç ay önceki fiyatlarla şimdiki durum arasındaki farkı yakından gözlemliyor. Bu direk cebe yansıyan kısmı.

Hazinenin durumu ise; “Cari  açık, Nisan verileriyle son 12 aylık dönemde 57 milyar 73 milyon dolar oldu.” Bu rakam bir şeylerin yanlış gittiğini gösteriyor. Üretim kanallarının tıkandığını, fabrikaların kapandığını, işsizliğin had safhada olduğunu, reel enflasyonun sanılandan çok yüksek olduğunu, borç batağında olduğumuzu… Nereden tutarsanız elinizde kalıyor.

Yatırım politikalarının betonlaşmaya yönelik olduğu, üretime yönelik faaliyetlerin dibe vurduğu bir ekonomi politikası sürdürülemez. Araç geçiş garantili köprü de zaten trajikomik bir durum.

Sağlık: Sağlık sektöründeki görece iyileşmelere diyecek sözümüz yok. Ancak sağlık sektörünün şehir hastaneleri projeleriyle bir ranta çevrildiğini de söylemek mecburiyetindeyiz. Bu durum belli bir süre sonra patlama noktasına gelecek. Zira “hasta sayısı üzerinden verilen garanti” bütçeye ciddi bir yük olarak geri dönmektedir. Ayrıca şehrin bir yerine mecburiyet hastanesi gibi devasa bir yapı yapmaktansa şehrin her bir köşesine orta büyüklükte daha rahat hareket edilebilir, ulaşılabilir ve kontrol edilebilir bir hastaneler zinciri yapmak daha akılcı değil miydi?

Eğitim: Eminim (AK Partili dostlarımız da dâhil) makul kitle, hükümetin en başarısız olduğu alanın eğitim olduğunu itiraf edeceklerdir. Her yıl değişen ortaöğretim ve yükseköğretime geçiş sınavları, öğretmen atamalarındaki karmaşa ve gayr-i adil durum, yönetici atamalarındaki yandaşlık kriteri, bir türlü istenilen seviyeye gelemeyen eğitimin fiziksel şartları, müfredattaki tutarsızlıklar…

Yükseköğretim; sonu gelmeyen sorunlar yumağı.

Gençler mezun oldukları alanla ilgili iş bulamıyor.

Akademisyenler yarış atı gibi boş yere koşturuluyor. Bir yandan da akademik ve bilimsel faaliyetlere ayrılan fonlar tek tek kesiliyor. Böylece üniversitelerden bir türlü bilimsel ve teknolojik katkılar gelmiyor…

Gençlerimizin kötü alışkanlıkların pençesinde olması, çocuk suçluların artışı, cezaevindeki mahkûm sayısındaki patlama, kadına ve çocuğa yönelik her türlü şiddet ve cinayetler, boşanma oranları; eğitim sistemimizin bir ürünü olarak önümüze çıkmaktadır.

Dış Politika: Irak, Suriye ve Mısır politikalarımızın çökmüş olması devasa bir başarısızlıklar zincirinin birer halkasıdır. Rusya ve Amerika arasında gidip gelen kafa karışıklığı ve nihayet ABD-İsrail güdümündeki karar alma mekanizmaları. BOP, İncirlik ve diğer yabancı askeri üstlerin varlığı, Mavi Marmara, Rus uçağının düşürülmesi sonrası yaşanılan kriz, göç dalgası, mülteci sorunu… Ve tabi her seçim kampanyasında Gazze’de patlayacak havai fişekler(!)...

Sonuç olarak, 16 yılın sonunda ülkeye “millet bahçesiyle, çay ve kekin bedava olduğu kıraathane” vaatleri ülkenin nereye geldiğini gösteriyor.

Böyle gitmemeli, değişmeli/değiştirmeliyiz.



HUZUR İKLİMİNİ VE MUTLULUĞUNU YAŞIYORUZ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 hafta, 1 gün önce / 14.06.2018 09:54:20 | Görüntüleme : 128
Antakya Belediye Başkanı İsmail Kimyeci, yayımladığı mesajla vatandaşların Ramazan Bayramı’nı kutladı.

  Bizi birbirimize yakınlaştıran, aile ve akrabalık bağlarının daha da pekiştiği, sevgimizin, kardeşlik ve dostluk bağlarımızın daha da güçlendiği bir Ramazan Bayramı’na daha hep birlikte erişmenin huzur iklimini ve mutluluğunu yaşıyoruz diyen Başkan Kimyeci, mesajında şu sözlere yer verdi; “Mübarek Ramazan ayı boyunca, hemşerilerimizin yanında olmanın, iftar sofralarını paylaşmanın, ihtiyaç sahibi insanlarımıza el uzatmanın, sevinçlerini ve acılarını paylaşmanın manevi hazzını ve duygularını birlikte yaşadık.

Bayramlar, dini ve milli inançlarımızı örf ve âdetlerimizle süsleyip, geçmişten devraldığımız mirası zenginleştirerek geleceğe taşıdığımız, hoşgörünün ve yardımlaşma duygularının en güzel örneklerinin sergilendiği yüzyıllar boyu özenle örülmüş değerlerimizin yaşatılması ve kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan sevgi günleridir.

Asırlardan beri birlik içerisinde kutladığımız, yardımlaşmanın ve dayanışmanın sembolü olan Ramazan Bayramı’nda, gönüllerimizin huzur, sevgi ve kardeşlik duygularıyla dolmasına, bayram sevinciyle coşmasına vesile olmasını dilerim. Dünyada kan, gözyaşı, acı, sıkıntı ve zorluklar içindeki tüm insanların gönüllerine inen birer cemre olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim.

Bu duygu ve düşüncelerle, birlik, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi daha da güçlendiren bayram coşkusunun size, ailenize, sevdiklerinize, şehrimize, ülkemize, tüm İslam âlemine ve insanlığa hayırlar getirmesini temenni ediyor, Ramazan Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.” dedi.
(Haber Merkezi)



45 Maddede Neden Saadet?

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 hafta, 3 gün önce / 12.06.2018 15:59:01 | Görüntüleme : 106
Herkes gibi güce teslim olup çoğunluğun karşı konulmaz rüzgârına bırakabilirdik kendimizi.

A Haber/Havuz medyası izleyip mutlu kalabalığın içinde sanal ve sahte huzurun içerisine karışabilirdik.

Önümüze geleni olduğu gibi kabul edip eleştirme zahmetine girmeden hayatın tadını çıkarabilirdik.

Sorumluluğun cehaletle ortadan kalkmayan bir şey olduğunun bilicindeyiz. "Görmedim, duymadım, bilmiyorum" diye üç maymunu oynayabilirdik. Makamın ve mevkiin sıcak koltuğunda günümüzü gün edebilirdik.  Ama;

Parti ya da "şahıs" değil; “dava” bilinciyle hareket ettiğimiz için buradayız. Davamız da mutlu, müreffeh ve güvenlikli bir ülke.

“Bizde de terör olmasın" diyenlere Oysa “Suriye’de, Irak’ta ve BOP olan her yerde dökülen kanlar kimsenin umurunda değil!” diye buradayız.

Kendi küçük kazanımlarımız için değil; ümmetin büyük kayıplarına dur demek için buradayız.

Müslümana ve insanlığa yakışan (Fetö, Suriye, PKK gibi konularda) feraset sahibi bir siyasi görüşe sahip olduğumuz için buradayız!

Hz. Nuh gibi, az sayıda insanı ikna etmiş olsa da “pes etmeden yoluna devam” edenlerden olduğumuz için buradayız. 

Ülkemizde siyasi çığır açan Merhum Erbakan Hocamızın görüşlerine inandığımız için, emanetine sahip çıkarak buradayız.

İnandığı gibi yaşamak isteyenlerin sayısı belli olsun diye buradayız!

Mücahitlerin Müteahhitleşmemesi için buradayız.

Toplumun/Müslümanların genleriyle oynayanlara, dindarları faize alıştıranlara destek olamayacağımız için buradayız.

Faize dayalı olan üretimin hiçe sayıldığı, rantiyecilerin sömürdüğü, fakirin daha çok ezildiği bir sistemi kabul etmediğimiz için buradayız.

Paranın parayla değil, çalışarak ve üreterek kazanılacağına inandığımız için buradayız.

Fabrikaların ve üretim yerlerinin yok edilip-satılıp, yol köprü park yapılmasına engel olmak için buradayız.

Yıllardır ahlaksız TV dizileri ile yok edilmeye çalışılan milli ve manevi duygularımızı korumak için buradayız.

İnsanların eşit haklara sahip olduğu ilmi, ahlaki, sosyal, ekonomik yaşamda var olduğu bir dünya için buradayız.

Boşanma yerine evlenmelerin çoğaldığı, cinnet cinayet yerine sevgi ve saygının olduğu sağlıklı aile yapısının güçlendirildiği sağlıklı toplumlar istediğimiz için buradayız.

İstismara uğrayan, madde bağımlısı olan ve sağlıksız şartlarda köle gibi çalıştırılan çocuklarımız için buradayız.

 Milli Piyangoya, kumara dur diyemeyen, aksine entegre olanlara ve buradan para kazanmaya çalışan kumarbaz anlayışa destek olamayacağımız için buradayız.

Çevre katliamlarına dur demek, ekili arazileri betonlaştırıp geleceğimizi karartanlara dur demek için buradayız.

Cemaat/Cemiyet/Tarikatları bile ruhundan uzaklaştırıp, iş-ihale takipçisi konumuna düşürenlerden olmadığımız için buradayız.

 Hırsızlara, yolsuzluklara, adam kayırmacılığa, ihaleye fesat karıştıranlara seyirci kalanlara destek olamayacağımız için buradayız.

Yolsuzlukların da hırsızlık olduğuna inandığımız için buradayız.

Birileri sefahat ve refah içerisinde yüzerken bir kısmını da asgari ücret faşizmine ezdirmemek için buradayız.

 “Yarım değil tam, ılımlı değil sağlam, muhafazakâr değil Müslüman” olduğumuz için buradayız.

Irak’ı İncirlikten, Libya’yı İzmir’den bombalatanlara, Suriye’yi kışkırtıp boşaltanlara, BOP eş başkanlığıyla övünenlere destek olamayacağımız için buradayız.

Hala Kürecikte radar, İncirlikte ABD askerleri bulunduğu için,

Şimon Perez’i TBMM’de alkışlayanlara, Papa’yı Saraya davet edip el pençe duranlara, İngiltere Kraliçesinin eteklerini öpenlere, Kudüs’ü zımnen de olsa başkent kabul edenlere, destek olamayacağımız için buradayız!

Eğitimi içinden çıkılamaz bir hale getirerek geleceğimiz olan gençlerimizi ve çocuklarımızı perişan edenlerle olmamak, öğretmenlerimizi ve öğretmen adaylarımızı baş tacı etmek için buradayız.

Üretimden çok tüketmeyi esas alan zihniyete karşı olduğumuz için buradayız.

Sosyal adaletin tesis edilmesi, çalışanlara hakkının verilmesi için,

Bilimsel, teknolojik, akademik faaliyetlere hep hamasi/retorik söylemlerle yaklaşıp çözmeye çalışanlara karşı olduğumuz için buradayız.

Cari açığı ciddiye almayan, dolar kuru da neymiş diye alay eden “ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” aymazlığı içerisinde olanlar beraber olmamak için buradayız.

Mavi Marmara baskınında şehit olan insanlık için buradayız.

Darbelerin, darbe teşebbüslerinin siyasi ve askeri vesayetin sonun getirmek için buradayız.

 “Kıyamet günü en perişan kişi başkasının dünyası (makam ve mal elde etmesi) için kendi ahiretini feda/berbat edendir” hadisini hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadığımız için buradayız.

Aldatılmamak, aldatmamak için buradayız.

“Ne istediniz de vermedik” diye Fetöyü bu ülkeye bela edenlerle olmamak için buradayız.

Tek doğru bizim doğrumuz deyip medyayı ve her türlü muhalif görüşü susturmaya çalışanlardan olmamak için buradayız.

Dindarlığımızın ülkeye adalet, topluma huzur ve barış getirmesi gerektiğine inandığımız için buradayız.

Dindarlığımızın başka dine ve inanca mensup kişilere baskı aracı değil, birlikte yaşayabilme imkânı olduğuna inandığımız için buradayız.

Helal 4, haram 40’dan büyük olduğu için helalin yanında buradayız.

Tarık b. Ziyad’ın dediği gibi, zaferden değil; seferden sorumlu olduğumuz için buradayız.

Tribünlere oynayanlarla, popülist hesaplar peşinde koşanlarla değil; Hakkın rızasını elde etmeye çalışanlarla birlikte buradayız. 

Gençlerimizin gelecek kaygısı duymalarını engellemek, iş ve istihdam oluşturmak, sosyal ve kültürel anlamda onlara her türlü imkânı sunmak ve onları suçun ve kötü alışkanlıkların pençesinden kurtarmak için buradayız.

Şiddet barındırmadığı sürece her türlü farklı görüşün özgürce ifade edilebileceği bir ülke için buradayız.

İnancı, ırkı, mezhebi ne olursa olsun bütün vatandaşlarımıza temel insan hakları herhangi bir pazarlık konusu yapılmaması için buradayız.

Bundan sonrada hak bildiğimiz yolda kınayanların kınamasına aldırış etmeden, azim ve şevkle çalışmaya/mücadeleye devam edeceğiz.

Dr. Necmettin Çalışkan



MERHAMET

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 hafta, 8 saat önce / 01.06.2018 09:33:51 | Görüntüleme : 254
Allah Tealâ’nın dışındaki tüm canlılar başkalarına muhtaç durumdadırlar. Muhtaç olana, düşkün olana, hasta olana merhamet etmek ve yardımına koşmak toplumun evrensel bir denge içinde olmasının bir gereğidir. “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez” ( Buhari, Tevhid, 2) sözü ile Hz. Peygamber (s.a.s.), insanlara, merhametli davranmalarını tavsiye etmiştir. Merhametli davranmak sadece insanlara karşı değil hayvanlara, bitkilere, çiçeklere, böceklere kısaca her canlıya karşı da zarar vermemeyi, yumuşak davranmayı, acımayı, onun sağlık ve güzellik içinde yaşamasına izin verilmesini de kapsar. Merhametli insan, doğaya zarar veremez; doğanın güzelliklerini kirletemez; onun güzel olmasına ve güzel kalmasına yardımcı olur.

Bir çiçeğin koparılmaması-üremesine doğal seyrini tamamlamasına izin verilmesi insanın tabiata duyduğu sevgi ve saygının gereğidir. Bir hayvana eziyet edilmemesi, acı çektirilmemesi, taşıyabileceğinden fazla yük yükletilmemesi, ihtiyacı olan gıdanın verilmesi ve bakımının yapılması vicdanî merhametle ilgili bir davranıştır…

Merhamet duygusu, insanın acıma duygularını harekete geçiren, vicdanî duygularını sızlatan, dolayısıyla insanı doğru yola sevk eden, düşkünlere yardıma koşması için tahrik eden; acımasız olmasını engelleyen insanî ve yararlı bir duygudur.

Peygamber Enendimizin Şefkât ve Merhamet Örneği:

Ebû Hureyre’nin rivayet ettiğine göre, Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Adamın biri bir yolculuk esnasında bir ara susamışken önüne çıkan bir kuyuya indi, susuzluğunu gidererek yukarı çıktı. Fakat yukarı çıkınca asıl susuzluktan soluyup toprak yiyen bir köpekle karşılaştı. İçinden ‘ az önce ben nasıl susuzluk çekiyor idiysem, şimdi de bu köpek aynı şekilde susuzluktan yanıyor’ diyerek tekrar kuyuya indi, pabucuna su doldurdu ve onu dişleri arasına sıkıştırarak yukarı çıkarıp köpeğe su verdi, arkasından da Allah’a şükretti. Bu yüzden de Allah O’nun günahlarını affetti.”(Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.353)

ŞEFAAT PINARI

Rahmetler kazan Yâr’ından,

İç ! Şefaat pınarından!

Kaç ! Ol cehennem Nâr’ından,

Yoksa göklere tütersin!

 

Arı gibi çalışırsan,

Petek bal elde edersin!

Boş gezmeye alışırsan,

Yanlış yollara gidersin!

 

Aşkı nerede arayım?

Kâbetullah’a varayım!

Diz çöküp de yalvarayım,

Rabbim Sen bana yetersin!

 

İki gözüm iki sürme,

Dostun her hatasın görme!

Haksızlık ederek yerme,

Bilesin, ağır ödersin!

 

OYTAN, yürekten yanarsın,

Her daim Rabbin anarsın!

Yazları titrer donarsın,

Aşık Mecnundan betersin!



5-4-1-1 24 Haziran seçimine 26 gün kaldı.

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 hafta, 3 gün önce / 29.05.2018 09:55:56 | Görüntüleme : 123
Siyasi partiler, ittifaklar ve Cumhurbaşkanı adayları çalışmalarını yoğun biçimde sürdürüyor.

OHAL koşullarında gerçekleşecek seçimde, başını AKP’nin çektiği Cumhur ittifakının hedefi, hem Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak, hem de TBMM’in de salt çoğunluğa ulaşmak. Başını CHP’nin çektiği,

Millet ittifakının tek hedefi Erdoğan iktidarını devirmek.

HDP’nin, hedefi de, barajı aşıp, Cumhur ittifakına milletvekili kaybettirmek.

Hatay’da milletvekili aday listeleri belli oldu.

Hemen hemen her partinin listesinde sıkıntı var.

En çok sıkıntı yaşayan parti de, son andaki liste değişikliği ile CHP.

CHP Hatay’da, partinin patronu, liste değişikliğine don dakika hamleleriyle damga vuran HBB Başkanı Lütfü Savaş oldu.

24 Haziran’da, Hatay’da hangi parti kaç milletvekili çıkarır bir bakalım.

Tahminime göre, Hatay’da;

AKP zorlansa da 5 milletvekili çıkarır.

CHP, parti içindeki kırgınlıkları aşamazsa, 4 milletvekili çıkarır.

HDP. Barış Atay rüzgârı ve CHP’de yaşanan olumsuzluklar nedeni ile 1 milletvekilini güç bela çıkarır.

İYİ Parti, Meral Akşener rüzgârı ve MHP’de yaşanan olumsuzlukla 1 milletvekilini çıkarır.

Ancak; şunu altını çizerek vurguluyorum, AKP Cumhurbaşkanlığını kazanıp, TBMM’de çoğunluğu kaybederse, B ve C planlarını devreye sokabilir.

Bu nedenle seçim sandıktan çıkacak sonuca göre her sürprize gebe.



MÜLK SÛRESİNİN FAZİLETİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 8 saat önce / 25.05.2018 09:29:17 | Görüntüleme : 123
Nesâî ve Hakim’in rivayet etmiş olmasına göre, Peygamberimiz(s.a.s): “Kur’anda 30 ayet olan bir sûre vardır ki bağışlanıncaya kadar sahibine şefaat eder. Bu, Mülk sûresidir.”; “Mülk sûresi, el-mâniadır. O kurtarıcıdır, kabir azabından kurtarır.”; “Kim bir gecede Mülk sûresini okursa Allah ondan kabir azabını men eder.” Buyurmuştur.(Tirmizi, Fedâilü’l Kur’an,9)

PEYGAMBERİMİZİN KÖTÜLÜĞE

KARŞI SABRI.

Kötü davranışlara karşı Peygamberimizin ne kadar sabırlı olduğunu İbn-i Mes’ut şu olayla anlatmıştır: “Bir defasında Peygamberimiz Kâbe’nin yanında namaz kılıyordu. O sırada Ebu Cehil ve adamları orada oturuyorlardı. Bir gün önce orada bir deve kesilmişti. Ebu Cehil-Allah’ın lâneti üzerine olsun- “Hanginiz şu deve işkembesini kaldırır ve Muhammed secdeye varınca onu ensesine atıverir.?” dedi. Bu söz üzerine en mel’unları fırlayıp işkembeyi secdedeki Peygamberimizin boynuna atıverdi. Arkasından kahkaha ile hep beraber güldüler. O sırada ben ayakta duruyor ve olup bitenleri seyrediyordum. İçimden: “Keşke cesaretim olsa da işkembeyi onun üzerinden atabilsem ”dedim. Peygamberimiz ise hiçbir şey olmamış gibi secdesine devam ediyordu. O sırada bir adam koşup durumu Fatıma’ya bildirdi. Fatıma o sırada küçük bir kız olmasına rağmen koşarak geldi ve işkembeyi babasının boynundan atıverdi; arkasından da Ebu Cehil ve adamlarına ağır sözlerle çıkıştı. Peygamberimiz, namazı bitince üç defa yüksek sesle: “Allah’ım, kureyşlileri sana havale ediyorum! Allah’ım, Ebu Cehil’i, Ukbe’yi, Utbe’yi, Şeybe’yi sana havale ediyorum !” diye onlara beddua etti. Allah’a yemin ederim ki, Peygamberimizin adlarını saydığı bu kimseleri Bedir Savaşı sırasında kendi gözlerimle ölüler arasında gördüm.”( Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.240)

İLK İBADET EVİ

Din- inanç ağacının esas dalları,

Kâbe’ye çıkıyor tüm dünya yolları,

Namaz-oruç-zekât ve Hac’dır balları,

Şeriat gülzarında gül olmak gerek!

 

Müminlerin nefsi çarmıha gerilsin,

Bencillik testileri hemen kırılsın,

Şah-ı Resul bulunup sözler verilsin,

Tarikat bağında has kul olmak gerek!

 

Rüzgâra binip Arafat’a gidilsin,

Arş-ı Âlâ, el açıp dua edilsin,

Âh’la mercan gibi gözyaşı dökülsün,

Marifet’le zikreden dil olmak gerek!

 

İnancı zayıf-cahillere uyulmaz,

İnsan-ı kâmil sohbetine doyulmaz,

Yol doğru olmazsa menzile varılmaz,

Hakikate çıkan has yol olmak gerek!

 

Hayat bir rüzgâr has hızla esip geçiyor,

Vadesi yeten ol âleme göçüyor,

Ne ekerse ahrette onu biçiyor,

OYTAN ‘ım sana has kol olmak gerek



CHP’de yoklar listesi CHP’nin milletvekili aday listesi açıklandı.

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 3 gün önce / 22.05.2018 10:09:06 | Görüntüleme : 76
Tek belirleyicinin Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin aday listesinde solun ve halkların kardeşliğinin kırıntısı bile yok.

CHP listesini Erdoğan yapacak olsa, belki de bundan iyi liste yapardı.

Geçtiğimiz milletvekili seçiminden ders almayan Kılıçdaroğlu ve onun emrindeki partinin üst yönetim organlarının belirlediği liste ülke genelinde olduğu gibi Hatay’da intihar listesi.

Hatay’da, CHP’nin oy deposu olan Arsuz ve İskenderun başta olmak üzere, Erzin, Dörtyol, Payas listede yok sayıldı.

Mevcut dört milletvekilinden sadece Serkan Topal listede yer aldı.

Muharrem İnce’yi yemek için Cumhurbaşkanı adayı yapan Kılıçdaroğlu, İnce’nin ekibinden ülke genelinde sadece üç kişiyi listelere koyarak, İnce’ye son darbeyi de böylece vurmuş oldu.

Listeye bir bakalım;

1. Servet Mullaoğlu Antakya bölgesinden, il başkanıydı istifa etti.

2. Nermin Yıldırım Kara. Belen’li, eşinin Arsuz’da işyeri var.

3.Serkan Topal, Samandağ’lı mevcut milletvekili.

4. Mehmet Fatih Turan, Reyhanlı’da iki üç aylık ilçe başkanlığı yaptı.

5.Mehmet Güzelmansur, Hatay eski il başkanı.

6. İsmet Tokdemir, Reyhanlı’lı ailesinin çoğu AKP’ye kayıtlı.

7. Cemiyet Kışlıoğlu

8.Yüksel Oymak

9.Besim Ünaldı

10.Bilgen Duman

11.Dilan Bedir

CHP’nin bu intihar listesine göre liste yapacak partiler Hatay’da bayram yapar.

Yazık oldu, uzun yıllardan beri CHP’yi altın tepside taşıyan Hatay’lı seçmene.

Listeyi yapanlar sonucuna da katlanır.



KUL HAKKI

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 1 hafta önce / 18.05.2018 09:35:03 | Görüntüleme : 189
Kul hakkı deyince hayatın her alanını kapsayan birbirimize karşı sorumlu olduğumuz haklar anlaşılmaktadır. Bu hak, daha çok insanların canları, bedenleri, ırz ve namusları, manevî şahsiyetleri, makam ve mevkileri, dinî inanç ve yaşayışları gibi konulardaki kişilik haklarıyla mallarına ve aile fertlerine ilişkin haklardan oluşmaktadır. İnsanın her ne şekilde olursa olsun kendine ait olmayan bir şeyi meşru olmayan yoldan elde etmesi, kul hakkına girmektedir.

Dinimizde kul hakkı ihlâli büyük günahlardandır. Kur’ân-ı Kerim’de : “Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin…”(Bakara,2/188) buyrulmuştur.

Dini, dili, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun bir kulun hakkı ihlâl edilirse, o kişi ile helâlleşmeden başka affedilme yolu yoktur! Bu helâlleşme, şayet üzerinde maddi haklar varsa onu ödemek, dünyada üzerine düşen cezayı çekmek, hak sahipleriyle helâlleşmek; zulmettiği veya iftira ettiği kişilerden özür dilemek ve Allah’a tövbe etmekle mümkündür.

PEYGAMBERİMİZİN KUL HAKKI ANLAYIŞI

Hz. Peygamber(s.a.s), son zamanlarında ashabına: “Bende hakkı olan varsa söylesin!” buyurdu. Sahabeden Hz. Akkaşe, “Yâ Resûlallah, siz bir gün elimden tutarak deveye binmiştiniz. Deveye kırbaç vururken kırbaç benim sırtıma gelmişti. Acaba bu kul hakkına girer mi!?” dedi.  Efendimiz, “Girer elbette!” dedi.  Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir, Akkaşe’ye kızdılar. Resûlü Ekrem Efendimiz, “Ömer, Ebubekir siz karışmayın, bu benim hesabımdır” buyurdular ve Hz. Ali’ye, o kırbacın Fatıma’da olduğunu, alıp getirmesini söyledi. Hz. Fatıma durumu anlayınca evlatları Hasan ve Hüseyin’i gönderdi; onlar da kırbacın kendilerine vurulmasını istedilerse de Efendimiz kabul etmedi. Hz. Peygamber(s.a.s), sırtını açtı, Hz. Akkaşe, sırtındaki Peygamberlik mührünü görünce öptü ve esas amacının bu olduğunu söyleyerek hakkını helâl etti.

GEÇME GÖNÜL                                  

Eyüp sabrını göstermiş,

kul olmadan geçme gönül!

Üstünde Kur’an okunmuş,

Çul olmadan geçme gönül.

 

Ananın evlât aradığı,

Kul cübbesin sürüdüğü,

Muhammed’in yürüdüğü,

Yol olmadan geçme gönül!.

 

Hekim ilâç çün eritir,

Sır dolu arı üretir,

Bin bir çiçekten türetir,

Bal olmadan geçme gönül!.

 

Onsuz olmaz hiçbir belde,

Ol yâre sunulur elde,

Peygamber aşığı gülde,

Dal olmadan geçme gönül!

 

OYTAN’ım, candan bezdiren,

Yelkene rüzgâr sezdiren,

Yârı deryada gezdiren,

Sal olmadan geçme gönül!.



İTTİFAK VE KEMİK EDEBİYATI

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 1 hafta önce / 15.05.2018 09:10:58 | Görüntüleme : 137
Günlerdir seçim öncesindeki ittifak blokları tartışılıyor. Burada en fazla üzerinde konuşulan konu, Saadet’in kendi adaylarıyla ve amblemiyle gireceği ‘Millet’ İttifakı. Zira beklendiği üzere AK Parti cephesinden bu ittifaka “hainlik” damgası vurulmakta gecikilmedi.

Herkesin doğrusu var ama nedense AK Partili dostların doğrusu hep “tek doğru” oluyor. Kendilerinden başka kimsenin varlığına tahammülleri yok.

Gelelim neden böyle bir ittifak kurma gereği duyuldu kısmına.

Tabi şunu belirtmeden geçemeyeceğiz; zamanında birbirlerine en ağır hakaretleri yapan, birbirlerini zürriyetlerine kadar eleştirenlerin seçimde işbirliğine gitmesi nedense tartışılma gereği duyulmuyor.

Kendileri dışındaki toplumun ekseriyetinin temsil edildiği Millet İttifakı’nda bir araya gelinmesini kabullenemiyorlar.

Neden ittifak?

* Çok sesliliğin, istişarenin ve ortak aklın ne kadar önemli olduğunu bildiğimiz için,

* Adaletsizliğin adalet gibi algılanır olduğuna itiraz etmek,

* Mazlumun hakkını savunmak,

* Rüşveti, torpili, adam kayırmayı durdurmak, 

* Aldanmaya ve aldatmaya bir son vermek,

* Ekonomik darboğaza giren ve üretimin durma noktasına geldiği ülkeyi tekrar ayağa kaldırmak,

* Yalnızca yol, köprü, hastane, stadyum, adalet sarayı ve hapishane yaparak göz boyamamak,

* Askeri harcamaların gelirin en büyük kısmına ipotek koymasını engelleyerek insana ve barışa yatırım yapmak,

* Eğitimdeki kaosu ortadan kaldırarak gençlerimizi ve çocuklarımızı ahlaken ve ilmen geleceğe hazırlamak,

Günü kurtarmak için yapılan popülist politikalara dur demek,

* Devletin en önemli varlıkları olan fabrikaların, madenlerin, yaylaların, göllerin ve denizlerin kapitalist sermayeye peşkeş çekilmesini önlemek,

* Kamplaşmaya ve ayrımcılığa son vermek,

* Tek adam rejimlerinin Ortadoğu halklarını ne durumlara sürüklediğini gördüğümüz için,

* Ülkenin kaderinin bir kişinin dudakları arasında olmasını engellemek için ittifak zorunluydu.

***

 İttifak yapıyor diye Saadet’e saldıranlara seslenmek istiyoruz:

* ABD ile stratejik ittifak konusunda ağzını bıçak açmayanların,

* Papa heykelinin altında imza atılmasına karşı çıkamayanların,

* 15 yıl boyunca AB kriterlerinin uygulanmasına ve verilen tavizlere ses çıkarmayanların,

* İsrail’le dostluk konusunda çıt bile çıkaramayanların,

* Mavi Marmara’yı 20 milyona tahvil edenlerin,

* İncirlik’ten kalkan uçakların Irak’ı bombalamasına bir çift laf edemeyenlerin,

* Suriye ve Mısır başta olmak üzere dış politikamızın çöktüğünü ve her stratejimizin boşa çıktığını göremeyenlerin,

* Ahlaksız TV dizilerine, devlet eliyle oynatılan kumara, faize ses çıkaramayanların,

* Saadet’in kendi ilkeleri doğrultusunda ve hiçbir taviz vermeden ülkenin ve bu vatanın meşru partileriyle belli amaçlarla işbirliğine itiraz etmeye ne hakları vardır?

* Ey hükümetin trenine binen STK’lar, diyecek ne sözünüz var?

***

Bilinmeli ki;

Biz merhum Erbakan Hocamızın açtığı çığırı devam ettiren partiyiz.

Bu ülkenin geleceği ve çıkarları için, meşru her yolun mübah olduğunu da biliyoruz.

Her seçim dönemi yaklaşınca AK Parti’nin Saadet’i oyalaması ve son anda vazgeçmesine de gayr-i ciddi ve istihzai tavırlar sergilemesine de alışığız.

“Nasıl olsa bunlar cepte ve bizim arka bahçemiz” düşüncesi bu defa ters tepmiştir. Saadet kimsenin tutması/kapaması olmadığını göstermiştir.

***

Son olarak;

Hocanın kemiklerinin sızladığını iddia edenlere de sormak gerek:

* Bu hocanın kemikleri ABD ile stratejik ittifak yaparken,

* Kürecik NATO radarına izin verirken,

* BOP’a eş başkanı olurken sızlamadı da şimdi mi sızladı?

Özetle;

Bugün Saadet Partisi’ne izlediği siyaset sebebiyle ağız dolusu hakaret eden herkes, tüm milli irade STK’ları, cemaat, vakıf ve dernek müntesipleri, ağabeyleri ve ablaları; ABD bombalarının yüreklerini soğutamadığı aktivistlerimiz; bugüne kadar bir kere dahi AKP’nin herhangi bir yanlışına itiraz edebildiniz mi?

CHP ile kıyaslanamayacak, İsrail ve ABD ile işbirliği ve ittifak yapılırken sesinizi yükseltebildiniz mi? 

Öyleyse bırakın, ilk taşı siz atmayın…



NİYET VE AMEL

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 2 hafta önce / 11.05.2018 10:31:28 | Görüntüleme : 166
Niyet, en kısa ifadesiyle iç yönelişi demektir; hareketlerin temelinde yatan plân ve projedir. Allah katında dış görüntü hiç önemli değildir; kalplerdeki yönelişler değerlidir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Herkes şakilesi uyarınca amel eder.”(İsrâ,84)

Hasan-ı Basrî, bu ayette geçen “şakile” kelimesinin “niyet” anlamına geldiğini ve buna göre amelin sıhhatinin niyete bağlı olduğunu belirtmiştir.

Nitekim Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmuştur: “Müminin niyeti amelinden daha hayırlıdır.”

Bazı hadis bilginleri, yukarıdaki hadisin gerekçesini açıklarken, “Çünkü, insan bazen amele dönüşmeyen iyi niyetinden dolayı sevap kazanır; ama hiçbir zaman niyetsiz amelden dolayı sevap kazanamaz” diyorlar. Başka hadis bilginleri de: “Müminin niyetinin amelinden üstün olması şu yüzdendir: Niyet kalbin amelidir ve kalp marifet kaynağıdır. Marifetten kaynaklanan amel de tabii ki, diğer amellerden üstün olur” diyorlar. (Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.446)

“Niyet Hadisi” diye meşhur olan bir hadisi şerifin vûrûd sebebi olan olay niyetin ne kadar önem taşıdığına ışık tutmaktadır: Sahabeden biri, Ummu Kays adındaki bir  kadınla evlenmek ister. Kadın, Medine’ye göç etmesi halinde kendisiyle evlenebileceğini söyler. Adam da hicret eden Müslümanlarla beraber Medine’ye göç eder. Durumu öğrenen Müslüman muhacirler, bu adamla kendileri arasında amel bakımından fark olup olmadığını merak ederler ve Sevgili Peygamberimize sorarlar. Efendimiz de: “amellerin değer ölçüsü, niyetlerdir…” buyurarak işin farkını ve temel prensibini açıklar. Müslümanlar, sözünü ettiğimiz sahabeye, zaman zaman, “Ummu Kays’ın muhaciri” diye takılmışlardır.(İsmail Lütfi Çakan, İyi Müslüman, s.15)

NAMAZ

Gökte masmavi sema,

Mescid kubbesi gibi,

Namazı kıl daima,

Resûl cübbesi gibi

 

Seccadedir altımda,

Yeşil doğa örtüsü,

Günah yüklü zatımda,

Kalpte derin korkusu!

 

Ruhum huşu içinde,

Secdelere kapanır!

Namaz vakti geçince,

Üzülür ve utanır!

 

Havanda döve döve

Nefsimi uslandırdım,

Rabbimi öve öve

İçimi hislendirdim!

 

OYTAN’ım her namazı,

Son vakit sanarak kıl!

Yaptığın her niyazı,

Rabbini anarak kıl!