......

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 250192

KEŞKE HER İLÇE BÖYLE OLSA

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 4 yıl, 3 ay önce / 23.7.2014 10:52:19 | Görüntüleme : 1656


Fikirler, diller, dinler, renkler mozaiği bir memleketin güzel insanlarının güzel diyarı

Bu farklılığın en farklı olduğu bir ilçe Samandağ

Samandağ, Hatay`ın en çalışkan insanların yoğun olduğu bir belde…

İnsanlar bur da yatmaya değil, çalışmaya taliptir…

Bölgenin her karış toprağı değerlendirilmişti. Boş arazi bulamazsınız…

Hatay`ın lokomotif bir ilçesidir.

Üretir, çalışır, taşır ve hedefe ulaşır…

Narenciye, sebze ve meyve deposudur…

Ülkesine ve devletine en sadık ilçelerden biridir…

Adli vukuatın en az olduğu yerlerin başında gelir.

İnsanlar çalışmayı ibadet sayar, hayat anlayışları üretmektedir.

Eğitim ve öğretimdeki başarıları Türkiye ortalamasının çok üzerindedir.

Yaşayanların, kollektif iş yapmadaki başarısı örnektir…

Devletten almaya çok talip değildirler, devlete katkı sağlamayı şeref bilirler…

Samandağ Hatay`ın en özel ilçelerinden biridir…

Birçok güzellikler burada kendini bulmuş ve geliştirilmiştir.

Yaşayan halk siyaseti geçim için yapmaz siyaset ilke için yapılır… Diye benimserler.

Onun içinde her seçimde oyları sabittir, değişmez …

İlkelerini her şeyin üzerinde tutarlar…

Keşke siyasi partilerde bu insanlar kadar ilkeli ve dik durabilse

Dünyanın her yöresinde iş üreten bir Samandağlıyı görürsünüz.

Dünyada Türkiye , Türkiye de Hatay , Hatay da Samandağ

Hatay `ın ülkede tanınmasında katkıları büyüktür.

En son reklamları sınırları aşan Samandağ biberi, ünü sınırları aşmıştır.

Sahil ve plaj bu bölgedeki önemli bir şanstır.

Akdeniz`in incisi Hatay da bir yıldızdır Samandağ …

Bu güzel insanların iş üreten proje yağmuruna tutan bir de Anadolu delikanlısı idarecisi var.

Devletin ilçedeki en büyük gücü kaymakamlardır…

Samandağ kaymakamı örnek çalışmaları ile halkın büyük bir destek ve teveccühünü almıştır.

Dünkü Samandağ ile bugünkü Samandağ farkını görmek isteyenler ilçeyi görebilir.

Her ilçede öyle kaymakamlara ihtiyaç vardır.

Bilgi, tecrübe heyecan ve enerjisiyle ilçeyi şaha kaldırmıştır.

İdarecinin nasıl olması gerektiğini uygulamalar ve icraatları ile göstermiştir.

Samandağ kaymakamı Süleyman Özçakıcı, bu şehrin çalışkan bir kaymakamı hızını ve ufkunu açmış devletin büyüklüğünü hissettirmiş, insanların devlete olan saygınlığını artırmıştır.

Farklı projeleri diğer ilçelerde örnek alarak daha yaşanabilir, beldeler oluşturabilirler…

Kaymakamlık dört duvar arasından çıkıp insanların gönüllerinde nakşolmuştur…

İdarecilerin işlerini iyi yaparsa sonucunun ne olduğu somut bir şekilde gözükmektedir.

Gelişen dünyada turizmin etkisinin herkes farkındadır.

Bu paydan en büyük hisseyi alacakların başında bu ilçemiz gelmektedir.

Merkez ilçe miras üzerine bir şey koymazken Samandağın bu atılımları yeni cazibe merkezi olması yolunda tam gaz ilerlemektedir.

Böyle kaymakamlara şehirler uçar insanlar coşar

Devlet vatandaş katkısının en çok olduğu bir şehir olması idarecilerin halka olan diyoloğunun sonucudur.

Böyle kaymakamlar şehirlerin uçmasını sağlar.

Ve böyle insanların olduğu ilçeler etrafına fark yaratır.
MEHMET ŞAN

VATANDAŞTAN MEKTUP VAR!

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 4 yıl, 4 ay önce / 18.7.2014 11:43:33 | Görüntüleme : 1698


Ortalık toz duman, göz gözü görmüyor…

Gündem çok hızlı değişmekte, takip edilmesi bile imkansız…

Bir olay bitmeden diğer olay,gündemi meşgul etmekte.

Vatandaş şaşkın, olanları hayretle tedirginlik ile izlemekte.

İnsanlar son 10 yılda çok hızlı değişimler yaşadı.

Koalisyonlar gördü… Yedi düvele muhtaç olmayı yaşadı.

1 cent için çalınmadık kapı bırakmadığımızı unutmamalı.

Hacı muratlara binmek lükstü… Takım elbise bayramların dışında giyilmezdi.

Almancıların hovardaca harcamaları gıpta ile izlenir, Almanya`ya kaçak yoldan gitmenin hayalleri kurulurdu.

Bu memleket adam olmaz denir, kısa yoldan bir Almancı ile evlenip kapağı Almanya`ya atmak her Türk insanının en büyük hayallerindendi.

Hasta adam gitti, zinde bir adam geldi.

Dünyanın gıpta ile baktığı yeni bir Türkiye küllerinden doğdu…

Türk`ün her şeyi acele olduğu gibi büyümesi de hızlı oldu.

Bu hızlı büyüme ve gelişme bazı sorunları yanında getirdi.

Hızlı bir tüketim alışkanlığı…

Hesapsız, limitsiz kredi kartı furyası…

Koca bir toplum bir anda şehirli oldu.

Köylü yumurta, yoğurdu, ekmeği, meyveyi şehirden köyüne götürmeye başladı.

İnsanlar çalışmadan harcamanın tadına vardılar.

Tembellik, uyuşukluk ve miskinlikle arkadaş oldular.

Bu gidişatın kimseye faydası yok.

Vatandaş yöneticilere ferman…

Kafamızı karıştırmayın

Alışkanlıklarımızı değiştirmeyin

Kutsallarımızla oynamayın.

Dualarımıza güzellikler katın.

Kardeş ile kardeşin arasını bozmayın.

Geleceğimizin teminatı gençlerimizin istikbali ile oynamayın.

Size emanet edilen ülkeyi hırslarınıza mahkûm etmeyin.

Tarihten ders alın, tarih tekrardan ibaret olmasın.

Bu dünya iki hükümdara az, bir hükümdara çok demeyin.

Şükretmeyi bilin, insanların kafasını karıştırmayın.

Din herkesin üst kimliğidir, kimse onunla yücelmeye çalışmasın.

İyilikte güzellikte paylaşılsın…

Din adamı din adamı gibi, siyasetçi siyasetçi gibi olsun.

Ekonomimizi büyütün ruhumuzu güzelleştirin.

Birbirinizin hatalarını ortaya çıkarmaya çalışmayın.

Sizlerin hakkında en güzel kararı verecek olan yüce millettir.

Mümkünse kimse araya mesafe koymasın.

Vatandaşın ufku karartılmasın feraseti bağlanmasın.
MEHMET ŞAN


Bir Demirel Vardı

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 4 yıl, 4 ay önce / 16.7.2014 11:00:25 | Görüntüleme : 1669


Cumhuriyet tarihinin yarısında Süleyman Demirel vardır...

Dedemiz gördü, babamız ve bizim hayatımızda iz bıraktı…

Bir zamanın muhteşem Süleymanı…

Çoban Sülo ,Barajlar Kralı, Nurlu Süleyman nice adlarla anıldı.

Her dönem bir rol oynadı…

Her fraksiyonun savunucusu oldu…

Askerin her öksürüğünde ,şapkayı aldı gitti…

Yedi defa geldi sekiz defa gitti…

Sonunda çift anahtardan vermeyi vaat kalmadı.tut hayalleri zorladı…

İnsanları 35 yaşında emekli etti…

Ekonomiyi değil insanların hayallerine hitap etti…

Özal `a çok kızdı. Çırağının kendini geçmesini içine sindiremedi…

Köylü ve çiftçiyi memnun etti, köylü parayı onun zamanında kazandı.

İnsanların dilini ve dinini iyi kullandı.

Zeki ve akıllı adam olması onu uzun yıllar tarih sahnesinde tuttu.

Bir gördüğünü bir kez daha unutmamasıyla efsane oldu.

İnsanların gönlüne hitap etmekte mahir…

Ekonomiyi hep duvara toslattı…

Sorunları çözmeyi ötelemekten ibaret zannetti…

Bir millet yarım asır bir şekilde mutlu etti ve umut verdi.

Dünya ilerlerken biz yerimizde saydık …

Kuyruklarla tanıştık ,mazotu, yağı zor bulduk…

Espri ve hazır cevaplılığı milleti güldürdü

Mazot vardı da biz mi içtik…

Yollar yürümekle aşılmaz…

Siyasette bir gün çok uzun

Çankaya`daki şişman …

Hedefe giden her yol mubahtır…

Gibi tarihe düşen sözlerle insanların diline düştü.

Demirel döneminde muhafazakar insanlar devletle tanıştı…

Ekonomide az da olsala yol aldılar…

Türkiye Demirel zamanında fakir ama mutlu idi…

Azıcık aşım kaygısız başım felsefesi hakim di…

Günahıyla sevabıyla bizim Cumhurbaşkanımız oldu

Yaşı doksana yaklaşsa da fırsat bulsa yine sahnede gözükebilir.

Bilgi ve tecrübesiyle yeni siyasetlerin ustası dır.

Türk siyasetinde gelmiş geçmiş en renkli simalarından biridir.

Ecevit , Erbakan,Türkeş`le girdiği diyaloglar ve çekişmeler tarihin renkli anılarıdır.

O Anadolu çocuklarının ufkunu aşmıştır.

İnsan hatasız olmaz…

Her şeyiyle yine de milletin gönlünde… Tarih onu yazacaktır.


CHP’nin Rüyası Gerçek Olur Mu ?

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 4 yıl, 4 ay önce / 16.7.2014 10:58:54 | Görüntüleme : 1537


Dünün yanlışlarını bırakıp, bugünün beklentilerine cevap verirse,

İnsanları Mevlana gibi ne olursan ol yine gel diye bağrına basarsa…

Hakla arayı set koymayıp , halka ulaşırsa…

İnsanlara bayramdan bayrama değil, her an yakın olursa…

Din, ırk, mezhep partisi değil, Türkiye partisi olmaya çalışırsa…

Vatandaşı, eli nasırlı, fötrlü diye gruplamazsa,

Diliyle gönlü bir, inandığı gibi yaşarsa.

Sadeliği hayatının her aşamasında uygularsa…

Çalışmayı sevip, slogan üretmekten vazgeçip icraata geçerse,

Hayata tek bir pencereden bakmayı bırakıp, güzellikleri söyleme cesareti gösterirse,

İçerisindeki heyecanı bitmiş lortları dinlendirip, halkın sesine kulak verirse…

Milletin kutsallarına saygı gösterip, hoş görü timsali olursa…

Saf vatandaşın saf gönlüne hitap edebilirse,

Sadece eleştirel adam imajını bırakıp, icraat yapan rolünü oynarsa…

Demokrasi düşmanlarını payanda imajından kurtulursa,

İktidara seçimle değil illegal yollarla gelen bir organize görüntüsünü yıkarsa,

Halkla değil, illegal örgütlere güvenen bir parti havasında çıkarsa,

İlhamı iç ve dış mihraklardan değil, halktan alırsa,

Koltuğu ele geçirmek için birbirine şantaj yapmayı bırakırsa…

Hizmeti değil makamı yaşam sebebi sayıyorsa…

Verilen yetkiyi partizanca değil hakça uygular, gönül kazanırsa,

İdeallerini zig zag yapmayı bırakıp, istikrarlı gider, halkı dinlerse…

En büyük gücün halk olduğunu anlayıp ona sırtını dayarsa…

Eleştiriyi akıl ve mantık süzgecinden geçirip,insaflı eleştiri yapabilirse,

Varlık sebebi olan halkın bam teline dokunmazsa…

Eğitimli halk kadar eğitimsizi de unutmazsa…

Ayak oyunlarının en güzel icra edildiği değil, akıl oyunlarının uygulandığı mekan olursa…

Hizmette sürekliliği unutup, sürekli kongrelerle uğraşmayı bırakırlarsa…

Dünün büyüklerini bugün hakir ve hor görmezlerse,

İkisi bir araya gelip kavga ve gürültüsüz çalışıp birbirlerini aşağı çekmezlerse.

Hayali düşman üretip, gerçek alemi bulmayı unutmazlarsa…

Enerjilerini masa başlarında değil, halkın olduğu yerlerde harcarlarsa,

Rakiplerinin başarıya giden yollarını inceleyip üzerinde çalışırsa,

Amerika’yı yeniden keşfe gerek yok, yaşadığı halkı koordinatlarını çözerlerse,

İnsanlar, bu partiyi anlatabilirlerse, halkın duygularını hitap ederlerse,

Bu insanlar bu partiyi de iktidar yaparlar.

Yeter ki CHP liler iktidar olmak istesin…

Bir adım atsınlar halk on adım atacaktır.
MEHMET ŞAN


KALP KIRMAK MARİFET Mİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 4 yıl, 4 ay önce / 16.7.2014 10:56:50 | Görüntüleme : 1784


Güne kalp kırmadan başlaya bilsek…

Birbirimize bonkörce selam ve tebessüm versek…

Siyasilerin birbirine ölçüsüz sözlerine inat, ölçü olabilsek…

Fikirlerin insanlar için olduğu bilip, herkesi olduğu gibi kabul etsek…

Farklı düşüncelerin güzellik olduğunu fark edip bunun tadını tatsak…

Güzellikler farklı düşüncelerin meyvesi olduğunu bilebilsek…

Nerede fikir çeşitliliği var orada gelişmişlik olduğunu hissetsek…

Herkes aynı noktaya bakıyorsa, orada gelişme değişme yok, ilkelik var…

İnsan olmak en büyük sevme sebebidir birbirimizi…

Benden farklı düşünen biri benim ufkumu açan bir güneştir…

Farklılıklar güzellikleri oluşturan mayadır.

Bugün farklı düşünen yarın aynı fikre uzak değildir…

Sevgiyi hayatımızın merkezine koyduğumuz gün başlar güzellikler…

O vakit her sert rüzgarın baharın habercisi olduğuna anlarız.

Birbirimizin farklı olmasının bir tat olduğuna hissederiz

Kırılan bir kalbin tamirin ederi olmadığını hissederiz.

Ruhumuzdaki güzellikler paylaştıkça karanlığı aydınlattığı görmeye başlarız

Kalpsiz birinin işidir , kalpleri karartmak …

İnanan her insan inanmayanında sigortasıdır.

Bilir onunda bir Allah kulu olduğunu…

Sever onu da bir ademin oğlu olduğunu…

Bir kez gönül kırmanın neler kayıp ettirdiğini bilir…

Siyasi fikirden dolayı ötekileştirmez…

Aşağılamaz istifa etmez maddi manevi baskı yapmaz .

İnanan insan karıncayı dahi ezmez …

Eziyorsa ,benden değil diyorsa , elini uzatmıyorsa

Bu kıldığı namaz değil…

Zaman , gönülleri kazanma ,ayrılıkları azaltma ve kapatma zamanı.

Herkes birbirini kucaklamalı, bağrına basmalı …

En uçuk fikir sahiplerini de insan olarak gönlünde yer açmalı…

Birbirimiz için yapmalı fedakarlıkları…

Marifet, kalp kırmak değil, kalpleri kazanmaktır.

Partiniz, pırtınız, sizin olsun bize kalbimiz lazım.

Sevginiz muhabbetiniz baş tacımızdır.

İnandığın yoldan sapma, ama farklı olanı da gönlünden atma…

İnsan sevgisi her fikrin ötesindedir.

Sen yaratanın emanetisin…

Cani de alim de hepsi kardeş hepsi fani…

Kazanan kazandığın kalplerin sayısıdır.

Hoş seda bırakıp gitmek.

Gerideki buğulu gözler ve heyecanlı kalplerle mümkündür.

Yoksa unutulur gidersin

Bir varmış bir yokmuş …

Ama kalpleri kazanmışsa bir ömür yaşar ve edebileşirsin

Öyleyse, kalp kazanmak için neyi bekliyoruz

Bu kazancın karı iki dünyada da karşılık bulacaktır.

Kalp mutlu olacaksa bunun ilk adımı senden geçiyor

Öyleyse haydi…
MEHMET ŞAN


SUYA HASRET BİR HATAY

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 4 yıl, 4 ay önce / 16.7.2014 10:54:20 | Görüntüleme : 1859


Etrafı denizlerle çevrili bir şehir, susuzluğu gidiyor…

Tarihin cebeli bereketi, kuraklığa tam gaz ilerliyor…

Bu şehri yönetmeye talip insanlar , bu problemin altında eziliyor..

Denizdeki balık susuzluktan can çekişiyor…

İşi bilmeyen idareciler millete çile çektiriyorlar…

Anadolu’nun karasal ikliminde insanlar , sulak yaşıyor

Rahmeti gölgesindeki Hatay çöldeki insan gibi su arıyor.

Kim hatalı… başkan mı ? vali mi hükümet mi ?

Kim yönetimde ise sevap ve günah onundur.

Ama yapılması gereken bir an önce bu problemin çözülmesidir.

Hatay’ın susuzluğu , ülke kamuoyu ile paylaşıldığında, Hatay da ki bütün idareci ve yöneticilerin puanı düşer…

Herkes beceriksiz adamlar diyarı Hatay demeye başlar…

Kimsenin Hatay’ın prestijini düşürmeye hakkı yoktur.

Bu sıkıntı , iktidar muhalefet iş birliği ile acilen çözülmelidir.

Başkan , seçimi aldı , hayırlı olsun ama gezmekten biraz zaman ayırıp bu sorunu çözmenin yollarını ararsa, hızlandırsa iyi olur.

Dürüstlüğüne ,insanlığını bir söz söyleme hakkımız yok

Ama ,siyasette çözüm gecikirse , bugün gül verenler yarın kırmızı kart verebilir.

Bu sorun acil çözülürse , insanların ruh sağlığı ve morali düzelecektir

Kırık hana Hassa’sı … diğer ilçe ve köyleri susuz yaz yaşamamalıdır.

Mazeret değil halk çözümü beklemektedir.

Kültür ve hoşgörü şehri Hatay, bu meziyetini siyasette de başarmalıdır…

Yöneticilerin birbirine küsme hakkı yoktur.

Halka hizmet için bir araya gelinmeli ortak aklın gücü kullanılmalıdır.

Hatay insanı her şeyin en güzeline layık vatan sever bir halk tır.

Bütün renklerin ve kültürlerin kardeşçe yaşadığı bu kutlu coğrafya yönetim zaafından dolayı halka çile çektirilmemelidir.

Yeni büyük şehir olmanın getirdiği eksiklikler bir önce giderilmelidir.

Başkan, güçlü ve işi bilen kadrolarla bu problemi çözmelidir

Hatay’ın Türkiye deki imajı daha yukarılara çıkarılmalıdır.

Bir çok problemin daha da depreşmeden çözülmesi için güzel adımlar atılmalıdır.

Yoksa etrafa gülücük dağıtılarak kadro paylaşması yapılarak sorunlar dağ gibi büyür ve bütün Hatay bu problemin altında kalır

Hatay’daki siyasilerle de muhalefet belediyesi diye hizmet yarışında gerekeni yapamamazlık yapmayacaklardır.

Çünkü Hatay sadece bir partinin değil tüm Hataylıların yaşam alanıdır.

Başkan başarılı olursa bu şehirdeki herkes mutlu olur.

Büyükşehir köy görünümünden şehir görünümüne geçilmelidir.

Modern bir Hatay bütün Hataylıların ortak isteğidir

Çevresi gelişen, ilerleyen bu şehrin diğer illerin gölgesinde kalmaması için yöneticilerin gayret sarfetmesi hepimizin menfaatinedir.

Başkan başta su olmak üzere, bir çok problemi çözerek Hataylının hayata güzel bakmasına vesile olmalıdır.

Kendine verilen bu fırsatı iyi değerlendirmelidir

Başkanının başarısı Hatay’ın başarısıdır.

Hiç kimse Hatay dan daha büyük değildir

Hatay hepimizin hayat ve yaşam sevincimizdir.

Bu güzel şehir dünyadaki hak ettiği değeri alması için ibadet aşkıyla bütün yöneticiler yetkilerini en iyi şekilde kullanmalıdır.

Hatay hayata güzel bakanların yaşadığı bir yer olmalıdır.

Başkan bu şehre can suyu olup problemleri çözecektir.
MEHMET ŞAN


Ekmeleddin İhsanoğlu

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 4 yıl, 4 ay önce / 15.7.2014 10:54:53 | Görüntüleme : 1565


Herkes konuşuyor…

Yorumlar yapılıyor…

Bu çatı çöker mi ?

Çatıda uyum var mı ?

Gönül birliği olan bir yerde mi ?

Bu çatının temeli sağlam mı ?

MHP’liler ve CHP’liler gönül birliği yapabilmiş mi ?

Zoraki nikah mı?

Aday yapılan kişi aday gösterenlerin ne kadar yanın da ?

Adayın insanlığına, iyiliğine, kibarlığına diyecek bir şey yok…

Adayın halkta karşılığı var mı ?

Yaptığı işte başarılı nice insanlar var,ama bunu siyasette başarabilir mi ?

Cumhurbaşkanlığı makamı noterlik makamı değildir… Oradaki insan halkı tanımalıdır.

Nasıl iyi bir siyasetçiyi alıp ta, alsana profesör gayesinin verilmesi ne kadar içi boş kalırsa

Bu makama da siyasetin içinden birinin gelmesi kadar doğal bir şey var mı ?

Çatı adayı bir inanmışlık ürünü mü ?

Yoksa, dostlar alışverişte mi görsün projesi…

Yarışta rakibin karşısına aynı güçte bir aday yarışı zevkli olur

Aslanla farenin yarışı farenin komikliğini arttırır…

İki liderin amatörce bir çalışması,iki partinin de tabanlarını memnun etmemiştir.

Tayyip Erdoğana karşı olanların böyle bir adayı göstermeleri,

Onların adına akıl tutulmasıdır…

Tayyip Erdoğanı radikallikleri olarak gösterilenlerin daha fazlası bu adayda mevcuttur.

Ekmeleddin İhsanoğlu, Türk siyasetinde bir dönüm olacaktır.

Bu günün muhaliflerinde seçim sonrası bahar rüzgarları esebilir.

Mevcut yönetimler yerlerini yeni filizlere bırakıp,muhalefete yeni bir kazanım olabilir.

Denize düşen ne bulursa sarılır da…

Ekmeledin Bey, bu teklife nasıl bir ikna yolu ile inandırıldı…

Bu anlaşılmadı, zaman gösterecek

Görünen köy kılavuz istemiyor…

Soldaki bir çok düşünür ve aydın ilk günden isyan bayrağı açtı…

Öyle ise kim verecek bu oyları…

Sahi mitinglerde kim konuşacak, mitingi kim yapacak…

Salon toplantılarıyla nereye kadar gidilecek…

Muhalefet, kariyerin zirvesindeki bir kıymetli bilim adamını sahneye çıkardı.

Bari, ortada bırakmasa, elaleme mahcup etmeseler.

Aday yapanlar tatile gidip, hocayı kurta kuşa yem etmeseler.

Aslana sormuşlar niye boynun kalın “kendi işimi kendim hallettim” demiş.

Hoca, her şeyi biliyor ama bu halk deyimini herhalde gözden kaçırmış.

Hoca yetmiş yıl uzak durduğu bir yolda nasıl başarılı çıkacak.

Allah utandırmasın…

Yol arkadaşlarına da arkadaşlığın gereğini yapmak nasip etsin.
MEHMET ŞAN

BAŞBAKANSIZ BİR PARTİ YOKMU OLUR

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 4 yıl, 4 ay önce / 15.7.2014 10:54:15 | Görüntüleme : 1586


Herkes kaygılı stresli …

Ak parti başbakansız ne olur…

Muhaliflerde sanki ak partiyi kabullendiler

Ak partisiz bir siyasi arena düşünülemiyorlar

Ak parti siyasi hayatımıza çok şey kattı

Partiler Ak partiyi kendilerine örnek aldılar

Bakın, Ak parti ne yapıysa aynısını diğerleri yaptılar

Kötü bir şey mi , tabi hayır

Güzellik nerede varsa alınmalı , üzerine bir şeyler katılmalı…

Bizim muhalefet sadece aldı , bir katkı sağlayamadı

Tayip Erdoğan , Türk siyasetinin yetiştirdiği önemli bir lider

İnanmayan etrafına baksın iç ve dış düşmanların tek hedefi onu yok etmek

O halktan aldığı dua ve teveccühle bütün oyunları bozdu ve tam gaz ilerliyor.

Tayyip Erdoğan neden büyük , İnandığı her adımı attığı geri dönmeği için değilmi ?

Takip edenler bilir ne demişse yapmıştır…

Yolundan dönmemiştir…

İstişareyi eksik etmemiştir ,yaşam tarzından

İri ve diri olmanın yolunun birlikten geçtiğine inanmıştır.

Yapılan anket ve istişareler onu cumhur başkanlığının makamlığını göstermektedir.

Bu makama laik , hak eden ikinci bir kişi var mıdır?

Cumhurbaşkanlığı makamı , emeklilik geçirilecek , teselli olunacak bir yer değildir.

Milletin başı dünyanın hızını yetişme mekanıdır

Orada atmaca gibi koşacak şahin gibi hedefi anında imha edecek biri lazım

Yoksa dostlar alış verişte görsün otursun, büyüsün, yok böyle bir tarz

Tayyip Erdoğan bu milleti dünden bugüne ileri götürmüştür.

Yarın daha iyi günler bizleri beklemektedir.

Ak parti bir ekip partisidir.

Orkestra şefi nerede olursa olsun tam gaz devam eder

Ak Parti ,Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığı aldığında daha da güçlenir

Başbakanlık makamına yüzlerce gelecek isim vardır

Her gelen rotayı şaşırmadan hizmete devam eder

Ak parti, milletin gönlündeki yeri sayesinde , hiçbir engele takılmaz

Güneşi güçlü bir dünyadaki ay da güneşe tabi olur

Ak parti ,daha hızlı ve canlı olur , bırakın bölünmeyi dimdik ayaktadır

Yeni ak parti eskiyi aratmaz kötü rüya görenlerin rüyaları gerçekleşmez.

Beraberce çıkılan bu yol kimseyi yarı yolda bırakmayacaktır.
MEHMET ŞAN


Bu Başkan Nasıl Başkan

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 4 yıl, 4 ay önce / 15.7.2014 10:47:04 | Görüntüleme : 1645


Makam koltuğuna oturalı 90 günü geçti…

Neler değişti eksi tas eski hamam mı

Gözle görülür bir kıpırdama var mı ?

Şov yapmaktan hizmet yapmaya vakit bulamadı mı?

Ne olduğunu unuttu,kendine yeni dost dostlar mı edindi…

Halkın içersine girmekten kaçmaya mı başladı…

Belediye az uğramaya mı başladı…

Toplantı var muhabbetiyle yerine vekil mi bırakmaya başladı.

Konuşurken gözünün içine bakmamaya mı başladı…

Size selamı içten mi yoksa kerhen mi veriyor…

Mesaiye uyuyor mu ?

Halkın iyi gününde kötü gününde yanında mı?

Verdiği vaatleri unuttu mu,

Seçimin öncesi gülen yüzler somurtmaya başladı mı ?

Dünkü Ahmet bey bugün Ahmet oldu mu?

Seçim de atmaca gibi olan bugün tel tel dökülüyor mu?

Problemler karşısında topu taca atıyor mu?

Yok demeyi evetten çok kullanıyor mu?

Yıldızları vaat ederken bugün bir itfaiye suyu çok görüyor mu?

İnsanları oy veren vermeyen diye ayırıyor mu?

İnsanlığın partisi olmadığını unutmaya başladı mı?

Önce çalışanın maaşı deyip kendi maaşını almıyor mu?

Yetkiyi hak edene verebiliyor mu?

Aldığı tabloyu kötülemeye bırakıp üzerine üzerine bir şeyler koyabiliyor mu?

Kendini geliştirmek için gayret sarf ediyor mu?

Bu suallerin cevabı sizlerde olumlu ise, bu başkan iş yapar aş verir…

Yoksa, yandı gülüm keten helvası…

Gitti gitti bir beş yıl daha…

O zaman işiniz duaya kaldı…

Her başkan aldığı sorumluluğu unutmamalı…

Etrafında yanlışlarını söyleyecek bilgeleri olmalı…

Başkanlar övgüden çok eleştiriyi sevmeli…

Eleştirileri tebrik etmeli gerçek dostları onlardır çünkü.

Yoksa padişahım çok yaşa diyenler çoksa sonuç bir sonraki seçimde hüsran

Tek kayıp eden başkan değil koca bir şehir olur

Başkanın yetkileri adil ve insaflı olmalı…

Yarın hesap gününde veremeyeceği hesabı olmamalı.

Yoksa orada makam ve mevkiler ateşten gömlek olur.

Yetkiyi kullanırken tüy bitmemiş yetiminde hakkı unutulmadan karar verilmeli…

Vicdanlarına hakem tahin ederlerse vicdansızlıklara tevessül edemezler.

Bu başkanlar iyi başkan olmalı

Dua almalı…

Mazlum yanında bulunmalı

Mağrur olmamalı. Nereden geldiğini unutmamalı

Yoksa yarın selam verecek bir adam dahil bulamaz.

Verilen yetki iyi kullanılmalı, gelecek neslinde idolü olmaktır.

Geçmişteki hatalar tekrarlanmamalı.


Bu Yazıyı Okuyan Mutlu Oluyor

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 4 yıl, 4 ay önce / 15.7.2014 10:43:56 | Görüntüleme : 1743


Yaşlı kadın, usulca odasından çıktı. Salondan torunu ile gelinin sesleri geliyordu:

`-Oğlum, sofra hazır, çorbanı koydum; haydi gel de soğutmadan ye!..`

Salonun en kuytu yerine geçti, yerde kendine ait köyden getirdiği minderin üzerine oturdu. Çocuk, babaannesini görünce:

`-Babaanneciğim, gel beraber yiyelim!..` dedi.

Yaşlı kadın mânidâr bir şekilde iç çektikten sonra:

`-Evin erkeği gelmeden akşam sofrasına oturulmaz. Hele babanız gelsin, beraberce yeriz inşaâllah!` dedi.

Evin gelini:

`-Aman anneciğim, eskidenmiş onlar!.. Şimdi acıkan yemek sofrasına oturur, o da gelince yer.` dedi. Yaşlı kadın:

`-Kızım, nasıl insanların bir edebi, hayâsı, iffeti varsa, evlerin de iffeti ve edebi vardır.`

Torunu dayanamayarak alaycı bir tavırla söze karıştı:

`-Yaa babaanne, neymiş bu evlerin iffeti... Anlat bakalım, merak ettim!..` dedi.

Yaşlı kadın söze başladı:

`-Biz küçükken annelerimizden önce babalarımızın karşısında edepli oturmayı öğrenirdik. Evde babamız, annemiz varken ayağımız uzatıp oturmaz, büyüklerimiz konuşurken söz hakkı verilmedikçe söze dâhil olmazdık. Büyüklerimiz odaya girdiğinde hemen toparlanır, kalkıp onlara oturmaları için yer verirdik. Aslâ babamız sofraya oturmadan sofraya el uzatmazdık.

Babamız gelir, «Besmele» çeker, «Haydi buyurun.» derdi. Huzurla hepimiz başlardık yemeğe... Sonunda da sofra duâsını kardeşlerimiz aramızda sıra ile okurduk. Hiç âilece yenen yemek kadar lezzetli yemek olur mu? Bu sofranın edebidir, yavrum!..`

Torunu:

`-Bu kadar baskı karşısında depresyona girmez miydiniz babaanneciğim!` dedi.

`-Hayır, yavrum bizim zamanımızda saygı olduğu için sevgi hep bâkî kalırdı. Sevgi var oldukça da hiç depresyona giren olmazdı. Yemekler lezzetli, uykular dinlendiriciydi. Biliyor musun? Ben depresyon kelimesini ilk defa burada duydum, hattâ köyümüzde bir tane akıldan mahrum birisi vardı, «Deli İbram» derlerdi. Vallahi, o bile o kadar mutluydu ki, anlatamam. Akşama kadar sokakta çocuklarla oynar, acıkınca bir kapıyı tıklatır; «Aba acıktım, aba su ver!» derdi. Hangi kapıyı çalsa, boş çevrilmezdi. Berber saçları uzadıkça tıraş eder, hamamcı arada yıkardı. Cumaları esnaf elinden tutar, namaza bile götürürlerdi. Yani hiç kimse onu dışlamazdı..

Şimdi hiçbir şeye saygı kalmadı. Bak evlere bile saygı yok bu şehirde! Herkes akşam olduğu hâlde perdelerini örtmemiş, bütün evlerin içi görünüyor, ama kimse utanmıyor. Biz daha hava kararmaya başlamadan kalın perdelerimizi çeker, ondan sonra evin ışıklarını yakardık. Hattâ perde kapalıyken üzerimizi değiştirmeye edep eder; ışığı söndürür, yere çömelir öyle üzerimizi değiştirirdik. Gölgemizin bile dışarıdan görünebileceğini düşününce yüzümüz kızarırdı.`

Bu sırada gelini, oturduğu yerden kalktı, mahcup bir edâ ile salonun perdelerini çekti.

`-«Evin edebi, önce perdesinin çekilip çekilmediğinden belli olur.» derdi büyüklerimiz...

Evler, kocaman duvarlarla çevrilmiş avluların içinde olduğu hâlde hiç kimse iç çamaşırlarını ulu orta asmazdı, ev ahâlisinden bile edep ederlerdi. Ben daha küçükken giydiğim şalvarı en ön ipe asmışım, hemen anam gelip; «Kız, baban bugün avluya çıktı, senin şalvarın asılı idi, utancımdan yerin dibine girdim. Bir daha öyle ortaya asma, çamaşırların en arkasındaki ipe as!.. Üstüne uzun bir tülbent ört, sonra mandalla... Altında ne olduğu görünmesin!.. İffetimiz, edebimiz bir giderse, ortada îmanımız kalmaz!..» dedi. Tabiî ben 12 yaşlarındaydım, annem bunları bana söylerken ben yerin dibine girdim. Şimdi öyle mi? Geçende bir nefes alayım diye balkona çıktım, karşı komşu, bütün çamaşırları asmış uluorta, ben utancımdan hemen içeri girdim.

Bugün yemekler dışarıda yeniyor, «göz hakkı» oluyor, kimse umursamıyor. Çarşı pazardan alınanlar şeffaf poşetlerde eve geliyor; alan var, alamayan var. Göz hakkı, kıskançlık oluyor bu yenenlerde... Hiç şifâ olur mu yavrum? Bizim Peygamberimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem, «Yemeğinizin kokusu ile komşunuza eza etmeyiniz.» buyuruyor. Bugün kokuyla, gösterişle çevredekilere hep ezâ veriliyor. Tabiî ki yenilenler içinize sıkıntı veriyor. Sonra da «depresyon» diye diye doktorlara gidiliyor.

Evin bir edebi daha vardır ki, en önemlisi de budur herhalde... Evin içinde yaşananlar, aslâ dışarıda anlatılmaz; yenenler, içilenler, muhabbetleşmeler, kavgalar... Bu da evin iffetinden sayılır ve hiç kimseye anlatılmazdı. Bu yüzden problemler ev içinde kolaylıkla çözülürdü. Zaten Peygamberimiz de özellikle karı-koca arasında olanların etrafa yayılmasının ne büyük bir günah olduğunu hep hadislerinde anlatıyor, değil mi Leylâcım!..` dedi gelinine... Leylâ mahcup bir şekilde:

`-Evet anneciğim.` diyebildi.

Torunu:

`-Babaanneciğim, şimdi facebook diye bir şey var; insanlar gittikleri lokantalarda yedileri şeylerin fotoğrafını çekip binlerce kişiye gösteriyorlar!..`

`-Aayy ne ayıp... İnsan hiç yediğini söyler mi?`

`-Âh anneciğim, her hâllerinin fotoğrafları var. Gezdikleri yerlerin, yedikleri yiyecek-içeceklerin, aldıkları eşyâ ve kıyâfetlerin, hattâ beylerinin aldığı çiçekleri üzerinde yazdıkları notlarla paylaşıyor insanlar...`

`-Yavruuum, sen neler diyorsun? Kıyamet koptu kopacak desene... Evler çırılçıplak kaldı desene...` dedi gözyaşları içinde anlatmaya devam etti:

`-Biz beylerimizle yan yana yürümeye ar edinirdik; dul kalanlar var, evlenemeyenler var. Onların gönül yaralarına tuz basmayalım diye, beylerimizin bir adım gerisinden yürürdük... Şimdi kavgalar ortada, sevmeler ortada... Tabiî ki, hiç mahremiyet kalmayınca samimiyet de kalmıyor. Evin bereketi, büyüklere saygıdadır. Evin iffeti, örtülen perdedir. Sevginin iffeti, gizliliktedir. Gözün iffeti, göz kapaklarındadır. Bedenin iffeti, tesettürdedir. Utanma, hayâ, îmandan bir şûbedir. Bakın size, benim annemin anlattığı bir hikâyeyi anlatayım. Hikâye dedimse, adı hikâye... Aslında bir hadîs, hadîs-i kudsî hem de... Yani mânâsını Allâh`ın Peygamber Efendimize haber verdiği, sözlerini ise Peygamberimizin kendi sözleriyle ifade ettiği bir hadis...

Bu hadîs-i kudsîye göre:

`Allah Teâlâ, Âdem aleyhisselâm`ı yarattığı vakit Cebrâil aleyhisselâm ona üç hediye getirdi: İlim, hayâ, akıl. Ona dedi ki: «Ya Âdem!.. Bunlardan dilediğini seç!..»

Âdem aleyhisselâm aklı tercih etti. Cibrîl aleyhisselâm hayâ ve ilme, makamlarına dönmelerini emretti. Hayâ ve ilim dediler ki:

`-Biz, âlem-i ervâhta (ruhlar âleminde) hep beraber idik. Birbirimizden aslâ ayrılmayız. Ruhlar cesetlere girdikten sonra da aynı şekildedir. Ve akıl nerede olursa, biz ona tâbî oluruz.

Cibrîl aleyhisselâm da öyle ise yerlerinize yerleşin!..` diye emretmekle akıl dimağda, ilim kalpte, hayâ da gözde yerleşti.`

İşte bu hadîs-i kudsîde de anlatıldığı gibi, hayânın makamı gözdür. Bu yüzden hem gözümüzü korumak önemlidir, hem de göze hitâp eden şeyleri kontrol altında tutmak...`

Gelini:

`-Haklısın anneciğim, biz iffetimizi kaybettikçe buhranlarımız arttı.` dedi.

Torunu kaşığı sessizce bırakıp:

`-Ben babam gelince yemeğe başlayacağım, anneciğim!` dedi.

Babaanne de söylediklerinin evlatları üzerindeki tesirini görünce sessiz bir şekilde Allâh`a hamd etti.