......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 300617

SESSİZCE BATIYOR (MUY)UZ?

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 yıl, 2 ay önce / 04.09.2018 10:23:12 | Görüntüleme : 1434
Büyük krizlerle karşı karşıyayız. Farkındayız. Herkes ama herkes sus pus. Bütün medya kör, sağır.Ekonomik krizin sebebi de bir türlü dile getirilmiyor. Varsa yoksa Trump. Günah keçisi bulundu ya gerisi sorun değil. Krizin önemli nedenlerinden biri ithalat ihracat arasındaki uçurum; cari açık. Üretmiyoruz yalnızca tüketiyoruz. Döviz kurlarındaki bu önlenemez yükselişin nedeni dışarıya sattığımızdan çok alıyor oluşumuz.

Muhalefetin özellikle de Saadet’in seçimden önce üstüne basa basa söylediği “betona para gömüyoruz" sözü işe yaramadı. Hala saray, stadyum, hapishane, köprü ve tünel projeleri dile getiriliyor. Bunların da iş/kazanç garantisi ile müteahhitlere yaptırılması da ayrı bir skandal. Yani gitmesek de geçmesek de muayene olmasak da o borç bizim borcumuzdur.

Büyük bir devalüasyon yaşadık. Paradan 6 sıfırı atar gibi paramızın altını oyduk. Telekom gibi Türkiye’nin büyük bir tesis kasasında parayla yabancılara satıldı kimseden gık yok. Şimdi de nasıl kandırıldık, gördünüz.

 Şeker fabrikaları derdest edildi tık yok. Muş’taki şeker fabrikası kapatılıp yerine saray yapılacakmış. Gerçekten bunlara bu aklı kim veriyor, bunları anlamak mümkün değil. Acaba o saray tek bir gün kullanılacak mı?

***

Bu milletin bin yıllık geçmişine baktığımızda şatafat, lüksten daha fazla birlik, beraberlik, kardeşlik fedakârlık vardı. Çanakkale’yi de anlatırken koyun koyuna yatan askerlerden bahsederiz. Yedikleri menüyü her yere asarız. Ama bugüne baktığımızda, birlik beraberlik ve çok seslilikten çok, “gösteriş, tek seslilik, lüks, israf saraylar" görüyoruz.

Bin yıl sonra bile bir zaferi sahiplenmek,yüksek bütçeli gösterişli sunumlar yapmakla olmaz. Bu topraklara ne ektiğinizle ne ürettiğinizle bilgiyi, teknolojiyi bu memleketin insanına ne kadar mal ettiğinizle ölçülür, zafer o zaman zafer olur.

Maalesef bugün yapılanlar bir şeyleri unutturmak için yapılan göz boyamak gibi geliyor. Bu biraz daha iflas etmişliğin, tükenmişliğin bir sonucu mu acaba?  Çünkü tarihi tekrar yazmak sinevizyonlarla top atışlarıyla olmuyor. Bizzat özne olmakla oluyor.

Yıllarca, 2023 vizyonu diyerek oyalayıp durdular. Şunun şurasında az bir zaman kaldı. Bu defa bunu, 2071 ile revize etmek için bugün 1071 yılında kazanılan Malazgirt Zaferi törenlerine ihtiyaç duyuluyor.

Gerçekten trajik bir durumla karşı karşıyayız.

***

29 Mayıs Fetih töreninde de aynısını yapmışlardı. Fatih’in fetih esnasında harcadığı paradan fazlasını kutlamalara harcamışlardı. Devlet yetkilileri her gittikleri gezi veya programlara büyük bir gövde gösterisi ile gidiyor. Yalnızca basit bir açılışa bile yüzlerce kişi katılıyor. Helikopterler, eskortlar, lüks Mercedesler, jeepler, beş yıldızlı otellerde ikamet etmeler, koruma orduları, bina giydirmeleri, meydanlardaki afişler ve dövizler devasa boyutlara ulaşıyor… Tek kelimeyle yazık … Bir zamanlar bizim mahallenin insanları olan arkadaşlarımızın geldiği burjuva yaşamı… üzülüyor insan.

Bu gidişatla da ne dolar düşer ne ekonomi düzelir ne de paramızın değer kazanır.

En acısı da bunların karşısında konuşacak, eleştirecek, bir fikir ortaya koyacak kimsenin olmayışı. Bu demek oluyor ki; “sessizce batıyoruz, sessizce yok oluyoruz, sessizce ölüyoruz”.

Devalüasyonmuş, ülke yüzde 40-50 fakirleşiyormuş, ülke batıyormuş, tesisler bir bir elden çıkıyormuş, işsizlik, açlık, yoksulluk, yolsuzluk, hırsızlık, adam kayırmaca, israf, ahlaksızlık, adaletsizlik her tarafa yayılmış kimin umurunda! Varsa yoksa saray yapalım, itibardan ödün vermeyelim.

Umarız atı alan Üsküdar’ı geçmez. İş işten geçmeden uyanma fırsatı olur.



İHLÂS-NÂS-FELÂK SURELERİNİN FAZİLETİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 yıl, 2 ay önce / 31.08.2018 09:39:21 | Görüntüleme : 1868
Peygamberimiz(s.a.s.), sahabeye, “Biriniz bir gecede Kur’an’ın üçte birini okumaktan aciz mi?” buyurmuştur. Bu sahabeye zor gelmiş, “Buna hangimizin gücü yeter Yâ Resûlullah!?” demişlerdir. Bunun üzerine Peygamberimiz(s.a.s.): “İhlâs sûresi Kur’an’ın üçte birine denktir!” buyurmuştur.(Buharî, Fedailü’l Kur’an,13).

İhlâs, felâk ve Nâs sûrelerine, üçüne birden, muavvizat denilir. Peygamberimiz(s.a.s.), bu üç sûreyi, akşam, sabah ve gece yatınca üç kere okumayı tavsiye etmiştir.

İbn. Neccar, Hz. Âişe’den şöyle rivayet etmektedir:“ Hz. Peygamber yatağına yatınca ihlâs, Felâk ve Nâs surelerini avuçlarına okurdu. Sonra da elleriyle yüzünü, bileklerini, göğsünü ve elinin ulaşabildiği her yeri mesh ederdi.” (Buharî, Fedailü’l Kur’an,14).

Hz. peygamber; “Sabah- akşam ihlâs, Felâk ve Nâs sûreleri üçer defa okunursa her türlü sıkıntının giderilmesi için yeterli olacaktır.” buyurmuştur. Ebû Davud, Tirmizî ve Nesâî bu hadisin sahih olduğunu beyan etmektedirler.(Hayatü’s  S ahabe )

Yüce Rabbimizin Kur’an’da bizlere hediye ettiği Felâk ve Nâs isimli iki muhteşem surede kendisine sığınarak yaşamayı öğretmiştir. Bu yüzdendir ki Peygamberimiz(s.a.s.), Allaha sığınmanın en güzel ifadesi olarak nitelediği bu iki sureyi çokça okumamızı tavsiye etmiştir (Nesâî, İstiâze,1).

Felak ve Nâs’ı okuyarak her türlü şer ve kötülükten, karanlıklar içerisinde yolumuzu kaybetmekten Rabbimize sığınırız.  Haset ve öfkenin, kin ve nefretin, batıl ve hurafenin, vesvesenin esiri olmaktan O’na iltica ederiz. Art niyetlilerin, kem gözlülerin, kalbi kararmış, vicdanı taşlaşmışların şerri karşısında O’ndan yardım isteriz.

SANA SIĞINIRIM

Azrail, emrinle canım alınca,

Allah’ım daim Sana sığınırım !

Sâlih amellerim noksan gelince,

Allah’ım daim Sana sığınırım !

 

Sayılı gün bitip vâde yetince,

Ufkumda ol güneş kesin batınca,

Nihayet bedenim kabre yatınca,

Allah’ım daim Sana sığınırım !

 

Ol bülbülüm gereğince ötmezse,

Cevap vermeye bilgilerim yetmezse,

Şâh-ı Resûl şefaat de etmezse,

Allah’ım daim Sana sığınırım !

 

Affetmezsen günâhlarım pek çoktur,

Kalbim pûr-pâk, gözüm-gönlüm toktur,

Senden başka hiç Gaffâr Tanrı yoktur!

Allah’ım daim Sana sığınırım !

 

Sağ melek hep sâlih ameller derse,

Allah’ım ilâve sevâplar verse,

OYTAN Muammer muradın erse,

Allah’ım daim Sana sığınırım !



ĞADİR HUM

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 yıl, 2 ay önce / 28.08.2018 09:22:48 | Görüntüleme : 1539
Arap Alevi toplumunun en önemli bayramlarından olan Ğadir Hum bayramı bugün hayır ve ibadetle kutlanıyor.

Bayrama inananlar bugün işyerlerini açmayarak ticaret yapmayacaklar ve bütün günü ibadetle geçirecekler. Bu istemin yerine getirilmesi ile devlet Anayasal görevini yerine getirip, toplumun gönlünü kazanacaktır.

İstemi yerine getirmeyince de, Arap Alevi toplumunun devlete karşı olan inancını zayıflatacaktır.

Demokratik, Laik ve Sosyal hukuk devleti idealini benimseyen, Atatürk ilke ve devrimlerinin yılmaz savunucusu olan, Arap Alevi toplumunun, Ğadir Hum Bayramının, Resmî tatil edilmesi isteminin gereği ilgili ve yetkililer tarafından yerine getirilmelidir.

Bugün BAYRAM ilan edilirse, çocuklar başta olmak üzere bütün inananlar bayramlarını özgürce kutlama hakkına sahip olacaklarıdır.

Arap Alevi toplumunun en önemli bayramı Olan, Ğadir Hum bayramını tebrik eder, bayramın, barışa, kardeşliğe ve bağımsız demokratik Türkiye’nin kurulmasına vesile olmasını dilerim.



GAYRET MÜMİNLERDEN, ZAFER ALLAH’TANDIR

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 yıl, 2 ay önce / 28.08.2018 09:18:05 | Görüntüleme : 1468
Vatan, insanın huzur ve güven içinde yaşadığı, hür olmanın şerefini taşıdığı topraktır. Aynı cesaretle tarih yazanların, aynı değerler uğruna baş koyanların, aynı ideallerle geleceği inşa edenlerin yurdudur. İzzetini ve istikbalini korumak için şehadet şerbeti içenlerin, gazi olup varlığından geçenlerin emanetidir vatan.

Ecdadımız, Allah’a olan imanları ve vatana olan sevdaları ile bu mukaddes toprakları asırlarca korumuş, zulme ve zalime karşı kahramanca mücadele etmiştir. Yegâne emeli, mabedinin göğsüne namahrem eli değdirmemek olan bu aziz millet, haysiyet ve onuruna hiçbir zaman halel getirmemiştir. Tarih boyunca nice Ağustos ayına damgasını vuran Malazgirt, Otlukbeli, Çaldıran, Mercidâbık, Mohaç, Sakarya ve Büyük Taarruz zaferleri buna şahittir.

Bu kutlu zaferler göstermiştir ki, gayret müminlerden, zafer Allah’tandır. O’nun rızasını kazanmak ve yeryüzünde iyiliği hâkim kılmak için çarpan yürekler asla esaret altına alınamaz. Hakka tapan milletimizin birlik ve beraberliğine göz dikenler, rezil ve zelil olmaya mahkûmdur. Yurdumuzun üstünde tüten en son ocak sönmeden bu bayrak inmeyecek, bu ezanlar dinmeyecektir.

Bugün de ülkemizi baskı altına alma ve İslam coğrafyasını kuşatma girişimleri karşısında zafer bilinci kuşanmamız gerekmektedir. Zafer bilinci, zorluklar karşısında sabır ve sebat göstermektir. Kökü derinlerde olan ulu bir çınara benzeyen bu toplumu içten içe kemiren çekişmeleri, tartışmaları, ihtirasları bir kenara bırakmaktır. Kardeşliğimizi sarsmak ve muhabbetimizi bozmak isteyenlere karşı uyanık olmaktır.

Aziz milletimiz, dün en ağır şartlara rağmen yedi düveli dize getirdiği gibi, bugün de feraseti ve Allah’ın inayetiyle hainlere geçit vermeyecektir. Dün 15 Temmuz işgal girişimine göğsünü siper ettiği gibi, bugün de ekonomik ve teknolojik her türlü saldırıya korkusuzca karşı koymasını bilecektir. Nihayetinde hak ile bâtıl arasındaki savaşın adı, zamanı, zemini ve şartları değişmiş olsa da değişmeyen tek bir gerçek vardır ki, o da; “Ey iman edenler! Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.”  ilâhî fermanıdır.

Milletimizin bekası uğruna, Allah’a olan sadakatimizi, teslimiyetimizi ve tevekkülümüzü pekiştirelim. Yüce Rabbimizin, “Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz.” ayetine gönülden bağlanalım. Maddi varlığımıza, manevi değerlerimize, el emeğimize, ürünümüze, yavrularımızın yarınlarına sahip çıkalım. Tutumlu olmaya, sade ve mutedil harcamaya, israftan uzak durmaya her zamankinden fazla özen gösterelim.

Tarih şahittir ki Cenab-ı Hak, dinini ve vatanını muhafaza etmeyi en ulvi görev bilen aziz milletimizi yardımsız bırakmayacaktır. Her kim mazlumun, mağdurun, mültecinin ve muhacirin yanındaysa, Allah’ın rahmet ve inayeti de onun yanında olacaktır.

Ey bu toprakları asırlardır Müslüman yurdu kılan, bu milleti şehadet ve gazilikle defalarca onurlandıran, şüheda evladı eyleyen Rabbimiz! Bizlere zafer bilinci kuşanmayı, maddi ve manevi her anlamda kenetlenmeyi, zorlukların üstesinden gelmeyi ve kardeşler olarak bu topraklarda ilelebed yaşamayı nasip eyle! AMİN.



ALLAH’A SIĞINMAK

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 yıl, 3 ay önce / 17.08.2018 09:29:42 | Görüntüleme : 1543
Bir insan için en büyük mahrumiyet, Allah’ın engin rahmetine sığınmaktan kendisini mahrum bırakmaktır. Cenab-ı Allah, bizleri bu tehlikeden kurtaracak ve kendisine en güzel şekilde kul olmamızın yollarını göstermiştir. Yüce Kitabımızdaki Felak ve Nâs isimli iki muhteşem surede kendisine sığınarak yaşamayı öğretmiştir. Bu sebepledir ki Peygamberimiz (s.a.s) Allah’a sığınmanın en güzel ifadesi olarak nitelediği bu iki sureyi çokça okumamızı tavsiye etmiştir.

   Felak ve Nâs surelerini okumak, Allah’ın rızasını ve himayesini talep etmektir; her türlü şer ve kötülükten, karanlıklar içerisinde yolumuzu kaybetmekten Rabbimize sığınmaktır; Haset ve öfkenin, kin ve nefretin, batıl ve hurafenin, vesvesenin esiri olmaktan O’na iltica etmektir. Art niyetlilerin, kem gözlülerin, kalbi kararmış, vicdanı taşlaşmışların şerri karşısında O’ndan yardım istemektir. Duygu ve düşünceleri ifsad ve istismar edenlere karşı O’nun inayetini talep etmektir.

MELEKLERİN DOSTLUĞU.

Melekler, Allah’ın emir ve yasaklarına asla karşı gelmeyen, Allah’ı öven, O’na secde eden ve asla kibirlenmeyen nuranî varlıklardır. İnsanlar için dua ederler, ölüm zamanı gelen insanların canlarını alırlar, cennet kapılarında müminleri karşılayıp onları selamlarlar ve müminleri cennetle müjdelerler. “Rabb’imiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru olanların üzerine melekler iner, (onlara) ‘korkmayın, üzülmeyin, siz va’dolunduğunuz cennetle sevinin, biz dünya hayatında (olduğu gibi) ahiret hayatında da sizin dostlarınınız, orada size canlarınızın çektiği her şey var, orada size istediğiniz her şey var’ derler.”(Füssilet,41/ 30-31) .(İsmail Karagöz, Sevgi ve Dostluk, s.214)

MELEKLER DOSTTUR !

Muhabbetim düştü benim bu aşka,

Yıldızları tutup göğsüme taktım!

Her bir insanın yapısı bambaşka,

Samanyolu seline girip aktım!

 

Meleklerle dostça, özgürce uçtum,

Her sabah cennetin kapısın açtım,

Kutsal nimetlerin herkese saçtım,

Cennete yüzbinlerce fidan diktim!

 

Adem Babamız has topraktan erdi!

Rabbanî ruh, kalıp bedene girdi!

Allah tüm cenneti önüne serdi,

Kapıcısı olup hizmete baktım!

 

Ben bîçare, aşk denizinde yüzdüm,

Arafat’ta, Mina, Mekke’de gezdim!

Resûl’ü Ekrem’in hislerin sezdim,

Huşûyla mübarek ellerin öptüm!

 

OYTAN, nasıl buldun derd-i sevdayı?

Lokman Hekim de bilmez devayı,

Nerde, nasıl yapacaksın vedayı?

Veda tarlasına hidayet ektim!



AKÎKA KURBANI

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 yıl, 3 ay önce / 07.08.2018 11:24:11 | Görüntüleme : 1603
Çocuğun doğumunun ilk günlerinde Allah’a bir şükran nişanesi olarak kesilen kurbana “akîka kurbanı” denilir.

Esasen akîka, Arapça’da yeni doğan çocuğun başındaki saçın adıdır. Akîka kurbanı kesildiği gün çocuğun başı da tıraş edildiği için kurban bu adı almıştır.

Akîka kurbanı Hanefîler’e göre mubah (bazı rivayetlerde mendup), diğer üç fıkıh mezhebine göre sünnet, Zâhirîler’e göre vâciptir. Hz. Peygamber torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin için birer koçu akîka kurbanı olarak kesmiş ve ümmetine de yeni doğan kız ve erkek çocukları için akîka kurbanı kesmelerini tavsiye etmiştir. Resûl-i Ekrem’in bu tür uygulama ve tavsiyeleri dinî bir gereklilik şeklinde değil de doğum, düğün gibi mutlu olayların yakın çevreye duyurulması, sevincin onlarla paylaşılması ve neticede sosyal yapının ve dayanışmanın sağlamlaştırılması yönünde tedbir ve örnekler (sünnet, nafile ibadet) olarak algılanması daha doğru olur.

Akîka kurbanı, çocuğun doğduğu günden bulûğ çağına kadar kesilebilirse de doğumun yedinci günü kesilmesi müstehaptır. Aynı günde çocuğa isim verilmesi ve saçının kesilerek ağırlığınca altın veya gümüşün tasadduk edilmesi de tavsiye edilmiştir.

Kurban olmaya elverişli her hayvan akîkaya da elverişlidir. Kesilen bu kurbanın etinden kurban sahibi ve aile fertleri, yakın dostları yiyebileceği gibi tasadduk da edilebilir.

Allah kabul eylesin.



AYET-EL KÛRSÎ’NİN FAZİLETİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 yıl, 3 ay önce / 03.08.2018 10:09:19 | Görüntüleme : 1515
Ayetel Kürsî Kur'anın, İhlâs Suresi gibi, kalbi sayılan, son derecede önemli ve büyük bir ayettir. Hz. Peygamber Efendimiz bu ayet hakkında şöyle buyurmaktadır:

"Ayetel Kürsî, o kadar kutsal bir ayettir ki, farz namazından sonra okunması halinde bir dahaki namaza kadar okuyan kişi Cenab-ı Allah'ın zimmetindedir !""

Zimmetinde demek, bir şeye sahip olmak; korumasında olmak, kimsenin el uzatamayacağı, ihlâl edemeyeceği, zarar veremeyeceği konumda olmak demektir. Cenab-ı Allah'ın zimmetinde demek, asla hiç bir kimsenin, hiç bir gücün zarar veremeyeceği; Allah Tealâ'nın sahip çıktığı konuma kavuşmak demektir.

Sahabeden bazı kişilerin, Kur’an’ın en büyük ayeti hangisidir sorusuna, Peygamberimiz(s.a.s.): “Âyet-el kürsîdir” cevabını vermiş ve: “Her şeyin bir zirvesi vardır. Kur’an’ın zirvesi de Bakara Sûresidir. Bakara Sûresinde bir ayet vardır ki, o ayet Kur’an ayetlerinin seyyîdidir. O, ayet-el kürsî ayetidir.” Buyurmuştur.(Tirmizî, Fedâilü’l Kur’an, 2)

Yine Hz. Peygamber(s.a.s.): “Kim Ayet-el Kürsî’yi okursa o gün akşama kadar kaza ve belâlardan korunur.” buyurmaktadır.

Bakara Sûresinin 255.ci ayeti olan bu ayeti, bilenlerin bilmeyenlere tavsiye etmesi; herkesin evlatlarına ve yakınlarına öğretmesi son derecede önemlidir.! 

KULLUK ET DE GİT.

Bu fani dünyadan konup göçmeden

Yüce Tanrı’ya has kulluk et de git

Hayatta gaflet şarabın içmeden

Yüce Mevla’ya has kulluk et de git.

 

Önümüzde sarp dağlar var aşalım

Yetim-yoksula yardıma koşalım

Takvada daim yarışıp coşalım

Fakir-fukaraya bolluk et de git.

 

İlâhiler olsun sazın telinde

Dosta hayır dua tatlı dilinde

Sevgi, şefkat vermek senin elinde

Komşuya hayatı ballık et de git.

 

Ömür belli sayılı gün tez biter

Doğru yol Cennete varmaya yeter!

Yazık, şeytan daim günaha iter

Nefsini tutacak kolluk et de git!

 

OYTAN Muammer gönül gözü baksa

Kuraklıkta rahmet yağıp su aksa

Ruhum kül olmuş, aşk daha da yaksa

Mecnun ol, çölleri yolluk et de git!



KURBAN

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 yıl, 3 ay önce / 31.07.2018 09:38:45 | Görüntüleme : 1608
Sözlükte “yaklaşmak, Allah’a yakınlık sağlamaya vesile olan şey” anlamına gelen kurban, dinî bir terim olarak, “ibadet maksadıyla belirli bir vakitte belirli şartları taşıyan hayvanı usulünce boğazlamak, ya da bu şekilde boğazlanan hayvan” demektir. Arapça’da bu şekilde kesilen hayvana udhiyye denilir.

   İnsanlık tarihi boyunca hemen bütün dinlerde kurban uygulaması mevcut olmakla birlikte şekil ve amaç yönüyle aralarında farklılıklar bulunur. Kur’an’da Hz. Âdem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettiklerinden söz edilir (el-Mâide 5/27); bir başka âyette de ilâhî dinlerin hepsinde kurban hükmünün konulduğuna işaret edilir (el-Hac 22/34). Ancak Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta kurban telakkisi bir hayli değişikliğe uğramıştır. Hıristiyanlık’ta İsâ’nın çarmıha gerildiği ve bunun insanoğlunun aslî günahına karşı Baba’nın oğlu İsâ’yı feda etmesi olduğu inanışıyla kurban telakkisi özel bir anlam kazanmıştır.

İslâm’da kurbanın dinî hükmüyle ilgili olarak Kur’an’da, Hz. Peygamber’in sünnetinde önemli açıklamalar yer almış, bu çerçevede oluşan fıkıh kültüründe de konu hakkında ayrıntılı bilgi ve hükümler derlenmiştir.  Kurban gerek fert gerekse toplum açısından çeşitli yararlar taşıyan malî bir ibadettir. Kişi kurban kesmekle Allah’ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilincini koruduğunu canlı bir biçimde ortaya koymuş olur. Müminler her kurban kesiminde Hz. İbrâhim ile oğlu İsmâil’in Cenâb-ı Hakk’ın buyruğuna mutlak itaat konusunda verdikleri başarılı sınavın hâtırasını tazelemiş ve kendilerinin de benzeri bir itaate hazır olduğunu simgesel davranışla göstermiş olmaktadır.

Kurban toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar, sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur. Özellikle et satın alma imkânı hiç bulunmayan veya çok sınırlı olan yoksulların bulunduğu ortamlarda onun bu rolünü daha belirgin biçimde görmek mümkündür. Zengine malını Allah’ın rızâsı, yardımlaşma ve başkalarıyla paylaşma yolunda harcama zevk ve alışkanlığını verir, onu cimrilik hastalığından, dünya malına tutkunluktan kurtarır. Fakirin de varlıklı kullar aracılığıyla Allah’a şükretmesine, dünya nimetinin yeryüzündeki dağılımı konusunda karamsarlık ve düşmanlıktan kendini kurtarmasına ve kendini toplumunun bir üyesi olarak hissetmesine vesile olur.



MERAL AKŞENER’İN İSTİFASI VE İYİ PARTİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 yıl, 3 ay önce / 31.07.2018 09:37:53 | Görüntüleme : 1204
Meral Akşener neden istifa etti? Sanırım bu soru uzun bir süre gündemi meşgul edecek görünüyor… İyi partinin durumu şimdi daha mı iyi oldu? Hemen söyleyelim; büyük bir muamma ile karşı karşıyayız.

Birtakım insanlar tarafından bu yapının proje olduğu zaman zaman dile getirilmekteydi. Özellikle MHP ve Saadet özelinde diğer muhalefet blokuna kayacak oyları önlemek için bir paratoner vazifesi görmek üzere partinin kurulduğu söyleniyordu. Bu iddiayı güçlendirecek birçok vakaya da şahit olduk. Örneğin daha seçimden bir iki gün sonra İYİ Parti yetkililerinden gelen “Ak Parti ile uyumlu çalışacağız” açıklaması, üstüne Meclis Başkanvekilliğini AKP MHP oyları ile güle oynaya HDP’ye vermelerine ses çıkartmamaları gösterilebilir. Zira CHP bundan en büyük yarayı aldı. Parti, esas sıkıntıya sokması gereken aynı ideolojik düzlemdeki rakip Mhp’ye dokunmadı. Hakikaten henüz çiçeği burnundaki yeni parti, CHP ve Ak Parti’den birkaç puan oy aldı. Saadet’e gelmesi beklenen oyları önledi.

***

Meral Hanım’ın “Cumhurbaşkanı Adayı olacağım” ısrarıyla muhalefetin ortak aday çıkarmasını da önlemesi, proje fikrinin önemli bir başka icraatı oldu. Herhalde bu kadar önemli iki büyük görevi yerine getirince misyon tamamlanmış olmalı. Batılıların dediği gibi “mission has been completed” görev tamam, artık eve dönebilirsin.

Ayrıca seçim yenilgisine müteakip sonucun olumsuzluğunu ortaklara yüklemeleri de karakterlerini göstermesi bakımdan önemli diye düşünüyoruz.

Kamuoyunda, İYİ Partiyi birkaç ay içinde bu kadar yüksek oy aldığı için başarılı bulanlar ve yeni kurulan bir partinin yüzde 10 oy almış olmasının şaşkınlığını yaşayanlar var. Şunu unutmamak gerekir ki Cem Uzan 2002 seçimlerinde ekmek arası döner dağıtarak ve -affedersiniz- dansöz oynatıp şarkı söyleterek yüzde yedi oy aldı. Her malın bir alıcı kitlesi var. Seçmende de yüzde yedilik böyle bir kitle var. Tahkir değil, tespit olarak ifade ediyoruz.  Bu piyasa başkalarının elindeydi. Şimdi el değiştirdi.

Tabi burada göremedikleri husus şu; “bu pazara/kitleye hitap eden bir ürüne ihtiyaç” vardı. Bu kitleye birileri mutlaka hitap edecekti. Anılan kitlenin “yüzer gezer, her an her yere gidecek bir parti” arayışında olduğu için bu partinin oylarını abartmamak gerekir. Duygulara hitap eden yeni umutlar vaat eden bir parti oy alacaktı, aldı da.

Etrafındakiler sanki yarı yolda kalmış korkusundalar. Onun için bırakmayacaklar gibi. Hanımefendinin genel başkanlığa devamı için ısrarcılar. Kesin olarak bırakmış ise dananın kuyruğu tekrar kopacak. Yeniden liderlik krizi baş gösterecek. Bir zaman sonra partiden Ak Parti ve Mhp’ye kaymalar olur. Sonra siz sağ ben selamet…

***

Son dönemde ülkemizdeki yeni trend; Diriliş Dizileri, Osmanlı Saltanat Filmleri, Kılıç Kalkan Oyunları, Mehteran Bölükleri, Saraydaki Atlar ve Zırhlı Savaş Giysileriyle Milliyetçilik Akımı zirve yapmış durumda. İlginç bir şekilde ümmetten üniterliğe evrildik.

MHP ve İyi Parti dışında, Ak Parti içinde de yüzde 10 seçmenin milliyetçi kaygılarla Ak Parti’de olduğunu unutmayalım. Buna HDP ırkçılığı/karşıtlığını da katarsanız ne hale geldiğimiz daha iyi anlaşılır.

Yakında her iki sağ milliyetçinin birleşmesi sürpriz olmaz. Ayrı dursalar da çok farkları yok.  Birleşseler de anlamı yok zaten. Alan razı, satan razı durumu.

Özetle, Türk siyasetine kısa süre önce katılan bir siyasi parti/lideri, küskünlerin ve muhaliflerin yüzde onunu etrafında konsolide etmiş ve yaptıklarıyla da iktidara fayda sağlamış, böylece bir bakıma muhalefeti sabote etmiştir. Dönüşü muhteşem olur mu bilinmez ama şimdilik görev tamamlandı, piyasadan çekiliyor.



YALAN VE HİLE

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 yıl, 4 ay önce / 27.07.2018 09:52:42 | Görüntüleme : 1425
Yalan, bir kimsenin gerçeğe aykırı olduğunu bile bile söylediği söz, kandırmak için söylenen asılsız söz anlamına kullanılan ahlâkla ilgili bir terimdir. Hile ise, bir kimseyi istenilen yönde irade beyanında bulundurmak için yanlış bir kanaat uyandırarak veya mevcut bulunan hatalı fikrin devamını sağlayarak yanıltmayı ifade eder.

Yalan ve hile insanları birbirine düşürür, güven duygusunu yok eder, dostlukları yıkar. Yalancı ve hilekârlar, kendilerine güvenilmeyen, saygı duyulmayan ve sevilmeyen insanlar durumuna düşerler. Hz. Peygamber(s.a.s.) sattığı buğdayın ıslağını yığının altına gizleyen bir sahabeyi: “Bizi aldatan bizden değildir”( Buhari, iman,164) diyerek uyarmıştır.  Bir başka hadiste de: “Yalan kötülüğe, kötülük cehenneme götürür, insan yalancılık yapa yapa nihayet Allah katında yalancılardan yazılır.”( Buhari, Edep, 69) buyurmuştur.

Yalan ve hilekârlık, kötülük ve haksızlıkları, çirkinlik ve edepsizlikleri örtbas etmek için başvurulan bir yoldur. Yalancılar, yalancı şahitlik yaparak, adaletin tecelli ettirilmesini önleyerek şahıslara ve topluma büyük zarar da verirler.

Yalancı şahitlik; doğruyu söylememek, yalan-yanlış şeyler söylemek suretiyle adaletin doğru şekilde tecelli etmesinin engellenmesi; haklı olan tarafın haksız çıkarılması ve bu suretle kul hakkının geçmesine sebep olunmasıdır. Tanrı huzurunda bu büyük bir günahtır ve Cenab-ı Allah’ın, kendisinin affetmeyeceği, ancak helâlleşmek ve tövbe etmek suretiyle mağdur olan kişinin affedebileceği veya affedilmesine vesile olabileceği bir günahtır.

ZİKREDER

Kalbin atar hiç durmadan

Zikreder hep Allah diye

Senin fikrini sormadan

 Zikreder hep Allah diye

 

Gülzardaki şen bülbüller

Kokusun salan sümbüller

Rengârenk açmış tüm güller

Zikrederler Allah diye.

 

Ana kucağı ol toprak

Sulak olsun ya da çorak

Resûl ile uçan Burak

Zikrederler Allah diye.

 

Cıvıl cıvıl öten kuşlar

Bildiğin kayalar taşlar

Koyun kuzu, büyük başlar

Zikrederler Allah diye.

 

Yayladaki serin pınar

Çağıl çağıl hep çağıldar

Billur yaşlar döker ağlar

Zikrederler Allah diye.

 

Deme: “Onlar ne bilecek?”

Çayır çimen güzel çiçek

Kelebekler, börtü böcek

Zikrederler Allah diye.

 

Semaya yükselen dağlar

Gök gürleten bulutlar

Geçen ömürler çağlar

Zikrederler Allah diye.

 

Rabbimiz yücedir yüce

Evrende her varlık cüce

Garip OYTAN gündüz gece

Zikreder hep Allah diye