......

RESMİ İLANLAR

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 234769

HAC-2

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 3 gün önce / 28.04.2017 09:14:12 | Görüntüleme : 397
KÂBE HAKKINDA ÖNEMLİ BİLGİLER (1)

            Kâbe: Kur'an-ı kerim'in ifadesiyle, “Şüphesiz âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev- mâbet- Mekke'dekidir”.(Âl-i İmrân,3/96). Hz. İbrâhim ve oğlu Hz. İsmail Kâbe'yi harçsız olarak üst üste konulan taşlardan, üstü açık olarak inşa etmişlerdi. Kâbe, asırlar boyunca bir çok kez inşa ve tamir edilmiştir. Yaklaşık 1,5 m. genişliğindeki temeller üzerine inşa edilen Kâbe'nin dıştan dışa 10,70 x 12 m. ölçüsünde ve 15 m. yüksekliğinde, duvarları 1,25 m. kalınlığında, üzeri çatısız, düz tavanla kapalı olup, dış yüzlerinde Mekke'nin çevresindeki dağlardan getirilen bazalt parçalardan oluşan değişik boyutlarda 1614 adet taş yer alır (Hicaz Albümü, s.22-23).

            Kâbe Kapısı: Kâbe'nin kuzey doğu duvarında, Hacerülesved'e 2 m. mesafede ve yerden 1,92 m. yükseklikte kapısı yer alır.Kâbe, Hz. İbrâhim tarafından inşa edildiğinde kapı yer seviyesinde idi ve boş bırakılmıştı yani herhangi bir kapı takılmamıştı. Kureyşliler 605 senesinde Kâbe'yi yeniden inşa ettiklerinde yer seviyesindeki kapıyı 2. m. yüksekliğe koymuşlar ve tek kanatlı bir kapı takmışlardı. Kâbe'nin kapısı ilk kez, Halife I. Velîd tarafından, 711-712'de altın levhalarla kaplattırılmıştır. Kâbe Kapısının üzerinde bir örtü mevcuttur. Birbirine tutturulmuş dört parçadan oluşan, altın ve sırmalarla bezenmiş bugünkü kapı örtüsü 7,5 x 4 m. ebadında olup, üzerinde bazı ayetler yer almaktadır.( Hicaz Albümü,s. 25).

            Hacerülesved: Kâbe'nin doğu köşesinde, yerden 1,5 m. yükseklikte, gümüşten bir mahfaza içinde tavafın başlangıç ve bitiş noktasını belli eden Hacerülesved bulunur. Arapça'da “siyah taş” anlamına gelen Hacerülesved yaklaşık 30 cm. çapında  ve yumurta biçiminde siyaha yakın koyu kırmızı renktedir. Hacerülesved, Hz. İbrâhim tarafından, tavafın başlangıç noktasının belirlenmesi amacıyla yerleştirilmiştir. Hacerülesved ile ilgili bazı inanışlar da vardır: Örneğin, Hacerülesved'e dokunan kimsenin Rahmân'nın eline dokunmuş gibi olduğu (İbn Mâce, “Menâsik, 32); Hacerülesved'in, yeryüzünde Allah'ın sağ eli olduğu ; Hacerülesved'e  dokunanın  Allah'a biat etmiş olacağı (Heysemî, III, 242) şeklindeki rivayetler sayılabilir. Resûl-i Ekrem bir defasında dudaklarını Hacerülesved'in üzerine koyarak uzun uzun ağlamış, daha sonra dönüp baktığında Hz. Ömer'in de ağladığını görünce: “Ey Ömer! Göz yaşları burada dökülür !” demiştir.( Hicaz Albümü, s.27)

            Makâm-ı İbrâhim: Kâbe'ye yaklaşık 15,40 m. mesafede bulunan, üzerinde Hz. İbrâhim'in ayak izleri olarak kabul edilen , 1 cm. arayla iki çukurun bulunduğu ve Kâbe'nin inşası sırasında  Hz. İbrâhim'in üzerine çıkıp iskele olarak duvar örmek ve insanları Hac'ca davet etmek için kullandığı taşa Makâm-ı İbrâhim adı verilir. Çok hafif sarı ve kırfmızı karışımı beyaza yakın bir rengi olan taşın kalınlığı 20 cm. olup kenar uzunluklarından biri 38 , diğeri 36 şar cm. dir. Hz. Peygamber,  “Hacerülesved ve Makâm-ı İbrâhim cennet yakutlarından iki yakuttur. Eğer Allah, onların aydınlıklarını (ziyasını) gidermemiş olsaydı doğu ile batı arsını sürekli aydınlatırlardı” buyurmuştur.(Tirmizî, Hac, 49). ( Hicaz Albümü, s. 28).

            DEVAMI GELECEK HAFTA CUMA SOHBETİNDE.

 

OLSUN !

Yüce Tanrım ol izlediğimiz yollar ,

Cennetine götüren has yollar olsun ,

İnsanlığın kurumuş vicdan dalları ,

Her mevsim çiçek açan dallar olsun !

           

Kalbimize aşk-ı muhabbet dolsun ,

Fakir-fukara-yetim sevinçle gülsün,

Yoksulluk, üzüntü mazide kalsın ,

Dillerin dikenleri  hoş güller olsun !

 

Arılar her çiçekten polenler alır ,

Dünya malı mutlak dünyada kalır,

İnfâk etmeyenler ol gün pişman olur,

Gönlümüz her daim “veren eller” olsun !

           

Aslında insan ruhunda Râb izi var ,

İhtiras ve içkiyle yanlışa sapar ,

Giderek şartlar onu canavar yapar ,

Tüm insanlar Râbbe lâyık kullar olsun !

 

İnsanoğlu bindiği dalı kesiyor,

Yaşam süresini azaltıp kısıyor,

Çevreye korkunç kirliliği basıyor,

Havayı temizleyen ol yeller olsun !

           

Yoldan çıkmış toplumda ahlâk korunmaz,

Ahlâksız kişide dürüstlük barınmaz ,

Kalp kirliliği su-sabunla arınmaz ,

Ruh arındıracak nurdan göller olsun !

 

OYTAN Muammer kader böyle yazıldı ,

Din zayıfladı inançlılar ezildi ,

GDO çıktı tüm tohumlar bozuldu ,

İnsanlığa yararlı has döller olsun !

DOÇ. DR. MUAMMER OYTAN



EZANI İLK OKUYAN BİLAL-İ HABEŞ’İN MAKAMI ANTAKYA’DA

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 3 gün önce / 28.04.2017 09:10:30 | Görüntüleme : 346
İslam dininde ezanı okuyan ilk müezzin, Bilâl-i Habeşî veya Bilal bin Rebah’ın makamı yurdumuzun birçok yerinde vardır. Bu makamlardan birde Antakya’da sebze halinin yanında bulunan eski itfaiye binasını karşısında köşe başında bulunuyor.

Bilal-i Habeş, HZ. Peygamberin kendisine öğrettiği ezanı onun emri ile ilk defa Medine’de okumuş ve yaşamı boyunca hazarda ve seferde müezzinlik yapmıştır. İslam’ı kabul eden ilk 7 kişiden biri olan Bilal-i Habeş İslam ordularıyla çeşitli seferlere katılmış ordulara manevi güç vermiştir.

Hazreti Ömer zamanında İslam ordularının Anadolu’da fetih etikleri yerleri ziyaret etmek üzere Anadolu yolculuğuna çıkmış. 638 Yılında Ebu Ubeyde İbn-ül Cerrah tarafından fetih edilen Antakya ‘yada uğramıştır. Antakya’da bir süre kaldıktan sonra Tarsus’a gitmiştir. En büyük makamı Tarsus’tadır. Türbesi ise Suriye’nin Şam şehrinde bulunuyor.

Bilal-i Habeşi’nin Antakya’da kaldığı yer olarak bilinen mekânda bu gün, beyaz badanalı küçük kubbeli bir türbe bulunuyor. Müslümanlar daha çok Cuma günleri türbeyi ziyaret ederek dua eder ve dualarının kabulü için niyazda bulunurlar. Türbenin içi ve çevresi iş yerleri sahiplerinin eşyaları ile adeta görünmez bir durumda. 

ZAFER SARI



VATANSEVER MİSİN?

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 5 gün önce / 26.04.2017 09:34:55 | Görüntüleme : 417
Vatanseverlik işini iyi yapmaktır.

İnsanlığa katkı sunmaktır.

Masa başında vatan, millet lafını ağzından düşürmemek değildir.

Vatansever üretir,

Asalak yaşamaz, laf değil icraat yapar.

Vatan bu milletin şerefli ocağıdır.

En sıcak yuva vatandır.

Bu millet ecdadının mirasına bir şeyler katmalı…

Vatan masa başında, kahvehane köşelerinde sevilmez.

Vatanı seven en iyi olur.

Öğretmense en iyi öğretmen,

İşçi ise en iyi işçi,

Anne ise en iyi anne,

Esnaf ise en iyi esnaf,

Ne ise en iyi olmalı…

Yaptığı işiyle örnek olmalı…

Vatanseverlik, ölmek değil yaşamaktır.

Güçlü ol ki, düşmanların nefesi kesilsin.

Vatanseverlik, her günü aynı olmamaktır.

Bizim genlerimizde, merhamet var, şefkat var.

Ama zalime de anladığı dilden hitap etmek olmalı…

Vatanseverlik, her milletin olmazsa olmazı olmalı…

Biz, vatana katkı sağlamalıyız.

Vatan bizim namusumuzdur.

Vatansız bir mümin kanadı kırık kuş gibidir.

Vatanseverlik, icraatla gösterilir.

Sokaklarda gürültü kirliliği yaparak vatanseverlik yapılamaz.

Biz, bizi biz yapan değerlerimizden uzaklaşırsak vatan kayar gider.

Vatanseverlik, zamanı iyi kullanmaktır.

Vatanseverlik, sorunları iyi anlamaktır, çözüm üretmektir.

İşin ehlileriyle istişare yapabilmektir.

Vatanseverlik, paylaşabilmektir.

Vatanseverlik, vatan yolunda feda olabilmektir.

Vatanseverlik, emaneti muhafaza etmektir.

Vatanseverlik; insanlara, insan yapan şartları sunabilmektir.

Vatanseverlik, zorluğa talip olmaktır.

Vatanseverlik, akrebin kıskacında dahi dik durabilmektir.

Vatanseverlik, namussuzların karşısında aslan gibi kükremelidir.

Vatanseverlik, hayatın hiçbir noktasında nankörlük yapmamaktır.

Vatanseverlik, gerekirse ölüme koşarak gidebilmektir.

Vatanseverlik nankörlük yapmamak emanete ihanet etmemektedir.

MEHMET ŞAN



Halep salnamesinde

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 6 gün önce / 25.04.2017 09:28:20 | Görüntüleme : 422
DEFNE “Harbiye”

Harbiye “DAPHNE” efsanevi bir kenttir. Antakya’dan önceleri kurulmuş bir sayfiye yeridir. Antik çağda “Kastalina” olarak bilinir. Harbiyenin ismi Roma döneminde duyulmuş ve yayılmıştır. Yörede yapılan araştırmalarda, MÖ 4500- 3000 yıllarına kadar uzanan bir yaşam yeri olduğu tespit edilmiştir. Antakya’dan söz edilirken “Defne yakınındaki ki Antakya” diye anılırdı. Defne aynı zamanda mitolojik olan defneye izafeten “Defnenin yeri” olarak bilinir. Yazılı kaynaklarda İmparator Trajan döneminde kentin nüfusunun 200 bine ulaştığına yer verilir.

Seleukos Nikator; Defne´de güzel caddeler, tiyatro, mesire yerleri, Tapınaklar ve caddeleri, başta Apollon heykeli olmak üzere heykellerle süslemiştir. En parlak dönemleri Helenistik ve Roma dönemleridir. Kral ve imparatorların Defne’ye bu kadar önem vermelerinin nedeni, mitolojideki konumu (Defne kutsal efsanesi) nedeniyledir. Defne, meyve bahçeleri, muhteşem yapıları ve anıtları ile herkesi cezbeden bir yer idi. Çeşitli dallarda sportif sportif yarışlar yapılır ve olimpik oyunlar oynanırdı.115 tarihinde meydana gelen depremde bu eserlerin birçoğu yerle bir olmuştur. Depreme Hristiyanların sebep olduğu gösterilerek, Piskopos Ignaius Vahşi hayvanlara parçalattırılır. Bu gün o muhteşem eserlerin çoğunu Antakya müzesinde görmek mümkün.

Defne,1892 yılında nahiye oldu ve adlı değiştirilerek “HARBİYE” adını aldı. 1902 yılına gelindiğinde yine Harbiye nahiyesi olarak kaldı ve nahiyeye 22 köy bağlandı.1906 yılında, Akra nahiyesi yerine “Harbiye” adı altında nahiye olarak idari yapıya kavuştu. 1939 yılında Hatay’ın Türkiye’ye katılma kararı kente bulunan DEFNE otelinde alınmıştır.   Harbiye,12 Kasım 2012 yılında TBMM'de kabul edilen 6360 sayılı kanunla Antakya’ya bağlı belde iken “Defne” adı altında Hatay ilinin 143.176 kişinin yaşadığı bir ilçesi konumuna getirilmiştir. Harbiye tarihi geçmişinde olduğu gibi bu günde insanları kutsal defnenin yurdunda ağırlamaya devam ediyor.

ZAFER SARI



KAHVEMİZİ YUDUMLARKEN

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 1 hafta önce / 19.04.2017 10:39:58 | Görüntüleme : 415
Çok gergin bir “süreç” yaşadık. Yansımaları daha ne kadar sürer, bizi nereye götürür bilinmez.

Kendi adıma söyleyeyim, siyasetçi bir ailenin ferdi olarak 30 yılı aşkın, 1984’den beri çocukluk, gençlik ve orta yaşın tamamında aktif siyasi çalışmaların içerinde oldum. Pek çok seçim kampanyası yaşadım. Hiçbir seçim bu dönem kadar gerilimli olmadı. Hiçbirinde bugünkü gibi “görmedim, duymadım, bilmiyorum” demek zorunda kalmadık. Şikayetçi miyiz? Kesinlikle. İlk defa bir seçim kampanyasında evimizde oturduk, kitabımızı okuduk. Mitingleri televizyonlardan seyrettik. Kendi adıma söyleyeyim gayet de iyi oldu.

***

Bir kesim insanlar, kendileri gibi düşünmeyenler tarafından tekfir edilmekten öte muamele gördü. Hiçbir ortamda net olarak tavırlarını ortaya koymaya ve içlerinden geçeni söylemelerine tahammül edilemedi. Hemen hiçbir dönemde şahit olunmayacak bir linç kampanyasına maruz kaldı toplum.

  Bu süreçte sıradan hadiselerde bile toplumun ne kadar gerildiği ortaya çıktı. Özellikle son birkaç ayda nelere şahit olunmadı ki?

Vatan haini PKK’ci, terörist, darbeci diye suçlanmak bir yana taraf olduğu bir siyasi meseleyi hak, farz, vacip, farzın farzı diye niteleyenler... Siyasi tercihte bulunurken, hiçbir gerekçe göstermeden, tercihlerini delillendirmeden, iddialarını hak adına, maneviyat adına ortaya atıp bırakanlar... Referandum sürecinde taraf olduğu yöne dair hadis uyduranlar...

 Karşıt görüşteki insanları Yahudi, Hristiyan ve zimmilere benzeterek onlara yapılan muamelenin yapılacağı ve bu topraklarda yaşamaya müsaade edilmesi lütfunda (!) bulunulan, her devirde şekil değiştiren şahsiyetler mi dersiniz. Secdeye itiraz eden, Allah’a isyan eden Şeytan’a benzetmeler...

  “Savaşı kazanınca bunların karıları ve kızları ganimet olarak helaldir” gibi –bağışlayın- uçuk kaçık, akla hayale gelmeyen ipsiz sapsız, edepsiz, dengesiz ve beyinsiz saldırılar..

Karşılığında da denize döken ahmaklar...

***

 Hele hayatı boyunca bu sisteme karşı mücadele etmiş, “oy vermenin küfür” olduğunu iddia eden aklı evvellerin canhıraş tetikçi taraftar kesilmelerine ne demeli?

Siyasi mücadele içerisinde olan dindarları tekfir edenler bugün o siyasileri itmiş, onların yerine geçmiş ve akıl vermeye başlamış. 40 yıllık tecrübesiyle İslami siyaset içinde olan insanlara akıl vermeye kalkanlar. Klasik bir deyimle dağdan gelip bağdakini kovmaya çalışanlar.

  Bilmiyorlardı ki o akıl vermeye çalıştıkları insanlar, kendilerinden daha şuurlu, geleceği gören, ferasetle olaylara bakan kimselerdir. Anlık reflekslerle, kısa süreli beklentilerle, birilerine şirin görünme gayretiyle hareket etmeyen kimseler.

***

Acı olan şu ki; propagandalarda İslami değerler alet edildi. İslam’ın ulvi değerleri, insanımızın gönlünde kutsiyet atfedilmiş olan tüm kavramlar yerle bir oldu. Başörtülü bir hanım bile sırf siyasi rant elde edilmek uğruna gavurun önüne yem olarak atıldı.

 Yaşadıklarımız gösterdi ki; inanç sistemindeki bozukluklar, tez elden sadece bir cemaat üzerinden değil; tüm toplum ve dini gruplar üzerinden düzeltilmeli.

Umuyoruz ki bundan sonra herkes görevini yapar. Siyasetçi siyasetiyle, medrese hocası medresede şuurlu insan yetiştirme gayretinde olur. Dergâhta insanlara manevi eğitim verilir.

Temennimiz hiç kimsenin, siyasi çıkar beklentisi uğruna, değerlerimizi kendi şahsi emellerine alet etmemesidir.

Seçim ve referandum olmasa, bazı cemaatlerin varlığını, kanaat önderi ve liderlerin hayatta olduklarını bile bilemeyecektik.

 Sonuçların hayırlı olmasını diliyoruz.  Kaybedenin kısa ve uzun vadede bu topraklarda yaşayan insanlar olacağı hususunda tereddüdümüz yok. İnşallah yanılırız. Biz kahvemizi yudumlamaya devam edeceğiz.

ncaliskan@beyza.net

NECMETTİN ÇALIŞKAN



Halkın Kararı ile Kazanan Millet Oldu

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 1 hafta önce / 19.04.2017 10:38:55 | Görüntüleme : 410
Bu seçimin tek galibi millet oldu.

Kaybeden iç ve dış düşmanlar.

ABD’den AB ve Feto’ya kadar geniş bir hain grup.

Kıran kırana bir seçim süreci yaşandı.

Medeni bir ortamda demokratik bir seçim yaşandı.

Bu millet kendine yakışanı yapmıştır.

Sonuçlar herkese bir mesaj verdi.

Bu mesajı iyi yorumlayan herkes kazançlı olur.

Yeni sistem bu milletin ufkunu aşacaktır.

Ama seçim sonuçları şunu gösterdi.

Sistem tam anlatılamamıştır.

Muhalifler iyi bir yaygara kopartmıştır.

Devletin elden gittiği yok.

Tek adam korkusu iyi işlenmiş.

Bilinen bir şey var.

Bu millet tarih boyunca tek adam döneminde başarılı olmuştur.

Tarihin tozlu sayfalarını karıştıranlar şunu görecektir.

Türk toplumu güçlü liderle yükselmiştir.

Bürokratik oligarşiyi dize getiren liderler başarıya ulaşmıştır.

Ak Parti ve MHP’nin önderliğindeki EVET grubu başarılı olmuştur.

Devlet Bahçeli’nin duruşu takdire şayandır.

Her ne kadar teşkilatlar da gerekeni yapmışlardı.

Devlet Bahçeli’nin devlet ahlakı ve ülke sevdası

Günlük basit hesapların üstesinden gelmiştir.

Bu günden sonra herkes önüne bakmalı.

Şapkasını önüne koymalıdır.

Bu ülke için herkesin yapacakları var.

Geleceğin Türkiyesi bugünlerden tesis edilecektir.

Bunca zaman kaybından sonra devlet en iyi şekilde yönetilmelidir.

2023’te büyük bir Türkiye için gündem üretmek üzerine kurulacaktır.

Küçülen dünyaya büyüyen bir ülke olmak için,

Herkes vicdanını hakem yapmalı

Taşın altına elini koymalıdır.

Birilerinin gölgesinde yaşam bulmaya çalışanlar,

Asalaklıktan kurtulmadıkça güzel günlere hasret kalınır.

Kazanan millet oldu, ders alınırsa

Millet her şeyin farkında.

Güzellikler bize yakın yeter ki güzel adımlar atılsın.

Yalnız olanların bir seçimi oldu.

Halk onları yalnız bırakmadı.

Ama halk da yalnız bırakılmamalı.

MEHMET ŞAN



HAC-1

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 2 hafta önce / 14.04.2017 09:50:04 | Görüntüleme : 576
HAC NİYETİYLE KÂBE’Yİ ZİYARET ETMEK :

Kur’an-ı Kerim’de insanlar için yeryüzünde kurulan ilk mabedin Mekke’deki mübarek  ev (Kâbe) olduğu (Âl-i İmrân, 3/96) buyrulmuştur. Kur’anda; Kâbe, “ el Beytü’l-harâm” (Maide,5/2), O’nu çevreleyen Mescid, “el Mescidü’l- harâm (İsrâ, 17/1), Mekke şehri de “Harem” (Kasas, 28/57) olarak nitelendirilip diğerlerinden farklı olarak ilâhî feyiz ve berekete, insanların manevî açıdan temizlenme ve arınmalarına mahal kılındığı, buraların korunmuş ve saygıya değer yerler olduğu belirtilmiştir. Şüphesiz âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev, ilk mâbet Kâbe’dir.(Âl-i İmrân, 3/96). Kâbe için, Türk kültüründe, tarih boyunca “yüce tutulan, saygı gösterilen”  anlamındaki sıfatla birlikte “Kâbe-i Muazzama” terkibi en çok tercih edilen isim olarak öne çıkmıştır.(Hicaz Albümü, Diyanet İşleri Baş.Yayınları No:669, s.16-17, 21,24).

Hz. İbrahim zamanından beri, binlerce seneden beri, peygamberlerin, resûllerin, nebîlerin, evliyaların, ermişlerin, velîlerin, pirlerin, şeyhlerin, tarihî şahsiyetlerin, kralların, imparatorların, âlimlerin, müminlerin, yüreğinde Cenab-ı Allah sevgisi ve aşkı olan ve sağlık ve maddi durumu müsait olan tüm inançlı Müslümanların:

“Lebbeyk Allahümme lebbeyk…!.”: “Buyur Allahım buyur ! Emrindeyim buyur !” diyerek ziyaret edip “rahmet” bekledikleri  Kâbe, Allah’ın evidir! Ve mümin kişinin, O’nun daveti üzerine bu kutsal mekanı ziyaret etmesi ve Hacı olması nasip olur.

Türk Şairi M. Süleyman Nahifî bu gerçeği ne güzel ifade etmiş:

Kime ki Kâbe nasib olsa Hüdâ rahmet eder!

Her kişi hânesine sevdiğin davet eder !

Hac, Yüce Tanrı’ya kulluk etmek görevleri arasında bulunan, sağlık ve ekonomik olarak durumu uygun olanlar için islâmın şartlarından olarak Mekke şehrindeki Kâbe’yi ve civarındaki kutsal sayılan özel yerleri, özel zaman içinde usulüne uygun olarak ziyaret etmek ve yapılması gereken diğer merasimi  yerine getirmektir..Haccın, gücü yetenlere yani sağlık ve servet yönünden haccetme imkânına sahip olan müslümanlara farz olduğu; bunların ömründe bir defa hacca gitmesinin gerektiği  Kur’ân-ı Kerim’de ve Sünnet’te bildirilmiştir:  “Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır..” ( Âl-i İmran ,3/97 ) 

Hac, maddi ve manevî, dünyevî ve uhrevî, ferdi ve sosyal yanı olan bir ibadettir. O, bir yandan kulun Allah’a, peygamber’e, ahirete, kısaca tüm iman esaslarına gönülden bağlanmanın bir göstergesidir; ayrıca, bizlerin, samimiyet, sabır, kardeşlik, sevgi, fedakârlık, paylaşma v.b. ahlakî erdemleri kazandığımız ve tatbik imkânı bulduğumuz bir alandır. Hac, ömürde bir kere müslümanın yeniden doğması ve kutsal-manevi bir havuzda yıkanıp arınmasıdır.

Hz.Peygamber(s.a.s.); “Kim kötü işlerden ve Allah’a karşı gelmekten sakınarak hac yaparsa, günahlardan temizlenerek anasından doğduğu gibi tertemiz hale gelir.”(Buharî’den aktaran Dr.Faruk Görgülü,a.g.e.s.273) müjdesini vermiştir.

Herhangi bir sebeple Hacca gidemeyenlerin veya birden fazla gidemeyenlerin umre yapmak niyetiyle de Mekke ve Medine’yi ziyaret etmeleri fazileti yüksek bir ibadettir. Umrenin faziletiyle ilgili olarak Resûl-i Ekrem(s.a.s.) : “ Umre, daha sonraki umreye kadar,  ikisi arasında işlenen günahlar için kefârettir. Allah katında makbul haccın karşılığı ise Cennettir.” buyurmuştur. ( Buhari, Umre, 1) Ayrıca “Kim Allah için hacceder de (Allah rızasına uymayan) kötü söz ve davranışlardan ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, (kul hakkı hariç) annesinin onu doğurduğu günkü gibi (günahlarından arınmış olarak hacdan) döner.”(Buhârî, Hacc,4) buyurmuştur.

GELECEK HAFTA CUMA SOHBETİ YAZIMIZDA KABE HAKKINDA BİLGİ VERİLECEKTİR

HAC

Lebbeyk Allâhümme  lebbeyk diyerek,

Mîkâp noktasında ehram giyerek,

Halimiz arz etmeye geldik Allah’ım,

Boynumuz bükük, başımızı eğerek …

 

Niceleri geldi bu Yüksek Huzuruna,

Bakmayasın diye dünyevî kusuruna,     

Nûh Nâciyullâh, Halilullâh, Resûlullâh,

Çekmişler Sancağı Kâbe’nin Sûruna …

 

İlk ibadethâneye Kâbe’ye gidelim,

Tanrı Evini huşûyla tavaf edelim,

Atom, galaksiler, tüm varlık dönüyor,

Yürek yanık, göz yaşlı biz de dönelim …

           

Önceden Hacer-i Evset selâmlanır,

Tavafta gerekli dualar kelâmlanır,

Yedi şaftı tam ikmal ettikten sonra,

İbrahim Makamında namaz kılınır …

 

Usûldür sonra kana kana Zemzem içmek,

Merve-Sefâ arası sây yapmaya geçmek,

Peygâmber “Hac’ta Arafât farz” demiştir,

Şarttır kâfilelerle ol  yollara düşmek …

           

Milyonlarca ehramlı yakarıyor Pirine,

Arafât dönmüş tam bir Mahşer yerine,

İnsan anlıyor ki, Evrende bir zerre,

Ey gönül dönüş burada bir Tanrı erine!

 

Burada vakfe, Allah’a derin yakarıştır,

Ruhlardan topluca semâya haykırıştır,

Göz yaşlarıyla, hem yanık yürekleriyle,

Mü’mince, mânen  Yüce Tanrı’ya varıştır!

           

Akşamdan sonra Müzdelife’ye varılır,

Burada da o derin vakfeye durulur,

Namazlarla, dualarla zikir edilip,

Rab’den af dilenip nefse hesap sorulur!

 

Sabaha karşı Mina’ya ol akın başlar,

Milyonlarca hacı üç gün şeytan taşlar,

Gönül mahzun, dil suskun, yürekler ezik,

Gözler sulu, durmadan akıyor yaşlar!

           

Nihayet kurban kesilir, tıraş olunur,

Ehramdan çıkılıp giysiye dönülür,

Gözler dönmüştür Medine cihetine,

Ayrılmadan veda tavafı yapılır!

 

Medine’ye varmadan şüphesiz olmaz,

Resûl’e gitmeyen kalp hiç huzur bulmaz,

Mescid-i Nebevî’de namaz kılmadan,

Muammer OYTAN’ın programı dolmaz!

MUAMMER OYTAN



Söz Halkta

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 2 hafta önce / 14.04.2017 09:40:26 | Görüntüleme : 407
Türkiye 16 Nisan’da ülkenin geleceğini belirleyecek bir Referanduma gidiyor.

Referandum öncesinde, evetçiler ve hayırcılar, Pazar günü gerçekleşecek Referandum öncesinde eteklerindeki tüm taşları döktüler.

Halkın büyük çoğunluğu evetçiler ve hayırcıların söylemlerini dikkatli bir biçimde izledi.

Eşit koşullarda geçmeyen propaganda döneminde son sözü halk Pazar günü sandıkta söyleyecek.

Sandıktan, evet’te, hayır’da çıksa da, Kapitalist/Emperyalist sistemin bir parçası olan Türkiye’nin yönetim sisteminde kökten bir değişiklik olmayacaktır.

Referandum sonucunda sandıktan Evet çıkması durumunda AKP ve destekçileri daha da güçlenecek, hayır çıkması durumunda da başta CHP ve destekçileri daha da güçlenecek, AKP ve hükümet halk nezdindeki itibarını yitirip, çöküş sürecine girecektir.

Pazar günü gerçekleşecek Referandum öncesinde temennim ve dileğim, halk oylamasının adil ve güvenli bir ortamda gerçekleşmesi, seçmenin mutlaka, ama mutlaka sandığa gidip oyunu özgür bir biçimde kullanmasıdır.

16 Nisan Referandum sonucunun halkımıza, ülkemize, evet ve hayırcılara bugünden hayırlı olmasını diler saygılar sunarım.

ERSEN KORKMAZ 



ÇOCUKLAR NEDEN YANLIŞ YAPAR?

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 2 hafta önce / 12.04.2017 10:01:21 | Görüntüleme : 499
Anne ve babanın yaşam sevinci, çocuktur.

Her insanın en önemli yatırımı,

Yetiştireceği evlatlarıdır.

Evlatlar ebeveynlerin sigortasıdır.

Çekilen çile ve fedakârlıklar gelecek nesil içindir.

Ana ve babalar mutlu sonu çoğu kez yakalayamazlar.

Çünkü duygusal yoğunluklarını atamazlar.

Duygularını mantık süzgecinden geçiremezler.

Tarifi olmayan tek şey çocuk yetiştirmektir.

Çünkü her çocuk farklı bir karakter ve mizaçtır.

Yapılacak tek şey,

İrfan ve şefkatle yaklaşma…

Çocukların, geleceğin teminatı olduğu unutmamak gerekir.

Bilinmeli ki yetiştirdiğin evlat yarın kaderindir.

Ruhsal ve fiziksel sağlığı yarın önüne çıkacaktır.

Milletler geleceğe güvenle bakacaksa,

Önce aileler huzur bahçesine çevrilmelidir.

Mutlu eşler, huzurlu çocuklar ve coşkulu milletler oluşmalıdır.

İnsanlarımıza önce sevgi aşılanmalıdır.

Sevgisiz ve saygısız bir toplumdan sağlıklı nesiller çıkmaz.

Çocukların en büyük öğretmeni anne ve babalardır.

Anne ve babaların yaptığı hatalar,

Çocuklara kat kat yansır.

İyi örnek olunmalı…

Her yavrunun fiziksel ihtiyaçları kadar ruhsal ihtiyaçları da ihmal edilmemelidir.

Çocuk yanlış yapıyorsa ilk sorgulanacak kişi anne ve baba olmalıdır.

Anne ve babaların öksürmesi çocukta zatürreedir.

Bizlere emanet edilen çocukların iyi yetiştirilmesi vicdani bir görevdir.

Çocukların yanlış yapması kadar doğal bir şey yoktur.

Ancak bu yanlışların düzeltilmesi için atılması gereken adımlar veli farkıdır.

En iyi öğretme şekli,

Örnek olmalıdır.

Nasihat ederek değil,

Yaşayarak göstermelidir.

Küp içindekini sızdırır.

Çocuklara güzellikler yüklenirse,

Onlarda güzellikler yayar.

Tertemiz gönderilen bu sabi melekleri,

Süfli bir hale getiriliyorsa,

Toplum suçlu, anne-babalar suçludur.



ÇÜRÜK ZEMİNE APARTMAN

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 2 hafta önce / 11.04.2017 09:57:22 | Görüntüleme : 441
Sayılı günler kaldı. Uzun süredir, ülkemizin tek gündemi referandum. Ne zamandır çevremizde ve dünyada olup bitenler bizi ilgilendirmiyor.

Halep’te, Musul’da İdlib’de yaşanan vahşet ve katliamlar umurumuzda değil. Filistin’de ezan mı yasaklanmış? Kıbrıs mı dediniz? Son Amerikan’ın Suriye saldırısı bile silkelemedi. Varsa yoksa referandum.

Referandumla yatıp referandumla kalkıyoruz. Sabah akşam her platformda evetçi misin? Hayırcı mısın? Herkes, adeta doksanlı yıllarda iç savaş yaşayan Bosna gibi, kimin düşman, kimin dost safında olduğunu EVET-HAYIR üzerinden belirleme derdinde.

Artık eskisi gibi partili tanımıyla da iş bitmiyor. Çünkü partin EVET dese bile sen HAYIR; partin HAYIR dese bile sen EVET diyebilirsin. Bu nedenle insanlar bir birine düşmanca bakıyor, durum tespiti yapmaya çalışıyor.

Bu durumun pek çok   örneği var ama biri trajik. Bir sanatçı bayan Regaip Gecesi sosyal medya hesabından “hayırlı kandiller” mesajı /tweet attığı için, küfürlü ithamlara maruz kaldı. Kutuplaşma, düşmanca tavırlar, hayli ileri boyutta. Karşı cepheden de benzer hadiseler duymak mümkün.

***

 Geçmiş uzun dönemlerdir “manevi ağırlığı” olan yapılar, siyasetten uzak olmalarıyla bilinir. Gönülleri kendileri gibi yaşayan inanan insanlarla olsa da her kesime karşı kucaklayıcı davranıp müspet münasebet kurmaya gayret ederler ve içlerinden geçeni net olarak telaffuz etmemeye özen gösterirlerdi. 

Ne var ki bu kesim son günlerde çok daha farklı bir tutum ve davranış içindeler. Evet derken hak adına vs. gibi söylemler kullanmaya başladılar.

Burada şu hususun altını çizmek durumundayız: Dünyada Müslümanlara yapılan hiçbir zulme ses çıkar(a)mayan kanaat önderleri her ne hikmetse seçim ve referandum  konusunda aslan kesiliyorlar. Bunların işlerine mi gelmiyor, yoksa bir zorunluluk mu derseniz; kanaatimizce bu açıklamalarını “konjonktürel zorunluluk” olarak değerlendirmek gerekir. İslami cemaatlerin hedef tahtasına oturtulduğu bir dönemde, korkuları mazur görülebilir. Ancak korkunun ecele faydası olur mu? Zaman gösterecek.

***

Saadet Partisinin yakın geçmişte ve uzun vadede öngörülerinin hepsinde haklı olduğu ortadayken, (Ergenekon, Suriye, Çözüm Süreci, Irak, Mısır, BOP...) “Evetçi” dostların, “Acaba Saadet neden hayır diyor?” diye bir soru sormak akıllarına gelmiyor. Düşünmek bile istemiyorlar.

Böyle bir durumda polemiğe girip Saadetin neden hayır dediğinin gerekçelerini   sıralayacak, savunacak ya da maddeler üzerinden teker teker ele alıp eleştirecek değiliz.

Geneline şunu söyleyebiliriz ki; “Önümüze getirilen 18 maddelik paket içinde neredeyse gönül huzuru içinde evet denecek hiç bir madde yok.”

Hayır gerekçesi olarak  bir konuya daha dikkat çekmekte yarar var. Saadet özetle; bu yetkilerle seçilecek bir Cumhurbaşkanı’nın, ülke için felakete sebep olabileceğini düşünüyor.

Manipülasyona çok açık bu toplumda, bu yetkilerle pekala “Demirel” kılıklı birisinin Cumhurbaşkanı olabileceğini, yetkiyi ele alınca da ülkenin inananlarına kan kusturabileceğini düşünüyor. (Yakın geçmişte Mısır Cemal Abdülnasır örneği).

İnsanın fani olduğu dünyada sonraki dönemlerde herhangi bir kimsenin seçilebileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

HAYIR çıkarsa bugünden kaybedeceğimiz bir şey yok da EVET’in doğurabileceği çok büyük riskler var.

***

Saadetin referandum paketine karşı çıkma nedenini CHP ile aynı tarafta olmakla suçlayanlara bir örnekle açıklamak gerekirse mesele şudur: “Boş zemine apartman yapmanıza karşı çıkılıyor”.

Ezeli düşmanınız olan komşunuz diyor ki; “Buraya bina dikerseniz önüm kapanır, güneşim ve havam kesilir,  sakın yapmayın!” diyerek sizi engellemeye çalışıyor.

Diğer taraftan sizi düşünen aileden bir büyüğünüz, “Sakın ha buraya bina yapmayın ben buranın geçmişini bilirim.  Zemin çürük, bina çöker, hepiniz ölürsünüz” diyerek sizi tehlikeye karşı uyarıyor.

Bu örnekte zahiren bakınca her ikisi de sizin bina yapmanızı istemiyorlar. Ancak niyetleri birbirinden çok farklı.

Burada sizi düşünen iyi niyetli kimselere kulak vermek  durumundasınız.

Unutmayın, Saadet bu ülkeyi, bu coğrafyayı ve bu coğrafyanın insanlarını hiçbirinizden daha az seviyor değil.

NECMETTİN ÇALIŞKAN

ncaliskan@beyza.net