......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 315253

KKTC SEÇİMLERİ SONUÇLARI..

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 3 hafta önce / 21.10.2020 14:40:54 | Görüntüleme : 915

Evet yakın zamanda KKTC'de nefeslerimizi tutarak bir seçim maratonunu hep beraber izledik ve yakınen takip ettik..

 

Şunu söyleyebilirim: ibn-i Haldun'un ifadesiyle  "Coğrafya kaderdir." diyor ya... 
Evet gerçekten Coğrafya kaderdir. Dünya'daki en netameli sıkıntılı ve bela ve musibetlerin uçuştuğu coğrafyalardan bir tanesi de bizim Türkiye'mizin de içinde olduğu coğrafyadır. Bu coğrafyada, Haçlı zihniyetinin, zalimane zihniyetin her daim bizi rahatsız ettiği bir gerçektir. Bu tarih boyunca bitmedi ve bitmeyecek.. 
KKTC deki seçimler, birkaç gün önce neticelenmiş ve Türkiye'ye karşı müspet olmayan menfi bir duruş sergileyen, açık açık Nezaket sınırlarını aşan önceki Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı Allah'a hamdolsun ki kaybetmiştir. Yerli ve milli bir duruş sergileyen başbakan Ersin TATAR %52 ORANINDAKİ oyla KKTC'nin yeni Cumhurbaşkanı seçilmiştir.. 
Bir bakıma bu netice #TÜRKİYE devletinin gücünüde tescil etmiştir.. 
Her zaman şunu söylemişimdir: "Milli duruş inanın ki tüm ideolojilerin üzerindedir. Aslında iktidarı da muhalefeti de ortak noktalarda söz konusu vatan, devlet, Bayrak, millet ve milli değerlerimiz  ise partiler üstü bir de duruşla, ortak bir tavır, yani milli bir duruş sergilemedirler derim. 
Zira uzun yıllar devletimiz, milletimiz enerjisini potansiyelini, Ortadoğu coğrafyasında harcanmıştır..
 Akılları ne Doğu Akdeniz'e gelmiştir, ne Petrol ne doğalgaz ne Ege ne Kafkasya nede Türki Cumhuriyetle, ne İslam dünyası Vesaire.. Maalesef tüm zamanlarını üretkenlikten, millete faydalı olmayan yöndeki menfi siyasetle geçirmişlerdir. Müspet anlamda  Siyasetin hakkını verenlere selam olsun.. Hep siyaset konuşulmuş, insanların temel hak ve özgürlükleriyle, şekli ve inançları vicdanları ile uğraşılmıştır. Sorunlar hep sümen altı edilerek ertelenmiştir. 
Konumuza dönecek olursak, KKTC Türkiye'nin Tabiri caizse ayrılmaz bir Parçası, mütemmim CÜZÜDÜR. Birtakım gayri milli akıldışı söylemleri ile Rum tarafgirliği yapanlara bırakılamayacak kadar stratejik bir öneme sahip İdi.. Zaten Türkiye'de Kıbrıs'ın garantörlüğünü yüklendiği için onu hiçbir şeye feda edemezdi. Etmedi de.. 
Yeni seçim neticesi hayırlı olsun.. Türkiye'miz sosyal, kültürel ekonomik iç ve dış Siyasette ayakları yere basan muhteşem hamlelerde bulunmaktadır. 
Sağlık sektörünü söylemiyorum bile... Çünkü pandemi de sağlık sistemini oturtan, en iyi mücadeleyi yapan dünyadaki ilk üç ülke arasındayız diyebiliriz.. Terörle mücadele, askeri sahada ve masadaki başarılar, milli sanayi teknolojik hamleler vs.. 
Allah samimiyetle kalbi Hasbi bir şekilde çalışan Devlet Başkanımızdan tutunda, tüm kamu görevlilerine ve milli düşünen tüm Aziz halkımıza teşekkürlerimi arz ediyorum. 
Hep beraber #TÜRKİYE`YİZ.. İNSANLIĞIN, Gönül coğrafyasının, Vicdan ve merhamet yüklü; ilmi teknolojik, bilimsel, Maddi ve Manevi anlamda kendini yetiştiren yerli ve milli insanlarımıza çok ihtiyacı var.. 
Durmak yok yola devam..

EDEP VE HAYÂ SAHİBİ OLMAK

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 3 hafta önce / 16.10.2020 09:01:18 | Görüntüleme : 2247

İnsanoğlunun fıtratında var olan duygulardan biri de edep ve hayâdır. Anonim bir şiirde belirtildiği gibi:

Edep bir tâc imiş nûr-i Hüdâ’dan,

Giy o tâcı emin ol her belâdan !

 

Edep ve hayâ, Peygamber Efendimizin de işaret ettiği gibi yaratılış hikmet ve gayesine uygun, insana yaraşır bir hayat sürme çabasıdır. Kur’an-ı Kerim’in İsrâ Sûresi’nin 37. ayetinde de kast edildiği üzere, edep ve hayâ, insanın nefsini terbiye etmesi, kendini ve haddini bilmesidir.

            Edep ve hayâyı kuşanan kalpte ancak hayır ve güzellik bulunur. Edebi şiar edinmiş bir zihinden ancak faydalı düşünceler sâdır olur. Edeple konuşan bir dilden ancak hayırlı ve hoş sözler dökülür; kendisini ilgilendirmeyen boş sözlerden, dedikodu, yalan, iftira gibi mümine yakışmayan konuşmalardan uzak durur.

            Kamil insan olma yolu da bu anlamdaki edep ve hayâ sahibi olmaktan geçer. Müminin söz ve davranışları edeple değer bulur. Edeple yapılan tövbe makbul olur; dua ve ibadetler edeple eda edilirse Allah’a yükselir ve sahibini yüceltir. Bu nedenle insan, her yaşta, her çağda ve her konumda edep ve hayâya muhtaçtır. Edep, bizim medeniyetimizde üstün bir ahlâki meziyet olarak değer görmüştür. Ancak bugün insanlık büyük oranda bir edep ve hayâ mahrumiyeti, bir ahlâk çöküntüsü yaşamaktadır; ahlâki değerler giderek yozlaşmaktadır. Öyle ki, nice zihinler, gönüller ve bedenler edep ve hayâ ile yücelmek yerine edepsizliğin girdabında boğulmaktadır. Her gün hataya teşvik eden, günahı tatlı gösteren, kötüye ve şiddete özendiren; çocukları istismar malzemesi haline getiren, kadınları cinsel meta olarak gören yayınlar yapılmaktadır. Bunlar İslâmla bağdaşan tutum ve davranışlar değildir. Edepsizleşmiş, ar damarı çatlamış bir insan, fıtratındaki yani doğuştan getirdiği edep ve hayâyı kaybetmiş, “en şerefli varlık”  olma özelliğini yitirmiştir. Bütün bunların temelinde erdem ve ahlâk üzerine bina edilmeyen bir hayat anlayışının var olduğu açıktır!

DÜNYA HAYATI

İstemem artık dünyayı,

Mevlama yönelmem gerek.

Para-pul-makam-unvanı,

Mevlama yönelmem gerek!

           

Bütün insanlar hür olsun,

Kalpleri umutla dolsun,

Günleri mutlu-hoş olsun,

Mevlama yönelmem gerek!

 

Güllere bülbül yakışır,

Sular toprakta akışır,

Âşıklar içten bakışır,

Mevlama yönelmem gerek!

           

Her müminin bir derdi var,

Herkeste feryat, ah-u zâr,

Göze alınamaz ol Nâr,

Mevlama yönelmem gerek!

 

OYTAN’ım yetersiz önder,

Resûl’e salâvat gönder,

Zemzemle aşk-ateş sönder,

Mevlama yönelmem gerek!



İNSAN !?

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 9 ay, 6 gün önce / 09.10.2020 09:12:37 | Görüntüleme : 1932

İnsan kimdir; neden bazen bir melek, bazen de bir şeytan gibi davranmaktadır?

İnsan, toplumsal bir varlık olarak hayatının her safhasında diğer insanlarla birlikte yaşamak zorundadır. Bu da ancak birbirlerine zarar vermeden yaşamakla ve toplumsal kurallara uyarak sağlanabilir.

İnsanoğlunun nasıl bir varlık olduğunu çözmek gerçekten son derecede zordur! Bakarsın melek gibidir; bakarsın şeytandan da adî bir yaratık olur çıkar. . Bazısına da bakıyorsun, elindekini avucundakini yoksullara saçıp veriyor; onları koruyup kolluyor; Büyük Yunus Emre Hazretlerinin sözü ile “Yaratandan ötürü” yaratılana sevgi-saygı ve merhamet gösteriyor.

Bu durumu Hz.Mevlâna şöyle açıklıyor:

            “Biz insanlar öyle mahlûkatız ki, bazen melekler insan olarak yaratılmadıklarına üzülürler; bazen de şeytanlar bizden olmadıklarına şükrederler! Hem meleklerden öteye, yukarıya yücelmek, hem de hayvanlardan dahi aşağıya düşmek insana mahsustur! Her iki durumda olmak ta yani düşmek de yücelmek de elimizdedir ve bizim seçimimize bağlıdır! Kime ve neye benzemek istiyoruz; meleklere mi, şeytana mı ? Varmak istediğimiz hedef nedir?”

            İnsanoğlunun bu yüksek değerini, evren kadar yüksek değerini en iyi anlayanlardan birisi de Hz. Ali’dir. Veliyullah, kendi kendisini hor gören insana şöyle hitap eder : “Ey insan! Sen kendinin küçük, değersiz bir maddi yapı olduğunu sanırsın. Halbuki sen küçük bir evrensin; büyük evren de sende dürülmüştür!”

            Büyük şair Şeyh GALİP, Hz. Ali’nin yukarıdaki sözünü şiir dili ile tercüme eder gibi, bakınız insanı nasıl anlatıyor:

 “Ey gönül neden böyle gam dolusun?

 Her ne kadar virane olsan da tılsımlı bir hazinesin sen!

 Meleklerin secde etmekle emrolunduğu değerli bir varlıksın sen!

 Bildiğin gibi değil her şeyden üstünsün sen!

 Ruhsun, Cebrailin nefesi ile eşsin, Hak’kın sırrısın, Meryemoğlu İsa gibisin sen!

 Zatına hoşca bak, çünkü evrenin özüsün, varlık ve oluşların göz bebeği insansın sen !”

            İNSANOĞLU

Hiçbir hayvan boş yere cana kıymaz,

Sen hariç ey canavar insanoğlu!

Acıkmadan buna ihtiyaç duymaz,

Sen hariç ey canavar insanoğlu!

 

Kâh çıldırır bora gibi esersin,

Ana-baba-kardeş demez kesersin!

Yetmiş iki sülâleni üzersin,

Şeytan tiksinir senden ademoğlu!

 

Bazen içinde bir melek gizlersin,

Peygamber yaşantısını izlersin,

Vicdanınla nefsini hep yüzlersin,

Melek özenir sana insanoğlu!

 

Bazen kin-gıybet-nefret senin işin!

Döver-söversin dayanamaz eşin!

Kimse sahip çıkmaz hor kalır leşin,

Şeytan tiksinir senden ademoğlu!

 

Bazen zikir-şükür-merhamet-şefkat,

Has amel-dua-tövbe-sabır-infak,

Sevgi-saygı-ol Muhammedî ahlâk,

Melek özenir sana insanoğlu!

 

İyi-kötü olmanın yoktur yaşı,

Kötülükte nefistir elebaşı!

Terbiyede sorumludur her kişi,

OYTAN’ım, bunda zayıftır ademoğlu!



GIYBET, BÜYÜK BİR GÜNAHTIR

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 9 ay, 1 hafta önce / 02.10.2020 10:53:19 | Görüntüleme : 1694
Çağımız Müslümanlarının işledikleri en büyük günah gıybettir! İnsanoğlu, en yakınlarını, akrabalarını, komşularını, tam olarak tanımadığı insanları, hiç de gereği yokken acımasızca eleştirmekte; aleyhlerinde konuşmakta; arkalarından dedikodularını yapmaktadır. Bundan da haşince bir zevk almaktadır. Aleyhe söylenen sözlerin “gerçek” olması, yaşanmış olması, bunların “gıybet” olmasını değiştirmez. Esasen bu söylenenlerin gerçek olmaması halinde “iftira” edilmiş olur ki bu katmerli günahtır.

      Ayrıca insanın, içyüzünü bilmediği ve kendisini de ilgilendirmeyen bir takım konuların ardına takılıp onlar hakkında ileri geri sözler söylemesi, zan ve tahminlerde bulunması ahrette büyük bir pişmanlık sebebidir: Duymadığı bir sözü duymuş gibi, görmediğini görmüş gibi, şahit olmadığı bir şeye şahitmiş gibi davranıp o yarım yamalak bilgilerle bir takım değerlendirmelerde bulunmak, kişiyi Allah huzurunda kul hakkını çiğnemiş bir günahkâr haline getirir( Prof. Nihat Hatipoğlu, Sabah Gazetesi, 15.05.2015,s. 26) .

            Hz. Peygamber(s.a.s.), gıybeti, “Kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır!” şeklinde tanımlamış; sahabîlerden birisinin: “ Ya, kardeşimde o söylediğim durum varsa, ne dersiniz?” diye sorması üzerine: “Söylediğin şey eğer  onda varsa gıybet etmişsindir. Şayet yoksa ona iftira etmiş olursun” (Müslîm, Birr, 70) cevabını vermiştir.

Cenâb-ı Allah, kullarının, birbirlerinin arkasından, aleyhlerine konuşmalarını; dedi-kodu yapmalarını, birbirlerinin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırıp gıybetlerini yapmalarını yasaklamıştır ve bu tür davranışları “ölü kardeşinin etini yemek” şeklinde nitelendirmiştir.

MEVLÂM HAS EYLER

 

Biz bu Âlemi tarasak,

Mevlâm her şeyi has eyler!

Daim hidayet arasak

Mevlâm her şeyi has eyler!   

 

Gençlik, sağlık-huzur dolsa,

Her can tüm muradın alsa,

Kin-gıybet geride kalsa,

Mevlâm her şeyi has eyler!

 

Mescid-i Nebî’ye varsak,

Sessizce Huzur’a girsek,

Resûl’ün şefaatın dersek,

Mevlâm her şeyi has eyler!

 

OYTAN’ım, dağlansın özün,

Feda olsun ömür güzün,

Tutulursa her bir sözün,

Mevlâm her şeyi has eyler



12 EYLÜL 1980 DARBESİ!

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 10 ay, 5 gün önce / 12.09.2020 11:37:48 | Görüntüleme : 4146

Milyonlarca insanın fişlendiği, milyonlarca insanın gözaltına alındığı, yüzlerce insanın idam edildiği ve işkenceden öldürüldüğü sokaklarda postal seslerinin yankılandığı, halkın iradesi ile seçimle iktidara gelen hükümetin devrildiği o karanlık ve düzen politikasının gereği utancın 40. yılındayız.

 

Evet 12 Eylül 1980 darbesinden bahsediyorum.
Ben o dönemlerde 11. yaşındaydım Türkiye'nin güne tank sesleriyle ile uyandığı bir süreci yaşayan kardeşlerinizden birisiyim. Allah bizlere o günleri bir daha yaşatmasın. 
O günleri yaşatanlar, kardeşi kardeşe düşürenler, aziz milletin ve ebed müddet devletin geleceğini karartmaya çalışanlar hepsi şu anda mevta.. 
Rabbim şerlerinden bizleri muhafaza buyursun.. Birlik ve beraberliğe tüm muhtaç olduğumuz günleri yaşıyoruz..
Aynı gemideyiz.. Yerli ve milli bir duruşla 83 milyon çok güçlü ve safları sık tutmamız gereken zaman dililiminden geçiyoruz vesselam.. 
Hürmet ve muhabbetle.. 
Cengiz YILDIZ kardeşiniz


MUNAFIKLIK

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 10 ay, 1 hafta önce / 04.09.2020 08:54:57 | Görüntüleme : 2132
Munafık; mümin olmadığı halde küfrünü gizleyerek kendisini mümin gibi gösteren; kalben inanmadığı halde inkâr ettiğini gizleyip diliyle inandığını söyleyerek mümin görünen; imânı kalplerine tam olarak yerleştirememiş, bu konuda kararsızlık ve tutarsızlık gösteren kişilerdir. “İnsanlardan, inanmadıkları halde , ‘Allah’a ve âhiret gününe inandık’ diyenler de vardır”

 ( Bakara,2/8).“Şüphesiz ki münafıklar, Cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardım edici de bulamazsın.” (Nisâ,4/145)

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) münafıkların konuştuklarında yalan söylediklerini; verdikleri sözde durmadıklarını; emanete hıyanetlik ettiklerini bildirmiş ve dini tebliğ görevinde kâfirlerle olduğu kadar münafıklarla da mücadele etmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de de münafık olan kişiler, “…kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanlar…(Maide,5/52) olarak nitelendirilmişlerdir.

Münafıkların en belirgin özelliği yalancılıktır. Yaptıklarında samimi olmadıkları için de riyakârdırlar. Yalancı ve riyakârların ne topluma, ne de insanlığa faydası olur! Münafıklar insanların temiz duygularını istismar ederler.Onlar Allah’ı da aldattıklarını sanırlar. Münafıklar insanların arasına ikilik sokarak toplumu bölmeye ve kardeşlik duygularını yok etmeye çalıştıkları halde kendilerini toplumu “düzeltenler” olarak takdim ederler. Laf getirip götürmek ve topluma fitne-nifak tohumlarını ekmek; söz verdiklerinde sözünde durmamak, emanete hıyanetlik etmek onların belirgin vasfıdır. Bunların en bariz özellikleri de inanmadıkları için aslında kılmadıkları halde tanınmamak için durdukları namazda da içten ve samimi olmamalarıdır…(Dr.Fatih Yücel, Münafık İnanmadığı Halde İnanmış Gözüken Kimsedir, Kur’ân’dan Öğütler 2, D.İ.B.Yayını , s.190-191 )

AHİRET İNANCI

Bencil nefisler hep azar,

Kendi kuyusunu kazar,

Melekler ameli yazar,

Görsün defter açılarak!

 

Emre uygun tavır takın,

Rabbe karşı gelme sakın!

Gidiliyor akın akın!

Kurtulunmaz kaçılarak.

 

Hani, nerede ermişler?

Suya seccade sermişler?

Râb rızasını dermişler?

Göçtüler bez biçilerek!

 

Helâl rızka haram katar,

Kendisini Nâr’a atar

Akılsız pisliğe batar,

Çıkılmaz hep içilerek!

 

İyilik-haslık seçilsin,

Ahrette hasat biçilsin,

OYTAN’ım, Sırat geçilsin,

Nur bulunur geçilerek!



PEYGAMBER’İMİZİN ÇOCUK SEVGİSİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 10 ay, 3 hafta önce / 21.08.2020 09:03:32 | Görüntüleme : 2700

Hz. Peygamber Efendimiz, çocukları çok sever; onları öperek bağrına basardı. Onları önemser,aralarına katılır, selâm verir,

  hâl ve hatırlarını sorar, seviyelerine iner, şakalaşır, duygularını paylaşır, gerekirse oyunlarına girer, onlarla birlikte olmaktan mutluluk duyardı. Bu nedenle Resûlullah bir yolculuğa çıktığında çocuklar dönüşünü beklerler ve O’nu sevinçle karşılarlardı. Çocuklara karşı çok merhametliydi: Çocukları sevmeyi, onlarla ilgilenmeyi, onları çeşitli tehlikeler karşısında korumayı cehennemden kurtuluşa vesile sayardı. İnanç, ibadet ve ahlâk konularının çocuklara yumuşaklıkla anlatılmasını ister, katı ve kaba davranılmasını yasaklardı. Kendisi de bu konularda çok hoşgörülü ve şefkâtlı davranırdı. Namaz kılarken, torunları Hasan ile Hüseyin’in ve Zeynep’in kızı Ümâme’nin, kendi mübarek  omzuna binmesini hoş görürdü. Hz. Peygamber (s.a.s.), kız ve erkek çocuklar arasında ayırım yapmazdı: İslâmdan önceki cahiliye çağında, kız çocuğu babası olmanın utanç kaynağı sayıldığı, kimi ailelerin kız çocuğunu diri diri kuma gömecek kadar ileri gittiği anlayışını yıkarak kız çocuklarına gerekli önemin verilmesini emretmiş; kızlarını eğitip hayata hazırlanmalarını sağlayanları büyük sevaba erişmekle ve cenneti kazanmakla müjdelemiştir. Genel olarak, çocuklara güzel bir isim koymak ve bir meslek sahibi olmalarını sağlamak hususunda aileleri teşvik etmiştir (Prof.Hüseyin Algül, Hz. Muhammed’in Çocuklarla İlişkileri, İslâma Giriş, D.İ.B., s183-187)

VADE

Bu ölümlü fâni hayat,

Işık hızıyla tez geçer!

Her can bir gün mutlak gider,

Ol vadeyi Allah seçer!

 

Resûlün sırtında mühür,

Silinmez Allah busesi!

Evrensel has hafızada,

Veda Hutbesi’nin sesi!

 

Şeb-i Arus denilse de,

Sovuktur ölümün yüzü!

Yas-figan-ayrılık vardır,

Dostların yaşlıdır gözü!

 

Hüzünlü yakınlarımız,

Dört kollu şu saldan tutar!

Kafileyle gelen beden,

Ana kucağı kabre yatar!

 

Oytan’ım, daima Rabbi,

Hep huşûyla zikrederek,

Azgın nefsini dizginler,

Yoksula infak ederek!



Peygamber Efendimizin Kötülüklere Karşı Sabrı.

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 11 ay, 6 gün önce / 14.08.2020 10:17:53 | Görüntüleme : 1485

Kötü davranışlara karşı Peygamberimizin ne kadar sabırlı olduğunu İbn-i Mes’ut şu olayla anlatmıştır: “Bir defasında Peygamberimiz Kâbe’nin yanında namaz kılıyordu. O sırada Ebu Cehil ve adamları orada oturuyorlardı. Bir gün önce orada bir deve kesilmişti. Ebu Cehil-Allah’ın lâneti üzerine olsun-

 Hanginiz şu deve işkembesini kaldırır ve Muhammed secdeye varınca onu ensesine atıverir.?” dedi. Bu söz üzerine en mel’unları fırlayıp işkembeyi secdedeki Peygamberimizin boynuna atıverdi. Arkasından kahkaha ile hep beraber güldüler. O sırada ben ayakta duruyor ve olup bitenleri seyrediyordum. İçimden: “Keşke cesaretim olsa da işkembeyi onun üzerinden atabilsem ”dedim. Peygamberimiz ise hiçbir şey olmamış gibi secdesine devam ediyordu. O sırada bir adam koşup durumu Fatıma’ya bildirdi. Fatıma o sırada küçük bir kız olmasına rağmen koşarak geldi ve işkembeyi babasının boynundan atıverdi; arkasından da Ebu Cehil ve adamlarına ağır sözlerle çıkıştı. Peygamberimiz, namazı bitince üç defa yüksek sesle: “Allah’ım, kureyşlileri sana havale ediyorum! Allah’ım, Ebu Cehil’i, Ukbe’yi, Utbe’yi, Şeybe’yi sana havale ediyorum !” diye onlara beddua etti. Allah’a yemin ederim ki, Peygamberimizin adlarını saydığı bu kimseleri Bedir Savaşı sırasında kendi gözlerimle ölüler arasında gördüm.”( Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.240)

 ÇAĞIN HASTALIĞI

Yetiş Yâ Resûl’ü Ekrem!

Aileyi yok ettiler!

Nerde aşk-ı Aslı-Kerem!

Aileyi yok ettiler!

 

Zinaya düşkün olanlar,

Ruhları kirden solanlar,

Öfke, kıskançlık salanlar,

Aileyi yok ettiler!

 

Kin, kibir, hasetlik, gıybet,

Azgın nefsine çekemez set!

Şu utanmazlar nihayet,

Aileyi yok ettiler!

 

Edep-ahlâk yoksunları,

İnsanlığın yosunları,

Babasının tosunları,

Aileyi yok ettiler!

 

Oytan, kime bu şikayet?

Kimde ararsın hidayet?

Toplum yozlaştı nihayet!

Aileyi yok ettiler.



Peygamberimizin Allah’a Güvenmesi

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 11 ay, 1 hafta önce / 07.08.2020 13:25:15 | Görüntüleme : 1596

Tevekkül; akıl ve vicdanın ilhamına uyarak, bütün çabaların ve girişimlerin gösterilmesine rağmen ortaya çıkan olumsuz şartlara karşı sarf edilen gayretin neticesini Allah’ın lütuf ve inayetine havale etmektir.

Bir Müslüman, çalışmasının mutlaka sonuç getireceğine inanmalıdır; çünkü o, Allah’a güvenmiştir. Böyle bir güven, Müslümanı sarsılmaz bir azim, eğilmez bir irade, şaibesiz bir cesaretle donatır. En büyük tehlikeler, en kötü yenilgiler bile onu yolundan alıkoyamaz. İşte tevekkül bu demektir!

            Hz. Muhammed’in(s.a.s.) hayat hikâyesi okunduğu zaman görülecektir ki, O, en amansız felâketlerle, en çetin direnişlerle karşı karşıya olduğu halde ömrü boyunca zerre kadar korku, endişe veya ümitsizlik göstermemiştir. Mekke’de kimsesiz ve yapayalnız kaldığı zamanlarda, Uhud ve Huneyn savaşları sırasında en korkunç tehlikelerle karşılaştığında dahi aynı irade kuvvetini, aynı sarsılmaz azmi göstermiştir.  Sevr  Mağarasında, Kureyşlilerin iki Mağara arkadaşını ele geçirmelerine ramak kaldığı sırada, Hz. Ebu Bekir’in,  Efendimizin hayatı için endişelenerek “Ya Resûlallah, düşmanlar çok yaklaştı, eğilseler bizi görecekler” demesi üzerine Peygamber Efendimizin, “Üzülme, Allah bizimle beraberdir!” demesi, O’nun, Cenab-ı Allah’a nasıl sarsılmaz bir iman gücüyle güvendiğini açık bir şekilde göstermektedir.(Buharî ve Müslim, Hicret.)

HUZUR -1

Gönlüm hep arar dirliği,

Hiç gitmez tedirginliği,

Sade kul, yok şeyh-pirliği,

Kalbim az durulsun yâ Râb!

           

Melekler bize bakıyor,

Âh-u zar yürek yakıyor,

Hâfızlar Kur’an okuyor,

Kalbe taht kurulsun Yâ  Râb!

 

Mü’minler hep kardeş olsun,

Gönüller sevgiyle dolsun,

İnsanlığı özde bulsun,

Hesap has sorulsun Yâ Râb!

 

Hep ibadette kalınsın,

Namaz mescidde kılınsın,

OYTAN, beraber alınsın,

Kâbe’ye varılsın yâ Râb!



ZEMZEM

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 yıl, 1 hafta önce / 10.07.2020 10:24:14 | Görüntüleme : 3497

Arapça’da “bol, bereketli, doyurucu ve kaynağı zengin su” anlamlarına gelen zemzem, sadece kutsal kabul edilen Harem bölgesinin değil, bizzat Kâbe’nin kuyusu ve bütünleyicisi olarak da görülmüş, Mekke için bir nevî hayat kaynağı olmuştur.

Cenâb-ı Allah’ın emri üzerine, Hz. İbrâhim’in, eşi Hacer’i ve henüz bebek olan İsmail’i ıssız Mekke vâdisinde bırakıp ayrıldıktan sonra, Hâcer, su ve erzakının tükenmesi üzerine  çaresiz kalmış; küçük oğlu İsmail’in susuzluktan ölmesinden endişe ederek telâşla Safâ ve Merve tepeleri arasında yedi defa gidip gelerek bir yardımcı aramış; bütün ümitlerini kaybettiği anda mucizevî şekilde oğlunun bulunduğu yerde kaynayan zemzem suyunu görünce Allah’a şükretmiş ve suyun dağılmaması için etrafını toprakla çevirmiştir. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu konuda şöyle buyurmuştur: “ Allah, İsmail’in annesi Hacer’e rahmet etsin. O, Zemzem’i kendi haline bıraksaydı veya avuçlamasaydı, muhakkak akar, bir ırmak olurdu.”

Bütün su kaynaklarına uzak bir noktada, çölün ortasında bir mucize gibi çıkan Zemzem, şifalı ve besleyici bir sudur. Ondan içen acıkmaz, ne kadar içilse rahatsız etmez, bazı hadislerde “ ne amaçla içilirse ona şifa olacağı…” buyrulmuştur.

          Hz. Hâcer’in, aralarında 400 metre mesafe olan Safa ve Merve tepeleri arasında  su ve imdât arayışı hac ve umre mesaiki içinde yer alan “sa’y” uygulamasının kökeni olmuştur(Bakara, 2/158). (Hicaz Albümü, s. 45)

            Zemzem, Allah Tealâ’nın darda kalan kullarının imdadına nasıl yetiştiğine dair ibret alınması gereken ve mucizelerle dolu bir örnektir.

RESÛL SEVGİSİ                           

İzinden doğru yol bulunur,

Namaz üzerinde durulur!

Seni içten-yürekten sevmek

Has ibadettir Yâ Muhammed!

 

İnançsız alimler bilemez,

Kalpten kara pası silemez,

Seni içten-yürekten sevmek,

Has selâmettir Yâ Muhammed!

 

Arafatta sesin sadâsı

Sürdürür Kâinat Hüdası,

Seni içten-yürekten sevmek,

Has fazilettir Yâ Muhammed!

 

Oytan’ım zikirdedir elim,

Ayak izlerin yüz sürelim,

Seni içten-yürekten sevmek,

Has meziyettir Yâ Muhammed!