......

RESMİ İLANLAR

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 244392

Kütüphane idi şimdi hela oldu

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 10 ay, 2 hafta önce / 29.06.2017 08:52:56 | Görüntüleme : 723
Antakya’da M.Ö.195 yıllarından itibaren kütüphanelere ayrı bir ilgi gösterilmiştir.

Roma döneminde daha da ileri götürülen kütüphanecilik, Osmanlı dönemine kadar önemini yitirmeden gelmiştir. Osmanlı döneminde Yurt genelinde olduğu gibi Antakya’da da medreseler kurulmuş, bu medreselerde büyük âlimler yetişmiştir. Medreselerde yetişen âlimlerin el yazması kitapları medreselerin bir bölümünde toplanmış ve Antakya’da “İslam Darül’ulumu” adı altında bir kütüphane oluşturulmuştur.

 Antakya’da bazı kişiler ellerinde bulunan kitaplardan başka insanlarında istifade edebilmeleri için kitaplarını medreselere vererek, medreseler adeta bir kütüphane haline getirilmiştir. Bu medreselerden biri de günümüze kadar gelmiş olan Nakip cami içinde bulunan medresedir. 1938 yılında Bekir Efendi medrese içinde resmi olarak bir kütüphane kurmuş ve bu kütüphane Hatay devletinin resmi kütüphanesi olmuştur.

Antakya’da 16 yüz yıllarında, Zenginler mahallesi 40 Asırlık Türk Yurdu Sokak 493 parsele  inşa edilen Nakip camisinin avlusu içinde yer alan medreselerle birlikte, cami ve medreselerden ayrı bir köşede bulunan kütüphane ne yazık ki günümüzde hela olarak kullanılıyor. Bir zamanlar cami imamının depo olarak kullandığı kütüphane, 5.6.1975 yılında vakıflar bölge müdürlüğü tarafından bir onarım sonucu cami içinde yapılan tadilatlara ek olarak kütüphanede de bazı tadilatlar yapılarak, cami cemaatinin istifadesi için helaya dönüştürülmüştür. Kullanılmayan bir odanın, hela veya başka bir ihtiyaç için kullanılmak üzere tadilat görmesi doğal. Ancak İslam dini temizlik dinidir. Bu hela ne yazık ki hiçte İslami kuralların yerine getirilmesi için uygun bir durulmada değildir.

ZAFER SARI                       

 

 



PİYASALARDA GÜVEN VAR MI?

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 11 ay, 4 gün önce / 15.06.2017 09:08:05 | Görüntüleme : 789
Her zaman şöyle düşünürüm. Hükümet yetkilileri, iktidar teşvikler vererek ekonomiyi zinde tutabilir mi? Ekonomi istenilen seviyeye güce erişir mi? Diye..

Ben Türkiye’nin artık sağlam adımlar atarak, yere dengeli basmaya başladığını düşünüyorum neden mi?

Yakın zamanda ki gelişmelerden… Mesela; “Geçici vergi indirimleri, Kosgeb’in faizsiz kredi destekleri, yatırımlarla ve istihdamla ilgili teşvikleri, primlerin ötelenmesi gibi…”

Türkiye’m bunların karşılığını fazlasıyla aldı ve 2017 yılının ilk çeyreğinde % 5 büyüme ile GÜVEN tazelemiş oldu.

Türkiye’m aziz milletin 16 nisan referandumunda sandıklardan çıkan siyasi istikrarla birlikte geleceğe umut verdi, ülkenin istiklal ve istikbal mücadelesinde güven çıtasını yakalamış ve iç dış mihrakların olumsuz söylemlerini, yalan yanlış yorumlarını çürütmüş oldu..

Türkiye’m yıllarca ENFLASYONLA mücadele etti. Mevcut hükümetle enflasyon canavarının belini kırdı ve kırmaya devam ediyor. Yeter ki almış olduğu tedbirlerde gevşekliğe mahal bırakmasın.

Peki hedeflerimiz ne olabilir. Tabiî ki ENFLASYONU dizginleyecek piyasalardaki fiyat istikrarını kalıcı getirmek,

FAİZ denen ikinci canavarı mümkün mertebe aşağılara çekmek ve hatta tamamen yok etme seviyesine çekmek,

BÜTÇE MALİ DİSİPLİNİNİ asla elden bırakmamak, gereksiz harcamaların önüne geçmek,

YATIRIMLARA önem vermek,

TÜKETEN DEĞİL, ÜRETEN BACASI TÜTEN FABRIKALARI artırma yönünde politikalar geliştirmeye çalışmak,

İNSAN KAYNAKLARI dediğimiz kaliteli, kalifiye, işin ehli, liyakatli ve milli değerleri önceleyen ahlak sahibi bir nesille geleceğe doğru yürümeğe çalışmak,

ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR, düsturunca hareket ederek yargıdan tutun da her aşamada tarafsız, bağımsız, kul haklarına riayet ederek, hak edenin karşılığını olumlu veya olumsuz aldığı bir YARGI sistemini oturtmak,

Naçizane bir Plan bütçe komisyon üyesi ve başkanı olarak, mutlaka PLANLAMAYA, PROĞRAMLAMAYA VE akılcı bir şekilde kaynakları iyi değerlendirerek BÜTÇELEMEYE azami derecede önem vermeye çalışmak,

Akabinden İÇ VE DIŞ KONTROL (DENETİM) sistemi ile her daim ne yapıldığının bilincinde aydınlık günlere hep beraber yol almamız gerekmektedir.

Gün bugündür vesselam dostlar….



KATAR BAHANE HEDEF TÜRKİYE

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 11 ay, 1 hafta önce / 12.06.2017 08:57:37 | Görüntüleme : 744
Dünyanın gözü bu ülkede.

Trump işi gücü bıraktı, Müslüman dünyasındaki hainlerle birlikte

Müslümanların önünü kesmeye çalışmaktadır.

Dünya dünya olalı böyle günler görmedi.

Ortalık toz duman.

Ülkeler bir gün dost bir gün düşman.

ABD ve işbirlikçileri başına bela arıyor.

Her gün çıban başlarıyla hainlik düşünüyor.

En son Katar’a saldırmaya başladılar.

Ekonomik anlamda güçlü olan bu ülkeyi al aşağı etmek için

Her türlü desise ve hainlik yarışındalar.

Amaç belli…

Kara gün dostu olan bu ülkeyi terbiye etmek,

Türkiye’nin en güçlü müttefiki olan bu ülkeye ceza vermek.

Bu pranga altında yine iç ve dış düşmanlar var.

15 Temmuz’dan sonra güçlü bir dirençle toparlanan kendine gelen Türkiye’ye

Hedefleri en güçlü desteği veren Katar üzerinden ceza vermek.

Dünya Türk’ün vefa anlayışını da gördü.

Katar’a tek başına sahip çıktı.

Dünyaya da örnek oldu.

Küçük ve güçlü bir ülkeyi kurda kuşa yem etmedi.

ABD bir vefasızlar ve nankörler topluluğudur.

Şunu cümle alem bilmeli ki bu ülke dünyanın en süper gücü değil ama

Dünyanın en mert ve asil milletidir.

Bu millet ile kimse aşık atamaz.

Bu millete kimse bir şey yapamaz.

Türkiye’ye sorulmadan yapılan her iş yapanın boğazına düğümlenir.

Katar’a bunlar bir şey yapamayacak.

ABD’nin eline yüzüne bulaştırmadığı bir iş yok.

Dünya da yalnızlaştırılmış bir Türkiye arzuluyorlar.

Ama buna fırsat verilmeyecektir.

Feraset sahibi bu millet bu problemi de çözecek.

Dostlara sahip çıkacaktır

Ve güzel günlere yelken açacaktır.

Bu milletin duası ile bu saldırıyı da atlatacaktır.

MEHMET ŞAN



SEVGİ HAZİNEDİR

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 11 ay, 1 hafta önce / 09.06.2017 09:01:56 | Görüntüleme : 884
Sevgi, Yüce Yaratan’ın, mahlûkata bahşettiği ilâhî bir lütuftur, nimettir!.Sevgiyi kullarının kalbine yerleştiren Yüce Rabbimiz, özü itibariyle bütün sevgilerin kaynağıdır.

O, Vedûd’dur: çok muhabbetli, çok şefkatlidir; hem seven hem sevilendir.! Bu sevgi, şefkât ve muhabbet sayesinde tüm varlıklara rızık verir. Bu sınırsız sevgi ve merhameti ile biz kullarına yardımcı olur ve bizi bağışlar! Allah Tealâ, sınırsız lütuf ve kerem sahibidir.

Mümin kişinin yüreği de her daim Allah sevgisi ile titrer. Bu sevgi sadece kalpte hissedilen bir duygu olarak kalmaz, tutum ve davranışlara, söz ve düşüncelere de yansır. Kalbini Allah sevgisi kuşatan bir mümin, rahmeti kuşanır. O, emindir, ondan endişe edilmez! Allah’ı sevenlere, Allah için birbirini sevenlere asla korku ve hüzün yoktur!

İnsanın sahip olduğu en büyük hazine, sihirli duygu “sevgidir”; Cenab-ı Allah’ı(c.c.) , Peygamber (s.a.s.) Efendimizi, O’nun Ehlibeytini sevmektir! Allah’ın sevdiklerini, değer verdiklerini sevmektir!. Böylece, bu ruh haline kavuşmuş olarak tabii ki birbirimizi sevmektir; insanları, hayvanları, bitkileri, taşı-toprağı, çiçeği-böceği, kısaca tümüyle doğayı sevmektir; yaşamı sevmektir. Karşılıksız, beklentisiz olarak, bizâtihî insan olduğu, hayvan olduğu, bitki olduğu, taş-toprak olduğu için, kısaca Allah Tealâ tarafından yaratıldığı için sevmektir! Büyük Derviş Yunus’un ifadesi ile “Yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevmektir.!”  Her yöne, her yana, her şeye sevgiyle bakmaktır. Duyulan sevginin ruhumuzu titretmesidir; sevmek-sevilmek-gönüllere sevgi ekmektir; aç-susuz kalsan da sevgisiz kalmamaktır.

İslâm Dini, dolayısıyla Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, sevgiye, sevmeye-sevilmeye o kadar önem veriyor ki: “İmân etmedikçe Cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de kâmil imân etmiş olmazsınız.!”. ( Ebu Davud, Edeb, 130, 131) buyuruyor.! Neredeyse birbirimizi sevmenin imân etmiş olmanın ön şartı olarak görüyorlar.!

Sevgi insanın en büyük hazinesidir. Sevgi insanın, hatta her canlının, hayvanların dahi bizâtihî fıtratında vardır, doğuştan gelen bir haslettir. Allah Tealâ doğuştan yüreğimizi sevgi ile yüklemiş, şarj etmiştir. Ne var ki insanoğlu bu hazinesini, bu değerini, bu özelliğini kullanmakta son derecede cimri, hasis, kıskanç davranmaktadır.

. İnsanoğlunun sevgisini göstermesine karşı çıkan bir çok engelleyiciler vardır: Birinci engel, nefistir!. Sürekli olarak olumsuz telkinlerde bulunan, kötüyü-kötülüğü teşvik eden nefis! Nefs-i emmare! İkinci engel şeytandır! Sanki aralarında işbirliği yapmış gibi, şeytan ve nefs-i emmare, insanı durmadan kışkırtır. Böyle bir etki altındaki insan hatalarını ve bunların yaratacağı sonuçları göremez.

Böylece insanoğlu, sevgi pınarının ağzını açmalı, her şeye, herkese, her zaman sevgi akışına izin vermelidir! Allah Tealâ sevgiyi yüreğimize doğuştan yüklemiş; kullandıkça pınar gibi daha gür akmasını halk etmiş, bizim kullanmamızı, her şeye-her zaman-her yerde harcamamızı, göstermemizi bekliyor!

 

SEVGİNİN GÜCÜ

Hoşgörüyle kusurlardan geçeriz,

Kalbe sevgi eker, sevgi biçeriz,

Kötülükten kimseye yarar gelmez,

Kalbe sevgi eker sevgi biçeriz!

 

Sevgidir gönül derdinin ilâcı,

N’ideyim sevgisiz taht ile tâcı?

Sevgi-saygı ile çekilmez acı!

Sevgi yoluyla Sırat’ı geçeriz!

 

Tanrı sevgisiyle inler semalar,

Mecliste arifleri sevgi bağlar,

Sevgi dolu gönül coşar ve çağlar!

Dostu-yâreni sevgiyle seçeriz!

 

Kısmetse ârifler meclisin girmek,

Cenâb-ı Allah’ın himmetin dermek,

Dâr-ı Ukba’da murada ermek,

Sevgiyle ol ab-u Kevser içeriz!

 

Oytan Muammer, hep sevgi saçardı,

Bu uğurda tüm saçları ağardı!

Dostumun sevgisi sevgi doğurdu,

Muhabbetle her kapıyı açarız!

MUAMMER OYTAN



GENÇLİK ALARM VERİYOR…

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 11 ay, 1 hafta önce / 07.06.2017 09:38:46 | Görüntüleme : 768
Gençlik bir milletin geleceğidir.

Gençliği sağlam milletler dünyanın merkezidir.

Kültürlerin teminatı sağlıklı gençliklerle mümkündür.

Çağlar aşıp gelen medeniyetler yarınlarda kayıp olmayacaksa,

Gençliğe sahip çıkmalıdır.

Nesil elden gidiyor.

Sanal bir gençlik yetişiyor.

Şekli şemali farklı bir nesil geliyor.

Ecdadın uğruna can feda ettiği değerleri

Güneş altındaki kor gibi eriyor.

Değerler her geçen gün hızla değişiyor.

Örf, adet ve ananelerin yerini kültür erozyonunun istilası işgal ediyor.

Aileler, hızla orijinallikten uzaklaşıyor.

Bizi biz yapan değerlerimizi iç ve dış oyuncular bozuyor.

Bu milletin sigortası ailedir.

Anne baba mutlu ise çocuk huzurludur.

Çocuklar huzurlu ise şeytanlara iş düşmüyor.

Hep birlikte kendimize gelmemiz gerekiyor.

Öğretmeninden siyasetçisine, esnafından velisine,

Altın varlık olan çocuklarımıza sahip çıkılmalıdır.

Gençlik her şeyin üzerindedir.

Gençliğin siyaseti olmaz

Siyasiler gelir geçer.

Ama gençliğin ayarları bozulursa

Düzeltmek asırlar alır.

Bir kuşağın defolu olması

Üç kuşağı zehirler, iflahını keser.

Seferberlik başlatılmalı.

Gençliğin freni boşalmış araba gibi şarampole yuvarlanmasına seyirci olunmamalı…

Önce anneler, sahaya çıkın

Çocuklarınıza sahip çıkın,

Babalar bütün yükü annelere bırakmayın.

Öğretmenler elinize teslim edilen meleklere sahip çıkın, iyi işleyin.

Ruhlarına hitap edin, hedeflerini yüceltin.

Toplumun her katmanını etkileyen siyasiler

Sizlere emanet edilen her insanın mutlu bir hayat yaşaması için gerekli ortamları tesis edin.

Hepimiz bir geminin yolcularıyız.

Mutluluk ve hüzün hepimizindir.

Bir yerde ateş varsa hepimizin yüreği yanmakta.

Gençliğe sahip çıkarsak gözümüz geride kalmaz.

Yoksa bu aziz millet birilerinin oyuncağı olmaya devam eder. Özümüzden kopmadığımız sürece bizi kimse sömüremez.

Geleceğimizi karartamaz.



16 Nisan ve Sonrası

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 11 ay, 1 hafta önce / 06.06.2017 09:18:15 | Görüntüleme : 730
16 Nisan tarihi ülke için önemli bir milat oldu. Referandumla birlikte nur topu gibi yeni bir süreç ortaya çıktı. Etkilerini yavaş yavaş hissedeceğimiz “iki partili, tek adam sistemini hedefleyen bu yeni yapı, özü itibariyle bir kesimi tasfiyeye yönelik hazırlık gibi olsa da zararın tam olarak kime dokunacağını zamanla göreceğiz.

Sandıktan çıkan neticeyle birlikte ülkemizin en önemli problemleri gerilim ve kamplaşma ayyuka çıktı.

Bu milatla birlikte ülke artık siyaseten ikiye bölündü. Doğal olarak sosyal, kültürel ve siyasal sonuçlar doğuracak.

***

Ülkede FETÖ davaları bir linç kampanyasına dönüştü. Darbe girişiminin üzerinden bir yıla yakın zaman geçmiş olmasına rağmen hala ortaya net olarak bir şey konulamadı.

Sincan’da görülmeye başlayan Çatı Davadan mahkeme tutanaklarına yansıdığı kadarıyla darbeci askerler, “Evet bu işte biz varız. Ama bunu bize kim yaptı? Bizi kim yönlendirdi,? ” havasındalar. Bu ifadeler doğruysa  gizli bir elin kendilerini kullandığı, kumpasa düştükleri anlaşılıyor. Yani iç ve dış düşmanlar bunu yaptı ama fitili kimin ateşlediği bilinmiyor. Esas mesele de bu.

İçinde bulunduğumuz süreç bir an önce sonlandırılıp 15 Temmuz Darbe Girişimiyle ilgili davalarda yargılama süreci bir an önce tamamlanmalı, suçlu olanlar cezalandırılıp, suçlu ile suçsuz birbirinden ayrılmalıdır.

İktidar sahipleri duymuyor olabilir. Toplum ciddi bir feryad-ı figan içerisinde. Bunu yandaşlar ve karşıtlar söyleyemiyor. Yandaşlar yandaş olmanın verdiği körlükle görmezden geliyor; karşıtlar da baskı ve sindirme korkusuyla sessiz kalıyor.

Ama bizim, kime neyi, ne niyetle söylediğimiz gayet açık olarak bilineceği için açıkça söylüyoruz ki hem sosyal hem ticari hem de siyasal açıdan OHAL bir an önce sona ermeli, yargılamalar hızlandırılmalı, normalleşme başlamalıdır.

Aksi takdirde durum her geçen gün daha büyük fecaatlere doğru gitmektedir. Artık bu dönemde kimin mağdur olacağı kestirilememektedir. Şahıslar ve kurumlar yıpratılmakta, suçu olmayanlar da işin içine çekilerek iş sulandırılmaktadır.

***

En önemlisi de -iktidar farkında değil ama- baltayı taşa değil, kendi ayağına vuruyor. Bugün tutuklu olan 50 bin kişinin  eminim 49 bin tanesi Ak Parti’ye oy vermiştir.

  İktidarın siyasal ve sosyolojik tabanı bu süreçte mağdur olmakta ve çevre etkileriyle hemen herkes bu acıyla yanmaktadır. Uzaktan ya da yakından Fetö ateşinin düşmediği neredeyse hiçbir dindar aile yoktur.

 Kanaatimizce, sadece bir söylem olmaktan öte, gerçekten “at izi it izine karışmış” bu süreçte kontrol hükümetten çıkmıştır. Gizli bir el devreye girmiş ve dindarlar aleyhine süreci yönlendirmektedir.

Anlaşıldığı kadarıyla iktidarın arzusu OHAL’i başkanlık seçimine kadar sürdürmektir. Problemlere kulak tıkayınca sadece sesi duymazsınız.

MHP’nin desteği ile aldığı oy oranı ortadayken; bu mağduriyet ve feryatların sosyal yapıya yansımasıyla bu sürecin daha da fazla iktidarın ve sosyal tabanının aleyhine işleyeceği açıktır.

“MHP’nin ipiyle ne kadar kuyuya inilir?” sorusu göz ardı ediliyor.  Kaldı ki Ak Parti içerisinde liderler kadrosunda yer alan Gül, Arınç ve Davutoğlu gibi birlikte yola çıkılan(!) ve kenarda kalan isimlerin önümüzdeki dönem nasıl bir rol oynayacağı meçhul. Kardeş olarak hatırlatmak istedik.  Yazılan, çizilen senaryolar hafife alınmamalı; her şey senaryo ile başlar sonra gerçeğe dönüşür.

ncaliskan@beyza.net



DUA VAKTİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 11 ay, 2 hafta önce / 05.06.2017 09:20:39 | Görüntüleme : 930
Dua, inanmaktır.

Dua, sığınmaktır.

Dua, acziyeti bilmektir.

Dua, son çaredir.

Dua, rahatlamaktır.

Dua, şükretmektir.

Dua, yaşam sevincidir.

Dua, zalimin zulmünü kesmektir.

Dua, verilen nimetlerin karşılığıdır.

Dua, çıkılmaz yolların anahtarıdır.

Dua, sevgiliye kavuşmaktır.

Dua, ümittir, umuttur.

Dua, yaradana minnet duygularının yansımasıdır.

Dua, güzellikler dilemektir.

Dua, yolunu şaşırmışların yolunu açmasıdır.

Dua, zalimlerin kısmetsizliğidir.

Dua, olmazları olduran ve içten istenen sihirli bir anahtarıdır.

Dua, yapabileni mutlu kılan manevi şarjdır.

Dua, istemektir.

Dua, acziyetini bilip en yüce makama teslim olmaktır.

Dua, faniliğin yollarını rahatlatan reçetedir.

Dua, açılmaz kapıları açan bir şifredir.

Dua, ölü ve dirilerin bahtını açan, gönüllerini coşturan bir candır.

Dua, bir güzellik deryasına yol açan yoldur.

Dua, insanların birlik beraberliğini pekiştiren ilaçtır.

Dua alan, iki âlemde mutludur.

Dua, çok edilen memleketlerde sıkıntı olmaz.

Dua, berekettir.

Dua, canlı cansız her varlığın nefeslenebilmesidir.

Dua, ömrü uzatan yaşamı kaliteli kılan bir nefestir.

Dua, kötülüklerin panzehiridir.

Dua, bencilliklere kapıları kapatmaktır.

Dua, birlikte yaşamayı bilmektir.

Dua, hak etmediğin hayatı yaşamamaktır.

Dua, ayrıştırmamak ve ötekileştirmemektir.

Dua yapan, kalbinin temizliği nispetinde istifade eder.

Dua, isteyecek yüzü olmaktır.

Dua, bir nasip işidir.

Dua, kıyamete kadar açık bir kapıdır.

Dua, bir faniye verilmiş en güzel silahtır.

Dua, mazlumun en güzel koruyucudur.

Dua, daha büyük bir güç yoktur.

Dua alanın, işleri kolaylaşır.

Dua etmesini bilen için zorluk yoktur.

Dua, kalbin ruhla buluşmasıdır.

Dua, kabullenmektir.

Dua almak herkese nasip olmaz.

Dua, içten yapılırsa açılmaz denen kapıları açar.

Dua, tamamlanmaktır.

MEHMET ŞAN



ABD KÖTÜ YAKALANDI

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 11 ay, 2 hafta önce / 02.06.2017 09:05:17 | Görüntüleme : 853
Devletlerin dostluğu yok, menfaatleri vardır.

ABD bizim müttefikimiz mi?

İşlerine gelince hepsi birden yıkama yağlama yarışına girerler,

Türkiye’den iyi dost yok, çok iyi bir müttefik derler.

Dünya’da ne zaman sıkışırlarsa akıllarına hemen biz geliriz.

Bilirler ki Türkler savaşmak ve fedakarlık için yaratılmış!

Bizde de biraz saflık var herhalde

Seviyoruz gaza gelmeyi.

Dünya’nın bir ucunda savaş, kavga varsa

Bizi BM oyunlarıyla oraya gönderirler.

Ölür, çile çeker, yine de gideriz!

Bu gidişlerde her defasında da ABD’nin menfaatleri korunmuştur.

ABD de kendi emrinde bir ülke arzuluyor.

Emrini baş tacı yaptığımız gün bizden iyisi yok!

Liderlerimiz halktan başkasına boyun eğmediği gün

Kötü adam ilan edilir.

Bir kaşık suda boğulmaya çalışılır.

Ülkenin ilerlemesini istemeyen bütün örgütlerle

İç ve dış mihraklar destekler.

Başımıza bela sarılır, hızımızı kesmeye çalışırlar.

Amerika, dünyanın ikiyüzlü devletidir!

Dün terörist dediği örgütlerle bugün kolkola gezer.

Onları korur; onlara yardımcı olur.

Bakın son yaptığına

Terör gruplarının hamiliğine soyundular.

Onlarla birlikte onlara alan açmaya çalışıyorlar.

Ülkemiz tepkisini koyunca da

Kıvırmaya başlıyorlar.

Dün söyledikleri ile bugün söyledikleri zıt.

Onlar için dost yok!

Kullandıkları devletler var.

Türkiye Cumhuriyeti artık birilerinin basamağı olmayacaktır!

Halkın istemediği adımlar atılmayacaktır.

ABD; sabıkan kirli

Dünyanın bir ucundan gel ve

Burnumuzun dibinde güvenliğin ve menfaatlerin için

Ortalığı karıştır, yuvaları yık.

İnsanları yer ve yurtlarından uzaklaştır.

ABD bu kez suçüstü yakalandı.

Foyası bir kez daha ortaya çıktı.

İpliği pazara çıkartıldı

Artık gözü kapalı bir halk yok, herkes her şeyin farkında!

Bize yakın hissettiğimiz Obama da

Ülkesinin menfaatleri için bize yanlış yaptı.

Demek ki Türk’ün Türk’ten başka dostu yok!

Maalesef Müslüman coğrafyasından da güçlü bir destek yok.

Öyleyse ABD ve AB hikaye

Onlardan gelecek hayr Allah’tan gelsin.

Gerçi onlardan hayr değil hep şer gelir.

Ey Anadolu insanı titre ve kendine gel!

Yoksa seni bağrına basacak bir diyar daha yok!

Sen dünyayı bağrına basarsın ancak sen bir yere sığamazsın

MEHMET ŞAN



MÜSLÜMAN TEMİZ OLMALIDIR

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 11 ay, 2 hafta önce / 02.06.2017 09:03:41 | Görüntüleme : 667
Temizlik; İslâm dininin en önemli özelliklerinden biridir. En büyük ibadet olan namazın asla vazgeçilmez bir şartıdır.

İslâmda temizlik, biri beden, ikincisi ruh temizliği, nihayet bir diğeri de “çevre” temizliği olmak üzere üçe ayrılır:

Bedenî temizlik(maddî temizlik); vücut temizliğinden elbise, mesken, mutfak, mefruşat, yatak, çevre, hava-tabiat-deniz-akarsu temizliğine kadar uzanan temizliği kapsar.

Ruhî temizlik: İslâmda asıl olan ruh temizliğidir. Bütün emirlerin, yasakların ve hükümlerin esas maksadı, kalbin tasfiyesi ve ruhun temizlenmesidir. Ruh temizliği olmadan ruh sağlığına kavuşmak mümkün değildir. Şeytana uyarak ve azgın nefsin peşine düşerek aşağılık arzuların tatmin edilmesi suretiyle kirletilen ruh, kendisine bulaşmış olan kir ve pislikten kurtulmadıkça huzura kavuşamaz: Kin, nefret, hırs, tamah, haset, bencillik, sevgisizlik, menfaatperestlik, kötülük etmek, tahrip etmek, kirletmek, doğanın dengesini bozmak v.b. zararlı tutum ve davranışlar ruhun kirlenmiş, paslanmış, pislenmiş olduğunu gösterir. Bu kir ve paslardan arınıp kurtulmadıkça İslâm dininin güzelliğini, hakikatlerini, yararlarını görmek mümkün değildir. Bu kir ve paslardan ruhu temizleyecek olan da ancak Allah’a mutlak iman ve ibadettir. Allah’a iman ve ibadet, bedenin pislikten, organların günahtan, kalbin kötü huylardan, ruhun dünyevî tutkulardan temizlenmesi için şarttır. İbadet, dua ve tövbe, suyun maddi kirleri temizlediği gibi, manevî kirleri temizler, yok eder. Tövbe ile kötü huylar kalpten çıkarılıp silinir, yerlerine iyileri koyularak kalp temizliği sağlanır.

            İslâm dininde mümini beden, kalp ve ruh temizliğine sevk eden en önemli vasıtalardan birisi şüphesiz ki namazdır. Namaz, günde beş defa abdest almak, gerektiğinde de gusül abdesti almak suretiyle bedenî ve ruhî temizliği sağlar. Namaz insanın ruhunu yıkar, kalbini saf, arı ve pak bir hale getirir.

            Hiç şüphesiz ki önemli olan ruh temizliğidir, iç temizliğidir, duygu ve düşünce temizliğidir. İnsan kendi içinin-gönlünün temizliğini göremez, hatta alnındaki kiri veya temizliği dahi göremez. İnsanın dışındaki kirlilik ve koku 2 metre geriden duyulur, görülür; ancak iç kokusu ve kirliliği arşı alaya çıksa dahi görülemez. Bu sebeple her Müslümanın iç temizliğine çok itina etmesi, önem vermesi, kalbini-ruhunu daima temiz tutması gerekir!

Çevre temizliğine gelince; çevre temizliği de son derecede önemlidir.”Çevre” yaşadığımız evdir, mahalledir, kasabadır, şehirdir, havadır, sudur, topraktır! Bu çevreyi kirletmeden, kirletilmiş ise temizleyerek gelecek nesillere intikal ettirmek zorundayız.! Başka bir dünya daha yok; gidebileceğimiz başka bir ülke daha yok! Çocuklarımız, gelecek nesillerimiz bu ülkede ve bizim bıraktığımız haldeki ve şekildeki ortamda yaşayacaklardır.

Bir hadiste Peygamberimiz(s.a.s), “Temizlik imânın  yarısıdır!” (Müslim, Taharet, 1)

 buyurmuştur.

            Allah Teâlâ, “…sizi temizlemek…için üzerinize gökten yağmur  yağdırıyordu.”(Enfal,8/11) ; “…gökten tertemiz bir su indirdik.”(Furkan,25/49) buyurmak suretiyle temizliğin ve suyun önemini vurgulamıştır..

            HİKMET-İ HÜDÂ !

Denizler buharlaşıp da bulut oluyor,

İlâhî düzendir, hikmet-i Hüdadır bu,

O bulut yüz binlerce ton suyla doluyor,

İlâhî düzendir,  hikmet-i Hüdadır bu!

           

Gökte bulutlar çarpışıp şimşek çakıyor,

Sis gibi buluttan ceyran-ateş çıkıyor,

Su kütlesi deniz gibi gökte duruyor,

Damla damla yağıyor, hikmet-i Hüdadır bu!

 

Havada, yaşam için elzem gaz oranı var,

Her mevsim gerekli yağmur; kışın kar yağar,

Toprağa yorgandır, tohuma ısı sağlar,

Allah’ın himmeti, hikmet-i Hüdadır bu!

                       

Her tohum tam filiz zamanını biliyor,

İncecik cücük en sert toprağı deliyor,

İhtiyaç kadar güneşi-suyu alıyor,

Doğanın iç sırrı, hikmet-i Hüdadır bu!

 

Aynı toprak ve su, güneş aynı ve doku,

Her bitki veriyor ayrı bir renk ve koku,

Aslında ilk Râb emridir: “Doğayı oku !”

“Yorumla !” demektir, hikmet-i Hüdadır bu!

           

Binlerce meyve var aklımdaki yarısı,

Siyah-beyaz-mor-kırmızı-yeşil-sarısı,

Pirinç-fasülye-nohut-bakla ve darısı,

Her şey kullar için, hikmet-i Hüdadır bu!

           

İnsanoğlu nankör isyan edip azıyor,

Has doğal dengeyi tahrip edip bozuyor,

Bu ilâhî düzene sinsice sızıyor,

OYTAN Muammer buna kahrolup kızıyor!

MUAMMER OYTAN



ALLAH’IN DOSTLUĞUNU KAZANMAK.

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 11 ay, 2 hafta önce / 30.05.2017 09:24:03 | Görüntüleme : 779
İnsanın gerçek dostu Allah’tır. Bu konuda Kur’nda birçok ayet vardır:

“Dost olarak Allah yeter, yardımcı olarak da Allah size yeter.”(Nisa,4/45)

“Allah, iman edenlerin mevlâsıdır.”(Muhammed, 47/11)

“Allah, muttakilerin velisidir”(Casiye,45/19)

“Allah, müminlerin velisi ve mevlâsıdır” demek; müminleri sever, amellerinin karşılığını tam verir, kötülüklerden korur, onlara yardım eder, iman üzere sabit kılar, onlardan razı ve hoşnut olur demektir. Kur’an’daki dört ayette, Hak Tealâ’nın dostluğunu, hoşnutluğunu ve rızasını kazanıp, cennete girmeye vesile olan ameller ve nitelikler zikredilmiştir. Bu nitelik ve ameller şunlardır:

a)Tevbe Sûresindeki Nitelikler: Şirk, küfür ve isyandan tövbe edenler; Allah’a ibadet edenler; Allah’ı övenler; Oruç tutanlar; rükû edenler; secde edenler; marufu yani iyi-güzel-doğru ve yararlı söz ve davranışları emredenler; münkeri yani kötü, çirkin, zararlı ve yanlış söz ve davranışları men edenler; Allah’ın sınırlarını koruyanlar.

b)Ahzab Sûresindeki Nitelikler: Müslüman erkek ve Müslüman kadınlar; mümin erkek ve mümin kadınlar; Allah’a itaat eden erkek ve kadınlar; özünde, sözünde ve işlerinde doğru olan erkek ve kadınlar; sabırlı erkek ve kadınlar; Allah’a saygılı erkek ve kadınlar; sadaka veren erkek ve kadınlar; oruç tutan erkek ve kadınlar; ırzlarını koruyan erkek ve kadınlar; Allah’ı çok zikreden erkek ve kadınlar.

c)Müminûn Sûresindeki nitelikler: Mümindirler; namazlarında saygılıdırlar; boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler; zekat verecek duruma gelmek için çalışırlar; ırzlarını korurlar; emanetlere riayet ederler; ahitlerine uyarlar; namazlarını korurlar; varislerdir; Firdevs Cennetine varis olacaklardır.

d)Meâriç Sûresindeki Nitelikler: Namazlarını kılarlar; namazlarında devamlıdırlar; zekatlarını verirler; kıyamet gününü tesdik ederler; Rab’lerinin azabından korkarlar;

ırzlarını korurlar; emanetlerine riayet ederler; ahitlerine uyarlar; şahitliği yaparlar;      namazlarını muhafaza ederler.(İsmail Karagöz, Sevgi ve Dostluk, s.209-213)

HZ.PEYGAMBER(s.a.s.)’İN FİZİKÎ ÖZELLİKLERİ.(Peygamberimizin şemali huy vasıf ve dış-iç güzellikleri, İbn Hanbel’in Müsned’inde ayrıntılı şekilde anlatılmıştır.)

Hz. Peygamber(s.a.s.), orta boylu ve yakışıklıydı. Ten rengi pembeye çalan beyaz ve alnı geniş idi. Kaşlarının arası açık, burnunun ucu sivri, ağzı genişçedi. Boynu uzun, başı büyükçe, omuzları genişçe ve güçlüydü. Saçları ne dümdüz, ne de kıvırcıktı, sakalı sıkça ve yüz hatları açıktı. Gözleri kara, kirpikleri siyah ve uzundu. Omuzları enliydi. Hz. Peygamber’in yüzündeki azamet ve hâkimiyet bütün sahabiler üzerinde derin bir etki bırakırdı. Ashaptan Hz. Bera, “Resulullah’ın yüzü, en sevimli ve en güzel yüzdü; teri gül gibi kokar, ter damlaları yüzünden inci gibi dökülürdü. O’nun teni pürüzsüzdü” diyor.(Mevlânâ Şiblî, Muhammedî Ahlâk ,s.14-15)

Hz. Peygamber’in omuzları arasında peygamberlik mührü bulunuyordu ve bu mühür güvercin yumurtası kadardı. Vefat ettiğinde sakalındaki birkaç kıl kırlaşmıştı(Mevlânâ Şiblî ,a.g.e. s.15-16)

Peygamber’imizin yürüyüşü hızlıcaydı. Bir yokuştan aşağı iner gibi dikkatle yürürdü. Sözleri tatlı ve etkileyiciydi; tane tane konuşurdu, muhatapları O’nun sözlerini kolaylıkla kavrayıp havızalarında tutarlardı. Sözlerini genellikle üç defa tekrar ederdi. Sesi gürdü. Resûlullah daima düşünür ve çoğunlukla susardı, gerekmedikçe konuşmazdı; konuştuğunda ise her kelimeyi açık ve güzel bir şekilde telaffuz ederek konuşurdu. Nadiren güler, genelde tebessüm ederdi. İbn Kayyim ve diğer âlimlerin ifadesine göre Hz. Peygamber hiçbir vakit kahkahayla gülmemiştir.(Mevlânâ Şiblî, a.g.e.s.17)

Damadı Hz. Ali’nin beyanına göre Peygamber Efendimiz:

Uzuna yakın orta boylu, iri kemikli, iri yapılı, güçlü kuvvetli ve yakışıklı bir insandı.Cildi yumuşak, teni beyazdı; kirpikleri siyah ve uzundu; gözleri kara ve büyükçeydi. İki kaşının arası açık fakat kaşları birbirina yakındı.Saçları ne düz, ne de kıvırcıktı; sakalı sık ve bir tutamdı; alnı yüksek, burnu çekme, omuzları genişti; ağzı genişce dişleri sıktı; yüzünün bütün çizgileri görünürdü. Gözleri uzağı görür, kulakları uzaktan ses alırdı.(Bilinmeyen Yönleriyle Hz.Muhammed, Akis kitap,s.12-13)

NAMAZDA HUŞÛ NEDİR?

Namazda huşû;

* Her şeyden önce Allah Tealâ’nın huzurunda olduğunun;  ibadet mahallinde bulunulduğunun farkında olmak; namaz kılarken Allah’a gönülden boyun eğmek: “ Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun!” (Bakara,2/238); Allah’ın huzurunda olduğunun idraki içinde olmak ve bunu namaz boyunca akıldan çıkarmamak; her türlü dünyevî meşgaleden zihni sıyırmaya çalışmak; yapılan hareketlerin farkında olmak yani kıyamda olduğunun, rükûda olduğunun, secdede olduğunun, kaç defa secde ettiğinin farkında olmak, aklında tutmak; acele etmeden namazın her hareket ve kıraatinin hakkını vererek yapmaktır.

*Allah Tealâ’nın huzuruna çıkınca O’na karşı derin bir saygı içinde olmak:“Onlar ki namazlarında derin saygı içindedirler !”(Mü’minûn,23/2);

* Yüreğini-kalbini-gönlünü-ruhunu aşkla, sevgiyle Allah’a  yönlendirmek;

*Yüce Varlığın huzurunda olduğunu idrak etmek;

* Cenab-ı Allah’ın seni gördüğünü, gözlediğini, şefkatle baktığını hissetmek; “O, namaza kalktığın vakit seni görüyor.” (Şuarâ,26/218 );“Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir!”(Nisâ,4/1)

* Dualarını-yakarışlarını duyduğunun bilincinde olmak “ Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.”(İbrahim, 14/39); “O, her şeyi en iyi işiten ve hakkıyla bilendir!” (Şuarâ, 26/220)

*Allah’a karşı duyulan derin sevgi-saygı içinde, boyun eğerek, alçak gönüllülük ve tevazu ile; kibir, gurur, riya ve gösterişten uzak bir şekilde, kul olduğunun bilinci içinde O’nunla baş başa kalmak, baş başa olduğunu bilmek!

* Huzurlu ve mutmain olmak: Namaz huzur mahallidir, tevazu ve huşû kaynağıdır.

İşte namazda huşû budur! İşte mü’minin Mirac’ı budur! Nitekim, Hz.Peygamber (s.a.s.)  “Kim dünya ile ilgili vesvese etmeden iki rekat namaz kılarsa, Allah onun geçmiş günahlarını bağışlar” demiştir.( Ebu Davud, Tefriu' ebvabi'l-vitr, 26).

Allah Tealâ’nın kulundan beklentisi budur; yani namazın huşû içinde kılınmasıdır: Nitekim: “Müminler kurtuldular; onlar namazlarını huşû ile kılarlar!” buyurmuştur

Hz.Peygamber Efendimiz de  “ benim mutluluğum namazdadır !” . (Taberânî, Mucemu’l-kebir, XX, 420, no: 1012) “Namaz mü’minin miracıdır ! ”  (Fahrettin er-Razi, Tefsir, Beyrut 1420, 1/226) “Namaz dinin direğidir” .( Fahrettin er-Razi, Tefsir, Beyrut 1420, 1/226)  buyurmaktadır.

HZ. PEYGAMBER’E(s.a.s.) SALÂT GETİRMENİN FAZİLETİ.

Hz. Peygamber(s.a.s), bir gün çok mutlu idi ve yüzünde bir neşe vardı. Ashab, “Ya Resûlallah, bugün mutlu ve yüzünüzde bir neşe ile sabahladınız” dedi. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Evet, Rabbimden bir melek geldi ve ümmetin içinde kim sana salât ederse Allah(c.c.), ona on iyilik yazar, on günahını da siler ve on derecesini yükseltir; ayrıca Allah da ona o kadar salât (rahmet)eder.” (Ahmed, IV.44)

Hâkîm, Kâb b.Ucra’dan şöyle rivayet etmiştir: “Hz. Peygamber minberde bir basamağa çıkınca ‘Âmîn!’ dedi. İkinci basamağa çıkınca yine ‘Âmîn!’ dedi. Üçüncü basamağa çıkınca tekrar ‘Âmîn!’dedi. Minberden inince, “Ya Resûlallah, bu gün minberde bir şey dediniz, bundan önce hiç işitmemiştik” dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber(s.a.s) şöyle buyurdu: “Birinci basamağa çıkınca Hz. Cibril bana gözüktü ve Ramazan ayına yetişip de günahları bağışlanmayan Allah’ın rahmetinden uzak olsun” dedi, ben de ‘Âmîn!’ dedim. İkinci basamağa çıkınca “Yanında ismin anılıp da sana salât getirmeyen Allah’ın rahmetinden uzak olsun” dedi, ben de ‘Âmîn!’ dedim. Üçüncü basamağa çıktığımda ise, “Anne babasından ikisi veya biri yanında yaşlanıp da Cennete giremeyen Allah’ın rahmetinden uzak olsun” dedi. Ben de ‘Âmîn!’ dedim.”(Hâkîm, Müstedrek,III.153)

Kıyamette Efendimize en yakın olanlar O’na bolca salât ve selam getirenlerdir(Tirmizi, Ebu Davud.) O’na her salâtta O’nu hatırlarız; O’na inen Kur’anı düşünürüz; hayatımıza yön vermesini arzu ederiz.

Müslümanların kendi aralarında da selamı yaygınlaştırması, insanlar arasındaki katılıkları yumuşatır; buz dağlarını eritir; kardeşliği güçlendirir; sevgi ve saygıyı artırır. Bu sebeple, Hz. peygamber Efendimiz(s.a.s): “selamı aranızda yayınız.” Buyurmuştur.

MUAMMER OYTAN