......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 344655

Mescid-i Nebevî:

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 2 hafta önce / 06.04.2022 09:04:09 | Görüntüleme : 663

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Medine’de sevgiyle ve coşkuyla kabul edilmiş; her hane, bu kutlu misafiri evinde ağırlamak, misafir etmek istemişti. Kimsenin kalbinin kırılmasını istemeyen Efendimiz, devesi Kusva’nın, kimin evinin önünde durursa o evde misafir olacağını buyurmuş; Kusva, bugünkü Mescid-i Nebevî’nin ilk halinin bulunduğu yerde durmuştu.

BİR AYET

“ Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar…! (Hûd, 11/112).

 

BİR HADİS

“İçinizde, en çok sevdiklerim ve kıyamet gününde bana en yakın olanlarınız, ahlâkı en güzel olanlarınızdır.(Tirmizi)

 Oraya  Medine-i Münevvere’nin ilk mescidi yaptırıldı. Mescid yapılırken, Resulullah (s.a.s.), Ebu Eyyub el Ensari’nin (r.a.) evinde misafir olmuştur.  ilk hali, 35 x 30  ebadında olan ve üç kapısı bulunan Mescidin inşaatında Peygamber Efendimiz de çalışmışlardı.

                Mescid-i Nebî’nin en değerli kısmı, hiç şüphesiz, Peygamber (s.a.s.) Efendimizin yaşadıkları Hücre-i Saadet kısmıdır. Hücre-i Saadet kısmında, Mescid-i Nebî’ye bitişik 9 adet oda vardı: Bunlardan birisi, Resulullah’ın gözünün nuru kızı Fatımatüz Zehra’nın (r.a.) evi idi; diğer sekiz adeti hanımlarına ait idi. Hanımlarından birisinin, oğlu İbrahim’in annesi, Mariye validemizin evi ise Avali bölgesi denilen yerde idi. Hz. Peygamber Efendimiz, Medine’deki hayatını bu evlerde geçirmişlerdir.

Hücre-i Saadet’den çıkıp Mescid kısmına geçip, namaz kıldırıp ibadet ederlerdi. Bu kısma Ravza-i Mutahhara = Cennet Bahçesi adı verilir.Bu Cennet Bahçesinden aşağıda bahsedeceğiz inşallah.

Mescid-i Nebevî, 1400 seneden beri hemen hemen her dönemde genişletilmiş; yenilenmiş, imar edilmiş ve bugün aşağıdaki hale getirilmiştir:

                -Bugün Mescidin alanı, 98.500 metrekaredir. Mermer kaplı, üstü açılıp kapatılabilen bölümler ve avlu kısmı da dahil, alanı 400.000 metrekareyi bulmaktadır.  Bu alanda bir milyon kişinin aynı zamanda namaz kılabildiği bilinmektedir.

                -Minarelerin sayısı dörtten ona ulaştı; her birinin yüksekliği 104 metredir; 16 ana girişe 70 adet daha kapı eklenerek toplam kapı sayısı 86’ya ulaştırıldı; ayrıca,  her yapıya iki yürüyen metrdiven yapıldı.

                -Avlu üzerine güneşten ve yağmurdan korunmak için uzaktan kumandalı 36 kubbesi olan çatı kuruldu.

                -Isıya dayanıklı mermerler döşendi. Çok yüksek kaliteli bir enerji istasyonu inşa edildi.Mescid’e 7 km. uzaklıkta havalandırma ve soğutma istasyonu kuruldu.

                -4444 araba kapasiteli bir yer altı otoparkı yapıldı.

                -Su, güç kaynağı, park, klima, ışıklandırma, park alanları ve tuvalet gibi hizmetler en kaliteli düzeye getirildi ( Bahattin Akyön, a.g.e. s.332 )

 

                -Ravza-i Mutahhara= Cennet Bahçesi: Peygamber Efendimizin mübarek kabri ile minber arasında kalan kısma Ravza-i Mutahhara yani cennet bahçesi denir. Mescitte bu bölüm, yeşil halı döşenerek belli edilmiştir. Peygamber Efendimiz, bir hadislerinde: “Evim ile minberim arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir” buyurmuştur. Ravza-i Mutahhara’nın güneyi, kitap rafları ile sınırlandırılmış olup; doğudan batıya 22 metre, kuzeyden güneye 15 metre olmak üzere yaklaşık 330 metrekare genişliğindedir. Burada hissedilen manevî huşû, huzur ve  havayı anlatmak mümkün değildir.İlk dönemlerde sütun ve direkleri hurma gövdesinden olanRavza-i Mutahhara, Osmanlı Sultan’ı III. Selim döneminde damarsız beyaz mermerle kaplanmıştır. 16 adeti Ravza’da, 7 adeti selamlama yolunda, 2 adeti doğu, 3 adeti batıda, 5 adeti Hücre-i Saadette yer alan bu beyaz sütünlar ecdadımızın bu kutsal mekâna hürmet ve hizmetini göstermektedir. ( Bahattin Akyön, a.g.e..s. 366). Mescid-i Nebevî, Mescid-i Haram’dan sonra yeryüzündeki mescitlerin en faziletlisidir.Ravza-i Mutahhara’da bilinçli bir şekilde bulunan, namaz kılan veya başka bir ibadette bulunan kişi, yaptığı ibadetleri cennet bahçelerinden birinde yapmış gibidir.   İmam Malik, “Bu bahçe, gerçek bir cennet bahçesidir ve ahirette cennete nakledilecektir…” demiştir. ( Semhûdî, Vefâ’ü’l vefa bi-Ahbâri dâri’il Mustafa, Beyrut 1422) Resulullah (s.a.s.) Efendimiz: “Benim bu Medine Mescidimde kılınan bir rekat namaz,  Mescid-i Haram hariç, diğer mescitlerde kılınan  bin rekat namazından hayırlıdır…”  buyurmuştur.

                Resulullah Efendimiz, sağlığında olduğu gibi, vefatından sonra da Ravza-i mutahhara’dadır, yeri değişmemiştir; sağlığında ziyaret edenle, şimdi ziyaret edenin vardığı mekan aynıdır. Vefatından sonra Ravza’yı ziyeret eden, sağlığında ziyaret etmiş gibidir.

                Ravza,ya  edep ve saygı: Bu kutsal mekan edep ve saygı konusunda çok hassas olunması gereken bir yerdir: Burada, Peygamber Efendimizin sağlığında  huzurunda nasıl davranılırsa şimdi de o şekilde davranmak gerekir: Ne tekim Resulullah Efendimiz (s.a.s.), bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: “ Kim beni vefatımdan sonra ziyaret ederse, hayatta iken ziyaret etmiş gibidir. Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacip olur.” Resul-ü Kibriya’nın huzuruna edeple girilip edeple çıkılır; edep, huşû, saygı ve tevazu  içinde; gözlerde yaş, gönüllerde aşk, sevgi, muhabbet  ve saygı yüklü olarak; dillerde salâtü selam ile; üzerinde temiz ve güzel elbiselerle ziyaret edilir; yüzler, Peygamber Efendimizin (s.a.s) mübarek yüzüne karşı dönülür; yüksek sesle konuşulmaz, öfkeli bir üslupla konuşulmaz, laubali şekilde hareket edilmez, bir takım şeyler yiyip içilmez, başkalarının da Resulullah Efendimizin misafiri olduğu bilinci içinde davranıp onlara müdahale edilmez, tartışılmaz; ‘O’nun” huzurunda olunduğu bilinci içinde ve bu şekilde düşünüp tefekkür edilerek davranılır;  kısaca edep dışı en küçük bir söz, tavır, davranış ve hareket yapılmaz;  hatta aklından bile edep dışı bir düşünce geçirilmez.!

                Bir gün, Hz. Aişe Validemiz, Peygamber Efendimizin vefatından sonra, evinde kaldığı sırada,  tadilat sırasında Mescidden gelen çekiç sesleri nedeniyle dışarı çıkıp: “Resulullah’ı rahatsız ediyorsunuz !” dediği rivayet edilir. Ondan sonra Ravza’da yapılan temizlik araçlarının sessiz olanları tercih edilir.

 

İSLÂMDA AHLÂK ANLAYIŞI:

İslâm, çağlar üstü ve evrensel boyutta bir ahlâk anlayışına sahiptir. İslâm ahlâkı, Kur’ân ahlakıdır; Kur’ân-ı Kerim buyruklarına uygun yaşayıştır.  İslâm ahlâkının en üst düzey örneğini Hz. Muhammed (s.a.s.) temsil eder. Kur’ân-ı Kerim, O’nun yüksek bir ahlâka sahip olduğunu bildirir. Hayatı boyunca doğruluğun, dürüstlüğün, sevgi ve şefkâtın timsali olmuştur. Henüz Peygamber olmadan önceki hayatında da toplumda “doğru ve emîn!”  olarak tanınırdı.

İslâmın, diğer dinlerden en önemli farklarından birisi, asli günah öğretisiyle insanı doğuştan günahkâr kabul eden dinsel geleneklerden ayrılmasıdır: İslâma göre Allah insanı en güzel surette fıtrat üzere yaratmıştır; yani insanın doğasında saflık, temizlik ve masumiyet bulunmaktadır. İnsan; ilerleyen yaşamında iyi ile kötü, güzel ile çirkin, doğru ile yanlış, sevap ile günah, iyilik ile kötülük v.b. arasında seçimini yaparak kendi temayüllerinin, eğitiminin veya çevrenin etkisi ile iradesini şu veya bu yönde kullanacak, tercihlerine göre ahlaklı-iyi bir fert veya kötü-ahlâksız bir kişi olacaktır!

İslâmî inanışa göre bütün insanlar birbirine denktir, etnik aidiyete, cinsiyete, zenginliğe, fakirliğe, ırkına, rengine veya benzeri durumlarına göre kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur. İnsanların üstünlüğünü veya seçilmişliğini, yüksek ahlâkî değerleri, erdemleri ve takvası teşkil eder! Takva, Allah’ın emir ve yasaklarına uyma konusunda gösterilen içtenliği ve bağlılığı ifade eder. İnsanlar arasındaki üstünlüğün ölçütü işte takva derecesidir!( Yaşayan Dünya Dinleri, s.70)

Güzel ahlâk, insanlığın erişebileceği bir hedef, bir gayedir. Bu gayeye vâsıl olamayanlar için insaniyeti ve islâmiyeti anlamak zordur.

İslâmiyet ahlâk ilkeleri üzerine dayalı bir dindir (Hacı Ahmet Kayhan, İrfan Okulunda Oku. s.244). Ar, haya, edep; terbiye, utanma duygusu İslâmın ruhudur! Kur’ân-ı Kerim, bize baştan başa ahlâktan, hayâdan, edepten bahseder; Resulullah (s.a.s) da “İslâm güzel ahlâktır !”(Kenzül-Ümmâl, 3/17,H.No:5225) ve “İçinizde, en çok sevdiklerim ve kıyamet gününde bana en yakın olanlarınız, ahlâkı en güzel olanlarınızdır.(Tirmizi) buyurmuştur.

Hz. peygamber (s.a.s.), güzel ahlâkı, İslâmın bizâtihî kendisiyle özdeş saymış ve “ Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim! ” (Ahmet Bin Hanbel, 2/381) buyurmuştur. Esasen, bizzat Cenab-ı Hakk da, “Şüphesiz Sen yüce bir ahlâk üzeresin) (kalem, 68/4) buyurarak O’nun ahlâkını övmüş ve ayrıca, “Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için güzel bir örnek vardır.”(Ahzâb, 33/21) Ayeti ile Hz. Peygamber Efendimizin ahlâkını örnek almamızı istemiştir.

İslâmiyetin dayandığı ahlâk ilkelerini-düsturlarını birkaç grupta toplayabiliriz:

1-            Birinci düstur, insanın her türlü tutum ve davranışında, iş ve işlemlerinde amacın Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır. Allah’ın rızasını kazanmak, insan için en son mertebedir, her şeyin üstündedir, her şeyden büyüktür. İnsanın, bir eğitim yeri olan bu dünyada bu saadete erişmesi gereklidir.

2-            İkinci düstur, insanın niyeti iyi olmalı, halis olmalıdır. İnsan, ameli az da olsa niyetini yükseltmelidir, ulvîleştirmelidir. Niyeti halis olan kişiye, Yüce Rabbimiz,  o işi yapmışcasına sevap ihsan eder. Ne tekim, Resulullah(s.a.s.) “Müminin niyeti amelinden hayırlıdır!”( Enes bin Malik; Behakî)  buyurmuştur.

3-  Üçüncü düstur da, kendin için arzu ettiğini başkaları için de arzu etmen; kendin için arzu etmediğin şeyi başkaları için de arzu etmemendir.

 

İSLÂMDA AKLIN ÖNEMİ:

İnsanoğlunun, Yüce Yaratıcısına şükretmesi için akıllı olması gerekir. Aklı-bilinci-temyiz kudreti olmayan bir kişinin olan-bitenden haberi olmayacağı için Allah Tealâ’ya şükretme, sorumlu tutulma yeteneğinden de bahsedilemez. O halde dinimizin bizi kurtarabilmesi için aklımıza ihtiyaç vardır. Gözün görebilmesi için nasıl ışığa ihtiyacı varsa, ışık olmadan göz hiçbir şey göremez ise, dinin de, yarın Ruz-i Mahşerde bizi kurtarabilmesi için; daha doğrusu henüz dünyada iken kendi kendimizi kurtaracak salih ameller işleyebilmemiz için,. İslâmın esaslarını tam olarak yerine getirebilmemiz için akla ihtiyacımız vardır.

                Akıl, akıllı insan, Dünyada iken çok pişmanlık duyan insandır: Çünkü akıllı insan; dünyada iken eksiklerini, noksanlarını, İslâmın esaslarına uygun olmayan davranışlarını bilir-görür, pişman olur, dolayısıyla hemen tövbe eder ve tutum ve davranışını derhal düzeltir. Akılsız insan, gâfil insan, sorumsuz insan bunu yapmaz ve maalesef “olduğu hali ile” uhrevî hayata intikal eder. Orada, helalinden-haramından yaptıkları-ettikleri, tutum ve davranışları, haramından-helalinden gördükleri-duydukları, haramından-helalinden yedikleri-içtikleri önüne serilince çok pişman olacaktır. Fakat, ne yazık ki, orada tövbe etme imkânı, kendini düzeltme imkânı yoktur! İşte bu sebepledir ki, insanoğlunun, henüz iş işten geçmeden, dünyada iken, tövbe edip hayatında yeni bir sayfa açması imkânı var iken, gecikmeden pişman olmasının tek kurtuluş yolu olduğu söylenir!

                Cenab-ı Allah tüm sevdiklerimize bu bilinci versin, bu yolu açsın inşallah! Âmîn!

 

GÖRESİM GELİR

 

Muhabbet bahçesinde gönül eylerken,

Bülbül gibi şakıyıp ötesim gelir,

Allah ve Resûl’den şefaat dilerken,

Aşk ateşinde yanıp tütesim gelir!

 

Saadet hırkasını sırtıma alıp,

Gece gündüz Rabbimi anasım gelir,

Muhabbet kuşlarını özgürce salıp,

Mis kokan gül dalına konasım gelir!

 

Ol kutsal topraklara koşup giderek,

Hacer-i Esved’e yüz süresim gelir.

El açıp da huşûyla dua ederek,

Mevlâ’mın cemalini göresim gelir!

 

OYTAN’ım, manen Hak elini tutarak,

Himmet görüp dergâha uçasım gelir.

Bu köhne dünyayı bir pula satarak,

Ol âlemde gül gibi açasım gelir!

 



İLİM ÖĞRENMENİN FAZİLETİ.

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 3 hafta önce / 05.04.2022 12:08:05 | Görüntüleme : 605


Kesir b.Kays diyor ki: “Bir gün Ebû Derda ile birlikte Şam Mescidinde oturuyorduk. Adamın biri O’nun yanına gelerek: “Ya Ebû Derda, sırf, Peygamberimizden senin öğrendiğini duyduğum bir Hadîsi sormak için Medine’den kalkıp buraya kadar geldim” dedi ve o hadîsi anlatmasını istedi.

 BİR AYET

“Ey iman edenler ! Allah’ı çokça zikredin ” ( Ahzâb ,33/41)

 

BİR HADİS

“ Umre, daha sonraki umreye kadar,  ikisi arasında işlenen günahlar için kefârettir. Allah katında makbul haccın karşılığı ise Cennettir.” buyurmuştur. ( Buhari, Umre, 1)

 

  Ebû Derda, ben Peygamberimizin şöyle dediğini duymuştum: “İlim öğrenmek üzere bir yolculuğa çıkan kimsenin Cennete giden yolunu Allah kolaylaştırır. Melekler, ilim öğrenenin yaptığından hoşnut olduklarını belirtmek üzere kanatlarını onun üzerine gererler. Göktekiler ile yerdekilerin tümü, denizin dibindeki balıklara varıncaya kadar, bütün canlılar âlim için istiğfar ederler.

“Âlimler, peygamberlerin varisleridirler. Âlimlerin mirası altın ve gümüş para değildir, onların bıraktığı miras ilimdir. Kim bu ilim mirasını elde ederse büyük kazanç elde etmiş olur.” (Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.396)

 

 CENNETE FİDAN DİKMEK:

                               Ebu Eyyûb el-Ensarî şöyle anlatmaktadır: “Hz. Peygamber, İsrâ gecesi Hz. İbrahim’in yanına gittiğinde Hz. İbrahim, ‘Yanındaki kim ey Cibril ?’dedi. Hz. Cebril de: ‘Bu Muhammed’dir ’dedi. Hz. İbrahim(a.s.) de, ‘Ey Muhammed ümmetine emret, Cennete çok fidan diksinler. Cennet toprağı güzeldir, arazisi de geniştir.’ dedi. Hz. Peygamber, ‘Cennete fidan nasıl dikilir ?’ diye sorunca, Hz. İbrahim de: “ Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh= Güç ve kuvvet ancak Allah’ın ihsanı ile vardır.”  cümlesini söyleyerek olur!’ dedi.(Ahmed, Müsned,V. 418)

Başka bir rivayete göre de Hz. İbrahim(a.s.), Cennete fidan dikilebilmesi için: “Süphânellâhi ve’-l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh’il aliyyil azim =Allahı noksan sıfatlardan tenzih ederim, her türlü övgü Allaha mahsustur. O’ndan başka ilâh yoktur. Allah en büyüktür. Güç ve kuvvet ancak aziz Allah ile vardır.” denilmesini söylemiştir.

KUR’AN’I KERİME GÖRE CENNET

İslâm bilim adamları Cennet-i Âlâ hakkında türlü çeşitli mütalâalarda bulunmuşlardır. Kur’ânı Kerim’in bir çok ayetinde de Cennet anlatılmaktadır: Kısaca belirtmek gerekirse, Cennet’in; hiçbir azâbın bulunmadığı, aksine bir mükafât olarak verilen bir yer olduğu (Nisâ,4/147); oraya girmeye lâyık olanlar için gayet temiz zevcelerin bulunduğu(Nisâ,4/57); altından ırmakların aktığı, dayalı-döşeli köşklerin bulunduğu, hiç çıkmak istenmeyecek kadar güzel olduğu, insanın arzu ettiği her şeyin hazır ve nâzır bulunduğu, orada ebedî olarak kalınacağı (Nisâ, 2/122; Kehf, 18/108; Ankebut, 29/59);oradakilerin canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şeyin mevcut olduğu( Zuhruf,43/71); altın bilezikler takınılıp sündüs ve ince-kalın ipeklerden yapılmış yeşil elbiseler giyilip, tahtlar üzerinde dayanıp kurulunan (Kehf, 18/31); pınar başlarında, selâmetle, rahat rahat, göğüslerdeki kinlerden uzaklaşılmış, dost ve ahbaplarla köşklerde karşılıklı oturulan (Hicr, 15/45-47); her türlü meyve ağaçlarıyla süslü; meyveler elle toplanacak kadar yakın olan ( Rahmân,55/48,54); her türlü meyvenin, süzme baldan ırmakların bulunduğu (Muhammed, 47/15); yeşil ince ipekten, atlastan elbiseler giyildiği, gümüş bileziklerle süslenilen, temiz içeceklerin içildiği( İnsan-Dehr, 76/21) bir yer olarak anlatılmaktadır.

Ayrıca,halis ipekten yeşil renkli elbiseler, altından yapılmış takı ve eşyaları, hizmetlerine sunulmuş genç ve yakışıklı eşler cennetliklere tahsis edilmiştir(Kehf, 18/31; İnsan,/6/21; Nebe,78/33;Bakara,2/25; Vâkıa,56/35-38; Hicr,15/47-48). Altlarından ırmaklar akan bahçeler, ağaç gölgelikleri, özel inşa edilmiş köşkler, çadırlar, üst üste kurulmuş konaklar ve güzel meskenler hep cennet ehli içindir. Kısacası sonsuz bir lüks ve konfor, sürekli barış ve huzur, manevi rahatlık ve coşku, tam bir bedenî ve ruhî doygunluk, Cennet nimetine ulaşanların yaşama özelliği olacaktır. Bütün bunların üzerinde ise sonsuzluk duygusu yaşanacaktır. Hiçbir endişeye kapılmadan ebedî olarak yaşanacak mutlu bir hayat cennetlikleri kuşatacaktır.(Tevbe,9/72; Sâf, 61/12; Zümer, 39/20; Tahrîm, 66/11)

Âhiret aleminde olanlarla dünyada olanları birbirine karıştırmayalım. ahirette olanların dünyadakilerle sadece isim benzerliği vardır. Çeşitli meyveler, akan ırmaklar, köşkler yahut da cehennemdeki yakıcı ateş…Bunların nasıl şeyler olduklarını biz bilemeyiz, ancak Allah bilir. Yani ahretteki bütün bu nimetlerin ve cezaların dünyadakilerle aynı olduğu düşünülmemelidir. Nitekim, Cennet nimetlerinin, insan aklı ve hayalinin tasavvur edemeyeceği güzellikte olduğunu Hz. Peygamber Efendimiz bir kudsi hadiste şöyle ifade etmiştir. “Cenab-ı Hak buyuruyor ki salih kullarım için ben, Cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insan gönlünün hatırlamadığı bir takım nimetler hazırladım”. (Tevfik Yücedağ, a.g.e.s.278)  Aslında Kur’ân-ı Kerim’de, Cennet-i Âlânın tasvir edilen bu halleri, bizim algılayabilmemiz, kavrayabilmemiz için yapılmış somut anlatımlardır; bildiğimiz kavramlarla, tanıdık yenilen-içilen-giyilen-sevilen nimetlerle yapılmış bir anlatımdır. Oysa, yukarıda zikredilen kudsi hadiste ve Secde Sûresinin 17.ci âyetinde belirtildiği üzere yapılan iyiliklere karşılık olarak Cenab-ı Allah’ın hazırladığı nimetler asla gözün görmediği, kulağın işitmediği, aklın, fikrin düşünemediği, bunun için de hayalinin dahi kurulamadığı nimetlerdir. Bu nedenle  nasıl nimetler hazırlandığını kimse bilemez: “Onlar için, yaptıkları güzel işlerin karşılığında, göz aydınlığı olarak ne ödüller saklandığını kimse bilemez”(Secde,32/ 17)Bu âyetin tefsirinde Buhari şöyle demektedir: “Ben kullarıma öyle nimetler hazırladım ki, ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne de kimsenin hatırına gelmiştir” (Ümit ŞİMŞEK, a.g.e.s258)

Dünyada müminlerin Allah’a itaat ve bağlılıklarının aynı derecede olmadığı bir gerçektir. Bunun sonucunda, karşılık ve mükâfat da farklı derecelerde uygulanacaktır (Nisâ,4/96; Enfâl,8/4). Bazısı daha geniş ve özel bir nimete kavuşurken, bazısı da daha az bir nimetle ödüllendirilecektir. Bunun içindir ki Kur’ân’da cennetin türlerinden ve derecelerinden ve bunların her biri için kullanılan değişik çeşitli isimlerden söz edildiğini görmekteyiz.Ondan fazla isimle anılan Cennet türleri, aynı zamanda ödülün derecelendirilmesini de ifade etmektedir.

Cennet türlerinin bazılarının isimleri şunlardır:

Firdevs Cenneti: (Kehf, 18/107-108; Mü’minûn, 23/11)

Adn Cenneti: (Tövbe, 9/71; Nahl, 16/31; Kehf,18/31; Meryem, 19/61 )

Me’vâ Cenneti: ( Secde, 32/19)

Dâr’us-selâm: (Yunus,10/25;En’âm, 6/127)

Nâim Cenneti: (Lokmân,31/8)

Cennetü’l-me’vâ..

Hz. Peygamber Efendimiz(s.a.s.), Cennete girecekler hakkında şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü olduğu zaman dört kimse Cennete hesapsız girerler:İlmi ile amel eden âlim, haccedip de ölünceye kadar kötü konuşmayan ve kötü hareket etmeyen kimse, İslam kelimesini yüceltmek için savaş alanında öldürülen şehit ve helalden mal kazanıp da onu, içine riya katmadan Allah yolunda harcayan cömert…”(İmam-ı GAZALÎ, a.g.e. s.116)

 

ÖZEL KUTSAL GECELERDE KİMLER BAĞIŞLANMAZ?

Kandil ve Kadir gecesi gibi özel gecelerde insanların günahlarından tövbe edip yeni bir başlangıç yapmaları için bir fırsat doğar.Bu fırsatı değerlendirmek gereklidir.Tövbe kapısı elbette ölüme kadar herkese açıktır.Ancak bazı kesimler var ki, tövbelerinde samimi olmadıkları için tövbelerine ve dualarına karşılık bulamayacaklardır; istedikleri sonucu alamayacaklardır. Bu kesimler şunlardır:

1-            Allah’a şirk, ortak koşmaya devam eden kişinin tövbesi kabul edilmez.

2-            Baba ve annelerine saygısız ve ilgisiz olanların tövbeleri tam karşılık bulamayabilir.

3-            Komşuları ve akrabalarıyla ilgilerini kesenler tövbeden tam nasip alamazlar.

4-            Müslümanlara kin ve nefret duyanların, bu duyguları değiştirmedikçe tövbeleri kabul edilmez.

5-            Mübarek zamanlarda içkiye devam edenlerin, günahta ısrar ettikçe tövbeleri tam karşılık görmez.

6-            Büyücülük ve kâhinlik yapanların, bundan vaz geçmedikçe, tövbeleri kabul edilmez.

7-            Zina yapmaya devam edenler pişman olmadıkça tövbeleri tam karşılık görmez.

Tövbenin kabul edilmesi için; tam bir pişmanlık, günahtan uzaklaşma ve ihlasla dönüş yapmak şarttır(Prof.Nihat Hatipoğlu,1.12.2017 günlü Sabah Gazetesi,s.13)

GIYBET VE İFTİRANIN FARKI NEDİR?

Peygamber Efendimiz, bir grup sahabeye, gıybet etmenin ne kadar fena bir davranış olduğunu anlattıktan sonra: “ Gıybet, senin mümin kardeşini, aleyhinde olan ve onun sevmediği bir şeyle anmandır.!” Diye tarif etmiştir. Sahabeden bir kişinin, “Yâ resulallah, kardeşimizin aleyhine olan ve hoşuna gitmeyen şey onda gerçekten var ise yine gıybet olur mu?” diye sorması üzerine. Resulü Ekrem (s.a.s.): “İşte asıl o zaman gıybet olur. Yani senin söylediğin şey kardeşinde gerçekten varsa gıybet olur. Şayet söylediğin şey kardeşinde yoksa o zaman O’na iftira etmiş olursun!” buyurdu.(Müslim,4690) -Öyleyse, her duyduğuna inanıp onu yayma; öyleyse bir müslüman aleyhine yapılan konuşmaları dinleme, öyleyse insanların aleyhine söz yayanları ölü eti yiyen insanlar gibi gör.

Kesir b.Kays diyor ki: “Bir gün Ebû Derda ile birlikte Şam Mescidinde oturuyorduk. Adamın biri O’nun yanına gelerek: “Ya Ebû Derda, sırf, Peygamberimizden senin öğrendiğini duyduğum bir Hadîsi sormak için Medine’den kalkıp buraya kadar geldim” dedi ve o hadîsi anlatmasını istedi.  Ebû Derda, ben Peygamberimizin şöyle dediğini duymuştum: “İlim öğrenmek üzere bir yolculuğa çıkan kimsenin Cennete giden yolunu Allah kolaylaştırır. Melekler, ilim öğrenenin yaptığından hoşnut olduklarını belirtmek üzere kanatlarını onun üzerine gererler. Göktekiler ile yerdekilerin tümü, denizin dibindeki balıklara varıncaya kadar, bütün canlılar âlim için istiğfar ederler.

“Âlimler, peygamberlerin varisleridirler. Âlimlerin mirası altın ve gümüş para değildir, onların bıraktığı miras ilimdir. Kim bu ilim mirasını elde ederse büyük kazanç elde etmiş olur.” (Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.396)

 

 KITA

 Gücüm yettiğince çırpındım,

 Yetimlere elim germeye,

 Yüksek takdir senindir Yâ Râb!

 Koşup geldim hesap vermeye!

 

KITA

Ey dostum ! Ufkun kararmak  üzere,

Sana bir daha şafak sökmeyecek!

Ahreti aydınlatacak bir nur bul,

Orda Ay-Güneş ışık dökmeyecek!



İslâm İnancının Diğer Dinlerden Farkı ve Üstünlüğü

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 3 hafta önce / 04.04.2022 09:00:25 | Görüntüleme : 938
Allah’ı bilmek, Allah’ı sevmek, O’na bağlanmak ve kulluğuna razı olmak, kendini bilen ve bulan kimsenin varacağı son duraktır.! Din, bize sonradan öğretilen, dıştan zorlama ve baskıların bir ürünü değildir. Dinin kökü, kaynağı, çekirdeği, yaratılışımızın özündedir, fıtratımızdadır

 BİR AYET

Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir  sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma  (Â’raf ,7/205 )

 

BİR HADİS

, “Her şeyin bir cilası vardır, kalbin cilası da Allah’ı zikirdir ”

 

İslâm İnancının Diğer Dinlerden Farkı ve Üstünlüğü.

 Allah’ı bilmek, Allah’ı sevmek, O’na bağlanmak ve kulluğuna razı olmak, kendini bilen ve bulan kimsenin varacağı son duraktır.! Din, bize sonradan öğretilen, dıştan zorlama ve baskıların bir ürünü değildir. Dinin kökü, kaynağı, çekirdeği, yaratılışımızın özündedir, fıtratımızdadır.…

1-    Kur’an Orijinaldir, Allah’ın sözleridir. Oysa İnciller, Hz. İsa’dan sonra 2. Asırda, yani Hz. İsa’nın ölümünden sonra 140-170 sene sonra, kendilerine vahiy gelmeyen kişilerce yazılmıştır:

Kur’an’ı Kerim, hiç değiştirilmeden orijinal hali ile günümüze kadar ulaşmıştır. Oysa Hristiyanlığın kutsal kitapları olan Matta İncili, Markos İncili, Luka İncili, Yuhanna İncili adındaki 4 incil, Hz. İsa’ nın ölümünden 140- 170 sene sonra yazılmışlardır. Bu yazımlarda tamamen halk arasındaki söylentiler esas alınmış; hiçbir canlı görgü veya duygu tanığı mevcut olmamıştır ( Maurice Bucaille, Tevrat, İnciller ve Kur’an, D.İ.B.Y., s.126-128) 

Vahiy, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e, Vahiy Meleği (Cebrail) tarafından Kur’an ayetlerinin, bazı yollarla vahyedilmesi suretiyle gelmiştir. Hz. Muhammed (s.a.s.), kendisine nâzil olan ayetleri hemen vahiy kâtiplerine ezberletir; kendisi de ezberler ve yine kâtiplere deve ve ceylan derilerine v.b. yazdırarak mensup oldukları sûrelerdeki yerlerine koydururdu. Böylece Kur’an’ın ayetleri de, sûreleri de bizzat O’nun tarafından tertip olunmuşlardır. Hz. Peygamber’in sağlığında, Kur’an, bir cilt halinde toplanmamış ise de kâmilen ezberlenmiş, parça parça yazılmış ve huzurunda tilâvet edilmiştir.

Hz. Ebu Bekir, daha önce parça parça yazılmış ve kâmilen ezberlenmiş olan Kur’an’ı, bir cilt halinde toplamıştır. O nüshaya “Mushaf-ı Şerif” denir. Hz. Osman ise, tek cilt halinde toplanmış olan Kur’an’ı nüshalar halinde aynen yazdırıp çoğaltmış ve İslâm merkezlerine göndermiştir.

 

2-İslâm’da Tevhid Esastır: “İslâm inancına göre Allah, bütün insanları, kendisinin yüce ve aşkın olan varlığını ve birliğini tanıma yeteneğine sahip biçimde yaratmıştır. Bu tüm insanlarda ortak olan bir doğal kabiliyet ve fıtrattır… Allah’ı biricik Tanrı, Râbb ve otorite olarak tanımak, her çeşit ortağı O’ndan uzak tutmak ve birliğini kararlı şekilde doğrulamakla gerçekleşen tevhit, İslâm dininin en önemli özelliğidir. İslâm, bu özelliğiyle hem İslâm öncesi cahiliye putatapıcılığından, hem Yahudilik ve Hristiyanlık gibi dinlerin sonradan bozulmaya uğramış şekillerinden, hem de Mecusilikten ayrılır”( A.Saim Kılavuz, ,Gençliğin İslâm Bilgisi, Allah’ı Bilmek,s.42)

3-İslamda Ruhban Sınıfı Yoktur: İslâm inancına göre, Hristiyanlıkta olduğu gibi“ruhban sınıfı” adıyla kul ile Allah arasında bir zümre bulunmamaktadır.Din bilginlerinin görevleri sadece bildiklerini bilmeyenlere öğretmektir. Bunun dışında din bilginlerinin başkaları üzerinde, kendilerine din tarafından verilen “dinî” bir üstünlük ve hâkimiyetleri yoktur.İslâm’da her mümin doğrudan doğruya Cenab-ı Hakka muhataptır; doğrudan O’na tapar, O’na ibadet eder, O’na dua eder ve doğrudan O’ndan dilekte bulunur, .(prof.Dr.Ferhat Koca, İslâma Giriş,Ana Konulara yeni yaklaşımlar, İbadet;İnsani varoluşun Anlamı, Diyanet İşleri Baş.Yayını, 2007, s.260).

 

4-İslâm dininde bütün peygamberlere inanmak esastır. Hiç bir ayırım yapmadan peygamberlerin Allah’ın resulü olduklarına inanırız. İşte İslâm dininin diğer dinlerden, örneğin Hristiyanlıktan ayrıldığı önemli bir esas da budur! Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene imân etti, müminler de (imân ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine imân ettiler ve şöyle dediler: O’nun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz…” ( Bakara 2/285)

Peygamberlerin evveli Adem Safiyullâh, ahıri bizim peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa Efendimiz olduğuna; bu ikisinin ve bu ikisi arasındaki gelip geçen peygamberlerin hak ve gerçek olduğuna; bunların cümlesine inanmak ve imân etmek; dilimizle ikrar, kalbimizle tasdik etmektir. Müslümanlar, peygamberler arasında hiçbir ayırım yapmadan hepsinin hak peygamber olduğuna inanırlar. Allah Tealâ böyle emretmiştir: “Şüphesiz Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayırım yapmak isteyenler, ‘(Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkâr ederiz’  diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kâfirdirler…”( Nisâ,4/150-151)

5-İslâmda Vaftiz Yoktur: Yine Hristiyanlıkta, yeni doğan çocuk için, ilk günahın neden olduğu manevî kirlenmişliğin silinmesi için ve Hz. İsa’nın Kilisesine girmenin hukuksal ve kutsal göstergesi olarak “vaftiz” denilen ve su serpmek veya suya batırmak suretiyle yapılan bir arınma töreni yapılır ( Büyük Larusse,C.23,s.12058). Baba-oğul ve Ruhu’ l Kudüs adına yapılan bu işlemin, çocuğu aslî günahtan kurtaracağına inanılır (Kur’an’ı Kerim, D.İ.B. Yayını,Bakara Suresi,s.20, Dipnot 28’deki açıklama.) Dolayısıyla “vaftiz”, çocukların günahından kurtuluşu için vazgeçilmez nitelikte ve yenilenmeyen bir eylemdir. (Meydan Larousse,C.20, s.50)

Oysa, İslâmi anlayışa göre yeni doğan bir çocuk saftır, kusursuzdur, mazlumdur, günahsızdır, temizdir, bizatihî yaratılışı itibariyle iyidir, iyilikseverdir! Çünkü Allah Tealâ insanı yaratıp, şekillendirip ona kendi ruhundan üflemiştir: “Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi!”(Secde,32/9) Bu nedenle, İslâm inancına göre, insanın yaratılış fıtratı Hak Tealâ’ya îmân üzeredir. Her insan fıtrat üzere doğar. “Fıtrat”, insanın, imana ve iyiliğe meyilli bir yaratılış özüne sahip olması;  insanın yaratılıştan-doğuştan getirdiği tevhide yönelme özelliği demektir! Şu halde İslâm inancına göre insan, doğuştan getirdiği vasıflar, hasletler, özellikler gereğince; kaynağını Allah’tan alan, O’nun kendi ruhundan üflediği ruhanî varlığı itibariyle hastır, temizdir, saftır, masumdur, günahsızdır, tevhide yönelmiştir, Allah Tealâ’ya  îmân etmeye hazır ve meyletmiş vaziyettedir.! İşte bu fıtrat üzere yeni doğan bir çocuğun aklı selim sahibi olacağı yaşlarda, Cenab-ı Allah herkese olduğu gibi ona da hitaben şu direktifi vermektedir: “Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun…!” (Rûm,30/30). Hz. Peygamber (s.a.s.)’in şu hadisi de insanın aslına işaret etmektedir:Dünyaya gelen her insan, fıtrat üzere doğar; sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan, Mecusi yapar.” (Buhari, Cenaiz,79,80,93; Müslim, Kader,22-25) Anlaşılıyor ki, Müslüman olmayan veya Müslüman olmasına rağmen inançlı olmayan ana-babalar veya ruhban sınıfı, çocuğun, fıtraten meylettiği, gitmek istediği doğru yoldan saptırmaktadırlar. Oysa, insan, ancak, bu aslını yani fıtratını, kendisini yaratan ile olan iletişimi sayesinde korur ve sürdürürse, yaratılış amacına uygun bir hayat sürmesi mümkün olabilir.(Cafer Karadaş, Gençliğin İslâm Bilgisi, s.72-73).   Doğuştan itibaren ana-baba, çocuğu fıtratına uygun olarak yetiştirip, islâmî emir, ilke ve kuralları öğretmesine rağmen reşit olan ve artık ana-babayı dinlemeyen bazı genç adamlar, ne yazık ki, giderek, çevrenin, arkadaşların, kolejlerin ve mahalle baskısının etkisi ile fıtraten getirdiği değerleri bırakabilmekte veya zayıflatabilmektedirler.

Oysa  bu saptırmalar veya sonradan sapmalar olmasa, yeni doğan her çocuk, fıtraten doğuştan getirdiği temizliği, saflığı, günahsızlığı, îmân üzere hazır olmasını devam ettirecek,  hiçbir aracı sınıfa (ruhbân) ihtiyacı olmadan Kur’an’ın ışığında Allah’ın emirlerine uyarak yönünü dine (İslâma) çevirecektir.İşte fıtratında bu eşsiz özellikler bulunan insan, aklı selim sahibi bir kişi olduğunda tam bir kavşağa varmış demektir: İslâm inancına göre bu olgunluğa erişmiş olan kişinin bir seçim yapması gerekir: Yukarıda da izah ettiğimiz gibi İslâm fıtratı üzere doğan kişi,  seçimini, İslam’dan yana; doğruluktan, güzellikten, iyilikten, infaktan, mütevazilikten; ibadetten, duadan, tövbeden, şükürden, zikirden v.b. yana yapabilir! Yahut ta tam aksine bir seçimle yanlış yöne gidebilir! Seçim insana bırakılmıştır.

6-İslâm Akıl Dinidir.                        

Hristiyanlık, sadece imân etme dini olduğu halde İslâm dini imân etme ve akıl dinidir: Örneğin Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın hem Allah, hem de Allah’ın oğlu olduğuna inanılır; bu, tamamen akıl ve mantığa aykırıdır. Oysa İslâmda bu şekilde aklın kabul etmeyeceği bir inanç yoktur: Yukarıda belirtildiği üzere, İslâm, aklın, fikrin, idrakin yolundan gitme dinidir; düşünme, tefekkür etme dinidir. Cenab-ı Allah, Kur’anı kerimde 47 ayette, olayları, doğal oluşumları, gelişmeleri, davranışları, mucizeleri anlattıktan sonra çarpıcı bir şekilde sorular sorup insanoğlunu sarsmaktadır! Hatta bazı ayetlerde söz tutmadığı için insanı ağır şekilde azarlamaktadır:

 

SELAMLAŞMANIN ÖNEMİ

     “Selam”, Rabbimizin esmâ-i hüsnâsından biridir. Allah Tealâ, kullarını selamete eriştiren, onlara sağlık ve afiyet bahşedendir. Muhammed Mustafa (s.a.s.) insanlığı tevhide ve adalete davet eden Allah’a kulluk etmeye, güven ve huzuru hakim kılmaya, kardeşçe yaşamaya çağıran son Peygamberdir. İslâm, adı üzerinde barış ve ebedi kurtuluş dinidir.Müslüman ise, elinden ve dilinden, diğer insanların güvende olduğu kişidir.

Mü’minler birbirlerine “ Selâmün aleyküm” = Allah’ın selamı üzerinize olsun!” diyerek seslendiği her anda, selâmın zengin anlam dünyası hayatımıza yansır. Mü’min, imanından aldığı huzur ve güveni selâm ile çevresine yayar ve iyi niyetlerini duaya döker. Allah Resulü, Mekke’den hicret için Medine’ye doğru yola çıktığında, Medineli Müslümanlar günlerce heyecan içinde O’nu beklemişlerdi. Herkesin gözü ve kulağı Peygamber’imizin mübarek ağzından dökülecek ilk sözlerin ne olacağına odaklanmıştı. Allah Resulü (s.a.s.), o gün kalabalığa şöyle seslendi: “Ey insanlar ! Selamı aranızda yayın! Birbirinize yemek ikram edin! İnsanlar uykuda iken namaz kılın ki, selametle cennete giresiniz !”

Allah’ın selamını veren Müslüman, adeta bulunduğu yerde sözleriyle ve davranışlarıyla huzurun teminatı olur. Can yakmaz, gönül yıkmaz, kimseyi hakir görmez, kimsenin onur ve haysiyetini zedelemez, kaba ve kırıcı konuşmaz. Hasılı, Müslümanın verdiği selâm, kuru bir sözden ibaret değil, bilâkis manâ ve maksadına uygun bir iyilik şiarıdır.

 O halde en yakınlarımızdan başlamak üzere selâmı yayalım ve tanımasak da selâm verdiğimiz Mü’minlerin sayısını artıralım. Bir huzur ve bereket duası olan selâmın hakkını verelim. Selamımızla dillerden gönüllere kardeşlik bağları kuralım.(07.12.2018 günü verilen Cuma Hutbesinden.yararlanılmıştır.)

 

HZ. PEYGAMBER’E (s.a.s.) SALÂT GETİRMENİN FAZİLETİ.

                  Hz. Peygamber(s.a.s), bir gün çok mutlu idi ve yüzünde bir neşe vardı. Ashab, “Ya Resûlallah, bugün mutlu ve yüzünüzde bir neşe ile sabahladınız” dedi. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Evet, Rabbimden bir melek geldi ve ümmetin içinde kim sana salât ederse Allah(c.c.), ona on iyilik yazar, on günahını da siler ve on derecesini yükseltir; ayrıca Allah da ona o kadar salât (rahmet)eder.” (Ahmed, IV.44)

                       

                                   Hâkîm, Kâb b.Ucra’dan şöyle rivayet etmiştir: “Hz. Peygamber minberde bir basamağa çıkınca ‘Âmîn!’ dedi. İkinci basamağa çıkınca yine ‘Âmîn!’ dedi. Üçüncü basamağa çıkınca tekrar ‘Âmîn!’dedi. Minberden inince, “Ya Resûlallah, bu gün minberde bir şey dediniz, bundan önce hiç işitmemiştik” dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber(s.a.s) şöyle buyurdu: “Birinci basamağa çıkınca Hz. Cibril bana gözüktü ve Ramazan ayına yetişip de günahları bağışlanmayan Allah’ın rahmetinden uzak olsun” dedi, ben de ‘Âmîn!’ dedim. İkinci basamağa çıkınca “Yanında ismin anılıp da sana salât getirmeyen Allah’ın rahmetinden uzak olsun” dedi, ben de ‘Âmîn!’ dedim. Üçüncü basamağa çıktığımda ise, “Anne babasından ikisi veya biri yanında yaşlanıp da Cennete giremeyen Allah’ın rahmetinden uzak olsun” dedi. Ben de ‘Âmîn!’ dedim.”(Hâkîm, Müstedrek,III.153)

                                   Kıyamette Efendimize en yakın olanlar O’na bolca salât ve selam getirenlerdir(Tirmizi, Ebu Davud.) O’na her salâtta O’nu hatırlarız; O’na inen Kur’anı düşünürüz; hayatımıza yön vermesini arzu ederiz.

                                   Müslümanların kendi aralarında da selamı yaygınlaştırması, insanlar arasındaki katılıkları yumuşatır; buz dağlarını eritir; kardeşliği güçlendirir; sevgi ve saygıyı artırır. Bu sebeple, Hz. peygamber Efendimiz(s.a.s): “selamı aranızda yayınız.” Buyurmuştur.

                       

MELEKLER DOSTTUR !

Muhabbetim düştü benim bu aşka,

Yıldızları tutup göğsüme taktım!

Her bir insanın yapısı bambaşka,

Samanyolu seline girip aktım!

 

Meleklerle dostça, özgürce uçtum,

Her sabah cennetin kapısın açtım,

Kutsal nimetlerin herkese saçtım,

Cennete yüzbinlerce fidan diktim!

 

Adem Babamız has topraktan erdi!

Rabbanî ruh, kalıp bedene girdi!

Allah tüm cenneti önüne serdi,

Kapıcısı olup hizmete baktım!

 

Ben bîçare, aşk denizinde yüzdüm,

Arafat’ta, Mina, Mekke’de gezdim!

Resûl’ü Ekrem’in hislerin sezdim,

Huşûyla mübarek ellerin öptüm!

 

OYTAN, nasıl buldun derd-i sevdayı?

Lokman Hekim de bilmez devayı,

Nerde, nasıl yapacaksın vedayı?

Veda tarlasına hidayet ektim!



TOPLUM PSİKOLOJİSİ VE PİYASALAR!

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 yıl, 3 ay önce / 21.09.2021 11:40:01 | Görüntüleme : 2028

“Süper Vali” olarak halkın taleplerine kulak veren bir devlet görevlisi olarak tarihe geçen, halkın gönlünde taht kuran rahmetli Recep YAZICIOĞLU; "Toplumu ve bürokrasiyi resmen kene gibi kemiren, birçok hastalıklara karşı yıllar öncesinden ikazlarını yapmış durumdadır."

 

            Günümüzdeki ahvalini, toplumun psikolojisini şöyle izah etmişti Sayın Valimiz: "Köşeyi dönmenin dışında değer taşımayan “vahşi kapitalizmi” besleyen; bireycilik, egoizm, gözü dönmüşlük, utanç değil itibar konusudur. Prestij para da, utanç fukaralıktadır." Cümlesi ile günümüz dünyasını özetlemişti.
            Uzun yıllar, ülkemizin ekmeğe, tuza, şekere, elektriğe, yerli milli sanayi girişimlerinden mahrum kalmanın, kendi ayakları üstünde duracak öz kaynaklarına kavuşmasının sancılarının, sıkıntıya düşmenin adımlarını 20-25 yıl öncesinden anlatırken:

"Tanzimatın en büyük kötülüğü, halkın teşebbüs ve insiyatif kabiliyeti yerine bürokrasiyi ikame etmesi, her şeyi devlete ihale ve havale etmesidir." Havalecilik, beleşçilik İhalecilik ve taşeronluk halkta kurtarıcı kültürünü oluşturdu. "
            Değerli kardeşlerim; Birçok olumsuz vaziyetlerin düzeltilmesi için bürokrat ve politikacıların yerinin çok net bir şekilde belirlenmesi gerektiğini ve bu konuda kafa yorarak, çözüm/sonuç odaklı bir yönetim reformunun sil baştan yeniden düzenlenmesi gerektiğini ısrarla ifade etmişti. Hatta merhum Recep Yazıcıoğlu Valimiz bir tartışmada; "Popülizm tuzağında kuşatılmış bir toplumda yetkiye ortak olmak, sorumluluk getireceğinden, tatlı hayal dünyasından kimse uyanmak istememektedir." Şeklinde ifade etmişti.
            Fakat heyhat, DEĞİŞİM çoğu insanın hoşuna gitmese de herkesin kapısını çaldığı ve uykularını kaçırdığı bir zorunluluktur. Yakın zaman da yazmış olduğum" Pandemi  dönemi sonrası eğitim meselesi" gibi "Pandemi sonrası değişimler" hangi seviyede olacak? Yerimizde mi sayacağız ya da umudumuzu artıracak gelişmeler  olacak mı? Sorularına cevabım:
            Ben umutluyum.. Piyasaların ard niyetli birilerince Manipüle edilmeye çalışıldığı, alakasız fiyat artışlarının yapıldığı ve halkın bezdirildiği, neticesinde Büyüme oranlarıyla zıt fahiş zamların halkı sıkıntıya soktuğu bir hengamda, devletin, hükümetin "Aşırı Serbest Piyasaya yerinde müdahalelerle, alım gücüne negatif anlamda etkilediği sıkıntılarla alakalı tespitler ve akabinde  tedavi yöntemleri ile Gelecekten Ümitli olduğumu net ifade edebilirim. Zira kontrollü bir büyüme anlayışı, isabetli yatırımlarla, hem üretim, hem ihracat ve Tabiki işsizliğe neşter vurulacağı hepimizin malumudur. Yeter ki; işi bilenlerle, akılcı, samimi kadrolarla “Bismillah” denilerek yola çıkılsın..


            Sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel  velhasıl her alanda alınacak tedbirlerle, disiplinli bir şekilde hedeflere varılacaktır ve varılması olmazsa olmazımızdır. Bu konuda piyasaların disipline edilmesi ile alakalı Sayın Cumhurbaşkanımızın net mesajları vardır. İnanıyorum ki; İcranın başında olan Milletin adamının, Cumhurun Başkanının ve ekibinin samimi ve yerinde girişimleriyle piyasalar rayına oturacaktır. Müsterih olunsun..
Rabbim birliğimize ve beraberliğimize zeval vermesin. Tüm esnafımızın, her kardeşimizin her günü, bir önceki günden daha hayırlı, sağlıklı, mutlu  geçsin dua ve temennisiyle..
Hürmet ve muhabbetle..       21.09.2021
                                                                       Bağ.Denetçi Mali Müşavir/Yazar

                                                                       Cengiz YILDIZ



Küçük Esnafa, Çiftçiye, Meslek Lisesi Öğrencilerine, Geçici Vergi Beyannamesi, vs. Vergi Kanunlarında Değişiklik Teklifi!

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 yıl, 3 ay önce / 18.09.2021 10:56:12 | Görüntüleme : 1145

Evet yanlış okumadınız.. Vergi Mevzuatımızda Değişiklileri ön gören Kanun Teklifi Meclisin açılmasıyla beraber Meclis gündemine gelecek..

 Kanun Teklifi; Vergi Usul Kanunu, Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisinde bir takım değişiklikleri içeren bir teklif..

Peki, nedir bu Kanun Teklifinin İçeriği? Piyasaların içinde olan bir Mali Danışman olarak sizlerle paylaşmak isterim:

Türkiye ölçeğinde yaklaşık 900000 (dokuzyüzbin) Küçük Esnafımızı alakadar eden önemli düzenlemeler…

CİROSU 240 BİN TL’nin Altında Kalan ESNAF VERGİDEN MUAF TUTULACAK

ÇİFTÇİDEN ŞİMDİYE KADAR YAPILAN TARIMSAL DESTEKLERDEN VERGİ KESİNTİSİ YAPILIYORDU.

BU KANUN TEKLİFİ VE VERGİ DÜZENLEMESİ İLE ARTIK Tarımsal Desteklerden Vergi Kesintisi Yapılmayacak.. Hayırlı olsun

INTERNET üzerinden para kazanan YouTuber’lere vergi kolaylığı getirilerek, yayınlamış oldukları videolar üzerinden Vergi Mükellefiyeti ve Defter Tutma zorunluluğu gelecek düzenleme ile sadece Vergi Mükellefiyeti olacak ve bankadan kendilerine yatan Paradan yapılacak STOPAJ KESİNTİSİ ile yetinilecektir Yani Defter Tutma zorunluluğu ortadan kalkmış olacak..

MESLEK LİSESİ STAJYERLERİNİN İŞVEREN üzerindeki Yükü Tamamen kalkıyor. Şöyle ki;

Malumunuz Meslek liselerine ara elemana teşvik edilmesi uygulamasında sanat okullarında okuyanlar, iş yerlerinde staj yapıyor ve 767 TL ücret ödeniyordu. Bunun 1/3 ünü işveren karşılıyordu. Şimdi İşverenin ödediği 1/3 lük kısmını da tamamen Devlet İşverene Destek açısından üstlenmiş oluyor..

Bu tutar yani 767 TL 1000 TL ya çıkartılıp tamamının Devlet tarafından ödenmesi öngörülmektedir. Hayırlı olsun..

Şahsen yıllardır Bir Mali Müşavir / Bağımsız Denetçi olarak eleştirdiğim ve mutlaka bu konuda bir düzenleme yapılması şarttır dediğim “Geçici Vergi Beyannamelerinin 4 kez verilmesi yanı her üç ayda bir verilmesi düzenlemesi” Düşünülen teklifle 3 Kez verme şekline dönüşmüş olmaktadır.

 

Tüm kesimlere yukarıda arz edilen Kanun Teklifinin Tabiki varsa eklenecek, çıkartılacak durumlar, önerilerde dikkate alınarak komisyonlarda tartışılıp Meclise gelecek ve Kamuoyu ile paylaşılacaktır. Şimdiden düzenlemelerin muhataplarına hayırlar getirmesini canı gönülden temenni ediyorum.

Hürmet ve Selamlarımla,                             18.09.2021

 

                                                                                                                             Cengiz YILDIZ

                                                                                                                             Mali Müşavir/Bağımsız Denetçi



EĞİTİMDE PANDEMİ GÜNDEMİ ORTADAN KALKIYOR ÇOK ŞÜKÜR!

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 yıl, 4 ay önce / 14.09.2021 12:26:27 | Görüntüleme : 1315

2020 Yılının başlarından beri dünyanın, memleketimizin, insanımızın her şeyini esir alan bir küresel salgın ve Pandemi gündemi..

 Halen okullar açılsın mı açılmasın mı? Gibi tartışmaların halen göbeğindeyiz.  Yazık! Ve çok üzülüyorum. Bir an önce işimize, gücümüze bakmamız gerektiğini düşünenlerdenim.

Elbette sağlık önemlidir.. Fakat hakikaten artık okullarımıza, geleceğimizi inşa edecek evlatlarımıza sanki hiç Pandemi süreci olmayacakmış gibi, her türlü tedbiri alarak devam etmemiz gerekmez mi? Ki Milli Eğitim Bakanlığı tüm birimleriyle samimiyeti ile ilk günkü aşkla başlamış bile..

Zihin okumalarla, gelecekte şöyle olacak, böyle olacak diyerek topluma korku pompalamakla bir neslin heba olunmasına hep beraber dur! Dememiz gerekmektedir. Koşullar olumsuz olursa zaten, devletin ortak aklı gereğini yapacaktır, bundan da hiç kimsenin şüphesi olmasın.

YAPILMASI GEREKENLER!

-          Mutlaka büyük bir badireden, psikolojik travmadan çıkan evlatlarımızın güçlü ve normalleşmenin de ötesinde hak edilen bir seviyeye gelmeleri için mutlaka ama mutlaka Eğitim ve Öğretim camiasının yani “Öğretmenlerimizin de” bir eğitime tabi tutulmalarını öneriyorum.

-          Öğretmenlerimiz asli işlerine, mesleklerine odaklanıp, mevcut şartlarla, geleceği belirleyecek nesillere daha maksimum faydayı sağlarız? Duygu ve düşüncesiyle kendilerini mesleklerine tam konsantre etmeleri elzemdir.

-          Sosyal medya vb.. bilgi kirliliğinden çıkıp, kaybolan vakitleri öğrencilerimizin lehine ve Büyük, müreffeh Türkiye’mizin çıtasını yukarılara nasıl yükseltiriz? Derdiyle dertlenecek bir bakış açısına, gayretine, çalışmalarına veliler, öğrenciler ve toplumun her kesiminin beklentisi vardır..

Sözün özeti; artık kısır çekişmelerden, kuru laf kalabalığından, yukarıda arz ettiğim üzere anlamsız bilgi kirliliklerinden, algılardan sıyrılıp, herkesin üzerine düşeni yapması gereken bir döneme, zaman dilimine girdik.

Lütfen, “Yok aşı kısırlık yapıyormuş, yok şunu yapıyormuş vb..” ispatı olmayan, nesillerimize, geleceğimize zarar verecek “Düşünce kısırlığı” oluşturacak atmosferden, tartışmalardan şiddetle kaçınmamız gerektiği görüşündeyim.

Biz küresel bir salgın olan AŞI nın aşı olanlar ve olmayanların tartışmasıyla geçirecek kadar vaktimiz olmadığını ifade etmek isterim.

Lütfen, Türkiye’mizin geleceği olan çocuklarımızı düşünüyorsak, çocuklarımızı ihmal etmemek, onları kaybetmemek adına hep beraber aklı selimle, ortak akılla 2021-2022 Eğitim ve Öğretim yılının ve nice yılların, hayırlara ve başarılara dönüşmesi için “Bismillah” deyip çalışmalara her zamankinden daha bir gayretle, azimle başlayalım..

Daha ne bekliyoruz?.. Hürmet ve Muhabbetle..    14.09.2021

                                                                                                             B.Denetçi Mali Müşavir/Eğitimci

                                                                                                             Cengiz YILDIZ



REEL EKONOMİDE, PİYASALARDA GÖRÜNTÜ!

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 yıl, 4 ay önce / 24.08.2021 12:11:41 | Görüntüleme : 1389

Öncelikle reel ekonominin ne olduğunu anlatmamız lazım. Zira hep ekonomi, finans, maliye kurmayları, uzmanları bir “Reel Ekonomi” tutturmuşlar gidiyorlar. Peki, nedir Reel Ekonomi?

 Türkiye’mizin ekonomisinde;  tarım, sanayi ve hizmetler ana sektörlerinde üretici ve tüketici konumundaki bireylerin tümünü temsil eden kesimdir. Bu kesimin gerçekleştirdiği tasarruflar finansal kesim tarafından toplanır ve tekrar reel kesime kullandırılır.

Hükümet bu kesimlere hangi hususlarda, başlıklarda yardımcı oluyor?

Görebildiğim kadarıyla hükümet, üretimim, yatırım, istihdam ve ihracatı desteklemek adına yakın zamanda KGF yani Kamu Garanti Fonu destekli üç yeni mekanizmayı başlatacağını resmen açıkladı. Bunu şahsım Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’dan İş dünyasıyla buluşmasındaki konuşmasından duydum.

Amacı; ÜRETİCİLERİN üzerindeki yükü azaltmak…

·         Öncelikle likidite sıkıntısı çeken küçük ölçekli firmalara, ilave istihdam ettikleri her bir kişi için KGF teminatı ile desteklemek, İMALATA üretime dayalı KOBİ’lerin dış piyasalara açılmasını teşvik etmek

·         Yine konuşmasından anladığım ve çıkardığım; Herhangi bir salgının olumsuz bir katkısı olmazsa;  2021 yılı büyüme rakamının %8 lerde olacağı,

·         2021 yılının İHRACAT performansının, hızla düşen altın ithalatı ve turizm gelirleri ile birlikte artış sağladığı,

·         BÜTÇE AÇIĞI oranın geçen yılı yani 2020 yılına göre normalleşmeye girilmesiyle birlikte 2021 yılının Temmuz 2021 dahil % 44 oranında düşüş kaydettiği,

·         Yurtiçi BORÇLANMANIN vadesinin 34 aydan 52 aya yükseldiği,

Özetle; bu STRATEJİLERLE Faiz yükünün azaltılıp, BÜTÇEDE ALAN OLUŞTURUP ihtiyaç olan yerlerde verimli ve yerinde kullanılmasıdır.

 

NOT: Bir sonraki yazım hakikaten önem arz ettiğini düşünüyorum.

Kısa vadeli borçların son hali nedir? Risk seviyeleri nitelikli ve gerçekçi mi? Şimdiye kadar Ekonomik veriler, Merkez Bankası borç istatistikleri uluslararası istatistiklere uygun halde miydi? Vs. konularına değineceğim…  Kalın sağlıcakla.  24.08.2021

                                                                      Bağımsız Denetçi Mali Müşavir

                                                                      Cengiz YILDIZ



YETER Kİ TAYYİP GİTSİN HA!

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 yıl, 5 ay önce / 11.08.2021 09:38:50 | Görüntüleme : 1534

Birileri kendi söylediklerine, yaptıklarına inanın ki inanmadıkları, inandırıcıda bulmadıkları halde ha bire “Tayyip gitsin, Tayyip gitsin” şeklinde koro halinde bir nakarat tutturmuşlar.. Peki, tutturmuşlarda nasıl yapacaklarını sorduğumuzda…

 Hiç önemli değil yeter ki gitsin… Sonrasına bir bakarız şeklinde, acayip, neresinden tutarsanız elinizde kalacak cevaplarla karşımıza dikiliveriyorlar..

Birileri mevcut Cumhur’un, milletin her iki kişiden birisinin kendi hür iradesiyle seçtiği Cumhurbaşkanını nasıl göndeririz? Sorularına cevapları medya kanalıyla vermiş.. Kim mi? Yakinen herkesin saçma sapan yaklaşımlarıyla, 180 derece dönüşüyle yakinen tanıdığı, menfi zihniyetin temsilcisi konumunda olan “Can Ataklı”..

Şöyle demiş Can Ataklı;

“Deprem olsun, büyük yangınlar çıksın, sel felaketleri yaşansın, yeter ki Tayyip Erdoğan gitsin” diye yırtınırcasına videoda, herkesin hayretler içerisinde izlediği, dinlediği felaket tellallığı yapan sözde gazeteci..

Peki bu bakış açısı ile mi, bu gayri milli zihniyetle mi bunlar, benzeri düşünenler Tayyip sonrasının Türkiye’sini güçlü kılacaklar.. Asla!

Bu malum zihniyet mi aziz milletin, aziz Vatanın güçlü olmasını temenni edecekler.. Asla!

Fondan beslenerek, halkı yalan yanlış haberlerle besleyenler mi? Türkiye’mizi güçlü kılacaklar.. Asla!

Darbe çığırtkanlığı yapanlar mı?, aziz milletin asli unsurlarına, çalışanlarına, esnafına, öğretmenine tahkirimsi, aşağılayıcı ifade kullananlar mı? Güçlü kılacaklar Türkiye’yi.. Asla!

Özetle; ben bu necip ve asil milletin sağduyusuna güveniyorum ve diyorum ki;

 “Tarihine, dinine, ecdadına layık vatan evlatlarından ol!”,

“Bizleri Türk,  Kürt, Çerkez, Arap , Laz vs gibi etnik gruplara bölüştürüp bizi bize kırdıracaklara karşı sakın oyuna gelme ve gaflete düşme! Ki düşmeyeceğine kalben inanıyorum.

“Biz bu oyunları önceden gördük, bozduk ve bozmaya hep beraber devam edeceğiz.” Vesselam..

Hürmet ve muhabbetle 10.08.2021

Cengiz YILDIZ

 



ORMAN YANGINLARI VE ÇOK YÖNLÜ MÜCADELE!

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 yıl, 5 ay önce / 03.08.2021 11:01:23 | Görüntüleme : 1420

Öncelikle Türkiye'mizin dört bir tarafında 132 küsur noktada genel itibariyle bilinçli bir şekilde aynı anda düğmeye basılan ve hem İnsanımızı, hem nefesimizi hem de milyarlarca canlıların canlı varlığımızı yok edilmesine yönelik yangınlarımızda vefat edenlere Allah'tan rahmet diliyorum. Yaralı kardeşlerimize ve zarar görenlere de Rabbimden şifalar ve geçmiş olsun dileklerinde bulunuyorum.


   Birileri sanki bu memlekette bu felaketlerden Orman yangınlarından, Pandemi sürecinden, yurtdışı saldırılarından, terör saldırılarından medet umarcasına memnuniyet duyuyorlar.. Ben bu tip zihniyete sahip olanları kınıyor ve lanetliyorum..
   Yine birileri ortalama 20 yıldır iktidarda olan şu anda Cumhurbaşkanı makamında olan AK Parti'nin Genel Başkanlığında bulunan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dan rahatsızlık duyuyorlar.
Onun yönetimini beğenmemiş olabilirsiniz, fakat sonuçta Sayın Recep Tayyip Erdoğan yolda geçen iki kişiden birinin oyunu alarak Cumhurbaşkanlığı'na gelmiş, sandıklarda milletimizin iradesi ile iktidarı istikrarlı şekilde sürdüren başarılı bir liderdir.  Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz o sizin bileceğiniz iş!   Fakat, bunun ciğerimiz, nefesimiz olan ORMANLARI YAKARAK, sözüm ona gazetecilikte yerlerde sürünen birinin yaptığı beddualarla, hedef göstermelerle, seçilmiş bir partinin başkanının nasıl alaşağı edileceği fikrini, mide krampları geçirtircesine fikirler! Sunarak, gayri meşru yöntemlerle koltuktan düşürmeye çalışırsanız bu AZİZ MİLLETİ KARŞINIZDA BULURSUNUZ.
   Devleti Yönetenleri, İktidarın bakanlıklarını işin başında görüyoruz.. Allah onlardan razı olsun. Tarım Orman Bakanlığı'nda, bütün çalışanlarından, belediyelerden samimiyetle uyum içerisinde yardımlaşan bakanlıklarda, kurum ve kuruluşlardan ve tabii ki bu hükümetin başı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a müteşekkiriz.. 130 küsür yerde olan yangınların %95 küsurunu atlatmış ve kontrol altına almışlardır.
   Özellikle birileri  bilinçli şekilde Turizm beldelerini hedef alıyor ve devasa yangınlar çıkartarak güya 2023'e doğru giderken hükümeti zor duruma düşürmeye çalıştıklarını düşünmektedirler.. İnanın yanılıyorlar. Bu aziz Millet her şeyi görüyor, çünkü bu yapmış oldukları zalimane katliamlar, hükümeti zayıf düşürmüyor, bilakis daha da güçlendiriyor ama  farkında bile değiller..
   Bu millet Devleti ile hükümeti ile askeri ile samimi çalışan her bir kamu görevlisi ile iç içedir.       Devlet halkının emrinde, halk Devleti'nin emrinde teşekkür ediyoruz.
   Birileri terör örgütleri ya da PKK denildiği zaman nedense rahatsız oluyorlar.. Ülkemizi kasıp kavuran yangın felaketini kendi siyasi emelleri amaçları doğrultusunda değerlendirmek adına "yangın felaketleri"  üzerinden Siyaset devşirmeye çalışıyorlar.
   Yangınla mücadelenin ağırlığını düşürmek adına devamlı anlamsız yersiz ve mesnetsiz suçlamalar da bulunuyorlar ve bu millet bunu seyrediyor ve hakikaten acı acı gülüyor..
   Birileri 15 Temmuz fetö darbe girişimine "kontrollü darbe" diyecek, birileri yangına "kontrollü yangın" diyecekler.. Vallahi yazık! Kalbimiz canımız yanıyor, birileri ise bu felaketlere yangınlara körükle gidiyor, kılıçtan keskin bir dil kullanıyorlar.
   Orman yangınlarında canla başla mücadele eden kahraman ormancılarımıza, bakanımıza devamlı habire laf yetiştirmeye çalışıyorlar.. Yahu! bir damla suda Siz taşıyın da, bu milletin evladı olduğunuza samimi yerli ve milli olduğunuza dair kanaatimiz oluşsun.. Yazıklar olsun!
   Milli Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamada 400'den fazla askerin 3 insansız hava aracı (İHA) 4 helikopter, 2 çıkarma gemisi 50'den fazla itfaiye arazöz ve iş makinesi ile görev yaptığını ifade etmişlerdir, teşekkür ediyoruz.
   Hülasası; Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesi ile "Zarar gören yerler, yakılan yerler Allah'ın izniyle tekrar yeşillendirilecek, imara açılmayacak, zarar gören esnafımızın, insanımızın zararları giderilecektir."
   En önemlisi bu konular üzerinden, yani yangın felaketini fırsat bilerek ülkemizin çimentosu olan kardeşliği, hassaten Türk-Kürt kardeşliğini Hedef alabilecek kadar alçalmışlardır.. Ha, buradan bir ekmek çıkmayacağını ifade etmek isterim.
   Hakikaten her daim feraseti ile basireti ile sağduyusu ile gereğini yapan Aziz milletimiz vicdanında en güzel şekilde bu süreci değerlendirecektir.
   Hürmet ve muhabbetle.   TEKRAR GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYE'M                                                03.08.2021                                                                                                                           CENGİZ YILDIZ



PANDEMİ YASAKLARININ KALKMASIYLA NORMALLEŞME! CUMHUR VE MİLLET İTTİFAKI PAYDAŞLARI NE YAPIYOR?

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 yıl, 6 ay önce / 06.07.2021 14:29:49 | Görüntüleme : 1557


Pandemi yasaklarının kalkmasıyla beraber, her sahada bir canlılık ve hareketlilik olduğu görülmektedir. İnşallah küresel bir salgın olan bu belayı tamamen atlatıp, önümüze daha net bir şekilde bakabilme imkânı elde ederiz duası ve temennimi de belirtmek isterim.

 PANDEMİ YASAKLARININ KALKMASIYLA NORMALLEŞME!

CUMHUR VE MİLLET İTTİFAKI PAYDAŞLARI NE YAPIYOR?

Pandemi yasaklarının kalkmasıyla beraber, her sahada bir canlılık ve hareketlilik olduğu görülmektedir. İnşallah küresel bir salgın olan bu belayı tamamen atlatıp, önümüze daha net bir şekilde bakabilme imkânı elde ederiz duası ve temennimi de belirtmek isterim.

Piyasalarda, esnafta ve vatandaşlarımızın bunalmış ve sıkılmış haleti ruhiyeler  ile beraber kendilerini çarşıya, pikniğe, komşuya vs.. bırakmaları bir oldu.

Peki sadece vatandaşta, esnafta mı bu heyecan ve bu psikolojik durumlar.. Hayır! Siyasetçilerimizde planlamalarını, programlarını yaparak artık sahalarda boy göstermeye başladılar bile.. Kimi partilerin temsilcileri hiç sahadan eksilmezken, kimileri kısmen Pandemi vs. sebeplerle erteleye durdukları iletişimi, muhabbeti normalleşme ile beraber kapatmaya başladılar bile..

Bize de kolay gelsin! Demek düşer.

Bazı siyasetçilerimizin taraftarları, temsilcileri zaman zaman tarafıma “Ne zaman seçim olacak? Erken seçim var mı? Gibi soruları yöneltiyorlar.. Tv, radyo vs. tüm iletişim araçlarında tartışmalarının olduğu gibi..

Hassaten siyasette muhalefet kanadı, erken seçim konusunu gündemde tutmaya çalışıyorlar, Cumhur ittifakının seçimin 23 Haziran 2023 tarihinde yani tam zamanında olacağını ısrarla belirtmesine rağmen.

Peki, gerçekten muhalefet kanadı, millet ittifakı bir erken seçim olması halinde buna hazır mı? İyi parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener sahalarda esnafla konuşmaya çalışıyor, çarşı Pazar geziyor (şahsen güzel bir aktivite) fakat zaman zaman sıkıntılı anlar yaşasa da… Önceden kurgulanmış bir takım sohbetlerin gerçekleştiği sosyal medyada, kitle iletişim araçlarında canlı yayınlansa da.. Takdir ve teveccüh elbette ki aziz milletindir. Zira her söylenilen, yaşanılan halkın huzurunda olumlu olumsuz puan almaya devam ediyor..

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin Genel Başkanı.. Gittiği salon toplantılarında Ak Partinin Sayın Genel Başkanı  üzerinden yıkıcı, kendince yıpratıcı, alt tarafı tam olarak doldurulamayan, izaha muhtaç bir takım argümanlarla siyaset yapmaya çalışıyor.. Her ne kadar iddialarının çoğu çürütülse de.. İddiaların mesnetleri olmasa da, ilgililer tarafından reddedilip gerçek tarafı kamu oyu ile her gün, her hafta paylaşılsa da..

Muhalefetin oy tablolarına baktığımız zaman…  Anketleri izliyorum da; öyle ahım şahım bir olumlu yönde yukarıya seyreden bir oy tablosunun millet ittifakı cenahında olmadığını müşahede etmiş bulunmaktayım. Ama her ne hikmetse “Erken Seçim” isteniyor. İlginç!

CHP yönetimi bazen örtüsüz bazen de örtülü HDP ile ittifak halinde olduğunu , aralarındaki pürüzleri kapatmaya çalışılsa da halkımız her şeyi görmekte.. Millet ittifakı paydaşlarının bu konuda işlerinin zor olduğunu söylemek isterim.

Cumhur ittifakı paydaşları, unsurları olan Ak Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, Büyük Birlik Partisi uyum içinde şimdi den hem kalbi, hem akli, sahada ve masada beraber olduklarını her platformda dile getirmektedirler.

Elbette bu uyum siyasette büyük bir avantaj ve sinerji oluşturmakta..

İktidarı 19 yıldır sırtını dayadığı milletinden aldığı güçle ve destekle kimseye bırakmayan Ak Parti siyasi faaliyetlerini, kesintiye uğratmaksızın, yatırımlarıyla, projeleriyle takviye ediyor, bir açılıştan bir açılışa başında Kurucu lider, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde gerçekleştirmeye ve yaptıklarını paylaşmaya devam etmektedir.

Yine mevcut Ak Parti iktidarı; 2023 seçimlerine yakın zamanda yapılan ve bitirilen kongrelerle, yeni sıcak kan değişimi ile 2023 seçimlerine götürecek kadrolarla beraber, planlı programlı sahalardan mümkün mertebe uzak durmamaya çalışmaktadırlar. Pandemi zaman zaman duraklatmış olsa da temel atmalar, açılış törenleri, tesisler hiç aksatılmadan devam ettiği tarafımızca, milletçe görülmektedir.  

Taş üstüne taş koyan, milletin ülkenin lehine olan tüm girişimlerde, yatırımlarda taş koymayan, köstek olmayan herkesten Allah razı olsun.. Müteşekkiriz, minnettarız..

Hülasa;

·         Normalleşme sürece halkımıza hayırlı olsun.. Rabbim tüm sektörlerin, üreticisinden, hizmet sektörüne, ticaret erbabına, gencinden yaşlısına, memurundan en üst amirine, öğrencisinden, öğretim üyelerine kadar herkesin Rabbim yar ve yardımcısı olsun.

·         Erken seçim isteyenlere gelince yukarıda arz ve izah etmeye çalıştığım gibi şu an itibariyle seçimlere en hazırlıklı olan ittifakın Cumhur İttifakı olduğu aşikar..

·         İnşallah Cumhur İttifakı paydaşları başta Ak Parti olmak üzere halkın öteden beri gönüllere dokunduğu samimiyeti daha da artırarak, kalplerde yer almayı oralarda tahta kurmayı nasip eylesin.

·         Ekonomik açıdan sıkıntıya giren tüm sektörlere şimdiye kadar iyi niyetli yaptığı katkıları daha da artırarak, tabiri caizse kesenin ağzını, bütçeyi halkın lehine olmak kaydıyla açmasını, onları anlamasını ve tüm kesimlere hem maddi hem de manevi anlamda bir gönül köprüsü kurarak, istikrarı, eksiklikleri aksaklıkları, öz eleştirileri de dikkate alarak devam ettirmesini nasip eylesin.

Ak Parti tüm teşkilatı ile sahalarda.. İttifak unsurları MHP ve BBP ile birlikte..

Peki, muhalefet kanadı bu durumda ne yapıyor? Lütfen somut olmayan, araştırılmadan, kaynakları tetkik edilmeden soyut ifadelerle sırf muhalefet olsun diye “çamur at izi kalsın”, “ters algı” yöntemleriyle propaganda yapmasın..

Hoş olmuyor, şık durmuyor..

Şunu bilelim ki; hepimiz aynı gemideyiz, muhalefetten beklentimiz;  millet, ülke menfaatine yapılan her yatırımda aynı heyecanın yaşanılmasıdır, destek olunmasıdır..

Kalın sağlıcakla,                                                                                                                  06.07.2021

                                                                                                                Cengiz YILDIZ