......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 306203

BESMELENİN FAZİLETLERİ:

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 ay, 1 hafta önce / 13.11.2020 07:42:17 | Görüntüleme : 932


“Euzu billâhi mineşşeytani’r Racîm Bismillâhi’r Rahmani’r-Rahîm !” = Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.Rahmân ve Râhîm olan Allah’ın adıyla!” şeklindeki Euzu besmelenin faziletleri saymakla bitmez

 Bu sebeple insanoğlunun, yeme, içme, giyinme, okuma, yazma ve konuşma öncesinde, ev ve iş yerine girip çıkarken; bir iş ve görev yapmaya başlarken v.b. her ne yaparsa, her neye başlarsa, her neye el atarsa, her ne tutum, davranış ve eylemde bulunursa mutlaka Euzu besmele okuması şarttır(Doç.Dr.İsmail Karagöz,Kur’ân’da Zikir Kavramı ve Allah’ı Zikir,Diyanet İşleri Bşk.Yay.Ankara 2007,s.57).Bir adım atmaktan Kur’ân okumaya kadar her harekette dilimizden besmele eksik olmamalıdır.

-Euzu besmele, Kur’ân-ı Kerim Sarayına girmenin anahtarıdır; bir binaya girmek için anahtar ne ise bir işe, bir davranışa, bir eyleme başlarken, bir karar verirken çekilen euzu besmele de aynıdır.

-Euzu besmele hayır getirir, huzur getirir, iyilik-güzellik getirir! Bu sebeple bazı alimler “dünyadaki bütün zehirlerin panzehiri besmeledir” derler. Allah’ın adıyla bir işe başladığımızda, oluşacak bütün şer etkileri, menfi enerjiyi, kötülükleri etkisiz hale getirmiş oluruz.!

- Euzu besmele okunduğunda şeytan uzak durur; kalbe vesvese veren şeytan uzak olur!

- Besmele çeken mü’min kendisini Allah’a emanet etmiş olur; Allah’ın emanetine terk etmiş olur! Dolayısıyla, besmele çekerek bir işe, bir davranışa başlayanın; bir karar verenin işi rast gider; olumlu ve bereketli sonuca kavuşur.İnançsız, besmelesiz başlanan her işin sonu yarımdır!

- Cenab-ı Allah, bütün korkularımızı, her türlü endişelerimizi euzu besmele ile aşmamızı nasip ihsân eylesin inşallah!

NURLU KALP.Peygamber, sünnetine

Uyana huzur diler!

Sözü var ümmetine,

Sever, şefaat eder!

 

Bize düşman olanın,

Vicdanım yârı olsun!

Kirden ruhu solanın,

Ağlamak kârı olsun!

 

Kalbine pencere aç,

İçine has nur dolsun!

İnfak et, fakire saç,

Dileğin kabul olsun!

 

Oytan’ım doğru sözlü

Olmasa ezilirdi,

İslâm nurlu, pak yüzlü

Dostları üzülürdü!



İHLÂS-NÂS- FELÂK SURELERİNİN FAZİLETİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 ay, 2 hafta önce / 06.11.2020 08:01:08 | Görüntüleme : 1381

Peygamberimiz(s.a.s.), sahabeye, “Biriniz bir gecede Kur’an’ın üçte birini okumaktan aciz mi?” buyurmuştur. Bu sahabeye zor gelmiş, “Buna hangimizin gücü yeter Yâ Resûlullah!?” demişlerdir. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.): “İhlâs sûresi Kur’an’ın üçte birine denktir!” buyurmuştur.(Buharî, Fedailü’l Kur’an,13).

 hlâs, felâk ve Nâs sûrelerine, üçüne birden, muavvizat denilir. Peygamberimiz (s.a.s.), bu üç sûreyi, akşam, sabah ve gece yatınca üç kere okumayı tavsiye etmiştir.

               İbn. Neccar, Hz. Âişe’den şöyle rivayet etmektedir: “ Hz. Peygamber yatağına yatınca ihlâs, Felâk ve Nâs surelerini avuçlarına okurdu. Sonra da elleriyle yüzünü, bileklerini, göğsünü ve elinin ulaşabildiği her yeri mesh ederdi.” (Buharî, Fedailü’l Kur’an,14).

                Hz. peygamber; “Sabah- akşam ihlâs, Felâk ve Nâs sûreleri üçer defa okunursa her türlü sıkıntının giderilmesi için yeterli olacaktır.” buyurmuştur. Ebû Davud, Tirmizî ve Nesâî bu hadisin sahih olduğunu beyan etmektedirler.(Hayatü’s  S ahabe )

Yüce Rabbimizin Kur’an’da bizlere hediye ettiği Felâk  ve Nâs isimli iki muhteşem surede kendisine sığınarak huzurlu yaşamayı öğretmiştir. Bu yüzdendir ki Peygamberimiz (s.a.s.), Allaha sığınmanın en güzel ifadesi olarak nitelediği bu iki sureyi çokça okumamızı tavsiye etmiştir (Nesâî,İstiâze,1).

Felak ve Nâs’ı okuyarak her türlü şer ve kötülükten, karanlıklar içerisinde yolumuzu kaybetmekten Rabbimize sığınırız.  Haset ve öfkenin, kin ve nefretin, batıl ve hurafenin, vesvesenin esiri olmaktan O’na iltica ederiz. Art niyetlilerin, kem gözlülerin, kalbi kararmış, vicdanı taşlaşmışların şerri karşısında O’ndan yardım isteriz.

KUR’AN UYARICIDIR!

Kur’an hep başımın tâcı,

O tek kutsalım, varlığım!

O’nu okumamak ne acı!

O koruyor ruh sağlığım!

 

Kur’an’sız bu İslâm biter,

Bilir gâvur: O’nu iter!

İç gafiller bilmez mi?

Kur’an’la bacalar tüter!

 

Vahiyle getirdi Melek!

Müşrike karşı kol-bilek!

Peygamber emanet etti,

Kur’an’ım ne güzel dilek!

 

Cümle gâvurlar bir olmuş,

İslâma terörist salmış:

Tek amaç Kur’an yok olsun,

Her çıkarcı alet olmuş!

 

Muhammed’i hedef almak,

O’nu aradan çıkarmak,

Önlenmeli bu ihanet,

OYTAN’ın işi yakarmak



SEVGİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 ay, 3 hafta önce / 30.10.2020 08:02:32 | Görüntüleme : 2024

Sevgi, Yüce Yaratan’ın, mahlûkata bahşettiği ilâhî bir lütuftur, nimettir!.Sevgiyi kullarının kalbine yerleştiren Yüce Rabbimiz, özü itibariyle bütün sevgilerin kaynağıdır.

O, Vedûd’dur: Çok muhabbetli, çok şevkatlidir; hem seven hem sevilendir.! Bu sevgi, şevkât ve muhabbet sayesinde tüm varlıklara rızık verir. Bu sınırsız sevgi ve merhameti ile biz kullarına yardımcı olur ve bizi bağışlar! Allah Tealâ, sınırsız lütuf ve kerem sahibidir.O, kulunu sevdiğinde kendisinden istediğini ona verir. Kendi rahmetine sığındığında onu korur. Bağışlanma dilediğinde onu affeder. Yeter ki kul istemeyi bilsin; rabbine iltica eylesin!

İnsanın sahip olduğu en büyük hazine de, sihirli duygu “sevgidir”; Cenab-ı Allah’ı(c.c.) , Peygamber (s.a.s.) Efendimizi, O’nun Ehlibeytini sevmektir! Allah’ın sevdiklerini, değer verdiklerini sevmektir! Allah için birbirini sevmektir! “Yaratılanı, Yaratan için sevmektir! ” Böylece, bu ruh haline kavuşmuş olarak tabii ki birbirimizi sevmektir; insanları, hayvanları, bitkileri, taşı-toprağı, çiçeği-böceği, kısaca tümüyle doğayı sevmektir; yaşamı sevmektir. Karşılıksız, beklentisiz olarak, bizatihî insan olduğu, hayvan olduğu, bitki olduğu, taş-toprak olduğu için, kısaca Allah Tealâ tarafından yaratıldığı için sevmektir! Büyük Derviş Yunus’un ifadesi ile “Yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevmektir.!”  Her yöne, her yana, her şeye sevgiyle bakmaktır. Duyulan sevginin ruhumuzu titretmesidir; sevmek-sevilmek-gönüllere sevgi ekmektir; aç-susuz kalsan da sevgisiz kalmamaktır; bir ilâhî aşk nağmemizde belirttiğimiz gibi tüm insanlığa sevgi taşımaktır.!

 

İslâm Dini, dolayısıyla Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, sevgiye, sevmeye-sevilmeye o kadar değer veriyor ki: “İmân etmedikçe Cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de kâmil anlamda imân etmiş olmazsınız.!” .( Ebu Davud, Edeb, 130, 131) buyuruyor.! Neredeyse birbirimizi sevmenin imân etmiş olmanın ön şartı olarak görüyorlar.!

SEVGİ PINARI                                    

Müminlere durmadan taşırız,

Yükümüz sevgi, özümden sevgi,

Dostla kuru lokma bölüşürüz,

Kalpten aşk akar sözümden sevgi!

           

Erenler bize sıcaktır, sıcak,

Asırlardır açarız hep kucak,

Aşk, şefkatli bakışa sığacak,

Kalpten aşk akar gözümden sevgi!

           

Gönül ibremle Mevla’ya döndüm,

Gece boyu hep huşûyla andım,

İlâhî aşkla kavrulup yandım,

Kalpten aşk akar, yüzümden sevgi!

 

İçimde saklı hisleri sezdim,

Gönlü fethedip başta gezdim,

Şarkı söyleyip şiirler yazdım,

Kalpten aşk akar, sazımdan sevgi!

           

Saçlarımda kar, şeklim değişti,

Gençlik çiyliğim ateşle pişti,

Ruhumdaki hüzün çok gelişti,

Kalpten aşk akar, sızımdan sevgi!

 

OYTAN’ım, İslâm yoluna girdim,

Kalbimi-sevgimi ona verdim

Ezelden gönül gözümle gördüm,

Kalpten aşk akar, mâzimden sevgi!



ABDEST ALMANIN FAZİLETİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 ay, 1 gün önce / 23.10.2020 09:19:09 | Görüntüleme : 941

Sahabeden birisi, “Yâ Resûlallah bana abdest hakkında bilgi verir misin !” dedi. Peygamberimiz de şunları söyledi: “İçinizden hanginiz abdest almaya başlar, ağzına ve burnuna su verirse, ağzına ve burnuna verdiği su geri akınca o su ile birlikte ağzının ve burnunun günahları da akar gider.

Arkasından yüzünü yıkayınca geriye akan su ile birlikte yüzünün günahları da akar gider. Sonra kollarını dirseklere kadar yıkayınca parmak uçlarından akan sularla birlikte ellerinin günahları da akar gider. Arkasından başını mesh edince saçlarının ucundan akan sularla beraber başının günahları da akar gider. Sonra ayaklarını topuklarına kadar yıkayınca geriye akan kirli su ile birlikte günahlar da ayakları üzerinden akar gider. Daha sonra kul ayağa kalkar, Allah’a lâyık olduğu şekilde hamd-ü sena eder; arkasından iki rekat namaz da kılarsa anasından doğduğu günkü gibi tüm günahlarından arınır.” buyurdu. (Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.254)

Hiç şüphesiz ki önemli olan ruh temizliğidir, iç temizliğidir, duygu ve düşünce temizliğidir. İnsan kendi içinin-gönlünün temizliğini göremez, hatta alnındaki kiri veya temizliği dahi göremez. İnsanın dışındaki kirlilik ve koku 2 metre geriden duyulur, görülür; ancak iç kokusu ve kirliliği arşı alâya çıksa dahi görülemez. Bu sebeple her Müslümanın iç temizliğine çok itina etmesi, önem vermesi, kalbini-ruhunu daima temiz tutması gerekir!

VAKİT NAMAZLARI

Seherin serin anından,

Teheccüd, namaz şanından!

Melekler gitmez yanından,

Birlikte dua ederim!

 

Sabah namazı mevcutlu,

Melekler olurlar mutlu!

Kılanlar daim umutlu!

Elimle dua ederim!

 

Öğle namazım aşk sözüm

Huşû içinde tüm özüm

Huzurda kızarır yüzüm

Dilimle dua ederim!

 

İkindi namazı hoştur,

Sevmeyenin kalbi boştur,

Kılınması kutsal iştir,

Kalbimle dua ederim!

 

Akşam namazı has kılınır,

Râb’le baş başa kalınır!

En büyük sevap alınır,

Gönlümle dua ederim!

 

Müminin hep şansı güler,

Dervişler hep sağlık diler,

Yatsı günahları siler,

Alnımla dua ederim!

 

OYTAN’ım, vitir has bölüm,

Gelebilir her an ölüm,

Secdede tutulur dilim,

Ruhumla dua ederim!



KKTC SEÇİMLERİ SONUÇLARI..

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 ay, 2 gün önce / 21.10.2020 14:40:54 | Görüntüleme : 588

Evet yakın zamanda KKTC'de nefeslerimizi tutarak bir seçim maratonunu hep beraber izledik ve yakınen takip ettik..

 

Şunu söyleyebilirim: ibn-i Haldun'un ifadesiyle  "Coğrafya kaderdir." diyor ya... 
Evet gerçekten Coğrafya kaderdir. Dünya'daki en netameli sıkıntılı ve bela ve musibetlerin uçuştuğu coğrafyalardan bir tanesi de bizim Türkiye'mizin de içinde olduğu coğrafyadır. Bu coğrafyada, Haçlı zihniyetinin, zalimane zihniyetin her daim bizi rahatsız ettiği bir gerçektir. Bu tarih boyunca bitmedi ve bitmeyecek.. 
KKTC deki seçimler, birkaç gün önce neticelenmiş ve Türkiye'ye karşı müspet olmayan menfi bir duruş sergileyen, açık açık Nezaket sınırlarını aşan önceki Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı Allah'a hamdolsun ki kaybetmiştir. Yerli ve milli bir duruş sergileyen başbakan Ersin TATAR %52 ORANINDAKİ oyla KKTC'nin yeni Cumhurbaşkanı seçilmiştir.. 
Bir bakıma bu netice #TÜRKİYE devletinin gücünüde tescil etmiştir.. 
Her zaman şunu söylemişimdir: "Milli duruş inanın ki tüm ideolojilerin üzerindedir. Aslında iktidarı da muhalefeti de ortak noktalarda söz konusu vatan, devlet, Bayrak, millet ve milli değerlerimiz  ise partiler üstü bir de duruşla, ortak bir tavır, yani milli bir duruş sergilemedirler derim. 
Zira uzun yıllar devletimiz, milletimiz enerjisini potansiyelini, Ortadoğu coğrafyasında harcanmıştır..
 Akılları ne Doğu Akdeniz'e gelmiştir, ne Petrol ne doğalgaz ne Ege ne Kafkasya nede Türki Cumhuriyetle, ne İslam dünyası Vesaire.. Maalesef tüm zamanlarını üretkenlikten, millete faydalı olmayan yöndeki menfi siyasetle geçirmişlerdir. Müspet anlamda  Siyasetin hakkını verenlere selam olsun.. Hep siyaset konuşulmuş, insanların temel hak ve özgürlükleriyle, şekli ve inançları vicdanları ile uğraşılmıştır. Sorunlar hep sümen altı edilerek ertelenmiştir. 
Konumuza dönecek olursak, KKTC Türkiye'nin Tabiri caizse ayrılmaz bir Parçası, mütemmim CÜZÜDÜR. Birtakım gayri milli akıldışı söylemleri ile Rum tarafgirliği yapanlara bırakılamayacak kadar stratejik bir öneme sahip İdi.. Zaten Türkiye'de Kıbrıs'ın garantörlüğünü yüklendiği için onu hiçbir şeye feda edemezdi. Etmedi de.. 
Yeni seçim neticesi hayırlı olsun.. Türkiye'miz sosyal, kültürel ekonomik iç ve dış Siyasette ayakları yere basan muhteşem hamlelerde bulunmaktadır. 
Sağlık sektörünü söylemiyorum bile... Çünkü pandemi de sağlık sistemini oturtan, en iyi mücadeleyi yapan dünyadaki ilk üç ülke arasındayız diyebiliriz.. Terörle mücadele, askeri sahada ve masadaki başarılar, milli sanayi teknolojik hamleler vs.. 
Allah samimiyetle kalbi Hasbi bir şekilde çalışan Devlet Başkanımızdan tutunda, tüm kamu görevlilerine ve milli düşünen tüm Aziz halkımıza teşekkürlerimi arz ediyorum. 
Hep beraber #TÜRKİYE`YİZ.. İNSANLIĞIN, Gönül coğrafyasının, Vicdan ve merhamet yüklü; ilmi teknolojik, bilimsel, Maddi ve Manevi anlamda kendini yetiştiren yerli ve milli insanlarımıza çok ihtiyacı var.. 
Durmak yok yola devam..

EDEP VE HAYÂ SAHİBİ OLMAK

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 ay, 1 hafta önce / 16.10.2020 09:01:18 | Görüntüleme : 1873

İnsanoğlunun fıtratında var olan duygulardan biri de edep ve hayâdır. Anonim bir şiirde belirtildiği gibi:

Edep bir tâc imiş nûr-i Hüdâ’dan,

Giy o tâcı emin ol her belâdan !

 

Edep ve hayâ, Peygamber Efendimizin de işaret ettiği gibi yaratılış hikmet ve gayesine uygun, insana yaraşır bir hayat sürme çabasıdır. Kur’an-ı Kerim’in İsrâ Sûresi’nin 37. ayetinde de kast edildiği üzere, edep ve hayâ, insanın nefsini terbiye etmesi, kendini ve haddini bilmesidir.

            Edep ve hayâyı kuşanan kalpte ancak hayır ve güzellik bulunur. Edebi şiar edinmiş bir zihinden ancak faydalı düşünceler sâdır olur. Edeple konuşan bir dilden ancak hayırlı ve hoş sözler dökülür; kendisini ilgilendirmeyen boş sözlerden, dedikodu, yalan, iftira gibi mümine yakışmayan konuşmalardan uzak durur.

            Kamil insan olma yolu da bu anlamdaki edep ve hayâ sahibi olmaktan geçer. Müminin söz ve davranışları edeple değer bulur. Edeple yapılan tövbe makbul olur; dua ve ibadetler edeple eda edilirse Allah’a yükselir ve sahibini yüceltir. Bu nedenle insan, her yaşta, her çağda ve her konumda edep ve hayâya muhtaçtır. Edep, bizim medeniyetimizde üstün bir ahlâki meziyet olarak değer görmüştür. Ancak bugün insanlık büyük oranda bir edep ve hayâ mahrumiyeti, bir ahlâk çöküntüsü yaşamaktadır; ahlâki değerler giderek yozlaşmaktadır. Öyle ki, nice zihinler, gönüller ve bedenler edep ve hayâ ile yücelmek yerine edepsizliğin girdabında boğulmaktadır. Her gün hataya teşvik eden, günahı tatlı gösteren, kötüye ve şiddete özendiren; çocukları istismar malzemesi haline getiren, kadınları cinsel meta olarak gören yayınlar yapılmaktadır. Bunlar İslâmla bağdaşan tutum ve davranışlar değildir. Edepsizleşmiş, ar damarı çatlamış bir insan, fıtratındaki yani doğuştan getirdiği edep ve hayâyı kaybetmiş, “en şerefli varlık”  olma özelliğini yitirmiştir. Bütün bunların temelinde erdem ve ahlâk üzerine bina edilmeyen bir hayat anlayışının var olduğu açıktır!

DÜNYA HAYATI

İstemem artık dünyayı,

Mevlama yönelmem gerek.

Para-pul-makam-unvanı,

Mevlama yönelmem gerek!

           

Bütün insanlar hür olsun,

Kalpleri umutla dolsun,

Günleri mutlu-hoş olsun,

Mevlama yönelmem gerek!

 

Güllere bülbül yakışır,

Sular toprakta akışır,

Âşıklar içten bakışır,

Mevlama yönelmem gerek!

           

Her müminin bir derdi var,

Herkeste feryat, ah-u zâr,

Göze alınamaz ol Nâr,

Mevlama yönelmem gerek!

 

OYTAN’ım yetersiz önder,

Resûl’e salâvat gönder,

Zemzemle aşk-ateş sönder,

Mevlama yönelmem gerek!



İNSAN !?

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 ay, 2 hafta önce / 09.10.2020 09:12:37 | Görüntüleme : 1596

İnsan kimdir; neden bazen bir melek, bazen de bir şeytan gibi davranmaktadır?

İnsan, toplumsal bir varlık olarak hayatının her safhasında diğer insanlarla birlikte yaşamak zorundadır. Bu da ancak birbirlerine zarar vermeden yaşamakla ve toplumsal kurallara uyarak sağlanabilir.

İnsanoğlunun nasıl bir varlık olduğunu çözmek gerçekten son derecede zordur! Bakarsın melek gibidir; bakarsın şeytandan da adî bir yaratık olur çıkar. . Bazısına da bakıyorsun, elindekini avucundakini yoksullara saçıp veriyor; onları koruyup kolluyor; Büyük Yunus Emre Hazretlerinin sözü ile “Yaratandan ötürü” yaratılana sevgi-saygı ve merhamet gösteriyor.

Bu durumu Hz.Mevlâna şöyle açıklıyor:

            “Biz insanlar öyle mahlûkatız ki, bazen melekler insan olarak yaratılmadıklarına üzülürler; bazen de şeytanlar bizden olmadıklarına şükrederler! Hem meleklerden öteye, yukarıya yücelmek, hem de hayvanlardan dahi aşağıya düşmek insana mahsustur! Her iki durumda olmak ta yani düşmek de yücelmek de elimizdedir ve bizim seçimimize bağlıdır! Kime ve neye benzemek istiyoruz; meleklere mi, şeytana mı ? Varmak istediğimiz hedef nedir?”

            İnsanoğlunun bu yüksek değerini, evren kadar yüksek değerini en iyi anlayanlardan birisi de Hz. Ali’dir. Veliyullah, kendi kendisini hor gören insana şöyle hitap eder : “Ey insan! Sen kendinin küçük, değersiz bir maddi yapı olduğunu sanırsın. Halbuki sen küçük bir evrensin; büyük evren de sende dürülmüştür!”

            Büyük şair Şeyh GALİP, Hz. Ali’nin yukarıdaki sözünü şiir dili ile tercüme eder gibi, bakınız insanı nasıl anlatıyor:

 “Ey gönül neden böyle gam dolusun?

 Her ne kadar virane olsan da tılsımlı bir hazinesin sen!

 Meleklerin secde etmekle emrolunduğu değerli bir varlıksın sen!

 Bildiğin gibi değil her şeyden üstünsün sen!

 Ruhsun, Cebrailin nefesi ile eşsin, Hak’kın sırrısın, Meryemoğlu İsa gibisin sen!

 Zatına hoşca bak, çünkü evrenin özüsün, varlık ve oluşların göz bebeği insansın sen !”

            İNSANOĞLU

Hiçbir hayvan boş yere cana kıymaz,

Sen hariç ey canavar insanoğlu!

Acıkmadan buna ihtiyaç duymaz,

Sen hariç ey canavar insanoğlu!

 

Kâh çıldırır bora gibi esersin,

Ana-baba-kardeş demez kesersin!

Yetmiş iki sülâleni üzersin,

Şeytan tiksinir senden ademoğlu!

 

Bazen içinde bir melek gizlersin,

Peygamber yaşantısını izlersin,

Vicdanınla nefsini hep yüzlersin,

Melek özenir sana insanoğlu!

 

Bazen kin-gıybet-nefret senin işin!

Döver-söversin dayanamaz eşin!

Kimse sahip çıkmaz hor kalır leşin,

Şeytan tiksinir senden ademoğlu!

 

Bazen zikir-şükür-merhamet-şefkat,

Has amel-dua-tövbe-sabır-infak,

Sevgi-saygı-ol Muhammedî ahlâk,

Melek özenir sana insanoğlu!

 

İyi-kötü olmanın yoktur yaşı,

Kötülükte nefistir elebaşı!

Terbiyede sorumludur her kişi,

OYTAN’ım, bunda zayıftır ademoğlu!



GIYBET, BÜYÜK BİR GÜNAHTIR

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 ay, 3 hafta önce / 02.10.2020 10:53:19 | Görüntüleme : 1347
Çağımız Müslümanlarının işledikleri en büyük günah gıybettir! İnsanoğlu, en yakınlarını, akrabalarını, komşularını, tam olarak tanımadığı insanları, hiç de gereği yokken acımasızca eleştirmekte; aleyhlerinde konuşmakta; arkalarından dedikodularını yapmaktadır. Bundan da haşince bir zevk almaktadır. Aleyhe söylenen sözlerin “gerçek” olması, yaşanmış olması, bunların “gıybet” olmasını değiştirmez. Esasen bu söylenenlerin gerçek olmaması halinde “iftira” edilmiş olur ki bu katmerli günahtır.

      Ayrıca insanın, içyüzünü bilmediği ve kendisini de ilgilendirmeyen bir takım konuların ardına takılıp onlar hakkında ileri geri sözler söylemesi, zan ve tahminlerde bulunması ahrette büyük bir pişmanlık sebebidir: Duymadığı bir sözü duymuş gibi, görmediğini görmüş gibi, şahit olmadığı bir şeye şahitmiş gibi davranıp o yarım yamalak bilgilerle bir takım değerlendirmelerde bulunmak, kişiyi Allah huzurunda kul hakkını çiğnemiş bir günahkâr haline getirir( Prof. Nihat Hatipoğlu, Sabah Gazetesi, 15.05.2015,s. 26) .

            Hz. Peygamber(s.a.s.), gıybeti, “Kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır!” şeklinde tanımlamış; sahabîlerden birisinin: “ Ya, kardeşimde o söylediğim durum varsa, ne dersiniz?” diye sorması üzerine: “Söylediğin şey eğer  onda varsa gıybet etmişsindir. Şayet yoksa ona iftira etmiş olursun” (Müslîm, Birr, 70) cevabını vermiştir.

Cenâb-ı Allah, kullarının, birbirlerinin arkasından, aleyhlerine konuşmalarını; dedi-kodu yapmalarını, birbirlerinin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırıp gıybetlerini yapmalarını yasaklamıştır ve bu tür davranışları “ölü kardeşinin etini yemek” şeklinde nitelendirmiştir.

MEVLÂM HAS EYLER

 

Biz bu Âlemi tarasak,

Mevlâm her şeyi has eyler!

Daim hidayet arasak

Mevlâm her şeyi has eyler!   

 

Gençlik, sağlık-huzur dolsa,

Her can tüm muradın alsa,

Kin-gıybet geride kalsa,

Mevlâm her şeyi has eyler!

 

Mescid-i Nebî’ye varsak,

Sessizce Huzur’a girsek,

Resûl’ün şefaatın dersek,

Mevlâm her şeyi has eyler!

 

OYTAN’ım, dağlansın özün,

Feda olsun ömür güzün,

Tutulursa her bir sözün,

Mevlâm her şeyi has eyler



12 EYLÜL 1980 DARBESİ!

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 4 ay, 2 hafta önce / 12.09.2020 11:37:48 | Görüntüleme : 3793

Milyonlarca insanın fişlendiği, milyonlarca insanın gözaltına alındığı, yüzlerce insanın idam edildiği ve işkenceden öldürüldüğü sokaklarda postal seslerinin yankılandığı, halkın iradesi ile seçimle iktidara gelen hükümetin devrildiği o karanlık ve düzen politikasının gereği utancın 40. yılındayız.

 

Evet 12 Eylül 1980 darbesinden bahsediyorum.
Ben o dönemlerde 11. yaşındaydım Türkiye'nin güne tank sesleriyle ile uyandığı bir süreci yaşayan kardeşlerinizden birisiyim. Allah bizlere o günleri bir daha yaşatmasın. 
O günleri yaşatanlar, kardeşi kardeşe düşürenler, aziz milletin ve ebed müddet devletin geleceğini karartmaya çalışanlar hepsi şu anda mevta.. 
Rabbim şerlerinden bizleri muhafaza buyursun.. Birlik ve beraberliğe tüm muhtaç olduğumuz günleri yaşıyoruz..
Aynı gemideyiz.. Yerli ve milli bir duruşla 83 milyon çok güçlü ve safları sık tutmamız gereken zaman dililiminden geçiyoruz vesselam.. 
Hürmet ve muhabbetle.. 
Cengiz YILDIZ kardeşiniz


MUNAFIKLIK

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 4 ay, 3 hafta önce / 04.09.2020 08:54:57 | Görüntüleme : 1801
Munafık; mümin olmadığı halde küfrünü gizleyerek kendisini mümin gibi gösteren; kalben inanmadığı halde inkâr ettiğini gizleyip diliyle inandığını söyleyerek mümin görünen; imânı kalplerine tam olarak yerleştirememiş, bu konuda kararsızlık ve tutarsızlık gösteren kişilerdir. “İnsanlardan, inanmadıkları halde , ‘Allah’a ve âhiret gününe inandık’ diyenler de vardır”

 ( Bakara,2/8).“Şüphesiz ki münafıklar, Cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardım edici de bulamazsın.” (Nisâ,4/145)

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) münafıkların konuştuklarında yalan söylediklerini; verdikleri sözde durmadıklarını; emanete hıyanetlik ettiklerini bildirmiş ve dini tebliğ görevinde kâfirlerle olduğu kadar münafıklarla da mücadele etmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de de münafık olan kişiler, “…kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanlar…(Maide,5/52) olarak nitelendirilmişlerdir.

Münafıkların en belirgin özelliği yalancılıktır. Yaptıklarında samimi olmadıkları için de riyakârdırlar. Yalancı ve riyakârların ne topluma, ne de insanlığa faydası olur! Münafıklar insanların temiz duygularını istismar ederler.Onlar Allah’ı da aldattıklarını sanırlar. Münafıklar insanların arasına ikilik sokarak toplumu bölmeye ve kardeşlik duygularını yok etmeye çalıştıkları halde kendilerini toplumu “düzeltenler” olarak takdim ederler. Laf getirip götürmek ve topluma fitne-nifak tohumlarını ekmek; söz verdiklerinde sözünde durmamak, emanete hıyanetlik etmek onların belirgin vasfıdır. Bunların en bariz özellikleri de inanmadıkları için aslında kılmadıkları halde tanınmamak için durdukları namazda da içten ve samimi olmamalarıdır…(Dr.Fatih Yücel, Münafık İnanmadığı Halde İnanmış Gözüken Kimsedir, Kur’ân’dan Öğütler 2, D.İ.B.Yayını , s.190-191 )

AHİRET İNANCI

Bencil nefisler hep azar,

Kendi kuyusunu kazar,

Melekler ameli yazar,

Görsün defter açılarak!

 

Emre uygun tavır takın,

Rabbe karşı gelme sakın!

Gidiliyor akın akın!

Kurtulunmaz kaçılarak.

 

Hani, nerede ermişler?

Suya seccade sermişler?

Râb rızasını dermişler?

Göçtüler bez biçilerek!

 

Helâl rızka haram katar,

Kendisini Nâr’a atar

Akılsız pisliğe batar,

Çıkılmaz hep içilerek!

 

İyilik-haslık seçilsin,

Ahrette hasat biçilsin,

OYTAN’ım, Sırat geçilsin,

Nur bulunur geçilerek!