......

RESMİ İLANLAR

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 234770

MÜSLÜMAN TEMİZ OLMALIDIR

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 6 ay, 3 hafta önce / 02.06.2017 09:03:41 | Görüntüleme : 321
Temizlik; İslâm dininin en önemli özelliklerinden biridir. En büyük ibadet olan namazın asla vazgeçilmez bir şartıdır.

İslâmda temizlik, biri beden, ikincisi ruh temizliği, nihayet bir diğeri de “çevre” temizliği olmak üzere üçe ayrılır:

Bedenî temizlik(maddî temizlik); vücut temizliğinden elbise, mesken, mutfak, mefruşat, yatak, çevre, hava-tabiat-deniz-akarsu temizliğine kadar uzanan temizliği kapsar.

Ruhî temizlik: İslâmda asıl olan ruh temizliğidir. Bütün emirlerin, yasakların ve hükümlerin esas maksadı, kalbin tasfiyesi ve ruhun temizlenmesidir. Ruh temizliği olmadan ruh sağlığına kavuşmak mümkün değildir. Şeytana uyarak ve azgın nefsin peşine düşerek aşağılık arzuların tatmin edilmesi suretiyle kirletilen ruh, kendisine bulaşmış olan kir ve pislikten kurtulmadıkça huzura kavuşamaz: Kin, nefret, hırs, tamah, haset, bencillik, sevgisizlik, menfaatperestlik, kötülük etmek, tahrip etmek, kirletmek, doğanın dengesini bozmak v.b. zararlı tutum ve davranışlar ruhun kirlenmiş, paslanmış, pislenmiş olduğunu gösterir. Bu kir ve paslardan arınıp kurtulmadıkça İslâm dininin güzelliğini, hakikatlerini, yararlarını görmek mümkün değildir. Bu kir ve paslardan ruhu temizleyecek olan da ancak Allah’a mutlak iman ve ibadettir. Allah’a iman ve ibadet, bedenin pislikten, organların günahtan, kalbin kötü huylardan, ruhun dünyevî tutkulardan temizlenmesi için şarttır. İbadet, dua ve tövbe, suyun maddi kirleri temizlediği gibi, manevî kirleri temizler, yok eder. Tövbe ile kötü huylar kalpten çıkarılıp silinir, yerlerine iyileri koyularak kalp temizliği sağlanır.

            İslâm dininde mümini beden, kalp ve ruh temizliğine sevk eden en önemli vasıtalardan birisi şüphesiz ki namazdır. Namaz, günde beş defa abdest almak, gerektiğinde de gusül abdesti almak suretiyle bedenî ve ruhî temizliği sağlar. Namaz insanın ruhunu yıkar, kalbini saf, arı ve pak bir hale getirir.

            Hiç şüphesiz ki önemli olan ruh temizliğidir, iç temizliğidir, duygu ve düşünce temizliğidir. İnsan kendi içinin-gönlünün temizliğini göremez, hatta alnındaki kiri veya temizliği dahi göremez. İnsanın dışındaki kirlilik ve koku 2 metre geriden duyulur, görülür; ancak iç kokusu ve kirliliği arşı alaya çıksa dahi görülemez. Bu sebeple her Müslümanın iç temizliğine çok itina etmesi, önem vermesi, kalbini-ruhunu daima temiz tutması gerekir!

Çevre temizliğine gelince; çevre temizliği de son derecede önemlidir.”Çevre” yaşadığımız evdir, mahalledir, kasabadır, şehirdir, havadır, sudur, topraktır! Bu çevreyi kirletmeden, kirletilmiş ise temizleyerek gelecek nesillere intikal ettirmek zorundayız.! Başka bir dünya daha yok; gidebileceğimiz başka bir ülke daha yok! Çocuklarımız, gelecek nesillerimiz bu ülkede ve bizim bıraktığımız haldeki ve şekildeki ortamda yaşayacaklardır.

Bir hadiste Peygamberimiz(s.a.s), “Temizlik imânın  yarısıdır!” (Müslim, Taharet, 1)

 buyurmuştur.

            Allah Teâlâ, “…sizi temizlemek…için üzerinize gökten yağmur  yağdırıyordu.”(Enfal,8/11) ; “…gökten tertemiz bir su indirdik.”(Furkan,25/49) buyurmak suretiyle temizliğin ve suyun önemini vurgulamıştır..

            HİKMET-İ HÜDÂ !

Denizler buharlaşıp da bulut oluyor,

İlâhî düzendir, hikmet-i Hüdadır bu,

O bulut yüz binlerce ton suyla doluyor,

İlâhî düzendir,  hikmet-i Hüdadır bu!

           

Gökte bulutlar çarpışıp şimşek çakıyor,

Sis gibi buluttan ceyran-ateş çıkıyor,

Su kütlesi deniz gibi gökte duruyor,

Damla damla yağıyor, hikmet-i Hüdadır bu!

 

Havada, yaşam için elzem gaz oranı var,

Her mevsim gerekli yağmur; kışın kar yağar,

Toprağa yorgandır, tohuma ısı sağlar,

Allah’ın himmeti, hikmet-i Hüdadır bu!

                       

Her tohum tam filiz zamanını biliyor,

İncecik cücük en sert toprağı deliyor,

İhtiyaç kadar güneşi-suyu alıyor,

Doğanın iç sırrı, hikmet-i Hüdadır bu!

 

Aynı toprak ve su, güneş aynı ve doku,

Her bitki veriyor ayrı bir renk ve koku,

Aslında ilk Râb emridir: “Doğayı oku !”

“Yorumla !” demektir, hikmet-i Hüdadır bu!

           

Binlerce meyve var aklımdaki yarısı,

Siyah-beyaz-mor-kırmızı-yeşil-sarısı,

Pirinç-fasülye-nohut-bakla ve darısı,

Her şey kullar için, hikmet-i Hüdadır bu!

           

İnsanoğlu nankör isyan edip azıyor,

Has doğal dengeyi tahrip edip bozuyor,

Bu ilâhî düzene sinsice sızıyor,

OYTAN Muammer buna kahrolup kızıyor!

MUAMMER OYTAN



ALLAH’IN DOSTLUĞUNU KAZANMAK.

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 6 ay, 3 hafta önce / 30.05.2017 09:24:03 | Görüntüleme : 416
İnsanın gerçek dostu Allah’tır. Bu konuda Kur’nda birçok ayet vardır:

“Dost olarak Allah yeter, yardımcı olarak da Allah size yeter.”(Nisa,4/45)

“Allah, iman edenlerin mevlâsıdır.”(Muhammed, 47/11)

“Allah, muttakilerin velisidir”(Casiye,45/19)

“Allah, müminlerin velisi ve mevlâsıdır” demek; müminleri sever, amellerinin karşılığını tam verir, kötülüklerden korur, onlara yardım eder, iman üzere sabit kılar, onlardan razı ve hoşnut olur demektir. Kur’an’daki dört ayette, Hak Tealâ’nın dostluğunu, hoşnutluğunu ve rızasını kazanıp, cennete girmeye vesile olan ameller ve nitelikler zikredilmiştir. Bu nitelik ve ameller şunlardır:

a)Tevbe Sûresindeki Nitelikler: Şirk, küfür ve isyandan tövbe edenler; Allah’a ibadet edenler; Allah’ı övenler; Oruç tutanlar; rükû edenler; secde edenler; marufu yani iyi-güzel-doğru ve yararlı söz ve davranışları emredenler; münkeri yani kötü, çirkin, zararlı ve yanlış söz ve davranışları men edenler; Allah’ın sınırlarını koruyanlar.

b)Ahzab Sûresindeki Nitelikler: Müslüman erkek ve Müslüman kadınlar; mümin erkek ve mümin kadınlar; Allah’a itaat eden erkek ve kadınlar; özünde, sözünde ve işlerinde doğru olan erkek ve kadınlar; sabırlı erkek ve kadınlar; Allah’a saygılı erkek ve kadınlar; sadaka veren erkek ve kadınlar; oruç tutan erkek ve kadınlar; ırzlarını koruyan erkek ve kadınlar; Allah’ı çok zikreden erkek ve kadınlar.

c)Müminûn Sûresindeki nitelikler: Mümindirler; namazlarında saygılıdırlar; boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler; zekat verecek duruma gelmek için çalışırlar; ırzlarını korurlar; emanetlere riayet ederler; ahitlerine uyarlar; namazlarını korurlar; varislerdir; Firdevs Cennetine varis olacaklardır.

d)Meâriç Sûresindeki Nitelikler: Namazlarını kılarlar; namazlarında devamlıdırlar; zekatlarını verirler; kıyamet gününü tesdik ederler; Rab’lerinin azabından korkarlar;

ırzlarını korurlar; emanetlerine riayet ederler; ahitlerine uyarlar; şahitliği yaparlar;      namazlarını muhafaza ederler.(İsmail Karagöz, Sevgi ve Dostluk, s.209-213)

HZ.PEYGAMBER(s.a.s.)’İN FİZİKÎ ÖZELLİKLERİ.(Peygamberimizin şemali huy vasıf ve dış-iç güzellikleri, İbn Hanbel’in Müsned’inde ayrıntılı şekilde anlatılmıştır.)

Hz. Peygamber(s.a.s.), orta boylu ve yakışıklıydı. Ten rengi pembeye çalan beyaz ve alnı geniş idi. Kaşlarının arası açık, burnunun ucu sivri, ağzı genişçedi. Boynu uzun, başı büyükçe, omuzları genişçe ve güçlüydü. Saçları ne dümdüz, ne de kıvırcıktı, sakalı sıkça ve yüz hatları açıktı. Gözleri kara, kirpikleri siyah ve uzundu. Omuzları enliydi. Hz. Peygamber’in yüzündeki azamet ve hâkimiyet bütün sahabiler üzerinde derin bir etki bırakırdı. Ashaptan Hz. Bera, “Resulullah’ın yüzü, en sevimli ve en güzel yüzdü; teri gül gibi kokar, ter damlaları yüzünden inci gibi dökülürdü. O’nun teni pürüzsüzdü” diyor.(Mevlânâ Şiblî, Muhammedî Ahlâk ,s.14-15)

Hz. Peygamber’in omuzları arasında peygamberlik mührü bulunuyordu ve bu mühür güvercin yumurtası kadardı. Vefat ettiğinde sakalındaki birkaç kıl kırlaşmıştı(Mevlânâ Şiblî ,a.g.e. s.15-16)

Peygamber’imizin yürüyüşü hızlıcaydı. Bir yokuştan aşağı iner gibi dikkatle yürürdü. Sözleri tatlı ve etkileyiciydi; tane tane konuşurdu, muhatapları O’nun sözlerini kolaylıkla kavrayıp havızalarında tutarlardı. Sözlerini genellikle üç defa tekrar ederdi. Sesi gürdü. Resûlullah daima düşünür ve çoğunlukla susardı, gerekmedikçe konuşmazdı; konuştuğunda ise her kelimeyi açık ve güzel bir şekilde telaffuz ederek konuşurdu. Nadiren güler, genelde tebessüm ederdi. İbn Kayyim ve diğer âlimlerin ifadesine göre Hz. Peygamber hiçbir vakit kahkahayla gülmemiştir.(Mevlânâ Şiblî, a.g.e.s.17)

Damadı Hz. Ali’nin beyanına göre Peygamber Efendimiz:

Uzuna yakın orta boylu, iri kemikli, iri yapılı, güçlü kuvvetli ve yakışıklı bir insandı.Cildi yumuşak, teni beyazdı; kirpikleri siyah ve uzundu; gözleri kara ve büyükçeydi. İki kaşının arası açık fakat kaşları birbirina yakındı.Saçları ne düz, ne de kıvırcıktı; sakalı sık ve bir tutamdı; alnı yüksek, burnu çekme, omuzları genişti; ağzı genişce dişleri sıktı; yüzünün bütün çizgileri görünürdü. Gözleri uzağı görür, kulakları uzaktan ses alırdı.(Bilinmeyen Yönleriyle Hz.Muhammed, Akis kitap,s.12-13)

NAMAZDA HUŞÛ NEDİR?

Namazda huşû;

* Her şeyden önce Allah Tealâ’nın huzurunda olduğunun;  ibadet mahallinde bulunulduğunun farkında olmak; namaz kılarken Allah’a gönülden boyun eğmek: “ Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun!” (Bakara,2/238); Allah’ın huzurunda olduğunun idraki içinde olmak ve bunu namaz boyunca akıldan çıkarmamak; her türlü dünyevî meşgaleden zihni sıyırmaya çalışmak; yapılan hareketlerin farkında olmak yani kıyamda olduğunun, rükûda olduğunun, secdede olduğunun, kaç defa secde ettiğinin farkında olmak, aklında tutmak; acele etmeden namazın her hareket ve kıraatinin hakkını vererek yapmaktır.

*Allah Tealâ’nın huzuruna çıkınca O’na karşı derin bir saygı içinde olmak:“Onlar ki namazlarında derin saygı içindedirler !”(Mü’minûn,23/2);

* Yüreğini-kalbini-gönlünü-ruhunu aşkla, sevgiyle Allah’a  yönlendirmek;

*Yüce Varlığın huzurunda olduğunu idrak etmek;

* Cenab-ı Allah’ın seni gördüğünü, gözlediğini, şefkatle baktığını hissetmek; “O, namaza kalktığın vakit seni görüyor.” (Şuarâ,26/218 );“Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir!”(Nisâ,4/1)

* Dualarını-yakarışlarını duyduğunun bilincinde olmak “ Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.”(İbrahim, 14/39); “O, her şeyi en iyi işiten ve hakkıyla bilendir!” (Şuarâ, 26/220)

*Allah’a karşı duyulan derin sevgi-saygı içinde, boyun eğerek, alçak gönüllülük ve tevazu ile; kibir, gurur, riya ve gösterişten uzak bir şekilde, kul olduğunun bilinci içinde O’nunla baş başa kalmak, baş başa olduğunu bilmek!

* Huzurlu ve mutmain olmak: Namaz huzur mahallidir, tevazu ve huşû kaynağıdır.

İşte namazda huşû budur! İşte mü’minin Mirac’ı budur! Nitekim, Hz.Peygamber (s.a.s.)  “Kim dünya ile ilgili vesvese etmeden iki rekat namaz kılarsa, Allah onun geçmiş günahlarını bağışlar” demiştir.( Ebu Davud, Tefriu' ebvabi'l-vitr, 26).

Allah Tealâ’nın kulundan beklentisi budur; yani namazın huşû içinde kılınmasıdır: Nitekim: “Müminler kurtuldular; onlar namazlarını huşû ile kılarlar!” buyurmuştur

Hz.Peygamber Efendimiz de  “ benim mutluluğum namazdadır !” . (Taberânî, Mucemu’l-kebir, XX, 420, no: 1012) “Namaz mü’minin miracıdır ! ”  (Fahrettin er-Razi, Tefsir, Beyrut 1420, 1/226) “Namaz dinin direğidir” .( Fahrettin er-Razi, Tefsir, Beyrut 1420, 1/226)  buyurmaktadır.

HZ. PEYGAMBER’E(s.a.s.) SALÂT GETİRMENİN FAZİLETİ.

Hz. Peygamber(s.a.s), bir gün çok mutlu idi ve yüzünde bir neşe vardı. Ashab, “Ya Resûlallah, bugün mutlu ve yüzünüzde bir neşe ile sabahladınız” dedi. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Evet, Rabbimden bir melek geldi ve ümmetin içinde kim sana salât ederse Allah(c.c.), ona on iyilik yazar, on günahını da siler ve on derecesini yükseltir; ayrıca Allah da ona o kadar salât (rahmet)eder.” (Ahmed, IV.44)

Hâkîm, Kâb b.Ucra’dan şöyle rivayet etmiştir: “Hz. Peygamber minberde bir basamağa çıkınca ‘Âmîn!’ dedi. İkinci basamağa çıkınca yine ‘Âmîn!’ dedi. Üçüncü basamağa çıkınca tekrar ‘Âmîn!’dedi. Minberden inince, “Ya Resûlallah, bu gün minberde bir şey dediniz, bundan önce hiç işitmemiştik” dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber(s.a.s) şöyle buyurdu: “Birinci basamağa çıkınca Hz. Cibril bana gözüktü ve Ramazan ayına yetişip de günahları bağışlanmayan Allah’ın rahmetinden uzak olsun” dedi, ben de ‘Âmîn!’ dedim. İkinci basamağa çıkınca “Yanında ismin anılıp da sana salât getirmeyen Allah’ın rahmetinden uzak olsun” dedi, ben de ‘Âmîn!’ dedim. Üçüncü basamağa çıktığımda ise, “Anne babasından ikisi veya biri yanında yaşlanıp da Cennete giremeyen Allah’ın rahmetinden uzak olsun” dedi. Ben de ‘Âmîn!’ dedim.”(Hâkîm, Müstedrek,III.153)

Kıyamette Efendimize en yakın olanlar O’na bolca salât ve selam getirenlerdir(Tirmizi, Ebu Davud.) O’na her salâtta O’nu hatırlarız; O’na inen Kur’anı düşünürüz; hayatımıza yön vermesini arzu ederiz.

Müslümanların kendi aralarında da selamı yaygınlaştırması, insanlar arasındaki katılıkları yumuşatır; buz dağlarını eritir; kardeşliği güçlendirir; sevgi ve saygıyı artırır. Bu sebeple, Hz. peygamber Efendimiz(s.a.s): “selamı aranızda yayınız.” Buyurmuştur.

MUAMMER OYTAN



RAMAZAN VE DEĞİŞMEYEN GÜNDEMLER

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 6 ay, 3 hafta önce / 30.05.2017 09:21:42 | Görüntüleme : 312
Ramazan-ı Şerifimiz hayırlı olsun. Bir Ramazan ayını daha idrak ediyoruz. Rahmeti ve bereketiyle hepimizi kuşatsın. Sevinçle hüznün, acıyla tatlının, savaşla barışın, birbirine karıştığı bir iklimdeyiz.

Bugünkü köşe yazısı için bilgisayarın başına geçtiğimde “geçmiş yıllarda Ramazan ayında neler yazmışız?” diye şöyle bir arşivi gözden geçirdim.

Son beş yıla baktığımda yazılardan biri; Ramazan ayında Suriye’nin durumu, Suriye’de yaşanan iç savaş, katliam, açlık, vahşet ve bunlara çözüm önerileri. Acı içinde kıvrandığımız Ramazan. Peki beş yıl sonra yani bugün durum ne? Savaş bitmiş mi, problemler çözülmüş mü? Sefalet ve açlık sona ermiş mi? Yoksa her şey aynıyla daha daha derinleşerek duruyor mu?

Bir başka yıldaki yazımız; Ramazan’da Tartıştıklarımız başlığıyla, dini değerlerimizin ayaklar altına alınıp sözüm ona aydın çokbilmiş ilahiyatçılar (!) tarafından tahkir ve tezyif edilip tartışılması konusu olmuş. Sakızın orucu bozup bozmaması, orucu uzun mu tutuyoruz kısa mı? Bunlara ilaveten   15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte FETÖ üzerinden mehdilik ve benzer meseleler tartışılıyor. O ses Türkiye’nin Kur’ânî versiyonu ekranlarda.

Çok mu önemli sorunlardı acaba? Peki bu problemler çözüldü mü?

Bir başka yıl Ramazan’da Uğraştıklarımız başlığı altında, Ramazan aktiviteleri çerçevesinde kırmızı şarabıyla meşhur beyaz Türk’ün yanında mahallenin eski çocuğuyla ibadet değil gözlem amaçlı “umre ziyareti” için Kâbe’ye gidişlerini kaleme almışız.

Hatırlayacaksınız basında amiral geminin eski kaptanı umreye gitmiş, günlerce yaşadıklarını yazmıştı. Kâbe’de oruç tutmadığı halde oruçlu görünerek ne kadar ikiyüzlü olduğunu kendi kaleminden çıkan itiraflardan okumuştuk. Kökünün öz değil, çürük olduğunu deşifre etmişti. 

Beyler oruç tutmadıkları yaz sıcağında oruç tutup ibadet edenleri dikizlemiş, gözlemlerini ballandıra ballandıra aktarmışlardı. Gündemde günlerce yer tutan bu inanç turizmi faaliyetini herkes epey bir konuşmuştu. Hatta defalarca o topraklara gidenler bile orada ne olup bittiğini bunların dilinden gözünden anlamaya çalışmıştı.

Diğer bir yazımızda, Ramazan’da Pakistan’da yaşanan depremi ele alarak, ilaç barınak ve su yetersizliği ile salgın hastalıklar neticesinde yaşanan ölüm ve sefalet konusunu ele almışız. Depremin yaraları kısmen sarılsa da bölgenin ateş çemberi olduğu aşikar. Pakistan emperyalist Siyonist işgalin hedef tahtasında. Her gün bombalar patlamaya devam ediyor.

Bir başka yazımızda, Ramazan vesilesiyle İstanbul gözlemlerimizi aktararak, Ramazan karnavalının yansımalarını, Eyüp’te Ramazan coşkusunu ve Feshane’de açılan fuarı ele almışız. Herhalde bu yılda değişmemiştir. Belediyeler tam tekmil Ramazan eğlencelerine devam ediyor.

***

Şimdi yeni bir Ramazan başlangıcındayız. Geriye dönüp baktığımızda anlıyoruz  ki;” Geçen Ramazanlarda tartıştığımız konuların hemen hiçbiri maalesef değişmedi. Dünyada Müslümanlar kan ağlıyor. Suriye’de felaket aynen duruyor

 Yemen, Myanmar, Filistin başta olmak üzere tüm İslam coğrafyaları felaketin içerisinde. Bangladeş’te idam sehpaları birer birer infazda. Mısır zindanlarından çığlıklar arşa yükseliyor. Yemen yerle bir.

Ülkemizde de zengin kesim beş yıldızlı otellerde iftarlarla, geniş halk kitleleri ramazan eğlencelerini tüm ihtişamıyla yaşıyor.

***

Muhterem hocalarımız da kendilerine çok güzel konular buluyor, gündemde kalmayı gayet iyi beceriyorlar. Yanmaz kefen icadı, özel anlarda okunacak ayetler, uydurma hadisler, bin dört yüz yıllık birikimi elinin tersiyle iterek akılcı yorumlar ve çağdaş bir Selefi akım olarak mezhep üzerinden tekfircilik, ötekileştirme.

Ne değişmiş?

Bu kadar sorun varken hala hiç bir şey yokmuş gibi davranılması uyutma edebiyatının bir başka yönüdür.

Unutulmamalıdır ki Oruç bir uyanış ve bir hesaplaşmadır. Geçmiş yıllardaki hangi sorunlarımızla hesaplaşıyoruz/hesaplaştık sorusu zihinlerimizde karşılığını bulmalıdır.                         

 Bu Ramazan’da başlıca düşünmemiz gereken husus, Müslümanlığımızın yaşantımıza ne kadar etkili olduğu sorusudur.

 İslam’ı sadece bireysel ibadetlerden müteşekkil bir din olarak mı görmek, yoksa Müslümanlığımızın gereği olan çevremize karşı sorumluluklarımızı yerine getirmek mi?

ncaliskan@beyza.net - NECMETTİN ÇALIŞKAN



HER İŞTE BİR HAYIR VARDIR

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 7 ay, 3 saat önce / 29.05.2017 08:57:50 | Görüntüleme : 295
Her düşüş bir yükseliştir

Her gün mutlu olunamaz

Karakışlar güzel günlerin habercisidir

Güneşli günlerde kara günlere gider

İnsan her mevsime uygun yaratılmıştır

Güzellikler ve çirkinlikler iç içe

Yaradan öyle yaratmış..

Sadece güzellikler değil çilelerde vermiş..

Sabır vermiş mükafat vermiş ..

Güzellikler vermiş imtihan etmiş..

Her şeyden bir sınav var..

Kimse kendini bir yerde görmemeli..

Her mekan, görev geçicidir.

Zirveler de yedi kat zindanlarda bizler için

Önemli olan bu sınavların farkına varmak ..

Sultan Süleyman’a kalmayan dünya

Bizlere mi kalacak.

Ancak güzellikler geçmişimizden gelmeli

İnsanların dualarını almalı..

Ahlarından uzak durmalı…

Kara günlerde adam gibi duranlar

Mutlu günlerde aslan gibi itibar görür…

Sevgi membasından mahrum olanlar

Her şeyi kendilerine layık görürler

Bencillikten beslenirler

Deveyi hamuduyla götürmek isterler

Paylaşma kitaplarında yoktur

Böyle insanların gözünü ancak toprak doyurur

Unutma dostum

Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez

Dünün hatalarından ders alıp güzel günlere koşmalı

Fani günlerin baki günlere gül devşirmeli

Ümitsizlik insanların kitabında olmamalıdır

Ümit gölgemiz azim ve karalılık ruhumuzda yer bulmalı

Aslan düştüğü yerden kalkar

Düşünmek insan olmanın gereği…

Tat almak arzumuz ise,

Her şerde hayır vardır

Her karanlığın peşi aydınlıktır

Unut dünde olan her şerri

Bak gelecek günlerin umutlu gök kuşaklarına…

Hak şerleri hayreyler

Neylerse güzel eyler...

MEHMET ŞAN



HZ.İSA’YI YARALAYAN MIZRAK ANTAKYADA BULUNDU

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 7 ay, 4 gün önce / 25.05.2017 09:47:04 | Görüntüleme : 289
Hristiyanlık inancına göre Hz. İsa çarmıha gerildiği sırada söz konusu mızrakla böğrünün deşildiğine inanılır. Bir diğer adı “Kader Mızrağı” olan kutsal mızrağın, bazı kaynaklar, mızrağın Antakya’da sen Piyer kilisesinin tabanında bulunduğundan söz eder.

Kale kapılarının nöbetçilerin bir ihaneti sonucu açılmasıyla, Antakya Haçlılar tarafından 3 Haziran 1098’de zapt edildi. Antakya’yı Haçlılardan almak üzere Türkler Antakya Kalesi önüne geldi. Bu kuşatma yedi ay on üç gün sürdü. Türklerin kuşatması altında kalan Haçlı Ordusu açlık çekmiş, soylular ve şövalyeler kendi atlarını kesip yemişlerdir. Diğer askerler ise yaşayan hangi canlıyı bulurlarsa yiyerek karınlarını doyurmuşlar, hatta ot ve ağaç kabuklarını dahi yemeye başlamışlar.

Öyle bir günde (10 Haziran 1098´de) Marsilyalı papaz Pierre Bartholomaenus, Haçlı komutanına giderek, gördüğü bir rüyalarda İsa Peygamber´in göğsünü yaralayan mızrağın St. Pierre Mağara kilisesi içinde mihraba yakın bir yerde gömülü olduğunu söyler.14 Haziran 1098´de yapılan kazıda bir demir parçası bulunur. Haçlılar bunun kutsal mızrak olduğuna inanıp bozulan morallerini yükseltir. Haçlı ordusu açlık ve Müslüman ordusunun ezici baskısı bir anda unutulur.

Artık savaşmaktan başka çare kalmadığına inanan Haçlılar, köprüden geçerek Müslümanlara saldırır. Müslüman ordusunu perişan eder ve Demir köprüye kadar kovalar. Haçlılar bu savaşta bir gece içinde on binden fazla Antakyalıyı katleder. Yapılan katliam sonucunda 3 Haziran 1098 akşam olurken Antakya´da hiçbir canlı Türk kalmamıştı. Seller gibi kan akan sokaklarda ve meydanlarda ancak cesetler üzerinden atlayarak yürünebiliyordu. Bu savaştan sonra Haçlılar,3 Haziran 1098 ve 18 Mayıs 1268 tarihleri arasında yaklaşık yüz yetmiş yıl Antakya ve civarında hükümdarlık kurdular.

M.S. XII-XIII. yüzyıllarda Haçlılar tarafından mağara kilisesinin ön cephesine bir ilave yapılarak gotik tarzda bir kilise şekline çevrilmiştir. Antakya’daki St. Pierre Kilisesi Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Hristiyan âleminin dünyada bulunan dört Ortodoks patriklik merkezinden birisidir. Ayrıca Hristiyan cemaatinin hac yeri özelliğine sahiptir.

ZAFER SARI



ŞARAMPOLE YUVARLANAN ARAÇ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 7 ay, 6 gün önce / 23.05.2017 09:20:35 | Görüntüleme : 335
Geçtiğimiz hafta sonu pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de “14 Mayıs Anneler Günü” kutlandı. Kutlandı kutlanmasına da acılar yürekleri dağladı. Günün anlam ve önemini, ortaya çıkışını şimdilik bir kenara bırakalım.

Bildiğiniz gibi “14 Mayıs Anneler Günü”nü kutlamak üzere bir tur organizasyonuyla  seyahat eden bir grup yolcu anne, aracın şarampole yuvarlanmasıyla hayatını kaybetti.

Basın, günlerce olayı haber yaparak gündemde tuttu. Peş peşe görüntüler servis edildi. Ardından tartışmalar. Acaba şoför, aracı nasıl kullanıyordu? Çok süratli, ehliyetsiz, dengesiz, liyakatsiz, belgeleri yetersiz, vs. 

En çok dikkatimizi çeken de şu oldu: Sağ kalanların anlattıklarına göre seyahat boyunca yolcuların hemen hepsinin de yüreği ağzına gelmiş. Şoförün sürüşünden, virajlara girişinden ve araç sollamalarından korku ve endişe içindelermiş. Buna rağmen hiç biri de “nasıl gidiyoruz, sakin ol, öleceğiz birazdan” dememiş, diyememiş, kazadan sonra konuşuyorlar.

İlginçtir, peşinden de Ankara’da KHK ile meslekten ihraç edilen –sol kökenli- akademisyen ve öğretmen üç eğitimcinin haberi veriliyordu.

***

Yükseliş’te grevdeki bu üç kişinin durumu yandaş medyada alaya alınarak, ballandıra ballandıra anlatılıyor. “Gerçek yüzleri ortaya çıkmış, numara yapıyorlarmış. Güya grevdelermiş ama şov yapıyorlarmış. Grev maskesi altında terör propagandası yapıyorlarmış. Falanca  terör örgütleriyle bağlantılı oldukları anlaşılmış. Destekçilerinin de tek derdi alkış tutmak, teröre destek vermekmiş” yüreğim burkuldu. Olaylara empati ile bakmak, hak, adalet ve özgürlük çerçevesinde düşünmek yerine hakaret, kışkırtıcılık; olay tek kelimeyle trajik.

Özellikle yandaş medyanın bu tutumları ülkeyi gerilime sokmaktan ve kamplaştırmaktan başka bir anlam taşımıyor. Hangi düşünceye ait olursa olsun bu topraklarda beraber yaşanılan  insanları bir sınıflandırmaya tabi tutmak çok anlamsız.

Durumun vahametini gösteren bir başka olay da siyaset bilimi doktoru ailecek yakından tanıdığımız Halil İbrahim Yenigün’dür. Babası Türkiye’de İslam davasının önemli isimlerinden  şehit Sedat Yenigün’dür. Öyle ki, hem entelektüel kimliği ile hem aksiyon adamı olması ile yaşamı ve şehadeti ile tüm Türkiye Müslümanlarına ve hatta Dünya Müslümanlarına örnek olmuştur.   Kimliğini Müslüman ve İslam davasının bir eri olarak gören bu akademisyen daha KHK ile ihraçlar yokken -kendince makul sebeplerle- bir bildiriye imza attığı için ihraç edildi.

 Yöntemleri farklı olsa da hepsinin de “İslamcı” olduğunu bildiğimiz, Prof. Dr. Cihangir İslam’ın, Mazlum der eski Genel Başkanı Dr. Ömer Faruk Gerger’in, Ak Parti eski MKYK üyesi Fatma Bostan Ünsal’ın ihracının, yazar Ali Bulaç’ın tutuklanmasının hangi makul gerekçesi ve izahı var? Kaldı ki zulme uğrayanın dünya görüşü ayrılı yapılmaz. Artık normalleşmeye dönülmeli, yargılamalar bir an önce tamamlanmalı. Hâkimlere güven telkin edilmeli, suçsuz gördüğü sanığı serbest bırakmaktan çekinmemeli. Unutulmamalı ki biz “El-Adlü esâsü’l Mülk” diyen bir medeniyetin sahipleriyiz.

 

Sırf olaylara “bizim baktığımız açıdan bakmıyor” diye insanları düşman, hain ilan etmek hangi akla hangi vicdana sığar. Kaldı ki hak adalet ve özgürlük noktasında hiç kimse ayrımcılığa tabi tutulmamalıdır. 

***

   Kuşkusuz ki ülkede herkes adalet mantığına uygun olarak şunu ister: “Suçluya en ağır ceza verilsin, ancak masumlara bir şey olmasın.” Hukukun temeli kabul edilen prensipler çiğnenmemelidir. “Hukuk’un şahıslara ve olaylara göre değişken değil, genel çerçevesi çizilen nitelikli soyut anlamlar içermesi; suç ve cezanın öngörülebilir olması; kanun karşısında herkesin eşit olması” beklenir. 

Bu konuda başta Sn. Cumhurbaşkanı tarafından dile getirilen “at izi it izine karıştı” sözüne itibar edilmeli, bu izler artık birbirinden ayrılmalıdır. Öyle ya da böyle ülkedeki tüm kurumların kişisel veya kamusal bağlamda etkilendiği bu yapıda artık suçlu ile suçsuz ayırt edilmelidir.

  Ülkemizi ve milletimizi seviyoruz. Ve biliyoruz ki “bizden” olan insanların yapacağı her hangi bir hatanın faturasını “hep birlikte” ödeyeceğiz. Bu gidiş böyle devam ederse öyle görünüyor ki gün gelecek dindarlar kaçacak delik arayacak.

Bu ülke yiğit görünümlü bilmem kimlerin, kütüklerin, mehterci başlarının eline kaldıysa vay halimize. Kuş beyinlilerin fikirleri hüküm sürdüğü sürece bu ülke iflah olmaz.

Neyse yine de toplumu galeyana getirecek bu işlerin ilacı var.

Ver mehteri!

Dr. Necmettin Çalışkan

ncaliskan@beyza.net 22.5.2017

 



Kaptan gemisinin başında

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 7 ay, 6 gün önce / 23.05.2017 09:11:36 | Görüntüleme : 280
AKP’nin beşinci Olağanüstü kongresi Pazar günü yoğun bir katılımla gerçekleştirildi.

Kongreye damga vuran olay; AKP’nin kurucularından olup, hangi makam ve mevkide olursa olsun gemisini yalnız bırakmayan, düne kadar gemi içindeki her şeyin değişiminde gayri resmi de olsa söz sahibi olan, kendine özgü bir taraftar kitlesi ile farklı bir lider profili çizen, şu anda Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturmakta olan Recep Tayyip Erdoğan’ın gemisinin başına 998 gün aradan sonra yeniden Genel Başkan olarak dönmesidir.

Hem Cumhurbaşkanı, hem de AKP Genel Başkanı olarak gemisinin başına dönen Erdoğan’ı hem partide, hem içte, hem de dışta çok önemli görevler beklemektedir.

Yaptığı konuşma da, parti içinde yapacağı değişikliklerin sinyallerini pratikte gerçekleştiren Erdoğan’ın, 2019’da gerçekleşecek seçimler öncesinde, FETÖ ile mücadele kapsamında ve istikrarsız parti örgütleri konusunda parti içinde ne gibi değişiklikler yapacağı merak konusudur.

Terörle mücadeleden ödün vermeyeceğini, OHAL’in şimdilik devam edeceğini vurgulayan Erdoğan’dan beklenen; Hak ve özgürlükler, ekonomide halkın refah düzeyinin arttırılması, vatandaşa yüklenen aşırı vergi yükünün hafifletilmesi, üreticiye destek verilip, tüketicinin sorunlarını da dikkate alıp gidermesi, dünyanın sorunu olan işsizlik ve istihdam konusunda acil önlemler alması, OHAL’in kısa sürede kaldırılması, düşünce ve ifade özgürlüğü, tutuklu gazeteciler, içte ve dışta kalıcı barışın sağlanması, çalışma yaşamındaki sorunlar, başta Taşeron işçilere kadro verilmesi, kıdem tazminatları ve insanca yaşayacak bir ücret verilmesi konusunda önlemler alması ve hepsinden önemlisi, ülkemizi bölmek ve parçalamak isteyen Emperyalist ülkelere karşı içte ve dışta halkla birlikte net bir duruş sergilemesidir.

Öte yandan; AKP’nin A takımına Hatay’ı temsilen katılan, Hatay Milletvekili Fevzi Şanverdi’den de beklenen, Hatay’ı layık olduğu şekilde temsil etmesidir.

 ERSEN KORKMAZ



TARİHİ SUYOLU “BENİ KURTARIN” DİYE İNİM İNİM İNLİYOR

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 7 ay, 1 hafta önce / 22.05.2017 09:15:19 | Görüntüleme : 329
Antakya merkezde Harap arası mahallesinde (Köy garajlarının bitişiğinde) bulunan suyolu, adeta ilgisizlikten inim inim inliyor.

29 Ocak 2005 yılında tescil edilerek sözde koruma altına alınan suyolu her geçen gün bir iki taş daha eksilerek yok oluyor. Kesme taşlardan yapılmış olan suyolu dört adet geniş iki adette ince uzun kemerden oluşuyor ve Asi nehrine doğru uzanıyor.

Suyolu veya su kanalı harap arasında bulunan bahçelerin sulanması için, su dolaplarının Asi nehrinden çektikleri suyu, bu kanalla daha yüksekte bulunan bahçelere taşıyarak sulanmaları sağlanmakta idi.

1930 yıllarına kadar şehir yaşamında önemli bir yeri olan su dolapları vasıtasıyla Asi nehrinden çektiği suyu, bu kanallarla yıllarca bahçelere ve hamamlara taşımıştır.

Asi nehri kenarında birçok suyolu ve su dolapları varken, şehir içinde yapılan imar planları ve Asi nehrinin ıslahı ile ilgili çalışımalar sonucu hem su dolapları hem de suyolu kanalları yok olmuş gitmişler. Bugün harap arası mahallesinde bulunan suyolu işte o devirlerin bir hatırası olarak günümüze kadar gelmiştir. Bu günden sonra nereye kadar gideceği belirsiz.

Suyolunun bir parçası olan su dolabı bakın derdini nasıl anlatıyor;

Benim adım dertli dolap

Suyum akar yalap yalap

Böyle emretmiş Çalap

Derdim vardır inilerim

Suyum alçaktan çekerim

Dönüp yükseğe dökerim

İşte bugün Harap arası mahallesinde bulunan suyolu aynı dertli dolap gibi beni “kurtarın ”diye inim inim inliyor.



DÜNYANIN KAHRINI ÇEKEN BABALAR

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 7 ay, 1 hafta önce / 17.05.2017 09:13:04 | Görüntüleme : 405
Babalar evin direğidir

Babalar en son duyar

Evlatlarına yok demeyi zül bilir

Dünyada herkesi kıskanır ama evladını asla

Her baba çocuğunun hizmet eridir

Dünyası ilk günden son gününe çocuklarına hizmettir

Babalar mutlu, aile huzurludur

Hayatın en çok yorduğu insanlar babalardır

Babalar kızlarının ilk aşık olduğu erkektir

Babalar kan kussa kızılcık şerbeti içtiğini söyler

İnsanın ardındaki yüce dağlardır babalar

Babanın gölgesi güneşin batmasına doğru uzar

Çocuklar baba varken hep çocuktur

Babalar içinde çocuk ne kadar büyürse büyüsün çocuktur

Babalar yaşarken anlaşılmaz

Az güler çok dua diler

Babalar sevgilerini damıtıp sunar yavrularına

Çocukların kara günlerindeki en güçlü dayanaktır baba

Baba yaşarken ancak hayat kitabının en çok önsözü anlaşılır

Yaşarken baba anlaşılmaz

Hayatın uzun ince yolunda baba evlatlarına bir fenerdir

Babalar yaşamın tatlarıdır

Her baba bir renktir

Ağlarsa analar ağlar ama babaları dinleyenler az ahlar

Yaşamın acımasız yolculuğunda sihirli reçeteleri babalar yazar

Babasız bir çocuk çölde kalmış bir garip kuştur

Her türlü canavarın etki alanındadır

Baba evlatlarının şemsiyesidir

Çocuklar babaların hata ve sevaplarının harmanıdır

Baba varsa karlı dağlar sıcak eser

Yoksa düz yolda dikenler batar

Babalar yaşarken kıymeti bilinirse

Hayat yolunda güller yoldaşın olur

Çocuk babasıyla mutlu ise milletlerin geleceği parlaktır

Baba duası alanın iki dünyası da felahtır

Baba evlatları için yanan bir mumdur

Çocuklar kendilerine vakfedilen bu melekleri üzmemelidir

Baba her yaşın sıcak yuvasıdır

Dünyaya sığmazsın ama babaların gönlünde varsın

Bir baba on çocuğa bakar on çocuk bir babaya bakamaz

Marifet bir çocuğun bin babaya bakmasıdır

Baban yoksa dua alan evlatlara bak …

Baba evlatların en tatlı oyuncağıdır

Baba evin tadı tuzudur

MEHMET ŞAN



Atatürk’e hakaret edenler Vatan hainidir

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 7 ay, 1 hafta önce / 17.05.2017 09:11:04 | Görüntüleme : 282
Son günlerde Atatürk ve Annesi Zübeyde Hanım’a yönelik iftiraları duymak bir Türk ve bir Müslüman olarak ağrımıza gidiyor.

Bire densizler sizleri ana doğurmadı mı? Yoksa siz ağaç kovuğundan mı çıktınız. Sizin gibiler hoca değil olsa olsa

Bilmez misiniz ki ana mukaddestir ve “Cennet anaların ayağı altındadır” bu hadis senin annen içinde tüm anneler içinde geçerlidir. Bu hadis evlatların annelerine karşı göstermeleri gereken saygı ve sevgiyi işaret etmektedir. Evladına canından can katan aylarca karnında taşıyıp dünyaya getiren bir an ne için böylesine söylenen yakışıksız ve iğrenç sözler söyleyenleri kınamak çok hafif kalır.

Böyle lanetlik kişiler fitne fesat üreterek bir yerlere ulaşıp meşhur olmak mı istiyorlar. Bunlar cahildirler, bölücüdürler ve insanlar arasında fitne fesat üreterek kışkırtıcılık yapmak isteyenlerdir. Bu kişilerin ulaşacakları en son bağımsız Türk adaletinin onlara vereceği ceza sonunda girecekleri zindan olacaktır. Gerekli cezayı vermeleri öfkemizi bir nebze olsun azaltacaktır.