......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 303820

YÜZLERCE YIL BEKLEYEN MEKTUP

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 gün, 16 saat önce / 27.11.2020 08:23:59 | Görüntüleme : 228

Yemen Kralı Tubba, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) dünyaya gelmeden 800 yıl önce yaşamış bir kişidir. Bu Kralın oğlu, Yesrip’ liler (Medine’ liler) tarafından öldürülmesi üzerine, yakıp yıkmak için ordusunu Yesrip üzerine sevk etmişti.

  Bunu duyan Yahudi âlimlerden bir grup gelerek, “Yesrip’e zarar vermemesini, Yesrip’in korunmuş bir şehir olduğunu, âhir zaman Nebisinin oraya yerleşeceğini” söyleyerek Tubba’yı uyardılar. Tubba bu ikazdan çok etkilendi ve şehri yakıp yıkmaktan vaz geçti. Ayrıca Yahudilerin bahsettiği âhir zaman Nebisine hitaben bir mektup yazıp, nesiller boyunca elden ele son Peygamber’e ulaştırmalarını vasiyet ederek torunlarına teslim etti. Tubba’nın mektubu, en son torunlarından Ebu Eyyub el Ensârî’ nin ağabeyi Ebu Leyl’de bulunuyordu. Peygamber Efendimiz; Medine’ye hicret edince, devesi Kusva’nın çöktüğü arsanın en yakınında bulunan Ebu Eyyub el Ensârî’nin evine misafir oldu; eve girdiğinde henüz Müslüman olmamış Ebu Leyl’e ismiyle hitap ederek selam verdi ve: “Sende benim bir emanetim var, onu bana ver ”  diyerek mektubu istedi. Ebu Leyl, hiç kimsenin bilmediği mektuptan Resulullah Efendimizin haberdar olmasından hayrete düşerek mektubu verdi. Mektupta şöyle yazılı idi: “ Melik Tubba’dan Allah’ın Resulü Ahmed’e…Ben sana ve her şeyin Rabbi olan Allah’a ve Rabbinden sana gelenlerin cümlesine ve İslam’a ait ne varsa cümlesine iman ettim ve bunu ikrar ettim. Eğer sana yetişirsem ne güzel ve ne alâ, yetişemezsem kıyamet gününde bana şefaat et ve beni unutma. Ben evvelkilerden biri olarak, sana, sen gelmeden ve Allah seni göndermeden önce iman etmiş bulunuyorum. Ben senin ve Hz. İbrahim’in dini üzereyim !” Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.s.), mektubu okuyunca: “Tubba mümindir, selam sana ey kardeş !” dediği rivayet edilir. (Bahattin Akyön, a.g.e. s. 399-400)

YÂ RÂB AFFET!

Herkes toplandığı zaman,

Mahşerde döner şaşkına!

Günahkâr olan yalvarır:

Râb, affet Allah aşkına!

 

Emrine isyan ederek,

Uyduk şeytana, taşkına!

“Rahman” adına sığındık,

Râb, affet Allah aşkına!

 

Günah, yıldızları çevirir,

Kara deliğe düşküne,

Gafillik edip bilemedik,

Râb, affet Allah aşkına!

 

Oytan, yüzün kara, uydun

Din ve ibadetten kaçkına,

Bağışlamazsan hep yandık,

Râb, affet Allah aşkına!



ÖĞRETMENLER GÜNÜNDE ÖĞRETMENE SAYGISIZLIK!

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 gün, 15 saat önce / 26.11.2020 09:33:01 | Görüntüleme : 379

Türkiye’nin geleceğinin inşasında hakikaten önemli bir role sahip öğretmenlerimizi yazıma başlarken saygıyla selamlıyorum.

 

Beni eğiten, öğreten, bana vatan, devlet, bayrak, millet, yerli ve milli değerlerimizi, mukaddesatımızın ne demek olduğunu benimseten tüm öğretmenlerimin ellerinden öpüyorum.

Yazımın içeriği “24 Kasım Öğretmenler Gününde, değerli öğretmenlerimize yapılan saygısızlık ve hakaretle ilgili” olacak maalesef. Bunu yazarken de hicap duyduğumu, üzüldüğümü, keşke yazma ihtiyacı hissetmeseydim dediğimi de belirtmek isterim.

Bu memleketin insanına rol model olması gerekenlerden birisi de siyasetçilerdir. Fakat yazıma vesile olan, eleştirdiğim ve kınadığım bir siyasetçiyi yazmak durumunda kaldım. Bu siyasetçi ki; bu siyasetçide malumunuz Ana muhalefetin Genel Başkanı’nın öğretmenlerimize yönelik kabul edilemez sözleri, hakaretleri…

Peki ne demişti ana muhalefetin lideri? Partisinin grup toplantısında hükümeti hedefleyerek; “Onların öğretmeni sevmediği” ithamıyla sözlerine devam ediyor… Saçlarımı diken diken eden ve beni ve benim gibi, öğretmenleri baş tacı eden memleketin evlatlarını rencide eden sözleri söylemekten çekinmediği şu sözleri sert bir tonla haykırdı… İfadesi aynen şöyle idi;

“Hala iktidarın peşinden giden öğretmen varsa, kusura bakmasın ben ona öğretmen demem. Öğretmen iradesini pazarlamaz.” İfadesini kullanarak içindeki duygularını dışarıya yansıttı.

Peki bu ifadelere tepkiler geldi mi? Elbette geldi…

“Bir öğretmen olarak Kılıçdaroğlu’nu şiddetle kınıyorum.”

“Bir öğretmen olarak , ben de her girdiği seçimi kaybedene lider demem”

“Öğretmen gününde yaptığı bu ayrıştırıcı konuşması ile biz öğretmenleri üzmüştür. Özür dilemelidir. Biz bu ülkenin, devletimizin öğretmenleriyiz. Ne iktidarın ne de muhalefetin kuklası değiliz. En azından bugün biraz saygı bekliyoruz.”

Evet, şahsen ana muhalefet liderinin bu tarz çıkışlarına alıştık. Yine geçmişte memnun olmadığı kararı veren hakime “çete”, beğenmediği sanatçıya “rezil adamlar”.. Bugün de saygıyı hak eden öğretmenlerimize “Hakaret ve ötekileştirici” bir dil..

Çok üzüldüm… Saygıdeğer öğretmenlerimizin anıldığı bir günde, onları siyasi tercihler ve dünya görüşleri, tercihleri sebebiyle tahkir görmek, rencide etmek… Bunun yargılanacağı yer, aziz milletin vicdanıdır..

Varlığını, Türkiye’nin geleceğine adayan, emek harcayan Öğrenen ve öğrendiklerini bin bir zahmetle gelecek nesillere aktaran tüm ÖĞRETMENLERİMİZİ canı gönülden selamlıyorum.

Onları, ülkesine ihanet hariç, tüm siyasi görüşlerine, tercihlerine saygı duyuyorum.

Zira “Öğretmenlerimiz” siyaset malzemesi yapılmayacak kadar kıymetlidir.

Selam ve dua ile…



TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ POZİTİF GELİŞMELER

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 hafta, 2 gün önce / 19.11.2020 08:14:15 | Görüntüleme : 2045

Türkiye ekonomisi malumunuz geçen hafta itibari ile yaşadığı pozitif gelişmelerin akabinden, geleceğe daha bir Müspet, daha bir Pozitif bakmaya başladı.. Öteden beri normalleşme adımları ile beraber piyasalarda ciddi bir toparlanma bir disiplin, bir değişim hamleleri yapılmaktaydı.

 

Geçen hafta içerisinde; ekonomik kurmaylarda, yönetiminde yenilenme ile beraber #Hazine ve Maliye Bakanlığına getirilen Lütfü Elvan ve #MerkezBankası başkanlığına getirilen Naci AĞBAL'IN pozitif değerlendirmeleri AÇIKLAMALARI, piyasaların Beklentisine olumlu anlamda cevap vermiştir. Katkı sunmuştur. 
Sayın Cumhurbaşkanımızın da kararlı mesajlarıyla ekonomide şu anda küresel anlamda ve ülkemizin de içinden geçmiş olduğu süreçlerde dikkate alınarak yeni bir yaklaşımla birçok kesimde yakın diyalog ve işbirliği içerisinde, HUKUK ve EKONOMİ alanlarında YENİ bir REFORM dönemini, Yeni bir İSTİKRAR BÜYÜME ve İSTİHDAM ODAKLI bir seferberliğin başlatılacağını ifade etmiştir. 
Ekonomik politikalarımızı, FİYAT İSTİKRARI, FİNANSAL İSTİKRAR ve makroekonomik istikrar olmak üzere üç sac ayağı üzerinde inşa edip hedeflere ulaşılacağını dile getirmiştir. 
Tabii bizlerin de talebi; ENFLASYONUMUZUN hızlı bir şekilde tek haneli rakamlara ve ardından da Orta vadeli programda da ki seviyeye çekilmesidir. 
En önemli başlıklardan birisi de; İSTİHDAMIN ARTTIRILARAK Vatandaşlarımızın AŞ ve İŞ endişelerini kaygılarını ortadan KALDIRMAK, YATIRIMLARI yeniden BEREKETLENDİREN, harekete geçiren bir olumlu atmosfer, ortam tesis edilmesini sağlanmasıdır. 
Hepimizin yakından takip ettiği gibi yeni dönem parametrelerinin açıklanmasıyla gerçekten de piyasalarda gözle görülebilir tarzda bir toparlanmanın başladığını görüyoruz.. Örneğin; durduk yerde bir anda aşırı bir şekilde yükselen Döviz KURLARININ dizginlendiğini ve haftalık bazda gerilemenin yüzde10 civarında olduğu, dolar 8.30 lardan 7.50 lara, euro ise 10 TL iken 9 liraya kadar çekildiğini görüyoruz. Borsalarun rekorla  kapandığını görüyoruz. 
Tabii ki bu da yeni dönemdeki güçlü ekonominin kokusunu alan yabancı yatırımcıların yeniden Türkiye'ye dönüş anlamında bir sinyal verdiğini hep beraber müşahede ediyoruz. Örneğin geçen hafta 1 MİLYAR DOLARLIK bir yabancı yatırımın piyasalara girdiğini gördük. 
Bu pozitif havanın devamı için; Ekonomi kurmayların, Türk lirasını destekleyip para politikasındaki sadeliği sağlayacak ENFLASYONU DURDURACAK , FİYAT İSTİKRARI ve FİNANSMAN öngörülebilirliği SAĞLAYACAK ADIMLARIN sağlayacak adımların atılması şarttır. 
Katkısı olanlara teşekkür ediyoruz. Allah yar ve yardımcımız olsun .
#BİRLİKTEBAŞARACAĞIZ 
#BÜYÜKVEGÜÇLÜTÜRKİYE
Selam ve dua ile
Bağımsız DENETÇİ MALİ MÜŞAVİR  Cengiz YILDIZ


TEMELSİZ İDDİALARIN MAHCUBİYETİNİ YAŞAMAK!

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 hafta, 5 gün önce / 16.11.2020 09:18:14 | Görüntüleme : 1178
Nefsin kendini tezkiye etmesinin, temize çıkarmasının, övmesinin… mahiyeti inancımızda o kadar önemlidir ki, bu konu, Ayet ve Hadisi Şeriflerde işlenmiş ve önemle üzerinde durulmuş, toplumun temel yapısı açısından sağlam bir zemine oturması elzem görülmüştür. Esasen gösterilen ihtimam da bunun içindir.

“Bakmaz mısın şu nefislerini tezkiye edip duranlara! Hayır, yalnız Allah dilediğini tezkiye eder (temize çıkar) onlar da kıl kadar zulmedilmezler” (Nisa: 49)

“Kendini temize çıkarmak” şeklinde tercüme edilen tezkiye, fiil ve sözle olduğu ifade edilmektedir. Sözle tezkiye, “bir kimsenin dürüst, iyi, önemli kusurlardan uzak olduğunu söylemek” suretiyle yapılır. Gerçekten böyle olan, böyle bilinen birisi için gerektiğinde tezkiyede bulunmak da sakıncalı görülmemektedir, hatta duruma göre güzel ve gerekli de olabilmektedir. İslâm’da kötü görülen, menedilen tezkiye, kişinin kendisini sözle tezkiye etmesi, övmesidir. 

Yahudiler özellikle kendilerinin “Allah’ın oğulları ve sevgilileri” (Mâide 5/18), “dostları” (Cum‘a 62/6) olduklarını, “birkaç gün dışında âhiret cezası çekmeyeceklerini” (Bakara 2/80) söyleyerek kendileri için sözlü tezkiyede bulunmuşlardı; âyet, bu davranışı da makbul görmemektedir. Kişilerin veya grupların kendilerini bu şekilde överek bir yere varamayacaklarını, topluluk nezdinde itibar kazanamayacaklarını ifade buyurmaktadır. (Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 79-80)

Bu anlatılanlardan anlaşılıyor ki, kişinin kendini sözlü veya fiili olarak tezkiyesi, temize çıkarmak istemesi, ancak nefsi muhasebeye yönelik olarak yapıldığında bir değer, bir mana ifade etmekte olduğu anlaşılmaktadır.

İnsanın kendi nefsiyle ilgili durumu böyle olunca peki, ya bir de başkasıyla ilgili söz ve davranışların karşılığı ne olacaktır, nasıl bir değer kazanacaktır? Burada da iki husus karşımıza çıkmakta olduğunu görüyoruz:

Birincisi, övgüye mazhar olan muhatabımıza karşı bir medhüsenada bulunmak,

İkincisi ise, iki hususu barındırmaktadır; biri, gerçekliği taşıyan bir övgünün vuku bulması, diğeri ise, gerçekliği taşıyıp taşımadığı, söyleyen tarafından bilinmediği halde böyle bir eylemde bulunulması.

Birincisinde övgü, övülen kişiye fayda değil zarar vereceği için nehyedilmiştir:  “Meddahların (herkesi övenlerin, yağcıların) yüzüne toprak saçın!” (Müslim, Tirmizi) Toprak saçmak, onu aşağı bilmek, sözlerine değer vermemektir.

İkincisinin birinci hususu; övgüde gerçeklik bile olsa övülenin psikolojik ve sosyolojik dünyasında meydana getireceği tahribatlardır. Diğeri ise, muhatapta övülen için bir hakikati taşıyıp taşımadığının bilinmemesidir. Bu da hiç şüphesiz iki yönden illetlidir:

Birincisi, burada öven için hakikati değil, övme fiilini muhatabına kabul ettirmesi ve taşıdığı maksada ulaşmasıdır. Gerçek olup olmadığının hiçbir önemi yoktur.  Esasen burada övülen için de çok daha ciddi bir sınav baş göstermektedir. Söylenen husus hakikatse, nefsinin okşanmasıyla ruh dünyasında başlayan yıkım… Hakikat değilse, hakikat olmayan bir övgüye, bir yalana ses çıkarmayarak onaylama sürecine girmiş bulunmaktadır ki, artık bu aşamadan sonra yalanla özdeşleştirilmesi onun sorunu olacak demektir.

Bu kadar hayati öneme haiz hususları elbette yazmamızın, hatırlatmamızın bir sebebi vardır. İnsanoğlu, sosyal bir varlıktır. Hatalarıyla sevaplarıyla insandır ve toplumdaki yerini alır. Hiç kimse de hatadan hali değildir,  ancak toplu yaşayışta hak ve hukukun gözetildiği müddetçe birlikte yaşamanın bir anlamı ve değeri olur. Böyle olmasının da topluma getirisinin çok fazla olacağı şüphesizdir.

30 Temmuz 2019 tarihli Hatay Manşet Gazetesi’nin Gök Ekin’den kaynaklı bir haberini okudum.

Habib-i Neccar Hakkında Yazılan İlk Roman”

başlığı altında haber devam ediyor: Araştırmacı - Yazar Adil Çetin hocam, Antakya Öğretmenevinin bahçesinde Mustafa Akgül imzalı bu kitabı elime tutuşturduğunda oruç ayıydı… Eğitimci- Yazar Mustafa Akgül'ün MARANGOZ adlı romanı en kısa sürede okuyup bitirdiğim kitaplar arsına girmiştir… Habib-i Neccar hakkında yazılan eserler oldukça sınırlıdır. Mehmet Tekin hocamın yazdıkları bu alanda yazılacaklara da kaynaklık etmesi bakımından önemlidir. Yine Habib-i Neccar ile ilgili kısa öyküler ve şiirler mevcuttur. Fakat bugüne kadar romanı yazılmamıştır. Mustafa Akgül hocamın ilk eseri bu alanda yazılmış ilk roman olması bakımından da önemlidir… Yuhanna ve Pavlus'un Hayfa Limanı'ndan başlayan esrarlı gemi yolculukları uzun bir maceranın ardından Şehr-i Antakya'da devam etmekte ve Habib-i Neccar'ın şehadetiyle son bulmaktadır…

Haziran 2019 tarihinde Hatay Büyükşehir Belediyesi'nin katkılarıyla Osmaniye Akdeniz Ofset Matbaası'nda basılmıştır.”

Hatay Manşet Gazetesi’nin Gök Ekin’e dayandırdığı bu haberin dışında Hatay’daki hiçbir gazete ve gazeteci arkadaşımız, haberi böylesine yanlış bir şekilde haberleştirmemiştir. Çünkü gerek yerel basında ve gerekse ulusal basında Habib Neccar’la ilgili ilk romanın ilk defa ne zaman ve kim tarafından yazıldığı bilinmektedir. Bu haberden sonra ilgili arkadaşlar aranarak haberin tashihi istenmesine rağmen bir yılı aşkın zamandan beri maalesef, düzeltme girişimi ve çabası görülmeyince bu açıklamayı yapma zarureti doğmuştur.

Hemen belirteyim ki, Mustafa Akgül Hocam, sevdiğim, saydığımı değerli bir eğitimcimizdir. “Bir Varmış Bir Yokmuş, Hatay Masalları” adlı çalışmamızın Türk Milli Eğitimin amaçlarına uygun olduğu yönündeki komisyon raporunda imzası olan üyelerden birisidir. Böylesine güzel bir çalışmanın onun kaleminden çıkması bizi ancak onurlandırır. Marangoz romanıyla Hatay kültürüne destek vermesi de ayrıca sevincimiz olduğunun bilinmesini isteriz.

Ancak, sevincimize sevinç katan bu kültürel faaliyete “ilk” olma özelliğinin katılmasına her şeyden önce yazarının ihtiyacı olmadığını belirtmek isterim. Hilaf-ı hakikatin ifadesi olan bu haberin bu tarzda verilmesinin kime ne kazandırdığı veya kazandıracağı cidden merak edilmektedir. Hem de uyarıya rağmen.

Oysa ilgili her okur yazar, hele ki bir de iddia sahibiyse, bu konudaki haberlerden habersiz olması nasıl düşünülebilir? Birkaç örnek verecek olursak;

Türkiye Gazetesi

25.03.2012 - 01:00 | Son Güncelleme: 25.03.2012 - 01:00

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a529346.aspx

Anasayfa > Haber > Koşarak gelen adam

Koşarak gelen adam

“Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle seslendi: Ey kavmim! Bu elçilere uyun! Bütün kalabalık, dönüp baktı. Meydanı inleten sesin sahibi Habib-i Neccar’dan başkası değildi. Ancak, kral ve adamları Habib ve üç havarinin üzerine taş yağdırmaya başladı.”

Hatay ve Gümüşhane İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yapan ve hâlen Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde çalışan Nizamettin Duran, Hatay’a damgasını vuran Habib-i Neccar’ın romanını yazdı. Nizamettin Duran, akıcı bir üslupla kaleme aldığı roman…

***

Doç. Dr. Necmettin ÇALIŞKAN’ın Mustafa Kemal Ünıversıtesı Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Ana Sayfa > cilt 12, sayı 32 (2015)’te yer alan “Kur’an-ı Kerim’e Göre Eshâbü’l-Karye ve Habib en-Neccâr” başlıklı makalesinde, referans olarak  “DURAN, Nizamettin, Mesih İsa’nın Sevdalısı Havarilerin Fedaisi Habib Neccar, Color Ofset, İskenderun 2012.” Adlı çalışmamızı göstermiştir.

***

Mesih İsa'nın sevdalısı, havarilerin fedaisi Habib Neccar / Nizamettin Duran

Yazar: Duran, Nizamettin.

Materyal Türü: Kitap

Yayıncı: Hatay Color Ofset 2012

Tanım: 323 s. 21 cm.

ISBN: 9786051254869.

***

Sonuç olarak dememiz o ki, “Seni, sende olmayan meziyetlerle öven insanın, bir gün seni sende olmayan hallerle kötüleyeceğinden şüphen olmasın…” (İmamı Şafii, rahimehullah)

Hiç ihtiyacımız olmadığı halde, bize ait olmayan bir özellik, bize izafe ediliyorsa, bilinmeli ki, bu bize iki yönden sıkıntı ve zarar verir: birincisi,  bize ait olmayan bir vasfın bize izafesiyle yanlışa, doğru olmayan bir duruma bizi ortak ediyor demektir. İkincisi, bunu bize uygun gören kardeşimizi yalan habere iten sebebin ne olduğunu anlamaya çalışmak ve bu yaklaşımın doğru olmadığını ona anlatarak yanlıştan dönmesini temin etmek…

 Böyle davranmakla bizi yanıltmaya sevk eden bu kardeşimiz, ya kendisini düzeltecek ve nefsine uymaktan vaz geçecek yahut da bu kadar basit gibi görünen meselede bile tağşiş etmeye yönelik bu girişimden dolayı ondan vaz geçmektir.

Bizi yalana götüren bu tür zihniyete sahip kardeşlerimizi de kazanmak istiyorsak, ıslahı nefsleri için onlara yardımcı olmak zorundayız. Bu yanlışa sessiz kalındığı takdirde bu huy, alışkanlık haline gelir ve İmamı Şafii Hazretlerinin buyurduğu gibi zaman gelecek bizde olmayan hallerle itham edilerek aleyhimize olacak olan bazı olay ve sözlerin meydana gelmesinde bir sakınca görülmeyecektir.

Cenabı Allah, cümlemizi nefislerimize uymaktan korusun ve başkasının hak ve hukukuna riayet eden kullarından eylesin. 

 

 



BESMELENİN FAZİLETLERİ:

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 hafta, 1 gün önce / 13.11.2020 07:42:17 | Görüntüleme : 826


“Euzu billâhi mineşşeytani’r Racîm Bismillâhi’r Rahmani’r-Rahîm !” = Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.Rahmân ve Râhîm olan Allah’ın adıyla!” şeklindeki Euzu besmelenin faziletleri saymakla bitmez

 Bu sebeple insanoğlunun, yeme, içme, giyinme, okuma, yazma ve konuşma öncesinde, ev ve iş yerine girip çıkarken; bir iş ve görev yapmaya başlarken v.b. her ne yaparsa, her neye başlarsa, her neye el atarsa, her ne tutum, davranış ve eylemde bulunursa mutlaka Euzu besmele okuması şarttır(Doç.Dr.İsmail Karagöz,Kur’ân’da Zikir Kavramı ve Allah’ı Zikir,Diyanet İşleri Bşk.Yay.Ankara 2007,s.57).Bir adım atmaktan Kur’ân okumaya kadar her harekette dilimizden besmele eksik olmamalıdır.

-Euzu besmele, Kur’ân-ı Kerim Sarayına girmenin anahtarıdır; bir binaya girmek için anahtar ne ise bir işe, bir davranışa, bir eyleme başlarken, bir karar verirken çekilen euzu besmele de aynıdır.

-Euzu besmele hayır getirir, huzur getirir, iyilik-güzellik getirir! Bu sebeple bazı alimler “dünyadaki bütün zehirlerin panzehiri besmeledir” derler. Allah’ın adıyla bir işe başladığımızda, oluşacak bütün şer etkileri, menfi enerjiyi, kötülükleri etkisiz hale getirmiş oluruz.!

- Euzu besmele okunduğunda şeytan uzak durur; kalbe vesvese veren şeytan uzak olur!

- Besmele çeken mü’min kendisini Allah’a emanet etmiş olur; Allah’ın emanetine terk etmiş olur! Dolayısıyla, besmele çekerek bir işe, bir davranışa başlayanın; bir karar verenin işi rast gider; olumlu ve bereketli sonuca kavuşur.İnançsız, besmelesiz başlanan her işin sonu yarımdır!

- Cenab-ı Allah, bütün korkularımızı, her türlü endişelerimizi euzu besmele ile aşmamızı nasip ihsân eylesin inşallah!

NURLU KALP.Peygamber, sünnetine

Uyana huzur diler!

Sözü var ümmetine,

Sever, şefaat eder!

 

Bize düşman olanın,

Vicdanım yârı olsun!

Kirden ruhu solanın,

Ağlamak kârı olsun!

 

Kalbine pencere aç,

İçine has nur dolsun!

İnfak et, fakire saç,

Dileğin kabul olsun!

 

Oytan’ım doğru sözlü

Olmasa ezilirdi,

İslâm nurlu, pak yüzlü

Dostları üzülürdü!



İHLÂS-NÂS- FELÂK SURELERİNİN FAZİLETİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 hafta, 1 gün önce / 06.11.2020 08:01:08 | Görüntüleme : 1271

Peygamberimiz(s.a.s.), sahabeye, “Biriniz bir gecede Kur’an’ın üçte birini okumaktan aciz mi?” buyurmuştur. Bu sahabeye zor gelmiş, “Buna hangimizin gücü yeter Yâ Resûlullah!?” demişlerdir. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.): “İhlâs sûresi Kur’an’ın üçte birine denktir!” buyurmuştur.(Buharî, Fedailü’l Kur’an,13).

 hlâs, felâk ve Nâs sûrelerine, üçüne birden, muavvizat denilir. Peygamberimiz (s.a.s.), bu üç sûreyi, akşam, sabah ve gece yatınca üç kere okumayı tavsiye etmiştir.

               İbn. Neccar, Hz. Âişe’den şöyle rivayet etmektedir: “ Hz. Peygamber yatağına yatınca ihlâs, Felâk ve Nâs surelerini avuçlarına okurdu. Sonra da elleriyle yüzünü, bileklerini, göğsünü ve elinin ulaşabildiği her yeri mesh ederdi.” (Buharî, Fedailü’l Kur’an,14).

                Hz. peygamber; “Sabah- akşam ihlâs, Felâk ve Nâs sûreleri üçer defa okunursa her türlü sıkıntının giderilmesi için yeterli olacaktır.” buyurmuştur. Ebû Davud, Tirmizî ve Nesâî bu hadisin sahih olduğunu beyan etmektedirler.(Hayatü’s  S ahabe )

Yüce Rabbimizin Kur’an’da bizlere hediye ettiği Felâk  ve Nâs isimli iki muhteşem surede kendisine sığınarak huzurlu yaşamayı öğretmiştir. Bu yüzdendir ki Peygamberimiz (s.a.s.), Allaha sığınmanın en güzel ifadesi olarak nitelediği bu iki sureyi çokça okumamızı tavsiye etmiştir (Nesâî,İstiâze,1).

Felak ve Nâs’ı okuyarak her türlü şer ve kötülükten, karanlıklar içerisinde yolumuzu kaybetmekten Rabbimize sığınırız.  Haset ve öfkenin, kin ve nefretin, batıl ve hurafenin, vesvesenin esiri olmaktan O’na iltica ederiz. Art niyetlilerin, kem gözlülerin, kalbi kararmış, vicdanı taşlaşmışların şerri karşısında O’ndan yardım isteriz.

KUR’AN UYARICIDIR!

Kur’an hep başımın tâcı,

O tek kutsalım, varlığım!

O’nu okumamak ne acı!

O koruyor ruh sağlığım!

 

Kur’an’sız bu İslâm biter,

Bilir gâvur: O’nu iter!

İç gafiller bilmez mi?

Kur’an’la bacalar tüter!

 

Vahiyle getirdi Melek!

Müşrike karşı kol-bilek!

Peygamber emanet etti,

Kur’an’ım ne güzel dilek!

 

Cümle gâvurlar bir olmuş,

İslâma terörist salmış:

Tek amaç Kur’an yok olsun,

Her çıkarcı alet olmuş!

 

Muhammed’i hedef almak,

O’nu aradan çıkarmak,

Önlenmeli bu ihanet,

OYTAN’ın işi yakarmak



SEVGİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 1 gün önce / 30.10.2020 08:02:32 | Görüntüleme : 1926

Sevgi, Yüce Yaratan’ın, mahlûkata bahşettiği ilâhî bir lütuftur, nimettir!.Sevgiyi kullarının kalbine yerleştiren Yüce Rabbimiz, özü itibariyle bütün sevgilerin kaynağıdır.

O, Vedûd’dur: Çok muhabbetli, çok şevkatlidir; hem seven hem sevilendir.! Bu sevgi, şevkât ve muhabbet sayesinde tüm varlıklara rızık verir. Bu sınırsız sevgi ve merhameti ile biz kullarına yardımcı olur ve bizi bağışlar! Allah Tealâ, sınırsız lütuf ve kerem sahibidir.O, kulunu sevdiğinde kendisinden istediğini ona verir. Kendi rahmetine sığındığında onu korur. Bağışlanma dilediğinde onu affeder. Yeter ki kul istemeyi bilsin; rabbine iltica eylesin!

İnsanın sahip olduğu en büyük hazine de, sihirli duygu “sevgidir”; Cenab-ı Allah’ı(c.c.) , Peygamber (s.a.s.) Efendimizi, O’nun Ehlibeytini sevmektir! Allah’ın sevdiklerini, değer verdiklerini sevmektir! Allah için birbirini sevmektir! “Yaratılanı, Yaratan için sevmektir! ” Böylece, bu ruh haline kavuşmuş olarak tabii ki birbirimizi sevmektir; insanları, hayvanları, bitkileri, taşı-toprağı, çiçeği-böceği, kısaca tümüyle doğayı sevmektir; yaşamı sevmektir. Karşılıksız, beklentisiz olarak, bizatihî insan olduğu, hayvan olduğu, bitki olduğu, taş-toprak olduğu için, kısaca Allah Tealâ tarafından yaratıldığı için sevmektir! Büyük Derviş Yunus’un ifadesi ile “Yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevmektir.!”  Her yöne, her yana, her şeye sevgiyle bakmaktır. Duyulan sevginin ruhumuzu titretmesidir; sevmek-sevilmek-gönüllere sevgi ekmektir; aç-susuz kalsan da sevgisiz kalmamaktır; bir ilâhî aşk nağmemizde belirttiğimiz gibi tüm insanlığa sevgi taşımaktır.!

 

İslâm Dini, dolayısıyla Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, sevgiye, sevmeye-sevilmeye o kadar değer veriyor ki: “İmân etmedikçe Cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de kâmil anlamda imân etmiş olmazsınız.!” .( Ebu Davud, Edeb, 130, 131) buyuruyor.! Neredeyse birbirimizi sevmenin imân etmiş olmanın ön şartı olarak görüyorlar.!

SEVGİ PINARI                                    

Müminlere durmadan taşırız,

Yükümüz sevgi, özümden sevgi,

Dostla kuru lokma bölüşürüz,

Kalpten aşk akar sözümden sevgi!

           

Erenler bize sıcaktır, sıcak,

Asırlardır açarız hep kucak,

Aşk, şefkatli bakışa sığacak,

Kalpten aşk akar gözümden sevgi!

           

Gönül ibremle Mevla’ya döndüm,

Gece boyu hep huşûyla andım,

İlâhî aşkla kavrulup yandım,

Kalpten aşk akar, yüzümden sevgi!

 

İçimde saklı hisleri sezdim,

Gönlü fethedip başta gezdim,

Şarkı söyleyip şiirler yazdım,

Kalpten aşk akar, sazımdan sevgi!

           

Saçlarımda kar, şeklim değişti,

Gençlik çiyliğim ateşle pişti,

Ruhumdaki hüzün çok gelişti,

Kalpten aşk akar, sızımdan sevgi!

 

OYTAN’ım, İslâm yoluna girdim,

Kalbimi-sevgimi ona verdim

Ezelden gönül gözümle gördüm,

Kalpten aşk akar, mâzimden sevgi!



ABDEST ALMANIN FAZİLETİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 1 hafta önce / 23.10.2020 09:19:09 | Görüntüleme : 871

Sahabeden birisi, “Yâ Resûlallah bana abdest hakkında bilgi verir misin !” dedi. Peygamberimiz de şunları söyledi: “İçinizden hanginiz abdest almaya başlar, ağzına ve burnuna su verirse, ağzına ve burnuna verdiği su geri akınca o su ile birlikte ağzının ve burnunun günahları da akar gider.

Arkasından yüzünü yıkayınca geriye akan su ile birlikte yüzünün günahları da akar gider. Sonra kollarını dirseklere kadar yıkayınca parmak uçlarından akan sularla birlikte ellerinin günahları da akar gider. Arkasından başını mesh edince saçlarının ucundan akan sularla beraber başının günahları da akar gider. Sonra ayaklarını topuklarına kadar yıkayınca geriye akan kirli su ile birlikte günahlar da ayakları üzerinden akar gider. Daha sonra kul ayağa kalkar, Allah’a lâyık olduğu şekilde hamd-ü sena eder; arkasından iki rekat namaz da kılarsa anasından doğduğu günkü gibi tüm günahlarından arınır.” buyurdu. (Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.254)

Hiç şüphesiz ki önemli olan ruh temizliğidir, iç temizliğidir, duygu ve düşünce temizliğidir. İnsan kendi içinin-gönlünün temizliğini göremez, hatta alnındaki kiri veya temizliği dahi göremez. İnsanın dışındaki kirlilik ve koku 2 metre geriden duyulur, görülür; ancak iç kokusu ve kirliliği arşı alâya çıksa dahi görülemez. Bu sebeple her Müslümanın iç temizliğine çok itina etmesi, önem vermesi, kalbini-ruhunu daima temiz tutması gerekir!

VAKİT NAMAZLARI

Seherin serin anından,

Teheccüd, namaz şanından!

Melekler gitmez yanından,

Birlikte dua ederim!

 

Sabah namazı mevcutlu,

Melekler olurlar mutlu!

Kılanlar daim umutlu!

Elimle dua ederim!

 

Öğle namazım aşk sözüm

Huşû içinde tüm özüm

Huzurda kızarır yüzüm

Dilimle dua ederim!

 

İkindi namazı hoştur,

Sevmeyenin kalbi boştur,

Kılınması kutsal iştir,

Kalbimle dua ederim!

 

Akşam namazı has kılınır,

Râb’le baş başa kalınır!

En büyük sevap alınır,

Gönlümle dua ederim!

 

Müminin hep şansı güler,

Dervişler hep sağlık diler,

Yatsı günahları siler,

Alnımla dua ederim!

 

OYTAN’ım, vitir has bölüm,

Gelebilir her an ölüm,

Secdede tutulur dilim,

Ruhumla dua ederim!



KKTC SEÇİMLERİ SONUÇLARI..

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 1 hafta önce / 21.10.2020 14:40:54 | Görüntüleme : 502

Evet yakın zamanda KKTC'de nefeslerimizi tutarak bir seçim maratonunu hep beraber izledik ve yakınen takip ettik..

 

Şunu söyleyebilirim: ibn-i Haldun'un ifadesiyle  "Coğrafya kaderdir." diyor ya... 
Evet gerçekten Coğrafya kaderdir. Dünya'daki en netameli sıkıntılı ve bela ve musibetlerin uçuştuğu coğrafyalardan bir tanesi de bizim Türkiye'mizin de içinde olduğu coğrafyadır. Bu coğrafyada, Haçlı zihniyetinin, zalimane zihniyetin her daim bizi rahatsız ettiği bir gerçektir. Bu tarih boyunca bitmedi ve bitmeyecek.. 
KKTC deki seçimler, birkaç gün önce neticelenmiş ve Türkiye'ye karşı müspet olmayan menfi bir duruş sergileyen, açık açık Nezaket sınırlarını aşan önceki Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı Allah'a hamdolsun ki kaybetmiştir. Yerli ve milli bir duruş sergileyen başbakan Ersin TATAR %52 ORANINDAKİ oyla KKTC'nin yeni Cumhurbaşkanı seçilmiştir.. 
Bir bakıma bu netice #TÜRKİYE devletinin gücünüde tescil etmiştir.. 
Her zaman şunu söylemişimdir: "Milli duruş inanın ki tüm ideolojilerin üzerindedir. Aslında iktidarı da muhalefeti de ortak noktalarda söz konusu vatan, devlet, Bayrak, millet ve milli değerlerimiz  ise partiler üstü bir de duruşla, ortak bir tavır, yani milli bir duruş sergilemedirler derim. 
Zira uzun yıllar devletimiz, milletimiz enerjisini potansiyelini, Ortadoğu coğrafyasında harcanmıştır..
 Akılları ne Doğu Akdeniz'e gelmiştir, ne Petrol ne doğalgaz ne Ege ne Kafkasya nede Türki Cumhuriyetle, ne İslam dünyası Vesaire.. Maalesef tüm zamanlarını üretkenlikten, millete faydalı olmayan yöndeki menfi siyasetle geçirmişlerdir. Müspet anlamda  Siyasetin hakkını verenlere selam olsun.. Hep siyaset konuşulmuş, insanların temel hak ve özgürlükleriyle, şekli ve inançları vicdanları ile uğraşılmıştır. Sorunlar hep sümen altı edilerek ertelenmiştir. 
Konumuza dönecek olursak, KKTC Türkiye'nin Tabiri caizse ayrılmaz bir Parçası, mütemmim CÜZÜDÜR. Birtakım gayri milli akıldışı söylemleri ile Rum tarafgirliği yapanlara bırakılamayacak kadar stratejik bir öneme sahip İdi.. Zaten Türkiye'de Kıbrıs'ın garantörlüğünü yüklendiği için onu hiçbir şeye feda edemezdi. Etmedi de.. 
Yeni seçim neticesi hayırlı olsun.. Türkiye'miz sosyal, kültürel ekonomik iç ve dış Siyasette ayakları yere basan muhteşem hamlelerde bulunmaktadır. 
Sağlık sektörünü söylemiyorum bile... Çünkü pandemi de sağlık sistemini oturtan, en iyi mücadeleyi yapan dünyadaki ilk üç ülke arasındayız diyebiliriz.. Terörle mücadele, askeri sahada ve masadaki başarılar, milli sanayi teknolojik hamleler vs.. 
Allah samimiyetle kalbi Hasbi bir şekilde çalışan Devlet Başkanımızdan tutunda, tüm kamu görevlilerine ve milli düşünen tüm Aziz halkımıza teşekkürlerimi arz ediyorum. 
Hep beraber #TÜRKİYE`YİZ.. İNSANLIĞIN, Gönül coğrafyasının, Vicdan ve merhamet yüklü; ilmi teknolojik, bilimsel, Maddi ve Manevi anlamda kendini yetiştiren yerli ve milli insanlarımıza çok ihtiyacı var.. 
Durmak yok yola devam..

EDEP VE HAYÂ SAHİBİ OLMAK

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 2 hafta önce / 16.10.2020 09:01:18 | Görüntüleme : 1783

İnsanoğlunun fıtratında var olan duygulardan biri de edep ve hayâdır. Anonim bir şiirde belirtildiği gibi:

Edep bir tâc imiş nûr-i Hüdâ’dan,

Giy o tâcı emin ol her belâdan !

 

Edep ve hayâ, Peygamber Efendimizin de işaret ettiği gibi yaratılış hikmet ve gayesine uygun, insana yaraşır bir hayat sürme çabasıdır. Kur’an-ı Kerim’in İsrâ Sûresi’nin 37. ayetinde de kast edildiği üzere, edep ve hayâ, insanın nefsini terbiye etmesi, kendini ve haddini bilmesidir.

            Edep ve hayâyı kuşanan kalpte ancak hayır ve güzellik bulunur. Edebi şiar edinmiş bir zihinden ancak faydalı düşünceler sâdır olur. Edeple konuşan bir dilden ancak hayırlı ve hoş sözler dökülür; kendisini ilgilendirmeyen boş sözlerden, dedikodu, yalan, iftira gibi mümine yakışmayan konuşmalardan uzak durur.

            Kamil insan olma yolu da bu anlamdaki edep ve hayâ sahibi olmaktan geçer. Müminin söz ve davranışları edeple değer bulur. Edeple yapılan tövbe makbul olur; dua ve ibadetler edeple eda edilirse Allah’a yükselir ve sahibini yüceltir. Bu nedenle insan, her yaşta, her çağda ve her konumda edep ve hayâya muhtaçtır. Edep, bizim medeniyetimizde üstün bir ahlâki meziyet olarak değer görmüştür. Ancak bugün insanlık büyük oranda bir edep ve hayâ mahrumiyeti, bir ahlâk çöküntüsü yaşamaktadır; ahlâki değerler giderek yozlaşmaktadır. Öyle ki, nice zihinler, gönüller ve bedenler edep ve hayâ ile yücelmek yerine edepsizliğin girdabında boğulmaktadır. Her gün hataya teşvik eden, günahı tatlı gösteren, kötüye ve şiddete özendiren; çocukları istismar malzemesi haline getiren, kadınları cinsel meta olarak gören yayınlar yapılmaktadır. Bunlar İslâmla bağdaşan tutum ve davranışlar değildir. Edepsizleşmiş, ar damarı çatlamış bir insan, fıtratındaki yani doğuştan getirdiği edep ve hayâyı kaybetmiş, “en şerefli varlık”  olma özelliğini yitirmiştir. Bütün bunların temelinde erdem ve ahlâk üzerine bina edilmeyen bir hayat anlayışının var olduğu açıktır!

DÜNYA HAYATI

İstemem artık dünyayı,

Mevlama yönelmem gerek.

Para-pul-makam-unvanı,

Mevlama yönelmem gerek!

           

Bütün insanlar hür olsun,

Kalpleri umutla dolsun,

Günleri mutlu-hoş olsun,

Mevlama yönelmem gerek!

 

Güllere bülbül yakışır,

Sular toprakta akışır,

Âşıklar içten bakışır,

Mevlama yönelmem gerek!

           

Her müminin bir derdi var,

Herkeste feryat, ah-u zâr,

Göze alınamaz ol Nâr,

Mevlama yönelmem gerek!

 

OYTAN’ım yetersiz önder,

Resûl’e salâvat gönder,

Zemzemle aşk-ateş sönder,

Mevlama yönelmem gerek!