......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 312703

Bir Gençlik, Bir Gençlik, Bir Gençlik..

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 6 gün, 20 saat önce / 10.05.2021 15:46:41 | Görüntüleme : 139

Bugün Üstad Necip Fazıl Kısakürek merhumun muhteşem dizelerinden ilhamla siz değerli okuyucularımla, hassaten gençlerimizle köşemi paylaşmak istedim..

 Öncelikle geleceğimizi inşa edecek Gençlerimize yönelik elbette hem maddi anlamda yetenekler kazandırtılmalı, hem de manevi anlamda ahlaki yönden geliştirilmesi gerektiğini ısrarla belirtmek istiyorum.

Silah sanayi, tüneller, yollar, sağlık, ihalar, sihalar vb….. muhteşem yatırımlar, projeler takdire şayandır. Katkıda bulunan emeği geçen kimler varsa, milyonlarca kez biz onlardan razıyız, Rabbim de onlardan razı olsun inşallah..

Fakat inanın bizi biz yapan ortak değerleri, gençlerimize kazandırtmak adına, ivedilikle işin ehli uzmanlar vesilesiyle icraata geçirmek zorundayız. Öteden beri bir gayret var, fakat yeterli olmadığını, bir plan ve program doğrultusunda gençlik meselesini her yönden ele almamız gerektiğini önemle arz etmek istiyorum. Aksi ileride telafisi çok zor bir duruma dönüşecektir.  

Sayın Cumhurbaşkanımız yıllardır bu konuda uyarılarda bulunuyor ve uyarmaya devam ediyor. Milli Eğitimimizi daha güçlü kılacak, yerli ve milli hamlelerin acilen devreye girmesinin gerektiği hususlarında…

Ahlak eğitimi ve kültürümüzü okullarımızın yanı sıra, TV ler de, radyolarda başlatılmış olan, tarihe mal olmuş ceddimizi anlatan dizilerin yanı sıra, örfümüze, kültürümüze, inancımıza aykırı olmayan, İslam ahlak ve şuurunu vurgulayan yapımların artırılmasını talep ediyoruz.  

İnancımızı, medeniyetimizi incitmeyecek tarzda senaryolarla, gençlerimize hem bilimsel hem de manevi anlamda katkıda bulunacak çalışmaların, projelerin artırılması..

Şimdi sizleri Üstad Necip Fazıl’ın hitabıyla baş başa bırakıyorum…

"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir! " şuurunda bir gençlik...

Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk iki buçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını, Allah’ın Kur’an’ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... bu devirleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik...

Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikeyleri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "mukaddes emaneti ne yaptınız? " diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...

Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik...

…….

Emekçiye "benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın! ",

 

Kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve resul ölçüsünü kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın! ", ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik...

Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan, bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, Türkün de yine Bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını çözecek ve her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin İslam’da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna İslam âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...

"Kim var! " diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "ben varım! " cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur! " duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...

Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...

Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin bir gençlik...

………..

Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsur yıldır, devrim baz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah’a hamd etme makamındayım.

Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim, manevî babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır.

Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es! ..

Allah'ın selâmı üzerine olsun! "     10.05.2021

                                                                                                                             Cengiz YILDIZ

 

 



RAMAZAN, TOPLUM VE İNTİHARLAR

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 hafta, 3 gün önce / 06.05.2021 11:59:08 | Görüntüleme : 146

Salgın sürecinin de etkisi ile daha önceki yıllar yaşanan, yoğun bir tempoda geçen Ramazan, bu yıl daha sakin ve durağan geçiyor.

 

Sokağa çıkma kısıtlamaları, toplumun kaynaşmasına ve Ramazan'ın şuuruyla idrak edilmesine büyük engel oluşturuyor.

Bayramı da içine kattığımızda bu sorunun daha da derinleşeceği görülmektedir. Bu ay insanların ibadet bilinciyle birbirine daha çok yaklaştıkları, psikolojik ve bedensel olarak bir bakıma tedavi oldukları ve İslam’ın sosyal yönünün ön plana çıktığı zaman dilimidir.

TOPLUMSAL UÇURUM

  İnsanın psikolojisini bozan bu yalnızlık duygusuyla hayat bitmekte, zaman ve mekân algısı kaybedilmektedir.

İşte bu yaşadığımız süreçteki -tam kapanma- içe kapanma durumu ki ekonomik şartları farklı olan kesimleri birbirine daha da yabancılaştırmaktadır.

Varlıklı-yoksul arasındaki uçurumu ortadan kaldıran ibadetler de gittikçe anlamını kaybetmektedir.

Bu anlamsızlık bireyi sindirdiği gibi toplumun tümüne sirayet etmekte ve teknolojinin de etkisiyle derin yozlaşmalara ve toplumsal depresyonlara neden olmaktadır.

Bu noktada zekât ve sadaka gibi sosyal düzene maddi ve manevi katkı sağlayan ve refahı tabana yayan ibadetlerin önemi daha iyi anlaşılmaktadır.

 Sosyal adaletin sağlanması açısından çok değerli olan bu ibadetler aynı zamanda toplumsal ve bireysel krizlerin önünde de büyük bir set oluşturmaktadır. Sosyal devlet anlayışının ciddi bir şekilde zedelendiği açıktır.

Salgın sürecinde yetkililer gerekli önlemleri almakta yetersiz kalarak, kötü bir yönetim örneği sergilemişlerdir.

Geçim sıkıntısının derinleştiği, toplumun büyük bir kısmının açlık sınırında yaşadığı göz önüne alındığında suç oranlarının artması ve bunun neticesi olarak intihar vakalarına yansıması kaçınılmaz bir sonuçtur.

Bu tür trajik olayların artması toplumun moral ve motivasyonunu da bozmaktadır. Bilinmelidir ki İslam; toplumu ve bireyleri huzurlu, mutlu yapacak emir ve yasakları bünyesinde barındırmaktadır.

TÜKENİŞİN SON NOKTASI: İNTİHAR

  Yaşanan süreçte ramazanın ruhuna uymayan bazı sonuçlar ortaya çıkıyor. Beklentilerin aksine, bireysel yalnızlıklar artıyor ve toplumsal ünsiyet ve dayanışma yok oluyor. Nihayet; ramazan günlerinde intihar olaylarının artması da bunun bir sonucu olsa gerektir.

İntihar, yani kişinin kendi hayatına son vermesi; bir kimse için tükenmişliğin son noktasıdır. Araştırmalar birçok sebebinin varlığını ortaya koysa da sosyal medyaya yansıyanlardan ve bunu gerçekleştirenlerin bıraktıkları notlardan anlaşıldığı kadarıyla intiharın temelde iki nedeni olduğu anlaşılmaktadır. Birinci sebep yalnızlık psikolojisi, ikincisi de ekonomik nedenler.

Bunun için acilen bir eylem planının ortaya konulması ve tedbir alınması şarttır. Çünkü hemen her gün benzer sebeplerle birçok insan bu eyleme başvurmaya başlamıştır.

İntiharın bulaşıcı bir yönünün olduğu söylense de insanları buna iten sebepler mutlaka araştırılmalıdır. Şehirleşmenin etkisiyle ortaya çıkan yeni tip yaşam tarzı, toplum içinde insanların içe kapanmasına yol açmakta böylece “kalabalıklar içerisinde yalnızlık sendromu” baş göstermektedir.

Yandaş kitlenin, intiharları iktidara karşı bir çeşit protesto sanması/sunması karşısında söyleyecek sözümüz yok. Sözün/insanlığın bittiği yerdeyiz.

RAMAZAN’IN RUHUNA DÖNMELİYİZ

Bu noktada Müslümanlara düşen temel görev yardımlaşmada yarışmak, kardeşlik bağlarını güçlendirmek, iletişimi artırmak, komşuluk, sıla-i rahim, kimsesiz ve yetimlere sahip çıkmak gibi güzel davranışlarımızı artıracak tavırlar sergileyerek, toplumun yardım çığlığına kayıtsız kalmamaktır.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturuyla; Müslümanların bir bedenin parçaları olduğunu, bu azaların birinin zarar görmesi durumunda, bütün bedenin etkileneceği uyarısıyla bu noktadaki bilinci artırmalıyız.

“Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir” diyen bir Peygamberin (as) ümmetinin yaşadığı coğrafyada herhangi bir müslüman, herhangi bir nedenle intihar ediyorsa, bu ayıp ve günah hepimize yeter.



İKTİDARIN GENEL MUHASEBESİ!

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 hafta, 1 saat önce / 03.05.2021 09:58:11 | Görüntüleme : 132

Yazıma öncelikle ortalama 100 yıllık tarihimizde, son 20 yıllık süreçte; ağır sanayiden orta seviyedeki fabrikalara, tesislere, Yerli ve Milli Sanayi hamlelerine, teknolojik atılımlara, Ulaşımda karayollarından tutunda hızlı tren gibi demiryolu yatırımlarına, tünellerine, büyük barajlardan, göletlere, bir şekilde olağanüstü durumlardan mesela depremlerden etkilenmiş halka yönelik, uğradıkları zarardan dolayı yapılan meskenlere, konut üretimine, katma değeri yüksek ilaç sanayiine, yenilenebilir enerji yatırımlarına ve biraz sonra sadece örnekleme usulü sayacağım yüzbinlerce yatırımlardan bir kısmını dillendireceğim, memleket hayrına, milletin hizmetine sunulmuş çalışmalara, hamlelere yatırımlara vesile olan, gücünü milletten alan her girdiği seçimde halkın sandıklardaki tercihi Ak Partiye kocaman bir teşekkür ve minnet borcumuz var diyerek başlamak istiyorum..

 

Zira bu teşekkürü sonuna kadar hak ettiği görüş ve kanaatindeyim.

Neden böyle bir uzun bir paragrafa giriş yaptım biliyor musunuz? Değerli arkadaşlar.. Anlatayım müsaadenizle..

Geçenlerde bir yerde farklı bakış açısına sahip, muhalif bir arkadaş grubuyla beraberdik. Bana dediler ki; “Üstat Allah aşkına 2002 Ak Parti döneminde bir tane yatırım, bir tane fabrika, tesis açılmadı.. Biliyorsun yatırım olmazsa üretim, üretim olmazsa istihdam olmaz değil mi?” Sorusunu yönelttiler.

Şahsım o muhalif arkadaşlara teşekkür etmiştir. Bana 2002’de bir enkaz devralınan, yönetim zafiyeti çeken bir anlayıştan, 2002-2021 arası birçok badirelerin atlatılmasına rağmen, içten ve dıştan sıkıştırmalara, engellemelere, muhalefetin kuru bir eleştiri anlayışı ile algılarına rağmen, yapılan yüzbinlerce yatırım ve hizmetleri özetini anlatmama vesile olduğu için.. Bu fırsatı verdikleri için..

Sadece arama motorlarında şöyle 2002-2021 arası neler yapıldı? Diye taransa, aransa yeter olacak ama.. Ben yine de o arkadaşımıza anlattıklarımı, hasbihalimi sizlerle paylaşayım müsaadenizle..

1-      Öncelikle her gün bu iktidar döneminde gurur duyacağımız bir yatırım ve hizmet oluyor..

2-      “Ortalama 20 yılın hepsini anlatmam mümkün değil ama izninizle HATAY yani kendi ilimizden ve ilimizdeki yatırımlardan başlamak istiyorum dedim.

3-      Malumunuz TOSYALI Holding firmasının #İskenderun’da 2,5 milyar Dolarlık Yassı Çelik Üretim Fabrikası bitmek üzere dedim. Haberiniz var mı? Bana cevaben “Hayır gerçekten bilmiyorduk” dedi. Daha durun devam edeyim, bu yatırımın semerelerini, katkılarını lütfen dinleyiniz dedim ve devam ettim..

4-      Bu Tosyalı Holding firmasına ait fabrikanın bitmesi ile 1300 kişi İSTİHDAM edilecek, en kısa zamanda 5 milyondan başlayıp 10 milyon ton demir cevheri, hammaddeyi işleyecek kapasiteye gelecektir. Peki, bu yatırım ne işimize yarayacak?

Bu yatırımla MİLYARLARCA DOLARLIK ÇELİK İTHALATINA gerek duyulmadan buradan karşılanacak dedim.

Sadece bu yatırımın işlevini ve getirilerini duyan muhalif arkadaşlar, “Hakikaten etkilendik ve böyle bir yatırımdan haberimiz yoktu.. Tebrik ederiz.” Dediler…

Ben devam ettim..

5-      Yakın zamanda Fatsa organize Sanayi Bölgesinde 10 bin m2 alanda TEKSTİL FABRİKASI kurulması kararı alındı.. Tabiki 1200 kişilik İSTİHDAM

6-      İHA (İNSANSIZ HAVA ARACI), SİHA (SİLAHLI HAVA ARACI) ve diğer yerli ve milli silahlarımızı, savunma sanayide geldiğimiz noktayı anlattım…

7-      T-925 Genel Maksatlı Helikopterimizin ilk uçuşunun 2025 yılında gerçekleşeceğini söyledim.

8-      ULAQ Türkiye’nin İLK SİLAHLI İNSANSIZ DENİZ ARACI bitmek üzere ..

9-      2021 yılı içerisinde tamamlanacak ve hizmete açılacak 80 küsur BARAJ VE GÖLET olduğunu,

10-   Çanakkale Köprüsü’nün 18 Mart 2022 tarihinde hizmete açılacağını,

11-   İlk YERLİ VE MİLLİ HELİKOPTER MOTORUNUN ÜRETİLDİĞİNİ ve Helikopter üreten TUSAŞ’a teslim edildiğini,

12-   Atak taarruz HELİKOPTERLER ürettiğimizi ve birçok devletin talip olduğunu, anlaşmalar yapıldığını,

13-   MİLLİ MUHARİP UÇAK ilk uçuşunun 2025 te gerçekleşeceğini,

14-   TÜBİTAK tarafından kanser tedavisinde kullanılacak İLAÇ üretiminin başladığı ve kg değerinin milyon dolar olduğunu,

15-   45-50 milyar dolar ENERJİ İTHALAT fatura maliyetinin yenilenebilir Enerji  (Güneş, rüzgâr, jeotermal) ile 10 milyarlar seviyesine indireceğimizi, böylelikle İTHALATA bağımlılığın görüleceği üzere oldukça azaltılacağını,

16-   Pandemi döneminde şimdiye kadar yapılan ve yapılmaya devam edilen ŞEHİR HASTANELERİ, SAĞLIK SİSTEMİNİN KALİTESİ ile gurur duyulacak bir performans gösterildiğini,

17-   Pandemi döneminde devlet imkân dâhilinde, dünyanın ekonomilerinin küçüldüğü bir süreçte işverenini, çalışanını unutmamış, kısa çalışma ödenekleri, ücret destekleri, faizsiz krediler, kira yardımları, beyan ertelemeleri, vergi ertelemeleri, teşvikler, destekler…

18-   Samimiyetle onlarca cephede Türkiye’nin mevcut iktidarının Ak Partinin ve Yerli Milli duruşa, kararlara destek veren MHP, BBP’nin maddi manevi doğru olan her hamlenin yanında durarak, iç ve dış mihraklarla, Türkiye’nin hasımlarıyla nasıl mücadele edildiğini, özgüvenle nasıl bağımsız bir dış politika yürütüldüğünü,

19-   Terörle mücadelede, Fetö ile olan mücadelede, darbesevicilerle nasıl mücadele edildiğini, tabiri caizse suçlulara, memleketin zararına geleceğine kast edeceklere nefes aldırtılmadığını ve bundan da taviz verilmediğini, verilmeyeceğini anlattım..

Sonuç olarak; sohbetimizin sonunda, olaylara farklı açıdan bakan muhalif arkadaşlar çok teşekkür ettiler.. Bu tür yatırımlardan pek haberdar olmadıklarını, kısır döngülerde kalındığını ve neden bu vb. yapılan yatırımların yeterince anlatılmadığını ifade ettiler.

Yapılan hizmetlerin, bilgi eksikliğinden ya da ideolojik bağnazlığında etkisiyle menfi yaklaşanlara ve onlar gibi düşünenlere;

-“Yapılan yatırımları, kamu menfaatine yönelik hizmetleri, katkıları duyurmak için, Büyük ve Güçlü Türkiye’yi, hedefleri ve hayallerine vardırabilmek adına, yaptıklarını ve yapacaklarını, bundan sonra daha bir gayretle anlatacağımızı ifade ettim.. Özeleştirilere her zaman kapımızın açık olduğunu söyledim.”

Yukarıda verilen örnekler; yüzbinlerce hamleden, yatırımlardan, projelerden sadece örneklemedir.

Allah hem devletimizin hem de milletimizin yar ve yardımcısı olsun.. Hepimiz aynı gemideyiz. Bir şekilde birbirimizi anlayıp, yola devam etmek zorundayız..

Her şey Büyük, Güçlü ve Müreffeh bir Türkiye İçin….

Kalın sağlıcakla, hürmet ve muhabbetle…   02.05.2021

                                                                                                                             Cengiz YILDIZ

 



128 MİLYAR DOLAR MESELESİ!

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 hafta, 3 gün önce / 22.04.2021 13:57:06 | Görüntüleme : 230
Geçen yazımda Merkez Bankası üzerinde durmuştum..

Bu yazımda da, son zamanlarda muhalefetin ortaya attığı fakat bir türlü altını dolduramadığı ve dolduramayacağını yapmış oldukları soyut ifadelerinden, somut ve delilsiz, demagojik ifadelerinden anladığım “128 Milyar Dolar” meselesine değineceğim..

                 128 milyar dolar meselesini kaleme alma ihtiyacı hissettim.. Bir vatandaş olarak sık sık bana soruldu ve aslında cevapları net verildiği halde..  Nedir bu 128 milyar dolar kampanyasının altyapısı? Diye soracak olursanız, inanın naçizane hesap kitaptan anlayan, ekonomiden az çok demlenen, ilmini kesp etmiş birisi olarak ben de Muhalefetin ne dediğinden bir şey anlayabilmiş değilim.. Varmak istediği Merkez Bankasının döviz rezervi stoku nerede sorusu ise… Cevabı belli.. Tablolardan, bilgi ve belgelerden rahatlıkla öğrenebilirsiniz.

                  Zira 128 milyar dolar nerede? Sorusunu sorabilmeniz için söz konusu tutarı nereden bulduğunuzu, niçin o tutarda ısrarcı olduğunuzu, negatif algı oluşturduğunuzu anlamamız gerekmektedir. Nitekim müddei iddiasını ispat etmek zorundadır. İddiacılar, muhalefet kesiminin bir kesimi, bu tutarı bilançolarda mali tablolarda gösterebilmesi ve hukuk dışı, mevzuat dışı şöyle yerlerde harcadınız, hukuk dışı vs.. diyecek gerekçelerle milletin karşısına çıkması gerekmektedir.

                Burada niyetin halis olmadığını samimi olmadığını çok net görebiliyoruz ki; geçenlerde ana muhalefetin vekillerinden siyasetçilerinden yöneticilerinden CHP’li İlhan Kesici, "Girersiniz Merkez Bankası bilançosuna, okumayı bilen insanlar açarlar internet sayfalarını, dolar alımları satımları nasıl olmuş, ne zaman olmuş, kaç lira almış, kaçtan satmış, görülür" ifadesi aslında her şeyi anlatmaktadır. 

                Peki muhalefet Niçin bu algıyı devamlı gündemde tutmaya çalışıyor.. Kanaatimce Türkiye'mizin itibarına katkı sunacak bir yönünün olmadığı çok aşikâr.  Menfi bir muhalefet yapıldığı da görülmekte ve dertlerinin Sayın Cumhurbaşkanının ifadesi ile 128 milyar dolar kampanyasının Türkiye'nin itibarını düşürmek ve yatırımcıların güvenini sarsmak için, Türkiye'nin 1994 ve 2001 de olduğu gibi derin bir ekonomik krizi yaşaması, ardından siyasi değişime maruz kalmasıdır. Hatta böyle bir felaket için fiilen 5. Kol faaliyeti yürütmeye başlamışlardır.” İfadesinin içeriğinde mevcuttur.

                 Hani bizim halk arasında meşhur bir ifade vardır. “At çamuru izi kalsın.” Misali Ülkemiz Muhalefeti de; memleketimizin O kadar önem arz eden meseleler var iken öz eleştirileri ile katkıda bulunabilecek, memleket hayrına millete sunabilecekleri projeler teklif etmeleri gerekirken, bu tarz ne tutarı doğru, ne de bu tutar üzerinden yükledikleri anlamların gerçekleri yansıtmadığı bir kampanya ile sırf AK Parti ya da Sayın Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığını gösterten,  amansız menfi kampanyalarla neticeye varmak istemektedirler.

                Sizleri sıkmadan fakat teknik anlamda Merkez Bankası'ndaki bu döviz rezervleri ile ilgili hususu kısacak anlatacak olur isem:

                Merkez Bankası'nın özellikle küresel bir salgın olan Covid -19'la mücadele sürecinde süreci doğru yürütebilmek adına, döviz işlemleri yürütülmesi mecburiyetinde kalındığı gerçektir. Ki bu durum gayet normaldir. Tüm dünyada olduğu gibi.. Yabancı sermaye çıkışı, reel sektörün döviz cinsinden borcunu azaltmak gayretleri de döviz talebini arttırdığı da bir realite ve normal uygulamalardandır.

                Böyle süreçlerde de vatandaşların tasarruflarını döviz ve dövizle alınan altına Yönlendirmeleri de ilave bir talep olarak ortaya çıkardığı da gözükmüştür.

                Son 2 yılda Merkez Bankası kayıtlarından;

Cari açığın finansmanı adına 30 milyar dolar

Yabancı sermaye çıkışı için kullanılan rakam 31 milyar dolar

Reel sektörün döviz cinsinden borcunu azaltmak için talep ettiği kaynak 50 milyar dolar

Ve tabii ki vatandaşların döviz ve altın olarak 54 milyar dolar karşılığı döviz ve altın olarak tasarruf tercihinde değişikliğe gitmeleriyle toplam 165 milyar doları bulduğu basit bir hesaplamayla ortaya çıkmaktadır.           

 Özetle muhalefetin anlattığı gibi 128 milyar dolar bir insanın basitçe cüzdanında ya da yastık altında bulundurduğu bir para olup keyfince dağıtabilecek bir para değildir.

128 milyar doların, haksız hukuksuz asla bir yere gitmediği aşikardır. Tamamen ekonominin aktörleri ve vatandaş arasında dolaşıma girmiş, yer değiştirmiş ve çoğunluğu ülkenin değerini arttırmak adına yurt içinde kaldığı görülmektedir.  Hattaki Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifadesi ve tespiti ile Merkez Bankası'nın şu anda 90 milyar dolara yakın rezervi olduğunu ve bu rezervin ihtiyaç duyulduğu anda yine kullanılabilir olduğunu yakın zamanda Yüz Milyar doların da üstüne çıkabileceğini yukarıda arz ettiğim üzere Bir de bu tarz piyasa içi durumların tamamen ekonominin dinamikleri içerisinde rutin yürüyen işler olduğunu hep beraber görmekteyiz.

 Toparlayacak olursam; muhalefetin özellikle iç ve dış yatırımcıların güvenini sarsmak, güçlü ve müreffeh Türkiye'mizin itibarını düşürmek adına yürütmüş olduğu “128 milyar dolar nerede” kampanyasının samimi olmadığını, iyi niyetli olmadığın dost düşman herkes biliyor..

Bu başta milletimize ülkemize, yatırımlarımıza, geleceğimize yönelik büyük bir darbedir, iyi niyetli olmayan girişimlerdir. Söz konusu para asla yanlış yerlerde dolaşmadığı, heba edilmediği, Merkez Bankası bilanço ve mali tablolarından, piyasa ekonomisinden, gayet normal bir sermaye akışı döngüsünden, hem de bakanların, ehil bürokratların, teknik uzmanların açıklamalarından ve mevcut olan gerçekler dikkate alındığında net bir şekilde anlaşılacaktır.  

Selam ve dua ile..     22.04.2021

                                                                                              Cengiz YILDIZ

                                                                                              Bağımsız DENETÇİ MALİ Müşavir



BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİNİN VE TABİKİ BAŞKANLARININ ASLİ GÖREVİ! 1-

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 5 gün önce / 13.04.2021 13:50:29 | Görüntüleme : 473


Hatay İlimiz İçin Yerel Problemlerin Çözümü Noktasında; Bütçenin Nerelere Harcanması Gerektiği, Bu Hususta Seçilen Belediye Başkanı Ve Ekibinin Bu Yöndeki Ödeneklerin Hakkıyla Kamu Menfaatine Yönelik, Vatandaş Odaklı Harcanıp Harcanmadığı Yönünde Bilgilendirici Yazılarım Olacaktır. Takip Etmenizi İstirham Ediyorum..

 31 Mart Yerel Seçimlerinde sandık başına giden vatandaşlar, 5 yıl süreyle görev yapacak yerel yöneticileri belirlerken, seçim yarışının en fazla merak edildiği yerler büyükşehirler oldu. Türkiye'de büyükşehir statüsündeki 30 ilde büyükşehir belediye başkanları ve büyükşehir belediye meclis üyeleri seçilirken vatandaşların en fazla merak ettiği konulardan biri de büyükşehir belediyelerinin görevleri oldu.

Peki, büyükşehir belediyesi nedir? Büyükşehir belediyesinin görevleri nelerdir? İşte ayrıntılar... Büyükşehir Belediyesi Kanunu'na göre, nüfusu 750 binden fazla olan il belediyeleri, kanunla büyükşehir belediyesine dönüştürülebiliyor. Türkiye'de nüfusu 750 binin üzerinde olan 30 il büyükşehir statüsündedir.

  Türkiye'de 2013 yılından yapılan düzenlemeyle birlikte 30 büyükşehir bulunuyor. Bunlar; İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Adana, Diyarbakır, Gaziantep, Konya, Mersin, Kocaeli, Denizli, Tekirdağ, Aydın, Manisa, Muğla, Kayseri, Eskişehir, Hatay, Şanlıurfa, Sakarya, Samsun, Trabzon, Erzurum, Ordu, Van, Mardin, Malatya, Balıkesir ve Kahramanmaraş'tır.

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNİN GÖREVLERİ NELERDİR?

- Kanunlarla büyükşehir belediyesine verilmiş görev ve hizmetlerin gerektirdiği proje, yapım, bakım ve onarım işleriyle ilgili her ölçekteki imar plânlarını, parselasyon plânlarını ve her türlü imar uygulamasını yapmak ve ruhsatlandırmak, Gecekondu Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmak.

- İlçe ve ilk kademe belediyelerinin görüşlerini alarak büyükşehir belediyesinin stratejik plânını, yıllık hedeflerini, yatırım programlarını ve bunlara uygun olarak bütçesini hazırlamak

- Büyükşehir ulaşım ana plânını yapmak veya yaptırmak ve uygulamak

- Çevre düzeni plânına uygun olmak kaydıyla, büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde 1/5.000 ile 1/25.000 arasındaki her ölçekte nazım imar plânını yapmak, yaptırmak ve onaylayarak uygulamak

- Büyükşehir belediyesi tarafından yapılan veya işletilen alanlardaki işyerlerine büyükşehir belediyesinin sorumluluğunda bulunan alanlarda işletilecek yerlere ruhsat vermek ve denetlemek.

- Coğrafî ve kent bilgi sistemlerini kurmak.

- Büyükşehir belediyesinin yetki alanındaki meydan, bulvar, cadde ve ana yolları yapmak

- Gıda ile ilgili olanlar dâhil birinci sınıf gayrisıhhî müesseseleri ruhsatlandırmak ve denetlemek, yiyecek ve içecek maddelerinin tahlillerini yapmak üzere laboratuvarlar kurmak ve işletmek.

- Sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak çevrenin, tarım alanlarının ve su havzalarının korunmasını sağlamak; ağaçlandırma yapmak.

- Büyükşehir içindeki toplu taşıma hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek, büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde taksi ve servis araçları dâhil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek.

- Büyükşehir belediyesinin yetkili olduğu veya işlettiği alanlarda zabıta hizmetlerini yerine getirmek.

- Kültür ve tabiat varlıkları ile tarihî dokunun ve kent tarihi bakımından önem taşıyan mekânların ve işlevlerinin korunmasını sağlamak, bu amaçla bakım ve onarımını yapmak, korunması mümkün olmayanları aslına uygun olarak yeniden inşa etmek

- Su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek, bunun için gerekli baraj ve diğer tesisleri kurmak, kurdurmak ve işletmek; derelerin ıslahını yapmak; kaynak suyu veya arıtma sonunda üretilen suları pazarlamak.

- Gerektiğinde sağlık, eğitim ve kültür hizmetleri için bina ve tesisler yapmak, kamu kurum ve kuruluşlarına ait bu hizmetlerle ilgili bina ve tesislerin her türlü bakımını, onarımını yapmak ve gerekli malzeme desteğini sağlamak.

- Büyükşehrin bütünlüğüne hizmet eden sosyal donatılar, bölge parkları, hayvanat bahçeleri, hayvan barınakları, kütüphane, müze, spor, dinlence, eğlence ve benzeri yerleri yapmak, yaptırmak, işletmek veya işlettirmek.

- Yolcu ve yük terminalleri, kapalı ve açık otoparklar yapmak, yaptırmak, işletmek, işlettirmek veya ruhsat vermek.

- Her çeşit toptancı hallerini ve mezbahaları yapmak, yaptırmak, işletmek veya işlettirmek, imar plânında gösterilen yerlerde yapılacak olan özel hal ve mezbahaları ruhsatlandırmak ve denetlemek.

- Mezarlık alanlarını tespit etmek, mezarlıklar tesis etmek, işletmek, işlettirmek, defin ile ilgili hizmetleri yürütmek.

- Merkezî ısıtma sistemleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek.

- Afet riski taşıyan veya can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturan binaları insandan tahliye etmek ve yıkmak.

- Sağlık merkezleri, hastaneler, gezici sağlık üniteleri ile yetişkinler, yaşlılar, engelliler, kadınlar, gençler ve çocuklara yönelik her türlü sosyal ve kültürel hizmetleri yürütmek, geliştirmek ve bu amaçla sosyal tesisler kurmak, meslek ve beceri kazandırma kursları açmak, işletmek veya işlettirmek, bu hizmetleri yürütürken üniversiteler, yüksekokullar, meslek liseleri, kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapmak.

- İl düzeyinde yapılan plânlara uygun olarak, doğal afetlerle ilgili plânlamaları ve diğer hazırlıkları büyükşehir ölçeğinde yapmak; gerektiğinde diğer afet bölgelerine araç, gereç ve malzeme desteği vermek; itfaiye ve acil yardım hizmetlerini yürütmek.

                                                                                                                                             Cengiz YILDIZ

                                                                                                                             Bağımsız Denetçi / Mali Müşavir



GECE YARISI “MUHTIRA KOKULU BİLDİRİ”

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 1 hafta önce / 06.04.2021 19:28:43 | Görüntüleme : 823

Öncelikle darbe imalı bu tür tüm bildirileri şiddetle kınadığımı, milletin iradesine sekte vurmaya çalışan söylemleri, ifadeleri asla tasvip etmediğimi belirterek yazıma başlamak istiyorum.

                 Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle “Gece yarısı gerçekleştirilen bu eylem kesinlikle art niyetli bir girişimdir, İfade özgürlüğü değildir.” Bu değerlendirmeye bu memleketin bir evladı, vatandaşı  olarak, tarihi darbeler, ihtilaller, muhtıralarla dolu bir Türkiye’de artık böyle demokrasiye, özgürlüğe, milletin, vatanın geleceğine KARA BİR LEKE OLARAK GEÇECEK  özürlü yaklaşımlarla tevessül edilmemesi yönünden aynen katılıyorum.

                Birileri çıkmış diyor ki; ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğü; milletin iradesiyle, seçilen yönetimi darbeyle tehdit etmek değildir. Bu tarz imalı, iyi niyetli olmayan yaklaşımları, geçmişte çok gördük ve inanın çok zararını gördük. Buna izin vermeyecek bir “ÇELİK GİBİ BİR MİLLİ İRADE” olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Nitekim Türkiye’nin dört bir yanından aziz milletimiz; STK, üniversite, kurum ve kuruluşlarıyla, vatandaşıyla ve devletin en tepesinden tutunda her seviyede gerekli cevabı, duruşu tepkiyi göstermiştir ve göstermeye devam etmektedir. 

                Yine birileri çıkmış muhalefet yapayım derken, millete saygısızlık yaptığını göremeyen güruhlar “Montrö antlaşmasından asla vazgeçilemeyeceğini vs..” benzer cümleler kuruyorlar. Montrö ülkemize elbette ki kazanımlar sağlamıştır. Bir antlaşmadır ve Tabiki bu antlaşmalara hukuki açıdan bağlılık devam etmektedir.  Peki; yarın Türkiye’mizin geleceğine, gelişmesine yeterli gelmemesi halinde, kendi çıkarlarımızı korumak adına bazı maddelerde uygun görülmemesi halinde ne yapacağız. Kuru kuruya devam mı edeceğiz? Elbette ki hayır! Yanlış, eksik ve bizi taşımıyorsa gerekeni devletin büyükleri hukuki sınırlar içerisinde yapacaktır ve yapmaları gerekmektedir.

                Haddini aşan, milli iradeye saygısızlık olarak gördüğüm bu “Darbe imalı Bildiri” bu aziz milletin gözünde ve gönlünde bir “Hiç” yani yok hükmündedir.

                Yerli ve milli yatırımlara, Kanal İstanbul gibi muhteşem bir yatırıma, bizlere bu projenin tamamlanmasıyla beraber, kendini amorti edecek bir gelir, ekonomiye kazandıracakları,  yıllık ortalama 1 milyar dolar getirisi, İstanbul’dan geçen yılda 43 bin gemi sayısının 85-86 bin sayısına varacağı, her şeyden öte bizim projemiz, bizim yatırım hamlemizle “DOSTA GÜVEN VE DÜŞMANA, BİZİ ÇEKEMEYENLERE KORKU SALACAK” bu projeyle #İSTANBUL şehrimize yepyeni bir STRATEJİK ÖNEM atfettirecektir.

                Son olarak şunu ifade etmek isterim ki; Türkiye artık eski Türkiye değil. Birileri bu tarz anlamsız bildirilerle, devlete, millete parmak sallayarak bir yerlere varamayacaklarını bileceklerdir. Nitekim devletin yetkili savcıları, yargısı gereğini yapmış ve “Soruşturma” başlatmıştır. Detay gelişmeleri ileriki günlerde hep beraber göreceğiz.

                Muhalefetten beklentimiz; böyle zamanlarda hep beraber siyasi kazançlar devşirelim derken, evdeki bulgurdan olmamaları, saflarını her daim milletten yana göstermeleridir. Milletin ve devletin bekasına yönelik net tehdit kokan bu tarz girişimcilere ortak bir duruş göstermeleridir vesselam..

                Hürmet ve muhabbetle… 06.04.2021



AK PARTİ 7. OLAĞAN BÜYÜK KONGRE İZLENİMLERİM VE 2023…

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 2 hafta önce / 30.03.2021 10:49:41 | Görüntüleme : 937

24 Mart 2021 tarihinde 2023 ve 2024 seçimlerine taşıyacak yönetim kadrosunun isimleri belirlendi. Öncelikle hayırlı olsun dileklerimi sunuyorum.

 

                Başta ülkemize ve tüm insanlığa hayırlar getirecek çalışmaların, beklentilerin en iyi şekilde karşılanabileceği bir gayretin ve neticenin olmasını temenni ediyorum.

                Ak Parti Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın öteden beri önemle altını çizdiği 2023-2053-2071 hedef ve hayallerini yerine getirebilmek adına, sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik ve askeri her cephede koşturduğunu hep beraber gördük ve görüyoruz.

                2023 hedefi aynı zamanda Cumhuriyet’in 100. Yılı ve şahsımın da ısrarla talep ettiği, çıktığım her programda, yazdığım birçok yazıda kaleme aldığım “SİVİL ANAYASA” konusu ve beklentisi inanın tavan yapmış durumda. Hem de toplumun her kesiminde..

                İzlenimlerim;

MKYK sayısının 50’den 75’e yükseltilmesi, “yedeklerin de asıl gibi çalışacağı” ifadesini önemsiyorum.

Yönetim kadrolarının hemen hemen hepsinde ehliyetin, liyakatin ve tecrübenin olduğunu gördüm 70-80 yıllık süreçte maalesef yerinde sayan, üretimden uzak bir yönetim anlayışının yerine Üreten, Katma Değer Sağlayan, Bağımsız Dış Politikadan Asla Ödün Vermeyen, Devleti Milletin Emrine Veren, Hem Sahada Hem Masada Aldığı Kararlarla “Türkiye” Devletini Olması Gereken Konuma Getiren, Sağlık Sektöründe Muhteşem Başarılara İmza Atan, Yerli Ve Milli Savunma Sanayinde Devrim Yapan Bir Türkiye Seviyesine Gelindiğini, Soyut İfadelerle Değil Somut Ve Delillerle, Sahada Ve Her Yerde Gösteren İspat Eden Bir Ülke..

Yoldan geçen her iki kişiden birinin oy verdiği ve benimsediği bir parti haline gelen Milletin Partisi..

Yine devamla Sayın Cumhurbaşkanımızın  ve Ak Parti Genel Başkanı olarak “GÜVEN VE İSTİKRAR” için mutlaka 2023 eşiğinin aşılması ve 2053 gibi bir hedefi de göstermesi vurgusunu kayda değer bir yol haritası olarak gördüm..

Ak partinin “Hakim bir Parti” yani uzun soluklu ve yaptıklarının yapacaklarının bir göstergesi olması açısından tekrar iktidara gelmesi gerektiği,

Avrupa Birliği vb. ülkeler gibi yaşlı bir nüfustan çok genç, dinamik ve üreten bir nüfusa sahip olunması yönünden, nüfus artışına vurgu yapması,

                Özellikle Merkezi Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyelerinin toplumun her kesiminden, her görüşünden olmasını çok beğendim ve takdir ettim doğrusu.. Zengin ve kaliteli bir kadro…

                Her görüşten olanları YÖNETİME dahil etmiş. Mesela; Milli görüşten, İyi Parti’den, Nizamı Alem ocaklarından, Ülkü ocaklarından, Alevi kanaat öncülerinden, ayrıca emeği geçmiş bir şekilde incinmiş, kırılmış sahanın tozunu yutmuş, bir tarafta yedekte bekleyenlerinde dahil edildiğini gördüm..

Gelecek nesillere tecrübeli olanlarla bir karma oluşturulmuş… Takdire şayan..

                Sayın Cumhurbaşkanımızın Ak Parti Genel Başkanı sıfatıyla 2023 seçimlerini her zaman olduğu gibi önemsediğini ve tedbiri elden bırakmadan, işi bilenlerle birlikte müthiş bir sürece girildiğini görüyoruz. Görüşüm; kadroları çok beğendim. Tebrik ediyor ve başarılar diliyorum.

                Tecrübe ve gençlik iksiri beraberce yönetimde.. Her halde 19 yıllık başarı hikayesi burada saklı gibi..  2023’e götürecek kadrolar teşekkül ettirildi. Artık sahalara inip, aziz milletin dertlerini dinleyip, çözümler üretip gereğini yapmak vaktidir.

                İnanın yapılacak işler,  kalan 2 yıllık zaman zarfından çok fazla.

Haydi, iş başına… Kalın sağlıcakla… 29.03.2021 Cengiz YILDIZ

 

 



DEVLETİMİZİN TERÖRLE MÜCADELESİ!

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 ay, 3 hafta önce / 24.02.2021 10:08:48 | Görüntüleme : 3217

Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki; Türkiye devletinin ve yetkililerinin Terörle mücadelesini ayakta alkışlıyorum.. Başarılarının devamını diliyorum.

            Son yarım asrın, hem masada hem de sahada kritik en önemli merhaleleri yaşandığına şahitlik yapıyoruz.

              Devletimizin, yetkililerimizin havada, karada, denizde sürdürdükleri kararlılıkla ve tabii ki diplomasi alanındaki zorlu Mücadele'nin şahsım ve milletine, askerine, polisine, devletine güvenenler olarak, zaferle neticeleneceğine inananlardanım.
            Yakın zamanda #Gara 'da 13 şehitlerimizin acısı devam etmektedir maalesef. Tüm vatanı ve değerleri için gerektiğinde canını veren tüm yiğitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Güvenlik kuvvetlerimizin, devletimizin yöneticilerinin samimiyetle öteden beri her tür legal yöntemi kullanarak, rehin alınmış vatandaşlarımızı kurtarmak adına girişimlerini, kalleşçe, acımasızca yok sayarak, işkenceye tabi tutarak katleden PKK başta olmak üzere, destekçisi siyasi partiyi ve söylemleriyle dolaylı dolaysız tüm siyasi partileri vb. şiddetle kınıyorum.

             İç politikada muhalefetin, devlet aklının ve Türkiye'mizin geleceğine yönelik verilen yapılan doğru hamlelerin yanında durmayışı maalesef bizleri ayrıca üzmektedir.
Böyle zamanlarda siyaset üstü milli bir refleksle her halükarda devletin yanında durulması gerekirkenÜslubun, söylemlerin terör odaklarının diliyle olması, onların ağzından konuşulması biz Türkiye Cumhuriyeti’nin, gönül coğrafyasının evlatlarını hakikaten çok üzmekte, kırmakta ve incitmektedir.

            Zira bu bir milli meseledir, bir Beka meselesidir.

            Tabii ki toplumun geneline baktığımızda terörle mücadele konusunda bir birlik ve dayanışma ruhunun görülmesi, içeride ve dışarıda her daim tetikte bekleyen şer odaklarının işini zorlaştıracağına ve kalplerine bir korku gireceğinden hiç şüpheniz olmasın.
            Batı dünyasından, ABD’den zaten ciddi bir tepki gelmiyor ve biz buna haliyle şaşırıyoruz, aslında pek şaşırmıyoruz ama! Çünkü onlar uzun yıllar terör örgütlerini besleyip büyüten, kollayan, himaye eden aynı çevreler olduğunu hepimiz biliyoruz.         Etrafımızda çöreklenen yüzümüze gelince gülücükler dağıtan, Rusya, İran'ı, Birleşmiş Arap Emirlikleri, Avrupası, ABD’si  ve sair… Yani karşımızdaki şer cephesi, hem bölgesel hem de küresel ölçekte Türkiye düşmanlığını her zeminde dillendirmeye, fitne fesatlarını maalesef devam etmektedirler..

            Türkiye son yıllarda istihbaratta ve güvenlik anlamında çok büyük başarılara imza atmıştır. Tabiri caizse ölümcül terör örgütlerinin belini kırmıştır. Artık rahat eylem yapamaz hale gelmişlerdir. Zaten bunu yapamadıkları içindir ki; bu tarz gayri insani, zalimane, insanlık dışı hal ve hareketlerde bulunmaya devam etmektedirler.
            Türkiye Devleti takdire şayan şanlı Güvenlik güçleri marifetiyle terör örgütlerin içerisindeki elebaşlarını, beyin adamları ele geçirerek ya hukuki anlamda cezalandırılarak ya da operasyonlarda öldürülmektedirler.
            Hülasa; Türkiye'nin maruz kaldığı muameleler kirli bir savaşın ta kendisidir. Zira bu bölgede Sadece PKK terör örgütü değil, deaş, fetö vb.. birçok terör örgütleri de bir yerlerden beslenerek, bir yerlerden lojistik destek alarak sevk ve idare olunmaktadırlar.

            Türkiye Devleti mevcut yönetimi ile göstermiş olduğu askeri başarısını, mücadelesini sahada sağladığı gibi, inanıyorum ki; siyasi ve diplomatik başarılarıyla pekiştirerek, dişe diş mücadele ederek, hak ve hukuk çerçevesinde, aziz milletimizden aldığı maddi manevi destekle tüm problemleri kökünden çözebileceğine olan inancım tamdır.  Hürmet ve dua ile.. 24.02.2021

                #DurmakYok YolaDevam
                                                                                                                                             Cengiz YILDIZ



2023 SEÇİMLERİNE SİVİL ANAYASA İLE GİRELİM!

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 ay, 1 hafta önce / 11.02.2021 09:11:04 | Görüntüleme : 1573
Şahsım yaklaşan 2023 seçimlerine, tüm kesimlerin ortak paydası olacak bir SİVİL ANAYASA girilmesi yönündedir.

 

                Yıllardır dillendirilen ve mevcut iktidar tarafından sivilleştirilmeye çalışılan 1982 Anayasa’sının zaman zaman tadil edilerek, sağı solu düzeltilerek yola devam edildiğini hepimiz biliyoruz.

                Fakat yeterli değil ve artık mutlaka üstüne “darbe ruhu sinmiş anayasanın” değişmesi olmazsa olmazdır.

                1982 Anayasası;  bu anayasayı biliyoruz ki maalesef “Darbe ruhu” işlenmiş ve sinmiş vaziyetteki halinin tüm siyasi partilerin, üniversitelerin, STK’ların, odaların, kurum ve kuruluşların, Tabiki aziz milletimizin onayı alınarak değiştirilmesi artık şart olmuştur.

                1982 Anayasasını, o zamanın 12 Eylül 1980 darbesini, ihtilalini gerçekleştiren askeri cuntanın hazırlattığını hepimiz biliyoruz.

                Millet, 27 Mayıs 1960 darbesinin mahsulü 1961 Anayasasından kurtulmak isterken, maalesef başka bir darbenin mahsulü 1982 Anayasasına takılmıştır.

                1982 Anayasası ile alakalı o günden sonra bir takım değişiklikler olmuştur. Örneğin; Merhum ANAP Genel Başkanı Turgut Özal 1987 tarihinde ilk değişikliği yapmıştır. Sonra ki yıllarda 20 küsur değişiklik daha olmuş, en son değişiklikte 10 Aralık 2016 tarihinde gerçekleşmiştir.  

                Bizim ufkumuz, hedefimiz, vizyonumuz 2023, 2053, 2071 ise;  o büyük hedeflere ulaşmak adına mutlaka ama mutlaka artık tabiri caizse, ahı gitmiş vahı kalmış, gücünü yitirmiş Anayasa yerine;  milletin, büyük Türkiye’min özgül ağırlığını kaldırabilecek, GELECEĞİMİZİ DAHA DA GÜÇLÜ İNŞA EDECEK, YEPYENİ SİVİL BİR ANAYASAYA İHTİYACI VARDIR.

                Şunu bilmeliyiz ki; ANAYASA ÇALIŞMALARI partiler üstü, gündelik kısır politik çekişmelerin malzemesi değil, DEVLET VE İSTİKBAL MESELESİDİR.

                İnanıyorum ki; yakın zamanda samimiyetle masalar kurulacak, uzmanlardan müteşekkil heyetler, her kesimden katkı sağlayacaklar, TÜRKİYE lehine olacak SİVİL BİR ANAYASA çalışmasını başlatacaklardır. Ne zaman mı biter? Diye soruyorsanız en geç 6-7 ayda şekillenir diye düşünüyorum.

                Özetle; 2023 seçimlerine eğer ortak bir anlaşma sağlanamazsa mutlaka bir REFERANDUM olur. Halkımızın hakemliğine başvurulur. Sandığa gidilir. Halk kararını verir.

                SİVİL ANAYASAMIZIN; teferruatta boğulmuş, sıkıcı, ne dediği anlaşılmaz değil, tam aksine kısa, öz ve ne demek istediği her seviyede rahatlıkla anlaşılabilir olması bir vatandaş olarak talebimizdir.

                Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’IN;

"Tüm fikir ve aksiyon insanlarımıza çağrıda bulunuyorum. Gelin hep birlikte yeni anayasa konusundaki tekliflerimizi hazırlayıp tartışmaya başlayalım. Milletimizin önüne en kapsayıcı metni koyalım. Cumhuriyetimizin 100'üncü yılını darbe anayasasıyla değil, bu ülkeye ve milletimize yakışan yeni sivil bir anayasa ile karşılayalım" çağrısını, teklifini yerinde buluyorum.

                Her şeyin, çalışmanın hak adına halkın menfaatine uygun olması dua ve temennisiyle şimdiden hayırlı olmasını diliyorum. Selam ve Dua ile..

                                                                                                                             BD/SMMM Cengiz YILDIZ

 



HATAY İLİMİZİN ZEYTİN CENNETİ ÖZÜ ALTIN “ALTINÖZÜ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 ay, 1 hafta önce / 09.02.2021 11:25:31 | Görüntüleme : 426
Bugün sizlerle Sahrap SOYSAL hanımefendiden bizlerin de altına imza atacağı ve duygularımız, tespitlerimizi dile getiren ALTINÖZÜ’NÜN ZEYTİN DENİZİ başlıklı güzel bir yazısıyla sizleri buluşturmak istedim. Katkı ve değerlendirmelerinden dolayı teşekkür ediyoruz.

“Altınözü’ndeki hemen hemen her ev kendi zeytinyağını yapıyor. Bölgede zeytinyağıyla yapılan yemeklerin tadı ise olağanüstüdür...

                Bereketli Hilal Bölgesi denilen yukarı Mezopotamya ve Doğu Akdeniz bölgesi, yabani zeytin ağacının ilk kez ehlileştirildiği yer olarak kabul edilmektedir. Bu bölgenin en kadim yerleşim merkezlerinden biri de Antakya ve ilçeleridir.  Adı gibi bereketi çağrıştıran Altınözü ilçesinin iklimi ve toprağı zeytin yetiştiriciliğine çok uygun. Bu yüzden Suriye sınırına kadar uzanan uçsuz bucaksız topraklarının çoğu zeytin ağaçlarıyla kaplı. Bir zeytin denizi gibi.

                Altınözü çevresinde milattan önceki tarihlere kadar uzanan zeytin işlikleri var.

                Çoğu kez atların çektiği zeytin patozları çok eski bir zeytinyağı çıkarma yöntemi olarak hâlâ bazı köylerde kullanılıyor. Hemen hemen her ev kendi zeytinyağını kendi yapar. Oldukça yoğun meyve aromasına sahip olan zeytinyağı, tüm geleneksek yemeklerde sıcak ya da soğuk olarak tüketilir.

                Bu bölgede celep aşı, savrani, karamani, kalembezi, haşebi, topak gibi pek çok zeytin çeşidi yetişiyor.

                Benim yemeye doyamadığım ve çerez gibi tükettiğim halhalı zeytininin çekirdeği ise minicik ama bol etli. Zeytin çekirdeğine hiç yapışmadan kolayca ayrılıyor. Zeytinin özel bir karakteri olan, canlı bir meyve olduğuna inanan Altınözü’lüler, aynı zamanda zeytinin inatçı olabileceğini de ifade ediyorlar.

                Özellikle çiçek açmamakta inat eden zeytin ağacını sözle korkutuyorlar.

                Sonra da gövdesine ufak bir çentik açıp, ufak bir çiviyi çakıp, ufak bir dalı da kesiyorlar. Böylece zeytinin korkup, çiçek verdiğine inanıyorlar.

                Zeytin ağacının yanı başında, uyumla yetişen, büyüyen portakal, incir ve yenidünya ağaçlarının daha iyi meyve verdiğini ifade ediyorlar.

                Tahta tokmak ya da taşla zeytini kırarken oldukça nazik davranırlar. Çünkü zeytinin kalbini kırmak olmaz.

                Altınözü’nde zeytin ağacı o denli kıymetli ki düğünde arabadan indirilen gelinin eline zeytin ağacı tapusu veriyorlar. Yine sadece zeytin ağacına uygulanan özel bir tapu düzenlemesi var. Adına “zeminsiz zeytin ağacı tapusu” diyorlar. Yani toprak başka birinin, üzerindeki zeytin ağacı başka birinin. Sanırım dünyadaki hiçbir ağaca böyle özel bir muamele yapılmıyordur.

                Altınözü Belediye ve Kaymakamlığı’nın logosu bile zeytin. Hatta belediye binasının içine girince sizi asırlık bir zeytin ağacı karşılıyor. Boşuna dememişler “Zeytin diyarı Altınözü” diye.

Baş tacı yemekleri

                Zeytinyağıyla yapılan yemeklerin tadı olağanüstüydü. En favorim olan sarma içi, kurutulmuş ve haşlanmış baş biberin ince bulgurla uzun süre yoğurulmasıyla başlıyor. Toprak çanakta yapılan bu muhteşem yemeğe nar ekşisi apayrı bir lezzet katıyor.

                Kuru baş biberle yapılan, bulgur pilavı kıvamlı biberli aş, oval şekilli, kızartılan bir içli köfte olan oruk, et ve buğdayla yapılan, bol kimyonlu, keşkek kıvamlı aşur, karışık sarma dolması, tuzlu yoğurtla yaptıkları kış kabağı boranisi, zeytinyağlı sıyırma ve kabak kavurması, şişberek, ekşili aş, patatesli köfte, peynirli irmik helvası, taş kadayıf, mercimekli bir patlıcan yemeği olan şık mualle, bir çırpıda sayabileceğim muhteşem yemekler.

                Toprağı ve iklimi tarıma çok elverişli olan Altınözü’nde zeytin dışında, tütün, buğday, arpa, biber ve her türlü sebze-meyve yetişebiliyor.

                Adı gibi bereketi çağrıştıran bir ilçe. Arap Ortodoks, Türkmen, Alevi, Ermeni ve Kürt gibi kadim kültürlerin, inançların bir arada yaşadığı bu topraklardaki yemek zenginliği anlatmakla bitmez. Bu seyahatimde beni en çok etkileyen, tadı damağımda kalan yemek, firik buğdayıyla yapılan nar ekşili baş biber dolması.

                Bulgurun kullanıldığı her yemekte kullanılan firiğin hazırlanması oldukça zahmetlidir. Buğday başakları bir karış boya gelince toplanıp, ateşte pişiriliyor.

                Ancak hem yanmamasına hem de çiğ kalmamasına çok dikkat edilir. Daha sonra gölgede kurutulan henüz olgunlaşmamış yeşil firik buğdayı patozda ayıklanır ve değirmende kırdırılır. Sütlü lezzeti ve isli tadıyla kullanıldığı her yemeğe olağanüstü bir aroma katan firik bulguru bu coğrafyanın da çok sevilen bir yiyeceği.

                Altınözü Zeytinyağı Festivali’nin düzenlenmesi için ele ele verip, canla başla çalışan kaymakam ve belediye başkanına huzurlarınızda çok teşekkür etmek isterim. Son dönemlerde yaşanan sıkıntıları, her tür talihsizliğe rağmen yine lezzetin, sevginin ve kardeşliğin şehri olmaya devam eden Hatay’ı da ayrıca selamlamak isterim.”

                Hatay ilimizin muhteşem bir incisi olan bizzat şahsımın da Altınözü kökenli olması, ceddimin, akrabalarımın halen bu coğrafyada yaşıyor olması ayrı bir keyf.. Öteden beri ALTINÖZÜ ilçemiz ile alakalı bir yazı yazmak istiyordum. Bu konuda başta Antakya, Altınözlü hemşerilerimiz olmak üzere, Hatay ilimizin dört bir tarafından yaşayan kardeşlerimizin bir talebi olmuştu. İnşallah azda olsa bir katkıda bulunabilmişizdir.

                Bu yazıda bir vesile oldu.. Sahrap Soysal hanımefendinin kalemine sağlık..    

                Kalın sağlıcakla…