......

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 252053

AKÎKA KURBANI

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 hafta, 15 saat önce / 07.08.2018 11:24:11 | Görüntüleme : 239
Çocuğun doğumunun ilk günlerinde Allah’a bir şükran nişanesi olarak kesilen kurbana “akîka kurbanı” denilir.

Esasen akîka, Arapça’da yeni doğan çocuğun başındaki saçın adıdır. Akîka kurbanı kesildiği gün çocuğun başı da tıraş edildiği için kurban bu adı almıştır.

Akîka kurbanı Hanefîler’e göre mubah (bazı rivayetlerde mendup), diğer üç fıkıh mezhebine göre sünnet, Zâhirîler’e göre vâciptir. Hz. Peygamber torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin için birer koçu akîka kurbanı olarak kesmiş ve ümmetine de yeni doğan kız ve erkek çocukları için akîka kurbanı kesmelerini tavsiye etmiştir. Resûl-i Ekrem’in bu tür uygulama ve tavsiyeleri dinî bir gereklilik şeklinde değil de doğum, düğün gibi mutlu olayların yakın çevreye duyurulması, sevincin onlarla paylaşılması ve neticede sosyal yapının ve dayanışmanın sağlamlaştırılması yönünde tedbir ve örnekler (sünnet, nafile ibadet) olarak algılanması daha doğru olur.

Akîka kurbanı, çocuğun doğduğu günden bulûğ çağına kadar kesilebilirse de doğumun yedinci günü kesilmesi müstehaptır. Aynı günde çocuğa isim verilmesi ve saçının kesilerek ağırlığınca altın veya gümüşün tasadduk edilmesi de tavsiye edilmiştir.

Kurban olmaya elverişli her hayvan akîkaya da elverişlidir. Kesilen bu kurbanın etinden kurban sahibi ve aile fertleri, yakın dostları yiyebileceği gibi tasadduk da edilebilir.

Allah kabul eylesin.



AYET-EL KÛRSÎ’NİN FAZİLETİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 hafta, 4 gün önce / 03.08.2018 10:09:19 | Görüntüleme : 176
Ayetel Kürsî Kur'anın, İhlâs Suresi gibi, kalbi sayılan, son derecede önemli ve büyük bir ayettir. Hz. Peygamber Efendimiz bu ayet hakkında şöyle buyurmaktadır:

"Ayetel Kürsî, o kadar kutsal bir ayettir ki, farz namazından sonra okunması halinde bir dahaki namaza kadar okuyan kişi Cenab-ı Allah'ın zimmetindedir !""

Zimmetinde demek, bir şeye sahip olmak; korumasında olmak, kimsenin el uzatamayacağı, ihlâl edemeyeceği, zarar veremeyeceği konumda olmak demektir. Cenab-ı Allah'ın zimmetinde demek, asla hiç bir kimsenin, hiç bir gücün zarar veremeyeceği; Allah Tealâ'nın sahip çıktığı konuma kavuşmak demektir.

Sahabeden bazı kişilerin, Kur’an’ın en büyük ayeti hangisidir sorusuna, Peygamberimiz(s.a.s.): “Âyet-el kürsîdir” cevabını vermiş ve: “Her şeyin bir zirvesi vardır. Kur’an’ın zirvesi de Bakara Sûresidir. Bakara Sûresinde bir ayet vardır ki, o ayet Kur’an ayetlerinin seyyîdidir. O, ayet-el kürsî ayetidir.” Buyurmuştur.(Tirmizî, Fedâilü’l Kur’an, 2)

Yine Hz. Peygamber(s.a.s.): “Kim Ayet-el Kürsî’yi okursa o gün akşama kadar kaza ve belâlardan korunur.” buyurmaktadır.

Bakara Sûresinin 255.ci ayeti olan bu ayeti, bilenlerin bilmeyenlere tavsiye etmesi; herkesin evlatlarına ve yakınlarına öğretmesi son derecede önemlidir.! 

KULLUK ET DE GİT.

Bu fani dünyadan konup göçmeden

Yüce Tanrı’ya has kulluk et de git

Hayatta gaflet şarabın içmeden

Yüce Mevla’ya has kulluk et de git.

 

Önümüzde sarp dağlar var aşalım

Yetim-yoksula yardıma koşalım

Takvada daim yarışıp coşalım

Fakir-fukaraya bolluk et de git.

 

İlâhiler olsun sazın telinde

Dosta hayır dua tatlı dilinde

Sevgi, şefkat vermek senin elinde

Komşuya hayatı ballık et de git.

 

Ömür belli sayılı gün tez biter

Doğru yol Cennete varmaya yeter!

Yazık, şeytan daim günaha iter

Nefsini tutacak kolluk et de git!

 

OYTAN Muammer gönül gözü baksa

Kuraklıkta rahmet yağıp su aksa

Ruhum kül olmuş, aşk daha da yaksa

Mecnun ol, çölleri yolluk et de git!



KURBAN

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 hafta, 17 saat önce / 31.07.2018 09:38:45 | Görüntüleme : 138
Sözlükte “yaklaşmak, Allah’a yakınlık sağlamaya vesile olan şey” anlamına gelen kurban, dinî bir terim olarak, “ibadet maksadıyla belirli bir vakitte belirli şartları taşıyan hayvanı usulünce boğazlamak, ya da bu şekilde boğazlanan hayvan” demektir. Arapça’da bu şekilde kesilen hayvana udhiyye denilir.

   İnsanlık tarihi boyunca hemen bütün dinlerde kurban uygulaması mevcut olmakla birlikte şekil ve amaç yönüyle aralarında farklılıklar bulunur. Kur’an’da Hz. Âdem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettiklerinden söz edilir (el-Mâide 5/27); bir başka âyette de ilâhî dinlerin hepsinde kurban hükmünün konulduğuna işaret edilir (el-Hac 22/34). Ancak Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta kurban telakkisi bir hayli değişikliğe uğramıştır. Hıristiyanlık’ta İsâ’nın çarmıha gerildiği ve bunun insanoğlunun aslî günahına karşı Baba’nın oğlu İsâ’yı feda etmesi olduğu inanışıyla kurban telakkisi özel bir anlam kazanmıştır.

İslâm’da kurbanın dinî hükmüyle ilgili olarak Kur’an’da, Hz. Peygamber’in sünnetinde önemli açıklamalar yer almış, bu çerçevede oluşan fıkıh kültüründe de konu hakkında ayrıntılı bilgi ve hükümler derlenmiştir.  Kurban gerek fert gerekse toplum açısından çeşitli yararlar taşıyan malî bir ibadettir. Kişi kurban kesmekle Allah’ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilincini koruduğunu canlı bir biçimde ortaya koymuş olur. Müminler her kurban kesiminde Hz. İbrâhim ile oğlu İsmâil’in Cenâb-ı Hakk’ın buyruğuna mutlak itaat konusunda verdikleri başarılı sınavın hâtırasını tazelemiş ve kendilerinin de benzeri bir itaate hazır olduğunu simgesel davranışla göstermiş olmaktadır.

Kurban toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar, sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur. Özellikle et satın alma imkânı hiç bulunmayan veya çok sınırlı olan yoksulların bulunduğu ortamlarda onun bu rolünü daha belirgin biçimde görmek mümkündür. Zengine malını Allah’ın rızâsı, yardımlaşma ve başkalarıyla paylaşma yolunda harcama zevk ve alışkanlığını verir, onu cimrilik hastalığından, dünya malına tutkunluktan kurtarır. Fakirin de varlıklı kullar aracılığıyla Allah’a şükretmesine, dünya nimetinin yeryüzündeki dağılımı konusunda karamsarlık ve düşmanlıktan kendini kurtarmasına ve kendini toplumunun bir üyesi olarak hissetmesine vesile olur.



MERAL AKŞENER’İN İSTİFASI VE İYİ PARTİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 hafta, 17 saat önce / 31.07.2018 09:37:53 | Görüntüleme : 41
Meral Akşener neden istifa etti? Sanırım bu soru uzun bir süre gündemi meşgul edecek görünüyor… İyi partinin durumu şimdi daha mı iyi oldu? Hemen söyleyelim; büyük bir muamma ile karşı karşıyayız.

Birtakım insanlar tarafından bu yapının proje olduğu zaman zaman dile getirilmekteydi. Özellikle MHP ve Saadet özelinde diğer muhalefet blokuna kayacak oyları önlemek için bir paratoner vazifesi görmek üzere partinin kurulduğu söyleniyordu. Bu iddiayı güçlendirecek birçok vakaya da şahit olduk. Örneğin daha seçimden bir iki gün sonra İYİ Parti yetkililerinden gelen “Ak Parti ile uyumlu çalışacağız” açıklaması, üstüne Meclis Başkanvekilliğini AKP MHP oyları ile güle oynaya HDP’ye vermelerine ses çıkartmamaları gösterilebilir. Zira CHP bundan en büyük yarayı aldı. Parti, esas sıkıntıya sokması gereken aynı ideolojik düzlemdeki rakip Mhp’ye dokunmadı. Hakikaten henüz çiçeği burnundaki yeni parti, CHP ve Ak Parti’den birkaç puan oy aldı. Saadet’e gelmesi beklenen oyları önledi.

***

Meral Hanım’ın “Cumhurbaşkanı Adayı olacağım” ısrarıyla muhalefetin ortak aday çıkarmasını da önlemesi, proje fikrinin önemli bir başka icraatı oldu. Herhalde bu kadar önemli iki büyük görevi yerine getirince misyon tamamlanmış olmalı. Batılıların dediği gibi “mission has been completed” görev tamam, artık eve dönebilirsin.

Ayrıca seçim yenilgisine müteakip sonucun olumsuzluğunu ortaklara yüklemeleri de karakterlerini göstermesi bakımdan önemli diye düşünüyoruz.

Kamuoyunda, İYİ Partiyi birkaç ay içinde bu kadar yüksek oy aldığı için başarılı bulanlar ve yeni kurulan bir partinin yüzde 10 oy almış olmasının şaşkınlığını yaşayanlar var. Şunu unutmamak gerekir ki Cem Uzan 2002 seçimlerinde ekmek arası döner dağıtarak ve -affedersiniz- dansöz oynatıp şarkı söyleterek yüzde yedi oy aldı. Her malın bir alıcı kitlesi var. Seçmende de yüzde yedilik böyle bir kitle var. Tahkir değil, tespit olarak ifade ediyoruz.  Bu piyasa başkalarının elindeydi. Şimdi el değiştirdi.

Tabi burada göremedikleri husus şu; “bu pazara/kitleye hitap eden bir ürüne ihtiyaç” vardı. Bu kitleye birileri mutlaka hitap edecekti. Anılan kitlenin “yüzer gezer, her an her yere gidecek bir parti” arayışında olduğu için bu partinin oylarını abartmamak gerekir. Duygulara hitap eden yeni umutlar vaat eden bir parti oy alacaktı, aldı da.

Etrafındakiler sanki yarı yolda kalmış korkusundalar. Onun için bırakmayacaklar gibi. Hanımefendinin genel başkanlığa devamı için ısrarcılar. Kesin olarak bırakmış ise dananın kuyruğu tekrar kopacak. Yeniden liderlik krizi baş gösterecek. Bir zaman sonra partiden Ak Parti ve Mhp’ye kaymalar olur. Sonra siz sağ ben selamet…

***

Son dönemde ülkemizdeki yeni trend; Diriliş Dizileri, Osmanlı Saltanat Filmleri, Kılıç Kalkan Oyunları, Mehteran Bölükleri, Saraydaki Atlar ve Zırhlı Savaş Giysileriyle Milliyetçilik Akımı zirve yapmış durumda. İlginç bir şekilde ümmetten üniterliğe evrildik.

MHP ve İyi Parti dışında, Ak Parti içinde de yüzde 10 seçmenin milliyetçi kaygılarla Ak Parti’de olduğunu unutmayalım. Buna HDP ırkçılığı/karşıtlığını da katarsanız ne hale geldiğimiz daha iyi anlaşılır.

Yakında her iki sağ milliyetçinin birleşmesi sürpriz olmaz. Ayrı dursalar da çok farkları yok.  Birleşseler de anlamı yok zaten. Alan razı, satan razı durumu.

Özetle, Türk siyasetine kısa süre önce katılan bir siyasi parti/lideri, küskünlerin ve muhaliflerin yüzde onunu etrafında konsolide etmiş ve yaptıklarıyla da iktidara fayda sağlamış, böylece bir bakıma muhalefeti sabote etmiştir. Dönüşü muhteşem olur mu bilinmez ama şimdilik görev tamamlandı, piyasadan çekiliyor.



YALAN VE HİLE

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 hafta, 4 gün önce / 27.07.2018 09:52:42 | Görüntüleme : 154
Yalan, bir kimsenin gerçeğe aykırı olduğunu bile bile söylediği söz, kandırmak için söylenen asılsız söz anlamına kullanılan ahlâkla ilgili bir terimdir. Hile ise, bir kimseyi istenilen yönde irade beyanında bulundurmak için yanlış bir kanaat uyandırarak veya mevcut bulunan hatalı fikrin devamını sağlayarak yanıltmayı ifade eder.

Yalan ve hile insanları birbirine düşürür, güven duygusunu yok eder, dostlukları yıkar. Yalancı ve hilekârlar, kendilerine güvenilmeyen, saygı duyulmayan ve sevilmeyen insanlar durumuna düşerler. Hz. Peygamber(s.a.s.) sattığı buğdayın ıslağını yığının altına gizleyen bir sahabeyi: “Bizi aldatan bizden değildir”( Buhari, iman,164) diyerek uyarmıştır.  Bir başka hadiste de: “Yalan kötülüğe, kötülük cehenneme götürür, insan yalancılık yapa yapa nihayet Allah katında yalancılardan yazılır.”( Buhari, Edep, 69) buyurmuştur.

Yalan ve hilekârlık, kötülük ve haksızlıkları, çirkinlik ve edepsizlikleri örtbas etmek için başvurulan bir yoldur. Yalancılar, yalancı şahitlik yaparak, adaletin tecelli ettirilmesini önleyerek şahıslara ve topluma büyük zarar da verirler.

Yalancı şahitlik; doğruyu söylememek, yalan-yanlış şeyler söylemek suretiyle adaletin doğru şekilde tecelli etmesinin engellenmesi; haklı olan tarafın haksız çıkarılması ve bu suretle kul hakkının geçmesine sebep olunmasıdır. Tanrı huzurunda bu büyük bir günahtır ve Cenab-ı Allah’ın, kendisinin affetmeyeceği, ancak helâlleşmek ve tövbe etmek suretiyle mağdur olan kişinin affedebileceği veya affedilmesine vesile olabileceği bir günahtır.

ZİKREDER

Kalbin atar hiç durmadan

Zikreder hep Allah diye

Senin fikrini sormadan

 Zikreder hep Allah diye

 

Gülzardaki şen bülbüller

Kokusun salan sümbüller

Rengârenk açmış tüm güller

Zikrederler Allah diye.

 

Ana kucağı ol toprak

Sulak olsun ya da çorak

Resûl ile uçan Burak

Zikrederler Allah diye.

 

Cıvıl cıvıl öten kuşlar

Bildiğin kayalar taşlar

Koyun kuzu, büyük başlar

Zikrederler Allah diye.

 

Yayladaki serin pınar

Çağıl çağıl hep çağıldar

Billur yaşlar döker ağlar

Zikrederler Allah diye.

 

Deme: “Onlar ne bilecek?”

Çayır çimen güzel çiçek

Kelebekler, börtü böcek

Zikrederler Allah diye.

 

Semaya yükselen dağlar

Gök gürleten bulutlar

Geçen ömürler çağlar

Zikrederler Allah diye.

 

Rabbimiz yücedir yüce

Evrende her varlık cüce

Garip OYTAN gündüz gece

Zikreder hep Allah diye



YENİ SİSTEMİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 hafta, 16 saat önce / 24.07.2018 10:15:50 | Görüntüleme : 143
Günlerdir bir şaşkınlık ve biraz da bilgisizlik içinde yeni sistemin getirdikleri ve neleri değiştirdiğini tartışıyoruz. Ve her gün yeni bir gündemle uyanıyoruz. Başkanlık sistemi iyi mi kötü mü bunu zaman içerisinde öğreneceğimizi biliyoruz. Ancak iş işten geçmeden bazı şeyleri de ciddi bir şekilde ele almamız gerektiğinin farkındayız. Her ne kadar uygulama makamında olanlar bunlara kulaklarını tıkasa da ‘söylemesi bizden’ demek durumundayız.

Yeni dönemde, Hukuk Fakültesini bitirmeden Hâkim; memur olmadan Genel Müdür' olabilmenin önü açılmış görünüyor. Bu durum maalesef Astsubayın alay komutan olması gibi bir şey! Yani kurumun işleyişine tamamen yabancı kişiler o müessesenin en başına getirilebilecek. Belli gerekçelerle bunlar yapılıyor olsa da yağmurdan kaçalım derken ileride daha büyük sorunlarla karşılamayalım. (Bereket rektörlükteki hatadan dönüldü)

Anlaşıldığı kadarıyla bu kadar büyük sistem değişikliği öyle kısa bir dönemde düşünülerek ortaya konmuş bir şey değil. Birileri tarafından yapılmış, pazarlanmış ve sistematik bir şekilde aktarılıyor. Sanki ellerinde hazır metin var da onu tercüme ediyorlar. Bazen uygulamada ortaya çıkan karışıklıklar ve fikir değişiklileri de kamuoyunun tepkisine göre şekilleniyor.

Bu arada görüldü ki çok uzun süredir dillendirilen "federal yapıya geçiş" adım adım gerçekleştirilebilecek gibi. Soruyoruz biz mi yanlış anlıyoruz. Birilerinin çıkıp anlatması gerekiyor. Zira İçişleri Bakanlığının, görev tanımına, 'yurdun iç politikasına, il ve ilçelerin genel ve özel durumları ile ilgili değerlendirmeler yapmak ve cumhurbaşkanına teklifte bulunmak' ve 'ülkenin idari bölümlere ayrılması, il ve ilçelerin genel idarelerini düzenlemek' maddesi eklenmiş.

***

Biz, Başkan mı diyeceğiz Cumhurbaşkanı mı diyeceğiz, tartışa duralım atı alan Üsküdar'ı geçiyor. KHK'larla takır takır kanunlar yönetmelikler çıkıyor. Zaten isimlendirme ülkeyi ikiye bölüyor. Akp/Ak Parti diyenler, Saray/Külliye diyenler ayrışması olduğu gibi yandaş medya Başkan Erdoğan, karşıtları Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor. Doğrusu, nasıl mutlu olacaksa öyle söylensin, işlevi değişmiyor nasıl olsa.

Başkanlık da nerden çıktı demeyin.  Basına yansıdığı kadarıyla; CIA eski Türkiye şefi, Paul Benard Henze'nin 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu Türkiye raporunda, "Türkiye'nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında olacağından emin olamayız. Ülkeyi kuranlar denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde, Meclis; meclisi ikna ettiğimizde, Ordu; orduyu ikna ettiğimizde Yargı karşımıza geçebiliyor. Eğer Amerika'nın çıkarı Türkiye'de bir federal devlet kurulması ise mutlaka ve öncelikle yargı, ordu, meclis ve hükümeti tek elde toplayan BAŞKANLIK rejimine geçilmelidir. Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır. Eğer o bir kişi Amerikan çıkarlarına yardım etmek konusunda tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak Amerika için sorun olmaz”.

Yabancılar ülkeye dayatma yaparken hükümetle, cumhurbaşkanıyla, orduyla ayrı ayrı uğraşmaktansa daha kolay ve hızlı sonuç elde etmek için tek bir kişiyle muhatap olacaklar.

Bunun ne anlama geldiğini, -kamuoyunca pek bilinmeyen, esrarengiz isimlerden oluşan pek çoğunun ABD mezunu olduğu- bir kabineyle de ne yapılır zaman içerisinde göreceğiz.

Yüzyıllardır Anadolu topraklarında gelişerek meydana gelen kadim devlet yönetimi geleneğinin tamamen tersyüz edildiğine şahit oluyoruz. Mülkiye, hariciye geleneği yerini, özel şirket yöneticilerine bırakıyor.

Görüldüğü kadarıyla meçhule ve karanlık bir geleceğe doğru adım adım ilerliyoruz. Tek kişilik diktaya giden bir sistemden öte esrarengiz ellerin hâkim olduğu bir sürece doğru ilerliyoruz. Bugün için Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın varlığının bu tip amaçları bertaraf edeceğini düşünebilirsiniz. Peki, Sayın Başkan Erdoğan sonrası ne olacak. Planınız ne? Muamma... Sanırım taraftarlar da bilmiyor.

Bu yetkilileri elinde bulunduracak herhangi biri gelecek için gerçekten de ürkütücü değil midir?



HIRS VE HASET

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 hafta, 4 gün önce / 20.07.2018 09:48:36 | Görüntüleme : 184

  Hırs ve haset: Başkalarının malında gözü kalmak, başkalarını kıskanmak, saadetlerini arzu etmemek en kötü ahlâklardan birisidir. Kul bir şeye karşı ne zaman hırs gösterirse, hırs onu kör ve sağır eder. O zaman şeytan fırsat bulur; insan hırslandığı zaman onu arzusuna götürecek her şeyi, kötü ve çirkin olsa da güzel gösterir. İnsanları hırs ve haset helak eder: İblis haset yüzünden mel’un olmuş, rahmetten kovulmuştur; hırs da, kendisine bir ağaç hariç bütün Cennet serbest edilen Adem’i helak etmiştir! (İmam-ı GAZELİ, a.g.e.s. 91) Gerçek şu ki, kin ve haset, önemli sosyal problemlere yol açan ahlâki hastalıkların en belirginleridir. Haset, bencillik ve çekememezliktir! İslâm bilginleri hasedi, bir hastalık olarak değerlendirmişler, ruhu kirleten bir kusur, şerlerin en fenası olduğunu; böyle hisseden kişinin kendisinin de kötü olduğunu ifade etmişler; kıskanan kişinin öncelikle kendisine zarar verdiğini, kendisini mutsuz kıldığını, bunalıma düşürdüğünü belirtmişlerdir.(Halil Altuntaş,a.g.e.s.118-119). Belirtmeliyiz ki, birisinin durumuna imrenmek, özenmek, onun gibi olmaya çabalamak haset değildir. Olumlu bir tutum ve davranıştır. İnsanın gayretini artıran, maddi veya manevî durumunu düzeltmeye, özenip imrendiği kişinin durumunu yakalamaya sevkeden bir davranıştır.

-Kibir: Kendisindeki kuvvet ve kudrete, mal ve varlığa, sağlık ve afiyete mağrur olmaktır; büyüklenmektir. Kibirli olmak,  insanları kendisinden soğutan-uzaklaştıran kötü bir davranıştır. Resulullah (s.a.s.) “kendisinde zerre kadar kibir bulunan, cennete dahil olamaz !” (Ebu Davud, Libas 26-29) buyurmuştur.

KÖTÜ AMEL GETİREN

İblisin mektebinde eğitim gören

Dostunun arkasından fesatlık ören

İyiliği kalbinden fizana süren

Kötülük tohumunu eker de geçer.

 

Mayası budur arınamaz kirinden

Yüreğinden hiç sevgi gelmez derinden

Daima uzak durur gönül erinden

Kötülük fidanını diker de gider.

 

Her türlü milli değerlere yabancı

Ulusal felaketlerde duymaz acı

Onun çün önemsizdir ana-bacı

Vatan-millet-akraba satar da gider.

 

Nefse uyar, fuhuştan hiç geri durmaz

Helal kazanmak için kafasın yormaz

Hiçbir vakit camiye mescide varmaz

Haram-helal demeden yutar da gider.

 

İnsaf-merhamet yoktur, yalan diz boyu

Nefsine uşak olmak bunun öz huyu

Her kötü taş altında vardır bir payı

Masumun yuvasını yıkar da gider.

 

OYTAN’ım, din dersi mecburi olacak

Çocuk, melek-iblis farkını bulacak

Manevî hayatını güzel kuracak

Yoksa toplum yüreğin yakar da gider



KABİNENİN KODLARI: YENİ TAS ESKİ HAMAM

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 17 saat önce / 17.07.2018 09:18:48 | Görüntüleme : 134
Seçimin ardından ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ resmen başladı ve yeni kabine ortaya çıktı.

Artık hiçbir bahane kalmadı. 2002’de işbaşına geldiklerinde önce "hele bir Cumhurbaşkanlığını alalım o zaman görün" dediler. 2007'de Sezer gitti, Ak Parti Cumhurbaşkanı seçti. Sonra referandumlar, ustalık dönemi ve son olarak da başkanlık. Çoktandır her şey Başkanlık'a endeksliydi. Artık mazeret kalmadı. Başkanlık gelince sözde ekonomi düzelecek, terör bitecek, şöyle şahlanacağız böyle büyüyeceğiz gibi söylemlerin cevabını merakla bekliyoruz.

Cumhurbaşkanı'nın KHK çıkartma yetkisiyle birlikte, zaten bundan önce denetlenemeyen parlamenter yapı, bundan sonra sadece 5 yılda ancak sandıkta denetlenebilecek. O zamana kadar atı alan Üsküdar'ı geçer geçmez mi bilinmez.

Meclis fonksiyonunu neredeyse tamamen yitirdi. Buna rağmen vekil sayısının 600’e yükseltilmesinin mantığını anlayabilmiş değiliz.

Gelelim yeni kabineye;

Öncelikle bu kabine son 16 yıl içerisindeki Millî Görüş kökenli bakanların en az bulunduğu yapı olarak göze çarpıyor. İçerisinde sadece bir tane dededen torpilli milli görüşçü var. Bu millet, babası hacı/hocalara şahitti ama dededen torpillisine de ilk kez razı olmak zorunda kaldı.

Kamuoyunda yeni kabine cumhurbaşkanının söyleminden mütevellit "şirket" diye anılmaya başlandı. Ama gelin görün ki piyasalar damadın hazinenin başına geçmesini pek hoş karşılamışa benzemiyor. Tarihimizde damatların sicili de pek temiz değil ya neyse.

Aile Bakanı "aile"den torpilli görünüyor. Ülkemizde çok ciddi aile sorunları var. Bakalım yeni bakanımız bu problemlerle baş edebilecek mi?  Anlaşılan o ki bu bakanlık birkaç bakanlık içerisinde eritilerek daha etkisiz hale getirilmiş görünüyor.

Sanki ülkede spordan anlayan başka hiç adam kalmamış gibi aslında sporu spor olmaktan çıkartan iddia oyunlarını yöneten bir kumar kurumunun tepesindeki adam bakan yapıldı.

Gelelim Kültür ve Turizm Bakanına. Maalesef işbaşındakiler kültürün yalnızca otel ve kumarhane işletmekten ibaret olduğunu zannediyor. İşin içindeki kültür ve sanat bu atamayla rafa kaldırılmış ve bütün amaç daha fazla turist daha fazla para mantığına sıkıştırılmış oluyor.

Bakanlar arasında kısmen faydası olacak özel sektörden gelen isimler var.

Ticaret bakanının da özel sektörden gelen biri olması kabinenin genel şirket mantığının bir yansıması olarak görünüyor. Bu kadar önemli bakanlığa bir şirket yöneticisinden daha ziyade dünya ekonomisine daha aşina biri olmasını beklerdik. Bu durumda da kabinenin profili ziyadesiyle düşürülürmüş oluyor.  

Anlaşılan o ki kabine ve yeni sistem üzerindeki olası tartışmaları bertaraf edebilmek için gündem kedicik operasyonuyla değiştirilmiş oldu. Çünkü adı geçenlerin neler yaptığı yıllarca göz önündeydi. Neden bu kadar zaman beklenip şimdi düğmeye basıldı?

Sonuç olarak diğer bakanlara da bakınca, kabinede bakan olmanın şifresinin baba ve kayınbaba kriteri olduğu ortaya çıkmış oldu.



MUNAFIKLIK

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 4 gün önce / 13.07.2018 09:41:04 | Görüntüleme : 161

Munafık; mümin olmadığı halde küfrünü gizleyerek kendisini mümin gibi gösteren; kalben inanmadığı halde inkâr ettiğini gizleyip diliyle inandığını söyleyerek mümin görünen; imânı kalplerine tam olarak yerleştirememiş, bu konuda kararsızlık ve tutarsızlık gösteren kişilerdir. “İnsanlardan, inanmadıkları halde , 'Allah'a ve âhiret gününe inandık' diyenler de vardır” ( Bakara,2/8). “(Ey Muhammed!) Münafıklar sana geldiklerinde: 'Senin, elbette Allah'ın Peygamberi olduğuna şahitlik ederiz.' derler. Allah, Senin, elbette kendisinin peygamberi  olduğunu biliyor.(Fakat) Allah o munafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduklarına elbette şahitlik eder..”(Münâfikûn,63/1). Peygamber Efendimiz(s.a.s.) münafıkların konuştuklarında yalan söylediklerini; verdikleri sözde durmadıklarını; emanete hıyanetlik ettiklerini bildirmiş ve dini tebliğ görevinde kâfirlerle olduğu kadar münafıklarla da mücadele etmiştir. Kur'ân-ı Kerim'de de münafık olan kişiler, “…kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanlar…”(Maide,5/52) olarak nitelendirilmişlerdir.

Münafıkların en belirgin özelliği yalancılıktır. Yaptıklarında samimi olmadıkları için de riyakârdırlar. Münafıklar insanların temiz duygularını istismar ederler. Laf getirip götürmek ve topluma fitne-nifak tohumlarını ekmek; söz verdiklerinde sözünde durmamak, emanete hıyanetlik etmek onların belirgin vasfıdır. Bunların en bariz özellikleri de inanmadıkları için aslında kılmadıkları halde tanınmamak için durdukları namazda da içten ve samimi olmamalarıdır.

HAYAT KISA

Gel dostum hiç olma hayatta gafil,

Bil ki hayat kısacıktır, çok kısa,

Sonra olursun Ahrette ser sefil,

Bil ki hayat kısacıktır, çok kısa!.

 

Doyumsuz kör nefsine uyma sakın,

Düşün de bir an etrafına bakın,

Herkes gitti Ukbâya akın akın,

Bil ki hayat kısacıktır, çok kısa!.

 

Asla bulunma şeytanla yan yana,

Kandırır, yazık eder iblis sana,

Ateş yakar, kıyar gül gibi cana,

Bil ki hayat kısacıktır, çok kısa!.

 

Doğruyu, düzgünü, hak yolu izle,

Her zaman iyi, güzel aşkı özle,

Huzura çıkılmaz kara bir yüzle,

Bil ki hayat kısacıktır çok kısa!.

 

OYTAN'ım, bilirsin Hak'ka vurgunum,

Artık son baharım geldi, yorgunum,

Gafil olan insanlara dargınım,

Bil ki hayat kısacıktır çok kısa!



Eldeki Sonuçlar… Ve Gönüllerde Saadet

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 1 hafta önce / 10.07.2018 10:28:53 | Görüntüleme : 140
24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimleri yapıldı. Sonuçların ülkemize milletimize hayırlar getirmesini diliyoruz.

Seçimle ilgili henüz kapsamlı bir değerlendirme yapacak kadar uzun zaman geçmedi. Ne var ki çok sessiz kalmanın da âlemi yok.

Öncelikle kazananlar-kaybedenler açısından eldeki sonuçlara herkes kendi penceresine göre bir yorum getiriyor. Kazandığını görmek isteyen kazanmış, kaybettiğini düşünen kaybetmiştir. Kimisi kazandım derken kaybeder kimisi ise kaybettiğini söylerken bunu itiraf etmeyi mertlik sayarak –kendince- kazanır.

Saadet Partisi açısından şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki bu seçim önemli bir “umut seçimi” olmuştur.

Tabi seçimden önce büyük bir başarı bekleniyordu. Alınan sonuçlar beklentinin altında kaldı ancak şunu iyi bilmeliyiz ki gelecek açısından önemli kazanımlar elde edildi.

Her şeyden önce Saadet’in kapsama alanı genişledi yeni alanlara açıldı. 20 yıldır kapısını çalamadığı insanların birçoğunun kapısını çalabildi. Kendi tabanı gibi onların zihninde ve gönlünde de meşruiyet kazandı.

Şu unutulmamalıdır ki, sosyolojik olaylar akşamdan sabaha bir gecede gerçekleşmez.  Son aylarda Saadet’in yükselişi tam kuluçka dönemindeydi ki netice vermeden ani bir seçim yapıldı.  Esasen baskın seçimin amaçlarından biri de -daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi- Saadet’in bu yükseliş trendini durdurmaktı.

Birileri Saadet Partisi son seçimde aldığı oyun daha da altında kalıp kaybolup gidecek diye el ovuşturmuş bekliyordu.  Her şeye rağmen Saadet, oyunu şöyle veya böyle arttırdı, iki katına çıkardı.

Saadet gelecek adına ümit vaat eden, ülke meselelerine bakış açısı ve üslubu ile dikkat çekerek, birçok medyanın, yazarın ve derdi ülke meseleleri olanların ilgisini çekti. Her bilinç sahibi Temel Karamollaoğlu ne diyor diye kulak kabartmaya başladı.

Ülke mesellerini dert edinen, kalkınma, sanayi, üretim, istihdam, faiz, cari açık, borç gibi konular hakkında sadece fikri değil aynı zamanda da bilgisi olanlar, düşünenler Saadet Partisine oy verdi.

Tahkir için değil bir durum tespiti için söylüyorum; Saadet bu seçimde çok önemli miktarda "nitelikli oy" aldı.

Aslında taşıyıcı kitle olan bu kesimin oyları bir süre daha geçseydi tabana da yansıyacaktı. Taban tam anlamıyla yansımadan erken hasada gidildi.

Sonuç olarak Saadet Partisi bir süredir iyice içine kapanmış marjinal bir fikir kulübü olarak görülürken yeniden gündemi belirleyen Türkiye’de herkesin “ne diyecek?” diye merakla beklediği kapsama alanı geniş marka değeri yüksek bir parti haline geldi. Saadet Partisi bu dönemde özellikle referandum sonrası ortaya çıkan gelişmelerle tüm ümmet için umut olan kendi fabrika ayarlarına yeniden döndü. Ve yeniden gönüllere Milli Görüş tohumu ekildi…