......

RESMİ İLANLAR

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 240367

PAPA ZİYARETİ(!) VE CEVAP BEKLEYEN SORULAR

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 5 gün, 21 saat önce / 13.02.2018 11:23:44 | Görüntüleme : 204

Ülkemiz, en üst düzeyde bir temsille 59 yıl aradan sonra Katolik dünyasının ruhani lideri Papa’yı ziyaret etti.

AB Papayla görüşünce hani Hristiyan birliği oluyordu? Veya bu ziyareti bu kritik dönemde CHP veya -ocaklardan uzak- İslami hüviyet taşıyan bir parti yapsaydı tepkiler ne olurdu?

Öncelikle şunu belirtelim ki bir devlet adamıyla, dini bir liderle hatta bir düşmanla görüşülmesini yadırgamıyoruz. Burada sorgulamaya çalıştığımız şey "başkası yapınca vatan hainliği; ben yapınca kahramanlık" yaklaşımıdır.

Saadet Partisi’nin CHP ile görüşmesine takılıp kalanlara da dünkü kardeşlerini hain ilan edenlere de duyurulur.

***

Gelelim Papa'ya yapılan ziyarete ilişkin sorulara;

 Nice zamandır Kudüs’e, Gazze’ye gidilecekti, gidilmedi. Ama iş Vatikan’a gelince tüm imkansızlıklar(!) aşılıp Vatikan’a gidildi. Ne ilginç!

59 yıl boyunca hiçbir devletliye nasip olmayan(!) bu tarihi görüşmenin, bu kadar ani, hızlı ve Şehid Namzedi Binlerce Askerimizin cephede olduğu bir döneme sıkıştırılmasının, deyim yerindeyse yangından mal kaçırırcasına yapılmasının anlamı neydi?

Hatırlayacaksınız, Papa göreve geldiğinde, Ermenilere soykırım yapıldığını söylemişti. Bunun üzerine Vatikan Büyükelçisini geri çekmiştik. Şimdi ne oldu? Acaba Papa, kararından vazgeçti de onun için mi ziyaret ettik?

İslam coğrafyasına yapılan saldırılar dolayısıyla Papa’nın yanında yer almak, onunla aynı fotoğrafa girmek ortaçağ zihniyetini hortlatma ve Haçlı seferi olarak nitelendirilmişti. Acaba Papa, bir çağrıda bulunarak Ortadoğu’da yaşanan işgal ve katliamlardan dolayı Müslümanlardan özür mü diledi?

Bu ziyaret kan gölüne dönen İslam dünyası lehine hangi faydaları sağlayacak acaba?

***

Ziyarette Papa’dan dua istendiği şeklinde bir haber basına yansıdı. İhtimal vermiyoruz ama gerçekten dua istendi mi? öğrenmek istiyoruz. Ehli sünnetin kalesi hocaların bu konudaki fetvalarını büyük merakla bekliyoruz?

Fotoğraf karesinde Trump ailesiyle aynı pozun yakalandığı görülüyor. Donald Trump, eşi, kızı, damadının sıralanması ile Türk heyetinin sıralaması aynı oldu. Bu karelerde ne amaçlandı? Trump’a mı özenildi? Trump’ın bu pozla vermek istediği mesaj ortada iken hangi mesaj verilmek istendi?

Gelelim en çok konuşulan ve trollerin elinde patlayan sandalye krizine. Arşivden görüleceği üzere Papayı ziyarete giden tüm liderler, (Sisi, Putin, Trump vd.) aynı masada aynı sandalyede oturuyor. Yanlarına 3. şahıs olarak küçük sandalyede tercüman oturuyor.

Bu defa da güya küçük sandalye verip küçük düşüreceklermiş de karşı çıkılmış(!).  Ucuz kahramanlık peşindeler. Tercümanın oturacağı sandalye nasıl da milli mesele haline getirildi? Biz "Papa ile ne görüşüldü?" diye merak ederken çok büyük bir kriz varmış da başarılı bir şekilde atlatılmış gibi sunuldu. Güya sandalyeyi reddederek siyasi-idari, dehası-zekâsı denilerek algı oluşturuldu. Hâlbuki ortada bir kriz falan yoktu. Gene cambaza bak olayı. Bakalım cebimizden ne çıktı bunu zaman gösterecek. İşin aslının ortaya çıkmasıyla trollerin elindeki yalan her zamanki gibi balıklama atlayan sazanların kucağında patladı. Yağcılara doğan gün ne yazık ki erken battı. Yağcıların da her yanlıştan bir medet umma, her hatadan bir hikmet bulma edası bildiğiniz gibi. Önemli olan; sandalye krizi neyi saklamak için gündeme getirildi?

Kafamızda başka sorular da var. Mesela acaba Papa ziyareti ile dinler arası diyalog yeniden mi başlatılıyor? “FETÖ”nün dinler arası diyalog safsatası Ak Parti’de ‘Medeniyetler İttifakı’ adı ile yeniden mi hortluyor?

  Bir de "Vatikan veya ona bağlı kuruluşlara görüşmeden önce asgari 5 milyon dolar bağış yapma zorunluluğu olduğu ve bunun gerçekleştiği"ne dair haberlere bir açıklık getirilmesini bekliyoruz. Şayet yapıldıysa kime, ne kadar?

Sosyal medyada bir karikatür dikkatimi çekti. Karikatürde; şimdi burada CHP'nin başındaki zat olsaydı da ona “Ey Kılıçdaroğlu! Şehit cenazeleri kalkarken senin Vatikan'da ne işin var?..", demek ne iyi olurdu". Sahi bu süreçte CHP gitseydi troller, kalemşorlar ne derdi? Yer yerinden oynamaz mıydı?

***

AKP-MHP arasındaki ittifak sürecinde Katoliklerin ruhani lideri Papa ziyaretinde MHP’li bir ismin de yer alması dikkat çekiciydi. Kamuoyuna ne mesaj verilmek isteniyor?

Doğrusu 60 yıl sonra savaş arası yapılan bu kadar önemli görüşmenin sandalye haberiyle gümbürtüye gitmesini değil; medyada içeriğiyle gündeme gelmesini beklerdik.

Biz bu soruları ve sorunları gündeme getirdik ama ilgililerden bu Papa ziyaretinin faziletlerini anlatmalarını bekliyoruz. Sandalyeye takılan Ak Parti takipçilerine de  "Papa yakınlaşmasından ne gibi faydalar, hangi hikmetler bekliyorsunuz?" diye soruyoruz.

Sonuç olarak; Muhafazakârlıktan Milliyetçileşmeye  evrilen iktidar, Vatikan'dan ne ummuştur? Bu Vatikan ziyareti hangi milliyetçi kaygıya merhem olacaktır?

ncaliskan@beyza.net



AKP Hatay’da kongre süreci

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 4 gün önce / 06.07.2017 08:59:11 | Görüntüleme : 1413
Ersen Korkmaz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, AKP Genel Başkanı olmasından sonra, AKP’yi kendine göre biçimlendirme çalışmaları kongre süreci ile başladı.

Partinin en alt kademesinden, en üst kademesine kadar devam edecek değişim sürecinde karnesi kırıklarla dolu olan seçilmişler kızağa çekilecek, onların yerine yeni isimler monte edilecek ve 2019 seçimlerine bu kadrolarla gidilecek.

AKP Hatay’da 11 Belediyeyi kazanmasına rağmen, Büyükşehir Belediyesini ezeli rakibi CHP’ye kaptırarak moralmen çöktü.
Bu çöküş 16 Nisan seçimlerine de yansıdı ve AKP birinciliği yine CHP’ye kaptırdı.

Hatay’da seçimlerin yitirilmesinin faturası ister istemez seçilmiş milletvekillerine, Belediye Başkanlarına, il ve ilçe örgütlerine kesilecek.
Karnesi kırıklarla dolu olanlar gözyaşlarına bakılmadan gönderilecekler.

AKP Hatay’da, delege seçimleri 26 Temmuz’a kadar bitmiş olacak. Delege seçimlerinden sonra ilçe kongreleri, 19 Ağustos- 12 Kasım tarihleri arasında tamamlanacak.

İlçe kongrelerinden sonra il kongresi gerçekleştirilecek.

AKP Hatay’da ilçe ve il kongre süreci çok çekişmeli geçecek. Seçimlere büyük bir olasılıkla, her yerde olduğu gibi Hatay’da da yukarıdan onaylanan tek liste ile gidilecek.

Delege kapma yarışı, milletvekilleri, Belediye Başkanları ve bunlara muhalif olanlar arasında kıyasıya geçecek.

Geleceğin Belediye Başkanları ve milletvekilleri bu yarış sürecinde belli olacak.

Ancak; gerek il ve ilçe, gerek Belediye Başkan adayları, gerekse de Milletvekilleri sıralamasında adaylar birinci sırada çıkmış olsalar da; son noktayı, 2019 yılında gerçekleşecek üç seçimde de her zaman olduğu son seçici, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan koyacak.

Bu nedenle; 2019 yılında gerçekleşecek seçimlerin galibi ve mağlubu da dolayısıyla Erdoğan olacaktır.

ERSEN KORKMAZ 



CUMHURBAŞKANI GÜCÜ HALKTAN ALIYOR

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 1 hafta önce / 29.06.2017 08:58:12 | Görüntüleme : 593
Cumhurbaşkanı bu ülkenin en güçlü siyasetçisidir.

İlham aldığı kaynak içerisinden çıktığı halktır.

Arkasında ne ABD ne de diğerleri var.

Recep Tayyip Erdoğan siyasetin şifresini çözmüştür.

Halkın yanında olduğu bir siyasinin önünü sadece Allah keser…

Bütün muhalif cenah Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasındaki gücü merak ediyor.

Dün ABD ve Batı ile arası iyi olduğunda arkasında Batı ve ABD var diyorlardı.

Bugün onların ikiyüzlülüklerini yüksek sesle dillendiriyor.

İkiyüzlülüklerini görmezden gelmiyor.

Halkının hakkını her fırsatta savunuyor.

Bugün Cumhurbaşkanı’nın ardındaki gücü merak edenler.

En büyük güç bu asil millettir.

Bu coğrafyada yaşayan insanlar şunu iyi bilmelidir.

Bu ülkede sürekli huzursuzluk oluşturmak isteyenler olacaktır.

Ya onların istediği bir uydu ülke olacaksın

Kendi ayaklarının üzerinde durmaya çalışırsan

Engeller olacak, iç karışıklık ve problemler çıkartacaklar.

Dünyadaki üst akıl denen akılsızlar grubu

Kendi akıllarınca bu millet üzerinden senaryo çiziyorlar.

Ortadoğu ve Afrika’daki planların uzantılarını bu ülkede de ekleme gayretindedir.

Bilmedikleri bir şey var.

Bu millet vatan için ölüme sevgiliye koşar gibi gitmektedir.

Delisi dolusu vatan deyince akan sular durur.

Birileri gibi vatanlarını bırakıp yollara düşmez.

Çoluğu ile çocuğu ile kadını ile yaşlısı ile herkes vatan savunmasında siper olur.

Bu toprakları vatan bilen bu çilekeş insanlar asırlardır her fırsatta bu vatanı savunmuştur.

Yedi düvele kafa tutmuştur.

Yokluklardan, yoksulluktan yeni bir medeniyet oluşturmuştur.

İç ve dıştaki bütün hainler bin bir türlü hile ve desise kursalar da

Bu necip millet vatan için şehit olmayı şeref bilir.

Bir Türk dünyaya bedel diyenler bu sözü boşa söylememiştir.

Müzmin muhalifler her gün bu milletin huzur ve istikrarını bozmak için

Planlı ve programlı bir şekilde saldırıyorlar.

Gezi mezi adları farklı senaryolarla her gün bu milleti dinamitlemeye çalışıyorlar.

Terörün iç ve dış tetikçileri bunca şamardan sonra akıllanmadılar.

Hala saldırıya devam ediyorlar ve edecekler.

Onların hızını kesecek tek güç birlik ve beraberliktir.

Bu millet irfan ve feraset sahibidir.

Ülkesinin geleceği için partidaşlığını bir kenara koyar.

Siyasilerin yapamadığını halkın kendisi yapar.

Cumhurbaşkanı’nı muhalif liderleri anlamasa da

Her kesimden insanlar anlamıştır.

Cumhurbaşkanı da halkın bu tercihi ile onlardan aldığı güçle

İç ve dış düşmanlara açık dille tavrını koymakta.

Türk’ün gücünü, asaletini ortaya koymaktadır.

Bu millet sünepe, uyuşuk bir dış politika istemiyor.

Dik duran, eğilmeyen bir lider arzuluyor ve böyle yapanları da yalnız bırakmıyor.

MEHMET ŞAN



Kütüphane idi şimdi hela oldu

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 1 hafta önce / 29.06.2017 08:52:56 | Görüntüleme : 554
Antakya’da M.Ö.195 yıllarından itibaren kütüphanelere ayrı bir ilgi gösterilmiştir.

Roma döneminde daha da ileri götürülen kütüphanecilik, Osmanlı dönemine kadar önemini yitirmeden gelmiştir. Osmanlı döneminde Yurt genelinde olduğu gibi Antakya’da da medreseler kurulmuş, bu medreselerde büyük âlimler yetişmiştir. Medreselerde yetişen âlimlerin el yazması kitapları medreselerin bir bölümünde toplanmış ve Antakya’da “İslam Darül’ulumu” adı altında bir kütüphane oluşturulmuştur.

 Antakya’da bazı kişiler ellerinde bulunan kitaplardan başka insanlarında istifade edebilmeleri için kitaplarını medreselere vererek, medreseler adeta bir kütüphane haline getirilmiştir. Bu medreselerden biri de günümüze kadar gelmiş olan Nakip cami içinde bulunan medresedir. 1938 yılında Bekir Efendi medrese içinde resmi olarak bir kütüphane kurmuş ve bu kütüphane Hatay devletinin resmi kütüphanesi olmuştur.

Antakya’da 16 yüz yıllarında, Zenginler mahallesi 40 Asırlık Türk Yurdu Sokak 493 parsele  inşa edilen Nakip camisinin avlusu içinde yer alan medreselerle birlikte, cami ve medreselerden ayrı bir köşede bulunan kütüphane ne yazık ki günümüzde hela olarak kullanılıyor. Bir zamanlar cami imamının depo olarak kullandığı kütüphane, 5.6.1975 yılında vakıflar bölge müdürlüğü tarafından bir onarım sonucu cami içinde yapılan tadilatlara ek olarak kütüphanede de bazı tadilatlar yapılarak, cami cemaatinin istifadesi için helaya dönüştürülmüştür. Kullanılmayan bir odanın, hela veya başka bir ihtiyaç için kullanılmak üzere tadilat görmesi doğal. Ancak İslam dini temizlik dinidir. Bu hela ne yazık ki hiçte İslami kuralların yerine getirilmesi için uygun bir durulmada değildir.

ZAFER SARI                       

 

 



PİYASALARDA GÜVEN VAR MI?

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 8 ay, 3 hafta önce / 15.06.2017 09:08:05 | Görüntüleme : 616
Her zaman şöyle düşünürüm. Hükümet yetkilileri, iktidar teşvikler vererek ekonomiyi zinde tutabilir mi? Ekonomi istenilen seviyeye güce erişir mi? Diye..

Ben Türkiye’nin artık sağlam adımlar atarak, yere dengeli basmaya başladığını düşünüyorum neden mi?

Yakın zamanda ki gelişmelerden… Mesela; “Geçici vergi indirimleri, Kosgeb’in faizsiz kredi destekleri, yatırımlarla ve istihdamla ilgili teşvikleri, primlerin ötelenmesi gibi…”

Türkiye’m bunların karşılığını fazlasıyla aldı ve 2017 yılının ilk çeyreğinde % 5 büyüme ile GÜVEN tazelemiş oldu.

Türkiye’m aziz milletin 16 nisan referandumunda sandıklardan çıkan siyasi istikrarla birlikte geleceğe umut verdi, ülkenin istiklal ve istikbal mücadelesinde güven çıtasını yakalamış ve iç dış mihrakların olumsuz söylemlerini, yalan yanlış yorumlarını çürütmüş oldu..

Türkiye’m yıllarca ENFLASYONLA mücadele etti. Mevcut hükümetle enflasyon canavarının belini kırdı ve kırmaya devam ediyor. Yeter ki almış olduğu tedbirlerde gevşekliğe mahal bırakmasın.

Peki hedeflerimiz ne olabilir. Tabiî ki ENFLASYONU dizginleyecek piyasalardaki fiyat istikrarını kalıcı getirmek,

FAİZ denen ikinci canavarı mümkün mertebe aşağılara çekmek ve hatta tamamen yok etme seviyesine çekmek,

BÜTÇE MALİ DİSİPLİNİNİ asla elden bırakmamak, gereksiz harcamaların önüne geçmek,

YATIRIMLARA önem vermek,

TÜKETEN DEĞİL, ÜRETEN BACASI TÜTEN FABRIKALARI artırma yönünde politikalar geliştirmeye çalışmak,

İNSAN KAYNAKLARI dediğimiz kaliteli, kalifiye, işin ehli, liyakatli ve milli değerleri önceleyen ahlak sahibi bir nesille geleceğe doğru yürümeğe çalışmak,

ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR, düsturunca hareket ederek yargıdan tutun da her aşamada tarafsız, bağımsız, kul haklarına riayet ederek, hak edenin karşılığını olumlu veya olumsuz aldığı bir YARGI sistemini oturtmak,

Naçizane bir Plan bütçe komisyon üyesi ve başkanı olarak, mutlaka PLANLAMAYA, PROĞRAMLAMAYA VE akılcı bir şekilde kaynakları iyi değerlendirerek BÜTÇELEMEYE azami derecede önem vermeye çalışmak,

Akabinden İÇ VE DIŞ KONTROL (DENETİM) sistemi ile her daim ne yapıldığının bilincinde aydınlık günlere hep beraber yol almamız gerekmektedir.

Gün bugündür vesselam dostlar….



KATAR BAHANE HEDEF TÜRKİYE

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 9 ay, 8 dakika önce / 12.06.2017 08:57:37 | Görüntüleme : 584
Dünyanın gözü bu ülkede.

Trump işi gücü bıraktı, Müslüman dünyasındaki hainlerle birlikte

Müslümanların önünü kesmeye çalışmaktadır.

Dünya dünya olalı böyle günler görmedi.

Ortalık toz duman.

Ülkeler bir gün dost bir gün düşman.

ABD ve işbirlikçileri başına bela arıyor.

Her gün çıban başlarıyla hainlik düşünüyor.

En son Katar’a saldırmaya başladılar.

Ekonomik anlamda güçlü olan bu ülkeyi al aşağı etmek için

Her türlü desise ve hainlik yarışındalar.

Amaç belli…

Kara gün dostu olan bu ülkeyi terbiye etmek,

Türkiye’nin en güçlü müttefiki olan bu ülkeye ceza vermek.

Bu pranga altında yine iç ve dış düşmanlar var.

15 Temmuz’dan sonra güçlü bir dirençle toparlanan kendine gelen Türkiye’ye

Hedefleri en güçlü desteği veren Katar üzerinden ceza vermek.

Dünya Türk’ün vefa anlayışını da gördü.

Katar’a tek başına sahip çıktı.

Dünyaya da örnek oldu.

Küçük ve güçlü bir ülkeyi kurda kuşa yem etmedi.

ABD bir vefasızlar ve nankörler topluluğudur.

Şunu cümle alem bilmeli ki bu ülke dünyanın en süper gücü değil ama

Dünyanın en mert ve asil milletidir.

Bu millet ile kimse aşık atamaz.

Bu millete kimse bir şey yapamaz.

Türkiye’ye sorulmadan yapılan her iş yapanın boğazına düğümlenir.

Katar’a bunlar bir şey yapamayacak.

ABD’nin eline yüzüne bulaştırmadığı bir iş yok.

Dünya da yalnızlaştırılmış bir Türkiye arzuluyorlar.

Ama buna fırsat verilmeyecektir.

Feraset sahibi bu millet bu problemi de çözecek.

Dostlara sahip çıkacaktır

Ve güzel günlere yelken açacaktır.

Bu milletin duası ile bu saldırıyı da atlatacaktır.

MEHMET ŞAN



SEVGİ HAZİNEDİR

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 9 ay, 3 gün önce / 09.06.2017 09:01:56 | Görüntüleme : 657
Sevgi, Yüce Yaratan’ın, mahlûkata bahşettiği ilâhî bir lütuftur, nimettir!.Sevgiyi kullarının kalbine yerleştiren Yüce Rabbimiz, özü itibariyle bütün sevgilerin kaynağıdır.

O, Vedûd’dur: çok muhabbetli, çok şefkatlidir; hem seven hem sevilendir.! Bu sevgi, şefkât ve muhabbet sayesinde tüm varlıklara rızık verir. Bu sınırsız sevgi ve merhameti ile biz kullarına yardımcı olur ve bizi bağışlar! Allah Tealâ, sınırsız lütuf ve kerem sahibidir.

Mümin kişinin yüreği de her daim Allah sevgisi ile titrer. Bu sevgi sadece kalpte hissedilen bir duygu olarak kalmaz, tutum ve davranışlara, söz ve düşüncelere de yansır. Kalbini Allah sevgisi kuşatan bir mümin, rahmeti kuşanır. O, emindir, ondan endişe edilmez! Allah’ı sevenlere, Allah için birbirini sevenlere asla korku ve hüzün yoktur!

İnsanın sahip olduğu en büyük hazine, sihirli duygu “sevgidir”; Cenab-ı Allah’ı(c.c.) , Peygamber (s.a.s.) Efendimizi, O’nun Ehlibeytini sevmektir! Allah’ın sevdiklerini, değer verdiklerini sevmektir!. Böylece, bu ruh haline kavuşmuş olarak tabii ki birbirimizi sevmektir; insanları, hayvanları, bitkileri, taşı-toprağı, çiçeği-böceği, kısaca tümüyle doğayı sevmektir; yaşamı sevmektir. Karşılıksız, beklentisiz olarak, bizâtihî insan olduğu, hayvan olduğu, bitki olduğu, taş-toprak olduğu için, kısaca Allah Tealâ tarafından yaratıldığı için sevmektir! Büyük Derviş Yunus’un ifadesi ile “Yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevmektir.!”  Her yöne, her yana, her şeye sevgiyle bakmaktır. Duyulan sevginin ruhumuzu titretmesidir; sevmek-sevilmek-gönüllere sevgi ekmektir; aç-susuz kalsan da sevgisiz kalmamaktır.

İslâm Dini, dolayısıyla Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, sevgiye, sevmeye-sevilmeye o kadar önem veriyor ki: “İmân etmedikçe Cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de kâmil imân etmiş olmazsınız.!”. ( Ebu Davud, Edeb, 130, 131) buyuruyor.! Neredeyse birbirimizi sevmenin imân etmiş olmanın ön şartı olarak görüyorlar.!

Sevgi insanın en büyük hazinesidir. Sevgi insanın, hatta her canlının, hayvanların dahi bizâtihî fıtratında vardır, doğuştan gelen bir haslettir. Allah Tealâ doğuştan yüreğimizi sevgi ile yüklemiş, şarj etmiştir. Ne var ki insanoğlu bu hazinesini, bu değerini, bu özelliğini kullanmakta son derecede cimri, hasis, kıskanç davranmaktadır.

. İnsanoğlunun sevgisini göstermesine karşı çıkan bir çok engelleyiciler vardır: Birinci engel, nefistir!. Sürekli olarak olumsuz telkinlerde bulunan, kötüyü-kötülüğü teşvik eden nefis! Nefs-i emmare! İkinci engel şeytandır! Sanki aralarında işbirliği yapmış gibi, şeytan ve nefs-i emmare, insanı durmadan kışkırtır. Böyle bir etki altındaki insan hatalarını ve bunların yaratacağı sonuçları göremez.

Böylece insanoğlu, sevgi pınarının ağzını açmalı, her şeye, herkese, her zaman sevgi akışına izin vermelidir! Allah Tealâ sevgiyi yüreğimize doğuştan yüklemiş; kullandıkça pınar gibi daha gür akmasını halk etmiş, bizim kullanmamızı, her şeye-her zaman-her yerde harcamamızı, göstermemizi bekliyor!

 

SEVGİNİN GÜCÜ

Hoşgörüyle kusurlardan geçeriz,

Kalbe sevgi eker, sevgi biçeriz,

Kötülükten kimseye yarar gelmez,

Kalbe sevgi eker sevgi biçeriz!

 

Sevgidir gönül derdinin ilâcı,

N’ideyim sevgisiz taht ile tâcı?

Sevgi-saygı ile çekilmez acı!

Sevgi yoluyla Sırat’ı geçeriz!

 

Tanrı sevgisiyle inler semalar,

Mecliste arifleri sevgi bağlar,

Sevgi dolu gönül coşar ve çağlar!

Dostu-yâreni sevgiyle seçeriz!

 

Kısmetse ârifler meclisin girmek,

Cenâb-ı Allah’ın himmetin dermek,

Dâr-ı Ukba’da murada ermek,

Sevgiyle ol ab-u Kevser içeriz!

 

Oytan Muammer, hep sevgi saçardı,

Bu uğurda tüm saçları ağardı!

Dostumun sevgisi sevgi doğurdu,

Muhabbetle her kapıyı açarız!

MUAMMER OYTAN



GENÇLİK ALARM VERİYOR…

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 9 ay, 4 gün önce / 07.06.2017 09:38:46 | Görüntüleme : 586
Gençlik bir milletin geleceğidir.

Gençliği sağlam milletler dünyanın merkezidir.

Kültürlerin teminatı sağlıklı gençliklerle mümkündür.

Çağlar aşıp gelen medeniyetler yarınlarda kayıp olmayacaksa,

Gençliğe sahip çıkmalıdır.

Nesil elden gidiyor.

Sanal bir gençlik yetişiyor.

Şekli şemali farklı bir nesil geliyor.

Ecdadın uğruna can feda ettiği değerleri

Güneş altındaki kor gibi eriyor.

Değerler her geçen gün hızla değişiyor.

Örf, adet ve ananelerin yerini kültür erozyonunun istilası işgal ediyor.

Aileler, hızla orijinallikten uzaklaşıyor.

Bizi biz yapan değerlerimizi iç ve dış oyuncular bozuyor.

Bu milletin sigortası ailedir.

Anne baba mutlu ise çocuk huzurludur.

Çocuklar huzurlu ise şeytanlara iş düşmüyor.

Hep birlikte kendimize gelmemiz gerekiyor.

Öğretmeninden siyasetçisine, esnafından velisine,

Altın varlık olan çocuklarımıza sahip çıkılmalıdır.

Gençlik her şeyin üzerindedir.

Gençliğin siyaseti olmaz

Siyasiler gelir geçer.

Ama gençliğin ayarları bozulursa

Düzeltmek asırlar alır.

Bir kuşağın defolu olması

Üç kuşağı zehirler, iflahını keser.

Seferberlik başlatılmalı.

Gençliğin freni boşalmış araba gibi şarampole yuvarlanmasına seyirci olunmamalı…

Önce anneler, sahaya çıkın

Çocuklarınıza sahip çıkın,

Babalar bütün yükü annelere bırakmayın.

Öğretmenler elinize teslim edilen meleklere sahip çıkın, iyi işleyin.

Ruhlarına hitap edin, hedeflerini yüceltin.

Toplumun her katmanını etkileyen siyasiler

Sizlere emanet edilen her insanın mutlu bir hayat yaşaması için gerekli ortamları tesis edin.

Hepimiz bir geminin yolcularıyız.

Mutluluk ve hüzün hepimizindir.

Bir yerde ateş varsa hepimizin yüreği yanmakta.

Gençliğe sahip çıkarsak gözümüz geride kalmaz.

Yoksa bu aziz millet birilerinin oyuncağı olmaya devam eder. Özümüzden kopmadığımız sürece bizi kimse sömüremez.

Geleceğimizi karartamaz.



16 Nisan ve Sonrası

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 9 ay, 5 gün önce / 06.06.2017 09:18:15 | Görüntüleme : 562
16 Nisan tarihi ülke için önemli bir milat oldu. Referandumla birlikte nur topu gibi yeni bir süreç ortaya çıktı. Etkilerini yavaş yavaş hissedeceğimiz “iki partili, tek adam sistemini hedefleyen bu yeni yapı, özü itibariyle bir kesimi tasfiyeye yönelik hazırlık gibi olsa da zararın tam olarak kime dokunacağını zamanla göreceğiz.

Sandıktan çıkan neticeyle birlikte ülkemizin en önemli problemleri gerilim ve kamplaşma ayyuka çıktı.

Bu milatla birlikte ülke artık siyaseten ikiye bölündü. Doğal olarak sosyal, kültürel ve siyasal sonuçlar doğuracak.

***

Ülkede FETÖ davaları bir linç kampanyasına dönüştü. Darbe girişiminin üzerinden bir yıla yakın zaman geçmiş olmasına rağmen hala ortaya net olarak bir şey konulamadı.

Sincan’da görülmeye başlayan Çatı Davadan mahkeme tutanaklarına yansıdığı kadarıyla darbeci askerler, “Evet bu işte biz varız. Ama bunu bize kim yaptı? Bizi kim yönlendirdi,? ” havasındalar. Bu ifadeler doğruysa  gizli bir elin kendilerini kullandığı, kumpasa düştükleri anlaşılıyor. Yani iç ve dış düşmanlar bunu yaptı ama fitili kimin ateşlediği bilinmiyor. Esas mesele de bu.

İçinde bulunduğumuz süreç bir an önce sonlandırılıp 15 Temmuz Darbe Girişimiyle ilgili davalarda yargılama süreci bir an önce tamamlanmalı, suçlu olanlar cezalandırılıp, suçlu ile suçsuz birbirinden ayrılmalıdır.

İktidar sahipleri duymuyor olabilir. Toplum ciddi bir feryad-ı figan içerisinde. Bunu yandaşlar ve karşıtlar söyleyemiyor. Yandaşlar yandaş olmanın verdiği körlükle görmezden geliyor; karşıtlar da baskı ve sindirme korkusuyla sessiz kalıyor.

Ama bizim, kime neyi, ne niyetle söylediğimiz gayet açık olarak bilineceği için açıkça söylüyoruz ki hem sosyal hem ticari hem de siyasal açıdan OHAL bir an önce sona ermeli, yargılamalar hızlandırılmalı, normalleşme başlamalıdır.

Aksi takdirde durum her geçen gün daha büyük fecaatlere doğru gitmektedir. Artık bu dönemde kimin mağdur olacağı kestirilememektedir. Şahıslar ve kurumlar yıpratılmakta, suçu olmayanlar da işin içine çekilerek iş sulandırılmaktadır.

***

En önemlisi de -iktidar farkında değil ama- baltayı taşa değil, kendi ayağına vuruyor. Bugün tutuklu olan 50 bin kişinin  eminim 49 bin tanesi Ak Parti’ye oy vermiştir.

  İktidarın siyasal ve sosyolojik tabanı bu süreçte mağdur olmakta ve çevre etkileriyle hemen herkes bu acıyla yanmaktadır. Uzaktan ya da yakından Fetö ateşinin düşmediği neredeyse hiçbir dindar aile yoktur.

 Kanaatimizce, sadece bir söylem olmaktan öte, gerçekten “at izi it izine karışmış” bu süreçte kontrol hükümetten çıkmıştır. Gizli bir el devreye girmiş ve dindarlar aleyhine süreci yönlendirmektedir.

Anlaşıldığı kadarıyla iktidarın arzusu OHAL’i başkanlık seçimine kadar sürdürmektir. Problemlere kulak tıkayınca sadece sesi duymazsınız.

MHP’nin desteği ile aldığı oy oranı ortadayken; bu mağduriyet ve feryatların sosyal yapıya yansımasıyla bu sürecin daha da fazla iktidarın ve sosyal tabanının aleyhine işleyeceği açıktır.

“MHP’nin ipiyle ne kadar kuyuya inilir?” sorusu göz ardı ediliyor.  Kaldı ki Ak Parti içerisinde liderler kadrosunda yer alan Gül, Arınç ve Davutoğlu gibi birlikte yola çıkılan(!) ve kenarda kalan isimlerin önümüzdeki dönem nasıl bir rol oynayacağı meçhul. Kardeş olarak hatırlatmak istedik.  Yazılan, çizilen senaryolar hafife alınmamalı; her şey senaryo ile başlar sonra gerçeğe dönüşür.

ncaliskan@beyza.net



DUA VAKTİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 9 ay, 6 gün önce / 05.06.2017 09:20:39 | Görüntüleme : 725
Dua, inanmaktır.

Dua, sığınmaktır.

Dua, acziyeti bilmektir.

Dua, son çaredir.

Dua, rahatlamaktır.

Dua, şükretmektir.

Dua, yaşam sevincidir.

Dua, zalimin zulmünü kesmektir.

Dua, verilen nimetlerin karşılığıdır.

Dua, çıkılmaz yolların anahtarıdır.

Dua, sevgiliye kavuşmaktır.

Dua, ümittir, umuttur.

Dua, yaradana minnet duygularının yansımasıdır.

Dua, güzellikler dilemektir.

Dua, yolunu şaşırmışların yolunu açmasıdır.

Dua, zalimlerin kısmetsizliğidir.

Dua, olmazları olduran ve içten istenen sihirli bir anahtarıdır.

Dua, yapabileni mutlu kılan manevi şarjdır.

Dua, istemektir.

Dua, acziyetini bilip en yüce makama teslim olmaktır.

Dua, faniliğin yollarını rahatlatan reçetedir.

Dua, açılmaz kapıları açan bir şifredir.

Dua, ölü ve dirilerin bahtını açan, gönüllerini coşturan bir candır.

Dua, bir güzellik deryasına yol açan yoldur.

Dua, insanların birlik beraberliğini pekiştiren ilaçtır.

Dua alan, iki âlemde mutludur.

Dua, çok edilen memleketlerde sıkıntı olmaz.

Dua, berekettir.

Dua, canlı cansız her varlığın nefeslenebilmesidir.

Dua, ömrü uzatan yaşamı kaliteli kılan bir nefestir.

Dua, kötülüklerin panzehiridir.

Dua, bencilliklere kapıları kapatmaktır.

Dua, birlikte yaşamayı bilmektir.

Dua, hak etmediğin hayatı yaşamamaktır.

Dua, ayrıştırmamak ve ötekileştirmemektir.

Dua yapan, kalbinin temizliği nispetinde istifade eder.

Dua, isteyecek yüzü olmaktır.

Dua, bir nasip işidir.

Dua, kıyamete kadar açık bir kapıdır.

Dua, bir faniye verilmiş en güzel silahtır.

Dua, mazlumun en güzel koruyucudur.

Dua, daha büyük bir güç yoktur.

Dua alanın, işleri kolaylaşır.

Dua etmesini bilen için zorluk yoktur.

Dua, kalbin ruhla buluşmasıdır.

Dua, kabullenmektir.

Dua almak herkese nasip olmaz.

Dua, içten yapılırsa açılmaz denen kapıları açar.

Dua, tamamlanmaktır.

MEHMET ŞAN