......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 300875

12 EYLÜL 1980 DARBESİ!

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 hafta, 5 gün önce / 12.09.2020 11:37:48 | Görüntüleme : 2113

Milyonlarca insanın fişlendiği, milyonlarca insanın gözaltına alındığı, yüzlerce insanın idam edildiği ve işkenceden öldürüldüğü sokaklarda postal seslerinin yankılandığı, halkın iradesi ile seçimle iktidara gelen hükümetin devrildiği o karanlık ve düzen politikasının gereği utancın 40. yılındayız.

 

Evet 12 Eylül 1980 darbesinden bahsediyorum.
Ben o dönemlerde 11. yaşındaydım Türkiye'nin güne tank sesleriyle ile uyandığı bir süreci yaşayan kardeşlerinizden birisiyim. Allah bizlere o günleri bir daha yaşatmasın. 
O günleri yaşatanlar, kardeşi kardeşe düşürenler, aziz milletin ve ebed müddet devletin geleceğini karartmaya çalışanlar hepsi şu anda mevta.. 
Rabbim şerlerinden bizleri muhafaza buyursun.. Birlik ve beraberliğe tüm muhtaç olduğumuz günleri yaşıyoruz..
Aynı gemideyiz.. Yerli ve milli bir duruşla 83 milyon çok güçlü ve safları sık tutmamız gereken zaman dililiminden geçiyoruz vesselam.. 
Hürmet ve muhabbetle.. 
Cengiz YILDIZ kardeşiniz


MUNAFIKLIK

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 hafta, 6 gün önce / 04.09.2020 08:54:57 | Görüntüleme : 1597
Munafık; mümin olmadığı halde küfrünü gizleyerek kendisini mümin gibi gösteren; kalben inanmadığı halde inkâr ettiğini gizleyip diliyle inandığını söyleyerek mümin görünen; imânı kalplerine tam olarak yerleştirememiş, bu konuda kararsızlık ve tutarsızlık gösteren kişilerdir. “İnsanlardan, inanmadıkları halde , ‘Allah’a ve âhiret gününe inandık’ diyenler de vardır”

 ( Bakara,2/8).“Şüphesiz ki münafıklar, Cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardım edici de bulamazsın.” (Nisâ,4/145)

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) münafıkların konuştuklarında yalan söylediklerini; verdikleri sözde durmadıklarını; emanete hıyanetlik ettiklerini bildirmiş ve dini tebliğ görevinde kâfirlerle olduğu kadar münafıklarla da mücadele etmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de de münafık olan kişiler, “…kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanlar…(Maide,5/52) olarak nitelendirilmişlerdir.

Münafıkların en belirgin özelliği yalancılıktır. Yaptıklarında samimi olmadıkları için de riyakârdırlar. Yalancı ve riyakârların ne topluma, ne de insanlığa faydası olur! Münafıklar insanların temiz duygularını istismar ederler.Onlar Allah’ı da aldattıklarını sanırlar. Münafıklar insanların arasına ikilik sokarak toplumu bölmeye ve kardeşlik duygularını yok etmeye çalıştıkları halde kendilerini toplumu “düzeltenler” olarak takdim ederler. Laf getirip götürmek ve topluma fitne-nifak tohumlarını ekmek; söz verdiklerinde sözünde durmamak, emanete hıyanetlik etmek onların belirgin vasfıdır. Bunların en bariz özellikleri de inanmadıkları için aslında kılmadıkları halde tanınmamak için durdukları namazda da içten ve samimi olmamalarıdır…(Dr.Fatih Yücel, Münafık İnanmadığı Halde İnanmış Gözüken Kimsedir, Kur’ân’dan Öğütler 2, D.İ.B.Yayını , s.190-191 )

AHİRET İNANCI

Bencil nefisler hep azar,

Kendi kuyusunu kazar,

Melekler ameli yazar,

Görsün defter açılarak!

 

Emre uygun tavır takın,

Rabbe karşı gelme sakın!

Gidiliyor akın akın!

Kurtulunmaz kaçılarak.

 

Hani, nerede ermişler?

Suya seccade sermişler?

Râb rızasını dermişler?

Göçtüler bez biçilerek!

 

Helâl rızka haram katar,

Kendisini Nâr’a atar

Akılsız pisliğe batar,

Çıkılmaz hep içilerek!

 

İyilik-haslık seçilsin,

Ahrette hasat biçilsin,

OYTAN’ım, Sırat geçilsin,

Nur bulunur geçilerek!



PEYGAMBER’İMİZİN ÇOCUK SEVGİSİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 6 gün önce / 21.08.2020 09:03:32 | Görüntüleme : 2150

Hz. Peygamber Efendimiz, çocukları çok sever; onları öperek bağrına basardı. Onları önemser,aralarına katılır, selâm verir,

  hâl ve hatırlarını sorar, seviyelerine iner, şakalaşır, duygularını paylaşır, gerekirse oyunlarına girer, onlarla birlikte olmaktan mutluluk duyardı. Bu nedenle Resûlullah bir yolculuğa çıktığında çocuklar dönüşünü beklerler ve O’nu sevinçle karşılarlardı. Çocuklara karşı çok merhametliydi: Çocukları sevmeyi, onlarla ilgilenmeyi, onları çeşitli tehlikeler karşısında korumayı cehennemden kurtuluşa vesile sayardı. İnanç, ibadet ve ahlâk konularının çocuklara yumuşaklıkla anlatılmasını ister, katı ve kaba davranılmasını yasaklardı. Kendisi de bu konularda çok hoşgörülü ve şefkâtlı davranırdı. Namaz kılarken, torunları Hasan ile Hüseyin’in ve Zeynep’in kızı Ümâme’nin, kendi mübarek  omzuna binmesini hoş görürdü. Hz. Peygamber (s.a.s.), kız ve erkek çocuklar arasında ayırım yapmazdı: İslâmdan önceki cahiliye çağında, kız çocuğu babası olmanın utanç kaynağı sayıldığı, kimi ailelerin kız çocuğunu diri diri kuma gömecek kadar ileri gittiği anlayışını yıkarak kız çocuklarına gerekli önemin verilmesini emretmiş; kızlarını eğitip hayata hazırlanmalarını sağlayanları büyük sevaba erişmekle ve cenneti kazanmakla müjdelemiştir. Genel olarak, çocuklara güzel bir isim koymak ve bir meslek sahibi olmalarını sağlamak hususunda aileleri teşvik etmiştir (Prof.Hüseyin Algül, Hz. Muhammed’in Çocuklarla İlişkileri, İslâma Giriş, D.İ.B., s183-187)

VADE

Bu ölümlü fâni hayat,

Işık hızıyla tez geçer!

Her can bir gün mutlak gider,

Ol vadeyi Allah seçer!

 

Resûlün sırtında mühür,

Silinmez Allah busesi!

Evrensel has hafızada,

Veda Hutbesi’nin sesi!

 

Şeb-i Arus denilse de,

Sovuktur ölümün yüzü!

Yas-figan-ayrılık vardır,

Dostların yaşlıdır gözü!

 

Hüzünlü yakınlarımız,

Dört kollu şu saldan tutar!

Kafileyle gelen beden,

Ana kucağı kabre yatar!

 

Oytan’ım, daima Rabbi,

Hep huşûyla zikrederek,

Azgın nefsini dizginler,

Yoksula infak ederek!



Peygamber Efendimizin Kötülüklere Karşı Sabrı.

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 1 hafta önce / 14.08.2020 10:17:53 | Görüntüleme : 913

Kötü davranışlara karşı Peygamberimizin ne kadar sabırlı olduğunu İbn-i Mes’ut şu olayla anlatmıştır: “Bir defasında Peygamberimiz Kâbe’nin yanında namaz kılıyordu. O sırada Ebu Cehil ve adamları orada oturuyorlardı. Bir gün önce orada bir deve kesilmişti. Ebu Cehil-Allah’ın lâneti üzerine olsun-

 Hanginiz şu deve işkembesini kaldırır ve Muhammed secdeye varınca onu ensesine atıverir.?” dedi. Bu söz üzerine en mel’unları fırlayıp işkembeyi secdedeki Peygamberimizin boynuna atıverdi. Arkasından kahkaha ile hep beraber güldüler. O sırada ben ayakta duruyor ve olup bitenleri seyrediyordum. İçimden: “Keşke cesaretim olsa da işkembeyi onun üzerinden atabilsem ”dedim. Peygamberimiz ise hiçbir şey olmamış gibi secdesine devam ediyordu. O sırada bir adam koşup durumu Fatıma’ya bildirdi. Fatıma o sırada küçük bir kız olmasına rağmen koşarak geldi ve işkembeyi babasının boynundan atıverdi; arkasından da Ebu Cehil ve adamlarına ağır sözlerle çıkıştı. Peygamberimiz, namazı bitince üç defa yüksek sesle: “Allah’ım, kureyşlileri sana havale ediyorum! Allah’ım, Ebu Cehil’i, Ukbe’yi, Utbe’yi, Şeybe’yi sana havale ediyorum !” diye onlara beddua etti. Allah’a yemin ederim ki, Peygamberimizin adlarını saydığı bu kimseleri Bedir Savaşı sırasında kendi gözlerimle ölüler arasında gördüm.”( Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.240)

 ÇAĞIN HASTALIĞI

Yetiş Yâ Resûl’ü Ekrem!

Aileyi yok ettiler!

Nerde aşk-ı Aslı-Kerem!

Aileyi yok ettiler!

 

Zinaya düşkün olanlar,

Ruhları kirden solanlar,

Öfke, kıskançlık salanlar,

Aileyi yok ettiler!

 

Kin, kibir, hasetlik, gıybet,

Azgın nefsine çekemez set!

Şu utanmazlar nihayet,

Aileyi yok ettiler!

 

Edep-ahlâk yoksunları,

İnsanlığın yosunları,

Babasının tosunları,

Aileyi yok ettiler!

 

Oytan, kime bu şikayet?

Kimde ararsın hidayet?

Toplum yozlaştı nihayet!

Aileyi yok ettiler.



Peygamberimizin Allah’a Güvenmesi

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 1 ay, 2 hafta önce / 07.08.2020 13:25:15 | Görüntüleme : 1069

Tevekkül; akıl ve vicdanın ilhamına uyarak, bütün çabaların ve girişimlerin gösterilmesine rağmen ortaya çıkan olumsuz şartlara karşı sarf edilen gayretin neticesini Allah’ın lütuf ve inayetine havale etmektir.

Bir Müslüman, çalışmasının mutlaka sonuç getireceğine inanmalıdır; çünkü o, Allah’a güvenmiştir. Böyle bir güven, Müslümanı sarsılmaz bir azim, eğilmez bir irade, şaibesiz bir cesaretle donatır. En büyük tehlikeler, en kötü yenilgiler bile onu yolundan alıkoyamaz. İşte tevekkül bu demektir!

            Hz. Muhammed’in(s.a.s.) hayat hikâyesi okunduğu zaman görülecektir ki, O, en amansız felâketlerle, en çetin direnişlerle karşı karşıya olduğu halde ömrü boyunca zerre kadar korku, endişe veya ümitsizlik göstermemiştir. Mekke’de kimsesiz ve yapayalnız kaldığı zamanlarda, Uhud ve Huneyn savaşları sırasında en korkunç tehlikelerle karşılaştığında dahi aynı irade kuvvetini, aynı sarsılmaz azmi göstermiştir.  Sevr  Mağarasında, Kureyşlilerin iki Mağara arkadaşını ele geçirmelerine ramak kaldığı sırada, Hz. Ebu Bekir’in,  Efendimizin hayatı için endişelenerek “Ya Resûlallah, düşmanlar çok yaklaştı, eğilseler bizi görecekler” demesi üzerine Peygamber Efendimizin, “Üzülme, Allah bizimle beraberdir!” demesi, O’nun, Cenab-ı Allah’a nasıl sarsılmaz bir iman gücüyle güvendiğini açık bir şekilde göstermektedir.(Buharî ve Müslim, Hicret.)

HUZUR -1

Gönlüm hep arar dirliği,

Hiç gitmez tedirginliği,

Sade kul, yok şeyh-pirliği,

Kalbim az durulsun yâ Râb!

           

Melekler bize bakıyor,

Âh-u zar yürek yakıyor,

Hâfızlar Kur’an okuyor,

Kalbe taht kurulsun Yâ  Râb!

 

Mü’minler hep kardeş olsun,

Gönüller sevgiyle dolsun,

İnsanlığı özde bulsun,

Hesap has sorulsun Yâ Râb!

 

Hep ibadette kalınsın,

Namaz mescidde kılınsın,

OYTAN, beraber alınsın,

Kâbe’ye varılsın yâ Râb!



ZEMZEM

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 ay, 2 hafta önce / 10.07.2020 10:24:14 | Görüntüleme : 2801

Arapça’da “bol, bereketli, doyurucu ve kaynağı zengin su” anlamlarına gelen zemzem, sadece kutsal kabul edilen Harem bölgesinin değil, bizzat Kâbe’nin kuyusu ve bütünleyicisi olarak da görülmüş, Mekke için bir nevî hayat kaynağı olmuştur.

Cenâb-ı Allah’ın emri üzerine, Hz. İbrâhim’in, eşi Hacer’i ve henüz bebek olan İsmail’i ıssız Mekke vâdisinde bırakıp ayrıldıktan sonra, Hâcer, su ve erzakının tükenmesi üzerine  çaresiz kalmış; küçük oğlu İsmail’in susuzluktan ölmesinden endişe ederek telâşla Safâ ve Merve tepeleri arasında yedi defa gidip gelerek bir yardımcı aramış; bütün ümitlerini kaybettiği anda mucizevî şekilde oğlunun bulunduğu yerde kaynayan zemzem suyunu görünce Allah’a şükretmiş ve suyun dağılmaması için etrafını toprakla çevirmiştir. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu konuda şöyle buyurmuştur: “ Allah, İsmail’in annesi Hacer’e rahmet etsin. O, Zemzem’i kendi haline bıraksaydı veya avuçlamasaydı, muhakkak akar, bir ırmak olurdu.”

Bütün su kaynaklarına uzak bir noktada, çölün ortasında bir mucize gibi çıkan Zemzem, şifalı ve besleyici bir sudur. Ondan içen acıkmaz, ne kadar içilse rahatsız etmez, bazı hadislerde “ ne amaçla içilirse ona şifa olacağı…” buyrulmuştur.

          Hz. Hâcer’in, aralarında 400 metre mesafe olan Safa ve Merve tepeleri arasında  su ve imdât arayışı hac ve umre mesaiki içinde yer alan “sa’y” uygulamasının kökeni olmuştur(Bakara, 2/158). (Hicaz Albümü, s. 45)

            Zemzem, Allah Tealâ’nın darda kalan kullarının imdadına nasıl yetiştiğine dair ibret alınması gereken ve mucizelerle dolu bir örnektir.

RESÛL SEVGİSİ                           

İzinden doğru yol bulunur,

Namaz üzerinde durulur!

Seni içten-yürekten sevmek

Has ibadettir Yâ Muhammed!

 

İnançsız alimler bilemez,

Kalpten kara pası silemez,

Seni içten-yürekten sevmek,

Has selâmettir Yâ Muhammed!

 

Arafatta sesin sadâsı

Sürdürür Kâinat Hüdası,

Seni içten-yürekten sevmek,

Has fazilettir Yâ Muhammed!

 

Oytan’ım zikirdedir elim,

Ayak izlerin yüz sürelim,

Seni içten-yürekten sevmek,

Has meziyettir Yâ Muhammed!



MAKAM-I İBRAHİM

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 2 ay, 3 hafta önce / 03.07.2020 11:42:32 | Görüntüleme : 1954

Kâbe’ye yaklaşık 15,40 m. mesafede bulunan, üzerinde Hz. İbrâhim’in ayak izleri olarak kabul edilen , 1 cm. arayla ve derince iki ayak izinin bulunduğu ve Kâbe’nin inşası sırasında Hz. İbrâhim’in üzerine çıkıp iskele olarak duvar örmek ve insanları Hac’ca davet etmek için kullandığı taşa Makâm-ı İbrâhim adı verilir.

 Çok hafif sarı ve kırmızı karışımı, beyaza yakın bir rengi olan taşın kalınlığı 20 cm. olup kenar uzunluklarından biri 38 , diğeri 36 şar cm. dir. Hz. İbrahim’in (a.s.)  iskele olarak kullandığı bu taşın üzerinde : 10 cm. derinliğinde, 27 cm. uzunluğunda  ve 14 cm. eninde iki ayak izi mevcuttur. Hz. İbrahim’ in (a.s.) bu ayak izleri, bir mucize olarak, o günden bugüne, 5-6 bin yıldan beri  bu taş üzerinde durmaktadır.  Tavaf esnasında Kâbe ile Makam-ı İbrahim arasından geçmek faziletlidir. Tavafı bitirince iki rekat tavaf namazını da Makam-ı İbrahim’in arkasında kılmak usulden ve önemlidir; ayrıca Kur’an’ın da emridir: “Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin…” Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bu mevkide tavaf namazını kılmıştır ( Bahattin Akyön,a.g.e. s.127)

 

DÜNYA FANİ

Yıllar coşkun sel gibi

Hızla akıp geçiyor!

Ömür sert bir yel gibi,

Hayalleri biçiyor!

 

Yollar uzayıp gider,

Hedeflere ulaşır!

Saf inanç etki eder,

Temiz kalbe bulaşır!

 

Eller semaya açık,

Mevlâ’ya yakarıyor!

İstekleri ufacık,

Gönlünden çıkarıyor!

 

Seller gibi akacak

Akın akın gidenler!

Her can ölüm tadacak,

Müjde: Kulluk edenler!

 

Diller hep tatlı tatlı,

Tüm yolları açıyor!

OYTAN’ım, ruh kanatlı,

Lâmekana uçuyor!



HACERÜL ESVED

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 ay, 6 gün önce / 26.06.2020 12:56:41 | Görüntüleme : 1015

Kâbe’nin doğu köşesinde, yerden 1,5 m. yükseklikte, gümüşten bir mahfaza içinde tavafın başlangıç ve bitiş noktasını belli eden Hacerül Esved bulunur.

 Arapça’da “siyah taş” anlamına gelen Hacerül Esved yaklaşık 30 cm. çapında  ve yumurta biçiminde siyaha yakın koyu kırmızı renktedir. Hacerül Esved, Hz. İbrâhim tarafından, tavafın başlangıç noktasının belirlenmesi amacıyla yerleştirilmiştir. 605 senesinde Kureyşliler, Kabe’yi yeniden inşa ettiklerinde  kabileler arasında, Hacerül Esved’i yerine kimin koyacağı ve şerefini kimin alacağı konusunda ihtilaf çıkınca, sonunda, Kabe’ye şimdiki 22 no.lu Beni Şeybe Kapısından ilk gelecek kişinin karar vermesi için uzlaştılar ve beklemeye başladılar.Bu kapıdan Muhammedül Emin geldiğinde ise herkes rahatladı. Çünkü,   henüz Peygamberlik görevi verilmeden önce dahi “Doğru ve Emîn” lâkabıyla anılan Hz. Muhamed Mustafa’nın  doğru karar vereceğine herkes  inanıp güvenmekteydi. Efendimiz, hırkasını çıkarıp, yere serip, üzerine Hacerül Esved’i koyup, hırkanın her köşesinden bütün kabilelerin tutmasını sağlayıp, kendisi de altından tutarak bu Mübarek taşı kaldırıp yerine koymuştur. Böylece ihtilafı önlemiştir.Hacerül Esved ile ilgili bazı inanışlar da vardır: Örneğin, Hacerül Esved’e dokunan kimsenin Rahmân’nın eline dokunmuş gibi olduğu (İbn Mâce, “Menâsik, 32); Hacerül Esved’in, yeryüzünde Allah’ın sağ eli olduğu ; Hacerül Esved’e  dokunanın  Allah’a biat etmiş olacağı (Heysemî, III, 242) şeklindeki rivayetler sayılabilir. Resûl-i Ekrem bir defasında dudaklarını Hacerül Esved’in üzerine koyarak uzun uzun ağlamış, daha sonra dönüp baktığında Hz. Ömer’in de ağladığını görünce: “Ey Ömer! Göz yaşları burada dökülür !” demiştir.( Hicaz Albümü, s.27)

İYİLİK GÖTÜR!

Şu insanın benliğinde,

İyilik-kötülük de var!.

Yaşadığı günlüğünde,

Hayırlara koşmak da var!

 

Haram yemek-helâl yemek,

Dua etmek-gıybet etmek,

Nefse uymak-akla uymak,

İradeyle seçmek de var!.

 

Gideceği yolu bulmak,

Bilgi-ihlâs-takva dolmak,

Râbbe iyi bir kul olmak,

Ol Sırat’ı geçmek de var!

 

OYTAN’ım artık seçim yap,

Allah’a hep yürekten tap,

Olmayasın Orda bîtâp,

Köprüsünden düşmek de var!



KADİR GECESİ NASIL DEĞERLENDİRİL MELİDİR?

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 ay, 1 hafta önce / 19.06.2020 09:16:08 | Görüntüleme : 1657

Sevgili Peygamberimiz, “Kim Kadir Gecesini sevabına inanarak içtenlikle ihya ederse, geçmiş-gelecek günahları bağışlanır” buyurmuştur.O halde, bu gecede:

 

Allah rızası için ibadet edilmeli; namaz kılınmalı, Allah’a kulluk duygusu geliştirilmelidir. Özellikle yatmadan önce 2 rekat namaz kılınması ve abdestli olarak yatılması güzel olur. 2 veya 4 rekat teheccüt namazı kılınmalıdır.

2-Kur’anı Kerim okunmalı, okuyanlar dinlenmeli, anlamı üzerinde düşünülmeli, tefekkür edilmelidir.

3-Peygamberimiz (s.a.s.)’e salât ü selâm getirilmeli, O’nun şefaati ümit edilerek sadakat tazelenmelidir.

4-Vaaz ve nasihatlar dinlenmelidir.

5- Ehil din adamlarınca, gecenin önemine dair yapılacak sohbetlere iştirak edilmelidir.

6-Hulûsi kalp ile, ihlâs ile tövbe ve istiğfar yapılmalı; ciddi bir nefis muhasebesi ile yapılmış olan hatalardan dönmeye karar verip azmedilmelidir.

7- Allah Tealâ zikir edilmeli; tefekkür edilmelidir.

8- Hulûsi kalp ile çok dua edilmelidir. Peygamber Efendimizin bu Gece: “Allah’ım, Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet!” şeklinde çokca dua ettiği kaynaklardan anlaşılmaktadır.

Hz. Aişe de, Peygamber Efendimize, Kadir Gecesinde nasıl dua edeyim diye sormuş. Resul-ü Ekrem: “Allah’ım sen affedicisin, cömertsin, affetmeyi seversin beni de affet !diye dua et ” buyurmuştur.Mübarek Kadir Gecesi hürmetine, Rabbimizden, bizlerin, cümlemizin ve  bütün Müslümanların, günahlarımızı bağışlamasını; fazileti büyük bu Mübarek Gecenin, hayırlara vesile olmasını, kardeşlik, sevgi ve saygı bağlarının kuvvetlenmesini; İslâm Âleminin birliğine vesile olmasını ve bütün insanlığın belâ ve musibetlerden uzak olmasını niyaz etmeliyiz.

10- Kadir Gecesinin gündüzünü de tıpkı gecesi gibi değerlendirmek büyük sevaptır.(Prof.Dr.Hüseyin Algül,Mübarek Gün ve Geceler,s. 88-92)

BEKLERİM FAKİR

Şah-ı Resûl’ün nurlu yüzünü,

Gönül gözümle bakıp göreyim!

Kavrulan çölü hızla geçerek,

Kutsal Kâbe’ye yüzüm süreyim!

 

İslâm kuralı: Muhtaç olanı,

Yüz üstü bırakıp da gidemem!

Gece-gündüz zikretmek yerine,

Bülbül gibi şakıyıp ötemem!

 

Kalpten haset, kin, kibri atarak,

Hak erenler sözün tutmalıyım,

Yoksula-yetime el germede,

Vicdanımın emrin yapmalıyım!

 

Dünyada insanın yaşamına,

Oytan’ım, esas hükmeder kader!

İslâm’da Hak’ka yürüyen her ruh,

Rab’bimin yüksek emrine gider!



KADİR GECESİNİN FAZİLETİ

Yazar : Misafir Kalem | Tarih : 3 ay, 2 hafta önce / 12.06.2020 09:27:37 | Görüntüleme : 1599


Bu gecenin, Ramazan’ın hangi gününün hangi gecesi olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Cenab-ı Allah, arayışta bırakmayı tercih etmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.s.), “Ben Kadir Gecesini arayarak ilk on günde itikâfa devam etmiştim. Sonra ortadaki on günde itikâfa devam ettim. Sonra bana Melek geldi ve Kadir Gecesi son on gündedir.” dedi; “Ve benimle beraber itikâfta bulunanlar dilerlerse son on günde de itikâf etsinler” buyurdu. O insanlar da Resûlullah ile beraber itikâf eylediler. Peygamber Efendimiz, “Bana Kadir Gecesinin tek gecede olduğu gösterildi.” buyurdu.Bu bilgiler ışığında Mübarek Kadir Gecesinin Ramazan Ayının 27.ci gecesi olduğu umulmaktadır.

Rivayete göre, Hz. Ömer (r.a.), Huzeyfe (r.a.) ve ashâb-ı kirâmdan birçoğu, Kadir Gecesinin ayın yirmi yedinci gecesi olduğu hususunda hiç şüphe etmiyordu.(İbn Hibban, Tenzibût-Tezhib, s1/384)

Bu konuda bizzat Peygamberimizin de bir Hadisi vardır: İbn Ömer’den rivayet edildiğine göre Resûl-ü Ekrem: “ Kim Kadir Gecesini araştırıyorsa, onu yirmi yedinci gecede arasın !” buyurmuştur.(Ahmed, Müsned, 1/240) 

Peygamber Efendimiz, Kadir Gecesinin, içinde Kadir Gecesi bulunmayan 1000 aydan daha hayırlı olduğunu buyurmuştur. Bu süre 84 seneye yakın bir süre etmektedir.Bu gecede 6 saatlik bir ibadet süresinde, saat başına 13 yıl düşmektedir.Bir saat ibadet etmekle 13 yıl ibadet etmiş gibi sevap kazanılabileceği umulabilecektir.

Mübarek Kadir Gecesinin ölçülemez faziletlerinin bir kaynağı da bu gecede ebedî bir mucize olan Kur’anı Kerim’in Peygamberimiz (s.a.s.) e indirilmeye başlanmasıdır.Bu gecede Kur’an’ın indirilmesinin sonucu: Cebrail (a.s.) ve melekler, Cenab-ı Allah’ın emriyle, her türlü iş ve işlemler için yeryüzüne indirilirler. Sayılarının bilinemeyecek kadar çok olduğu düşünülmektedir. Bu gece, insanoğlu, Cebrail (a.s.) ve meleklerle aynı mekanı yani yeryüzünü paylaşmaktadır.

KIBLEYE DÖN

Hayatı boş geçirme,

Kıbleye dön yüzünü,

Salih ameller işle,

Tez temizle özünü!

 

Kalbin, temiz kalbe karşı,

İkisi de aşk dolu,

Dostu sevgiyle hoş tut,

Darıltma sağı-solu!

 

 

Azrail söz mü verdi?

Ne süre var elinde?

Kin, kibir, gıybet neden?

Hiç zikir yok dilinde!

 

Mevsim vakti geçmeden,

Hayat tarla, sürülsün,

Fitre, zekat vererek,

Hasat-sevap derilsin!

 

Görevi alamadı,

Rabbimin dağı-taşı!

Sorumluluk insanda,

Oytan’ım yüklen taşı!