......

RESMİ İLANLAR

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 234769

SILA-İ RAHİM YAPANIN RIZKI BOL OLUR

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 5 ay, 3 hafta önce / 03.07.2017 08:52:46 | Görüntüleme : 766
Ebul-Leys Semerkandi (rh.) şöyle buyurdu:

Bir kişi akrabalarının yakınında ikamet ediyorsa, hem hediye ile ve hem de ziyaret ile sıla-i rahimde bulunmalı, onlarla alakadar olmalıdır.

Eğer hediye götürmeye imkânı olmazsa ziyaret ederek ve ihtiyaç duydukları işlerde onlara yardımcı olarak alakadar olmalıdır.

Şayet uzak bir yerde ikamet ediyorsa mektup göndermeli, (telefon vs. yollarla görüşmeli)dir. Eğer gücü yeterse ziyaret etmesi daha iyidir.

Sıla-i rahimde on güzellik vardır:

1- Sıla-i rahimde Allâhü Teâlâ'nın rızası vardır. Zira Allâhü Teâlâ sıla-i rahim yapılmasını emretmiştir.

2- Ziyaret, akrabaları sevindirir. Nitekim Hadis-i şerif-te “Amellerin en faziletlisi mümini sevindirmektir.” buyrulmuştur.

3- Melekler de sevinirler,

4- Sıla-i rahimde bulunan kişiyi Müslümanlar takdir edip överler,

5- İblis aleyhilla'ne gam ve kedere boğulur, üzülür.

6- Sıla-i rahimde bulunan kişinin ömrü ziyadeleşir,

7- Rızkında bereket olur.

8- Vefat eden ana babanın ve akrabaların ruhları da bu ziyaretten dolayı sevinirler.

9- Sevgi ve muhabbetin artmasına sebep olur. Çünkü başına üzücü veya sevindirici bir şey gelse yakınları toplanırlar ve kendisine yardımcı olurlar. Böylece aralarında sevgi ve muhabbet artar.

10- Öldükten sonra da sevap elde eder. Çünkü akrabaları, onun kendilerine yaptığı iyiliği her ne zaman hatırlasalar ona dua ederler. (Tenbihül-Gafilin)

 



KADİR GECESİ’NİN FAZİLETİ

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 6 ay, 4 gün önce / 22.06.2017 09:40:18 | Görüntüleme : 425
Ashab-ı Kiram, Allâhü Teâlâ'nın Kadir Gecesi hakkında “Bin aydan hayırlıdır.” mealindeki Kadr suresinin 3. Ayet-i kerimesine sevindikleri kadar hiçbir şeye sevinmediler.

Resulullah Efendimiz (s.a.v.) Ashabına İsrailoğullarından dört kişiyi anlattı. Bunlar -göz açıp yumuncaya kadar bir zaman dahi Allah'a asi olmadan- seksen sene ibadet etmişlerdi. Resulullah'ın (s.a.v.) Ashabı da bundan dolayı hayret etmişlerdi. Cebrail (a.s.) geldi ve:

“Ya Muhammed! Sen ve Ashabın, bu zatların göz açıp yumuncaya kadar kısa bir vakitte bile Allah’a isyan etmeden seksen sene ibâdet etmelerine hayret ettiniz. Allâhü Teâlâ sana bundan hayırlısını indirdi.” dedi ve “İnnâ enzelnâhü fî leyleti’l-kadr... (Biz, onu Kadir Gecesi'nde indirdik) (mealindeki) âyet-i kerîmesi ile başlayan Kadr suresini sonuna kadar okudu.

Resulullah Efendimiz (s.a.v) ve Ashab-ı Kiram çok sevindiler.

KADİR GECESİ’NDE NE YAPILIR?

Bu gece dört rekat Kadir Gecesi namazı kılınır:

1. rekatta: 1 Fatiha, 3 İnnâ enzelnâhü...,

2. rekatta: 1 Fatiha, 3 İhlas-ı Şerif,

3. rekatta: 1 Fatiha, 3 İnnâ enzelnâhü...,

4.  rekatta: 1 Fâtiha, 3 İhlâs-ı Şerîf okunur.

Namazdan sonra:

1 defa, “Allâhü ekber Allâhü ekber, Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber ve lillâhi'l-hamd.”

100 “Elem neşrah leke...” suresi,

100 “İnnâ enzelnâhü...” Suresi,

100 defa da Resûlullâh Efendimizin Hz. Âişe vâlidemize öğrettiği “Allâhümme inneke Afüvvün Kerîmün tühıbbü'l-afve fa'fü annî” duası okunur ve dua edilir.

Mümkünse, bir de tespih namazı kılınır.

Mübarek Kadir Gecesini dolu dolu geçirmeniz dileğiyle, kalın sağlıcakla…



KUR’AN-I KERİM’İ ÖĞRENİNİZ, DEVAMLI OKUYUNUZ…

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 6 ay, 1 hafta önce / 15.06.2017 08:53:01 | Görüntüleme : 368
Resulullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

Kur'ân-ı Kerim'e inanıp amel ederek okuyan mümin kıyamet günü getirilir. Kur'ân-ı Kerîm şöyle niyaz eder: “Yâ Rabbi, onu giydir.” Ona keramet tacı giydirilir. Sonra Kur'ân-ı Kerim: “Yâ Rabbi, artır” der. Keramet hullesi (elbisesi) giydirilir. Sonra Kur'ân-ı Kerîm: “Yâ Rabbi, ondan razı ol” der, Allâhü Teâlâ ondan razı olur. O kişiye: “Oku ve terakki et, yüksel” denir, okuduğu her bir ayete bir hasene (sevap) verilir. (Sünen-i Tirmizi) “Kim Kur'ân-ı Kerîm'i okur ve onunla amel ederse, kıyâmet gününde ana babasının başına bir tac giydirilir ki onun nûru, dünya evlerini aydınlatan güneşin evinizin içinde bulunmasından daha parlak ve güzeldir. -Ana babasına bu ikram yapılırsa-ya bu ameli işleyenin mükafatı nasıl olur, düşünün!” (Ebu Davud) “Kim Kur'ân-ı Kerim'i okur, ezberler, helalini helal, haramını haram olarak kabul ederse Allâhü Teâlâ onu cennetine koyar, ailesinden cehennemlik olduğuna hükmedilmiş on kişiye şefaatçi kılar.” (Sünen-i Tirmizi)

“Kur'ân-ı Kerim'i öğreniniz, onu devamlı okuyunuz, gece en son ameliniz Kur'ân-ı Kerim'den -Ayetülkürsi, Kâfirun Suresi gibi- Ayetler okumak olsun. Muhakkak Kur'ân-ı Kerim, onu öğrenen, gece namazlarında okuyan kimse için her yere güzel kokular saçan misk dolu kese gibidir. Onu öğrenip ezberlediği halde okumayan içinse ağzı ip ile bağlanmış misk kesesi gibidir.” Yani ondan güzel koku çıkmaz. (Sünen-i Tirmizi)

“Rabbimiz (azze vecelle) buyurdu ki: Kur'ân-ı Kerim, kimi benim zikrimden ve bana dua etmekten meşgul ederse bu kimseye bana dua edenlere verdiğinden hayırlısını veririm. Allâh'ın kelâmının diğer sözler üzerine üstünlüğü Allâhü Teâlâ'nın mahlukatına olan üstünlüğü gibidir.” (S.Tirmizi)

Bir kimse “Yâ Resulallah! Hangi ameli Allâhü Teâlâ daha çok sever?” diye sormuştu. Peygamberimiz (s.a.v.) “Konup göçenin ameli!” buyurdu. “Konup göçen ne demektir?” diye sordu. Peygamberimiz (s.a.v.) “Kur'ân-ı başından sonuna kadar okuyan kimsedir ki, ne zaman sonuna kadar okusa, hemen baş tarafına geçip yeniden okumaya başlar.” buyurdu. (Sünen-i Tirmizi)

 



İTİKÂF SÜNNET-İ MÜEKKEDEDİR…

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 6 ay, 1 hafta önce / 13.06.2017 08:50:45 | Görüntüleme : 392
İtikâf, cemaatle namaz kılınan bir mescitte veya mescit hükmünde bulunan bir yerde itikâf niyetiyle bir müddet kalmaktan ibarettir.

İtikâf, vacip, sünnet-i müekkede ve müstehap olmak üzere üç kısımdır.

Nezredilen (adanan) itikâf, vaciptir.

Ramazan-ı Şerif'in son on gününde yapılan itikâf, kifayet yoluyla müekked sünnettir. Bir beldede bir kişi itikâf yaparsa diğerleri de sünnet ile amel etmiş olur.

Ramazan-ı Şerif ayı dışında ibadet ve taat maksadıyla bir mescitte bir müddet yapılan itikâf da müstehapdır.

İtikâfın şartları:

İtikâfa girecek kimse; itikâfa niyet etmiş olmalı, Müslüman ve akıllı olmalı, cünüp, hayız ve nifas olmamalıdır.

İtikâf, bir mescitte veya mescit hükmünde bulunan bir yerde yapılmalıdır.

Vacip olan itikâfta oruçlu bulunmalıdır.

Kadınlar için kendi evlerinde mescit olarak kullandıkları yerler, mescit hükmündedir.

İtikâflının mescitten özrü olmadan çıkması veya hanımı ile münasebette bulunması itikâfını bozar.

İtikâflının dini, beşeri veya zaruri bir ihtiyaçtan dolayı mescitten dışarı çıkması itikâfı bozmaz: Cuma namazını kılmak için en yakın bir camiye gitmesi gibi.

 



CUMA GÜNÜNDEKİ İCABET SAATİ

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 6 ay, 2 hafta önce / 09.06.2017 08:58:57 | Görüntüleme : 369
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir gün Cuma gününün faziletini anlatıyordu da: “Onda (Cuma gününde) bir saat vardır ki hiçbir Müslüman kul, namazda bulunur ve Allahü Teala’dan o saate rast getirip bir şey dilerse muhakkak Allahü Teala ona (dilediğini) verir" buyurdu. (O saatin) kısa olduğunu anlatmak için (mübarek) eli ile işaret buyurdu.

Bu saat Kadir Gecesi ve İsm-i Azam gibi gizlidir. Gizlenmesindeki hikmeti de açıktır. Çünkü icabet (duanın kabul) saatini kollayan kimse, günün hangi saatinde olduğunu bilmeyince saatine rast gelir diye bütün gün kalbini dünya vesveselerinden temiz tutmaya çalışır, huzur içinde dua ve zikir eder.

Cuma günündeki icabet saati gizli kalmış olmakla beraber, alimler bu hususta gelen haberler ile bir dereceye kadar vaktin tayinine çalışmışlardır. Buhari şarihi Ayni ve İbn-i Hacer bu hususta 41 kavil rivayet etmişlerdir. Bunların en meşhuru, imamın iki hutbe arasında oturduğu vakit ile gün batmadan evvelki vakittir.

Cuma günü dualarımızın icabet saatine rast gelmesi dileğiyle, kalın sağlıcakla… 



ZEKAT CİMRİLİKTEN, KÖTÜ AHLAKTAN TEMİZLER

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 6 ay, 2 hafta önce / 06.06.2017 09:45:17 | Görüntüleme : 355
İslâm'ın şartlarından biri de malının zekâtını vermektir. Ticaret malları ile altın, gümüş ve nakit paraların kırkta biri zekât olarak verilir.

Zekât, hicretin ikinci senesi farz kılınmıştır. Fıtır sadakası ve bayram namazı da o sene emrolundu.

Zekât, temizlik ve üreyip çoğalmak manasınadır. Malın zekatını vermek kalan mala çok bereket getirir, zekat verenin malı gittikçe artar. Lâkin bu faydayı elde etmek için zekâtı gönül hoşluğu ile vermek lazımdır.

Allâhü Teâlâ, gönülden istemeyerek yapılan ameli kabul etmez ve ondan razı olmaz. Veli (Allah'ın sevgili bir kulu) olmak mal ve canı Allah yolunda feda etmeye bağlıdır. Cimri olan veli olamaz. Zekat, nefsi cimrilik gibi kötü ahlâktan temizler.

Allâhü Teâlâ güzel amel işleyenin ecir ve mükâfatını zayi etmez, mutlaka karşılığını verir. Malını onun rızası için verene ondan hayırlısını, canını ve fani vücudunu feda edene ondan hayırlı olan ebedi hayatı ve cennette cemalini görmeyi nasip eder. Kur'ân-ı Kerim'de -mealen-: “Allâhü Teâlâ'nın rızasına muvafık güzel ameller yapanlara ondan daha güzeli ve bir de ziyade var.” (Yunus Suresi, Ayet 26)” buyurulmuş-tur. Buradaki ziyade rü'yetullah (Allâh'ın cemalini görmek) olarak tefsir edilmiştir.

Yine Ayet-i celilede -mealen-: “...Hakkında sizi tasarrufa salahiyetli kıldığı şeylerden infak eyleyin.” (Hadid Suresi, Ayet 7) buyurulmuştur. Yani insanların ellerinde olan mallar hakikatte Allâhü Teâlâ'nındır, halka emanet olarak vermiştir. Nisaba malik olan herkesin o maldan zekat ve sadaka vermesi lâzımdır.

Fetva kitaplarında şöyle geçer: Okuma veya okutma ile meşgul ilim ehlinin zengin de olsa- zekât almaları caizdir. (Tenvirul-ebsar ve Tefsir-i Semerkandi) Hadis-i şerifte: “Kırk senelik nafakası da olsa ilim talebesine zekât verilir.” buyurulmuştur.

İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri diyor ki: “Burada ilimden maksat: Peygamberlerin ve evliyanın ilmi olan din ilimleridir. Yoksa yalnız felsefî ve aklî ilimleri tahsil edenler değildir. (Hadis-i Erbain terc. ve şerh, İ. Hakkı Bursevi)



TERAVİH NAMAZI, SÜNNET-İ MÜEKKEDEDİR

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 6 ay, 3 hafta önce / 01.06.2017 08:55:51 | Görüntüleme : 464
Ramazan-ı Şerif'te her gece yatsının farzından ve son sünnetinden sonra erkeklere ve kadınlara yirmi rekât teravih namazı kılmak sünnet-i müekkededir. Ashab-ı Kiram ve mezhep imamları bunu kılmışlardır. İnkâr eden ehl-i bidatten olur.

Cemaatla kılınması Peygamberimiz Hazretlerinin vakt-i saadetlerinde sünen-i hüdalarından sayılırdı. Lakin farz kılınır da ümmeti ona güç yetiremez diye devam buyurmadılar. Hz. Ömer, Osman ve Ali (r.anhüm) halifelikleri zamanında cemaatle kılınmıştır.

Teravih namazı, yirmi rekât olup her iki rekât başında selâm verip her dört rekât başında dört rekât miktarı oturulması tavsiye olunmuştur. Dört rekât kılıp ikinci rekâtta oturmaz ise iki rekât kılmış olur.

Teravih tamam olduktan sonra sadece Ramazan-ı Şerif'e mahsus olarak vitir de cemaat ile eda olunur.

Teravihi hatim ile kılmak faziletlidir. Teravihde hatim mümkün olmazsa Fil Suresi'nden (Elemtera...) Kur'ân-ı Kerim'in sonuna kadar on sureden her rekâtta bir sure okunur. İkinci on rekatta tekrar “Elemtera...”dan başlanarak kılmak daha güzeldir.

Fetava-i Kazihan diyor ki: Zahidler ve abidler teravihte Ramazan-ı Şerif'in her on gecesinde bir hatim ederler. İmam-ı A‘zam Hazretleri her Ramazan-ı Şerif'te altmış bir hatim ederdi. Otuz hatim gecelerinde ve otuz hatim gündüzlerinde ve bir hatim teravihte ederdi.

Peygamber Efendimiz Hazretleri buyurdular ki: “Allâhü Teâlâ'ya itaat ve Resulüne uymak ile mükellef olan Müslümanları Muhakkak Allâhü Teâlâ Ramazan orucunu üzerinize farz eyledi. Gecelerini ihya ve teravih namazını da ben sünnet eyledim. Böyle her kim ki orucun farz ve teravih namazının da sünnet olduğuna inanarak ve sevaplarını umarak gönül hoşluğu ile Ramazan'ın gününü oruçlu, gecelerini de namazda geçirirse mağfiret olunur; anasından doğduğu gündeki gibi günahından temizlenir.” 



RAMAZAN AYINDA TAVSİYE EDİLEN BAZI İBADETLER

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 6 ay, 3 hafta önce / 31.05.2017 09:21:23 | Görüntüleme : 389
Mübarek Ramazan-ı Şerif Ayı, 11 ayın sultanıdır. Ümmet-i Muhammed’in ayıdır. Gündüzleri oruçla, geceleri teravih namazlarıyla ihya edilir.

Ramazan-ı Şerif Kur’ân ayıdır. Bu itibarla, Kur’ân okumasını bilen herkes, bu ayda Kur’ân-ı Kerim’i hatim etmelidir.

Kur'ân okumasını bilmeyenler bu ayı fırsat bilip öğrenmeye gayret etmelidirler.

Ramazan ayının evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden azada vesiledir.

Ramazan-ı Şerif’te yapılması tavsiye edilen bazı ibadetler:

Birinci on gün içinde, mümkünse, tespih namazı kılınır ve hatm-i enbiya yapılır.

İkinci on gün içinde, mümkünse, yine tespih namazı kılınır ve hatm-i enbiya yapılır.

Üçüncü on gün içinde ise tevbe-istiğfar, hatm-i enbiya ve 7 salat ve selamdan sonra mümkünse hatm-i istiğfar yapılıp, yani 1001 defa, “Estağfirullâhel-Azim ve etûbü ileyk” denildikten sonra da 7 veya 70 salat ve selam okunur, dua edilir.

İftara yakın “Allâhümme yâ vâsial-mağfiratiğfirli”

İftarda da “Allâhümme leke sumtü ve bike amentü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü ve savme ğadin neveytü” duaları okunur.

Dolu dolu bir Ramazan Ayı geçirmeniz dileğiyle, kalın sağlıcakla…

 

 



TERAVİH NAMAZI NASIL KILINIR

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 7 ay, 3 gün önce / 26.05.2017 09:05:56 | Görüntüleme : 420
Teravih namazı, Ramazan ayına mahsus, yirmi rekâttan ibaret bir sünnet-i müekkededir. Bu namaza Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile dört halifesi (rıdvânullâhi aleyhim) devam etmişlerdir.

Teravihin cemaatle kılınması da, sünnet-i kifayedir. Mescitlerde teravih namazı cemaatle kılındığı halde, bir özrü olmaksızın cemaati terk edip teravihi evinde kılan kimse, fazileti terk etmiş olur. Bu kimse evinde cemaatle kılsa, cemaat sevabını alsa da, mescitteki cemaatin faziletine eremez.

Teravih namazını, her iki rekâtta bir selam vererek on selam ile bitirmek daha faziletlidir. Dört rekâtta bir selam verilerek de eda edilebilir.

Teravih namazı, iki rekâtta bir selam verilince, akşam namazının iki rekât sünneti gibi kılınır.

Dört rekâtta bir selâm verilerek kılınacak olursa, yatsı namazının dört rekât sünneti gibi kılınır.

Cemaatle kılındığı takdirde, cemaat hem teravihe, hem de imama uymaya niyet eder, imam da aşikâre kıraat eder (sesli okur).

Teravih namazında sesi güzel ve hızlı okuyan değil, düzgün okuyan imam tercih edilmelidir.

Bir kimse, imamın yatsı namazını kıldırıp teravihe başladığı sırada mescide gelse, önce yatsı namazını kılar, sonra teravih için imama uyar. Cemaatle teravihi kıldıktan sonra noksan rekâtları tamamlar. Sonra da vitir namazını kendi başına kılar. Evlâ olan budur. Bununla beraber vitir namazını imam ile beraber kıldıktan sonra teravihi tamamlaması da caizdir.

Teravih namazını imam ile kılmayan kimse, vitir namazını imam ile kılabilir.

İmam ve cemaat, yatsı namazını cemaatle kılmamış olursa, yalnız teravih namazını cemaatle kılamazlar. Çünkü teravihin cemaati, farzın cemaatine tâbidir.

Teravih -orucun değil- vaktin (Ramazan ayının) sünnetidir.

Mazeretinden dolayı oruç tutamayanlar da teravihi kılmalıdırlar.

Rabbim kabul eylesin.

 



PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (S.A.V.) BİR MUCİZESİ

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 7 ay, 5 gün önce / 24.05.2017 09:03:21 | Görüntüleme : 357
Vâsile bin Eska’ (r.a.) anlatıyor: Ben Ashab-ı Suffe’den idim. Arkadaşlarım çok acıktıklarını söyleyip:

“Resulüllah’a git, bize yiyecek bir şeyler iste” dediler. Ben de Resulüllah’a gidip:

“Ya Resulallah! Arkadaşlarım çok acıktılar.” dedim. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hemen:

“Ya Aişe, yanında yiyecek bir şey var mı?” buyurdular.

Hz. Aişe: “Ya Resulallah! Yanımda sadece birkaç ekmek parçası var.” dedi.

“Onları getir” buyurdular. Bir torbanın içinde getirdi. Resulüllah (s.a.v.) bir tabak istedi. Ekmekleri tabağa boşalttı. Eliyle ekmek parçalarını karıştırmaya başladı. Tabaktaki ekmekler çoğaldı, nihayet tabak doldu. Sonra:

“Ya Vâsile, git, arkadaşlarından on kişiyi çağır, seninle on kişi olsunlar” buyurdu. Ben de arkadaşlarımı çağırdım. Benimle beraber on kişi gittik. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Buyurun, oturun. ‘Bismillah’ diyerek başlayın. Tabağın etrafından alın, üstünden, ortasından almayın. Zira bereket yemeğin üstüne iner.” buyurdular. Yediler ve hepsi de doydu. Sonra kalktılar. Tabakta Resulüllah’ın ilk koyduğu kadar ekmek kaldı. Eliyle ekmek parçalarını tekrar karıştırmaya başladı. Tabak doluncaya kadar ekmekler çoğaldı. Sonra:

“Ya Vasile, git arkadaşlarından on kişiyi çağır.” buyurdu. Ben on kişi daha getirdim. “Buyurun, oturun.” buyurdu. Onlar da oturup doyuncaya kadar yediler. Sonra kalkıp gittiler.

“On kişi daha getir’ buyurdu.” Ben de getirdim. Onlar da doyup kalktılar.

“Başka kimse kaldı mı?” buyurdular.

“Evet, on kişi kaldı.” dedim.

“Git, onları da çağır.” buyurdu. Gidip onları da çağırdım. “Buyurun, oturun?” buyurdular. Onlar da oturup doyuncaya kadar yediler. Sonra kalkıp gittiler. Tabakta yine ilk koydukları kadar kalmıştı. Bana:

“Ya Vâsile, bunu Aişe’ye götür.” buyurdular. (Taberani, el-Mucemül-Kebir)