......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 298110

AFETLERE KARŞI BİLİNÇLİ OLALIM

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 6 ay, 3 hafta önce / 30.01.2020 08:30:29 | Görüntüleme : 536
Ülkemiz geçen hafta büyük bir depremle sarsıldı. Hüzün ve keder yüreklerimizi dağladı. Onlarca kardeşimizi ahiret yolculuğuna uğurladık. Yaralılarımız ve evini barkını yitiren insanlarımız için seferber olduk.

Afet gerçeğiyle bir kere daha yüzleştik. Bu elim hadisede vefat eden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve sevdiklerine sabr-ı cemil niyaz ediyoruz. Rabbim, yaralılarımıza şifalar ihsan eylesin. Depremden zarar görenlere en kısa zamanda toparlanmayı, yaralarını sarmayı, hayata tutunmayı nasip etsin. Milletimizi bu tür afetlerden muhafaza buyursun.

Kâinatın düzeni ve işleyişi “Sünnetullah” denilen ilâhî kanunlara göre cereyan eder. Cenâb-ı Hak bu kanunları sonsuz kudretiyle ve ilmiyle belirlemiştir. Toprağın, rüzgârın, suyun ya da ateşin kendine has bir yapısı ve dengesi vardır. İnsanoğlu bu yapıyı bilerek ve bu dengeyi koruyarak yaşamak durumundadır.

Deprem de ilâhî kurallara uygun biçimde meydana gelir. İnsanoğlu depreme engel olamaz; depremin zamanına ve şiddetine müdahale edemez. Ama depremde zarar görmemek için çeşitli önlemler alabilir. Zira deprem, sel, yangın gibi doğal afetler karşısında can ve mal kaybının en aza indirilmesi ancak gerekli tedbirleri almakla mümkündür.

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!” Mümin, imtihan dünyasında farklı sıkıntılarla karşılaşacağını bilerek yaşar. Sınırlı ve aciz bir varlık olduğunun, kul olarak Rabbine muhtaçlığının farkındadır. Sıkıntılar karşısında elinden geldiği ve gücü yettiği kadar mücadele eder. Aklını, bilgisini, tecrübesini kullanarak tedbirini alır. Sonrasında ise imanı gereği, teslimiyet ve tevekkül ile hareket eder. Uğradığı musibetten sabrederek ve güçlenerek çıkar. Nimete şükür, mihnete sabır göstererek ilâhî imtihanı kazanır. Peygamberimiz (s.a.s), müminin bu halini şöyle anlatır: “Müminin durumu ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır. Bu durum sadece mümine hastır. Bir nimetle karşılaştığında şükreder; bu onun için hayır olur. Bir musibetle karşılaştığında ise sabreder; bu da onun için hayır olur.”

Afetlere karşı sorumluluğunun bilincinde olmak, mümince bir duruşun gereğidir. Takdir Allah’ındır, bizlere düşen ise önce tedbir almak, sonra

Rabbimize tevekkül etmektir. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.s) musibetler karşısında tavrımızın nasıl olması gerektiğini şöyle anlatır: “Allah ihmalkârlık ve gevşeklikten hoşlanmaz. Senin akıllı davranman gerekir. Fakat artık yapabileceğin bir şey kalmadığı zaman, ‘Allah bana yeter. O, ne güzel vekildir.’ de.”

Öyleyse acı tecrübelerden ders alalım. Güvenli bir hayat için afetlere karşı hazırlıklı olalım. Tabiatın dengelerine ve yaşadığımız bölgenin gerçeklerine uygun, doğru ve sağlam adımlar atalım. Ailemizi afet ve acil durumlar hakkında bilgilendirelim.

Hamdolsun ki dün olduğu gibi bugün de inancı, mezhebi, etnik kökeni ve düşüncesi ne olursa olsun milletçe el birliğiyle yaralarımızı sarıyoruz. Devletimizin desteği ve milletimizin dayanışması her türlü takdirin üzerindedir. Sevgili Peygamberimizin müjdesi ise bu aziz, fedakâr ve cömert milleti beklemektedir: “Bir kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da o kulun yardımcısıdır.”



DEPREMİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ…

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 6 ay, 3 hafta önce / 28.01.2020 12:02:34 | Görüntüleme : 480
Çok soğuk kış gününde ve akşam saatlerinde, depremle karşılaşmanın zorlukları malumunuz. Deprem Ülkesiyiz. Çok zor depremler atlattık. Önemli tecrübeler kazandık. Bazı konularda tedbirlerimizi artırmak zorundayız. Zaman etüdü büyük önem arz ediyor. Kentsel dönüşümün, özellikle deprem kuşağında hızlıca uygulanması lazım. İnşaatlara ruhsat verilirken çok titiz davranılması gerekmekte.

 Kurtarma konusunda başarılı çalışmalar sergiliyoruz. AFAD koordinesinde, Jandarma Timleri ve Gönüllü Kurtarma ekipleri özverili ve itinalı çalışmalarıyla dikkatleri üzerlerine çektiler, başarıya imza attılar. Sağlık görevlileri yorulmadan ve usanmadan afetzedelerin yardımına koştular. Deprem Bölgesine yardımların AFAD aracılığı ile yapılması dağıtımda ortaya çıkabilecek kargaşaları giderdi. Kurtarma ekiplerine şükranlarımızı sunuyoruz.

Depremde Millet olarak birlik ve beraberliğin en güzel örneklerini sergiledik. Türkiye yardım kampanyası için kenetlendi. Destekleri için, Dünya Sağlık Örgütüne ve katkı sunan Ülkelere teşekkür ediyoruz. Çeşitli kurumlarca, deprem anında ve sonrasında vatandaşlarımıza psikolojik danışma hizmetleri sunulması oldukça başarılı oluyor.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatları ile, Devletin tüm imkanları bölgeye sevk edildi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum ve Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca çalışmaları organize ettiler, belirli zamanlarda depremle ilgili sağlıklı açıklamalar yaptılar, artçı sarsıntıları vatandaşlarla birlikte yaşadılar. Sürekli olarak yetkililerden bilgi aldılar.

45 kişinin sağ kurtarıldığı arama kurtarma çalışmaları, enkaz altındaki son vatandaşımıza da ulaşılmasıyla tamamlanmıştır. Son durumda, deprem nedeniyle 41 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Deprem sonrasında hastanelere başvuran 1.607 vatandaşımızdan 1.523’ü taburcu edilmiş olup; 16’sı yoğun bakımda olmak üzere 84 vatandaşımızın tedavisi devam etmektedir.

Vefat eden Vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı Vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum.

Hassas bir dönemde bahaneler aramaya çalışan, bazı art niyetli kişilerin yaptıkları paylaşımlar hiç hoş değildi.

Millet olarak, çok badireler atlattık, hepsinden başarı ile çıkmasını bildik. Allah bir daha böyle acı yaşatmasın, kalın sağlıcakla…



KISA HİKÂYE

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 7 ay, 1 hafta önce / 16.01.2020 09:04:57 | Görüntüleme : 675
(Merhum Prof. Dr. Saffet Solak’tan bir hatıra)

 

 

Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Konya'ya bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim. Gençtim, bekârdım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer.

İlk gece bir eve misafir olmuştum. Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi. Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti. Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı. Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum. Bir müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu.

Evin büyüğü olan Hacı anneye utana sıkıla: "Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor?" dedim.

Hacı anne: "Evlâdım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz" dedi.

Merak ettim, tekrar sordum: "Trenden sizin bir yakınınız mı inecek ?"

Hacı anne: "Hayır evlâdım, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte, yakınlarda, ışığı yanan bir ev bulamazsa, sokakta kalır. Buraların yabancısı biri geldiğinde, " ışığı yanan bir ev" bulsun diye bekliyoruz."

Konya Ovası'nda, ya da bir başka yerinde Türkiye'nin, trenden inen yabancılar için "ışığı yanan evler" yerinde hâlâ duruyor mudur?

Yabancılar, yorgun bedenlerini yün yataklarda dinlendirmeye devam ediyorlar mı? Aç bir köpeğin önüne bir kap yemek bırakan kadınlar yaşıyorlar mı?

Kuşlara yuva yapan mimarlar sahi şimdi neredeler? Bu güzel insanlar, atlarına binip gitmişler.

Bizler, atlarına binip giden güzel insanlara sahip bir medeniyetin yetimleriyiz. Çekip gidenlerin doldurulmamış boşluklarında savrulup duran yoksullarız.

Şair öyle diyordu: "Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler." Şimdi bu güzel insanlar, neden ve nasıl atlarına binip gittiler? Onları ne yıldırdı da bir daha dönmemek üzere, sessiz sedasız gittiler? Ey güzel yurdumun güzel insanları! Neredesiniz?



PADİŞAHLA BİR KÖYLÜ KIZININ SOHBETİ

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 7 ay, 1 hafta önce / 14.01.2020 10:41:24 | Görüntüleme : 529
Padişahın biri veziriyle birlikte gezintiye çıkmış. Gezi sırasında bir köye gelmişler. Küçük, şirin bir evin önünde oturmuş, örgü ören bir genç kız görmüşler.

 Padişah kızın yanına yaklaşıp sormuş: – Merhaba kızım. Baban evde mi? Kız: – Babam evde yok! Azı çok etmeye gitti. Padişah: – Annen evde mi? Kız: – Annem de evde yok! O da biri iki etmeye gitti. Padişah: – Kızım eviniz çok güzel ama bacası eğri. Kız: – Bacası eğridir ama dumanı doğru tüter. Padişah: – Sana bir kaz yollasam yolar mısın? Kız: – İzninizle en ince tüylerine kadar yolarım! Padişah kıza “Öyleyse selametle kal!” deyip, veziriyle tekrar yola koyulmuş. Saraya varınca padişah vezirine sormuş: – Kız ile ne konuştuğumuzu anladın mı? Vezir: – Doğruyu söylemek gerekirse anlamadım padişahım, demiş. Padişah: – O halde tez vakitte git öğren! Yoksa seni vezirlikten azlederim! demiş. Vezir telaşla fırlamış. “Nasıl öğrenirim?” diye düşünürken, en iyisi ilk ağızdan bilgi almak deyip, gitmiş padişahın konuştuğu kızı bulmuş. Vezir: – Aman kız, hanım kız!… Biz bu gün yanımda biriyle senin yanına gelmiştik. Yanımdaki kişi senle sohbet etmişti. O sohbette konuştuklarınız ne anlama geliyordu? Onları bana bir deyiver. Dile benden ne dilersen. Kız: – Konuştuklarımızı açıklarım ama her cevap için on altın isterim, demiş. Vezir kabul etmiş. Kız anlatmaya başlamış: – O amca bana babamı sorduğunda “Azı çok etmeye gitti” demekle; babamın çiftçi olduğunu, tarlaya tohum ekmeye gittiğini anlatmak istedim. Vezir on altını vermiş, kız devam etmiş: – O amca annemi sorduğunda “Annem biri iki etmeye gitti” demekle; annemin ebe olduğunu, doğum yaptırmaya gittiğini anlatmak istedim. Kız vezirden on altın daha alıp devam etmiş: – Amca “Eviniz çok güzel ama bacası eğri” demekle; benim güzel olduğumu ama gözlerimin şaşı olduğunu söyledi. Ben de “Bacası eğridir ama dumanı doğru tüter” diyerek; şaşıyım ama gözlerim iyi görür demek istedim. Vezir kıza on altınını verip hemen atılmış: – Peki ya “Sana bir kaz yollasam yolar mısın?” ne demek? Kız tebessüm edip açıklamış: – O kaz da sizsiniz, demiş. Bunları öğrenmek için bana onlarca altın verdiniz!…

İşitmek bir kabiliyet, dinlemek ise bir sanattır.



GÜNÜN HİKAYESİ

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 7 ay, 2 hafta önce / 06.01.2020 07:33:51 | Görüntüleme : 573
İbrahim Ethem Hazretleri, tâcı tahtı terk ediyor. Seneler sonra kendi yaptırdığı camide Yatsı Namazı kılıyor, dışarıda kar var, hava çok soğuk, "Şurada kıvrılayım da sabah olunca giderim” diye düşünüyor.

 

 Caminin bekçisi geliyor... Bekçi: “Ne yapıyorsun burada” diyor... İ. Ethem: “Müsaade et şurada yatayım, Sabah Namazından sonra gideceğim” diyor. Bekçi bacağından tutuyor onu ve “ibrahim Ethem senin gibi çulsuzlar için yaptırmadı bu camiyi” diyor ve bacağından sürükleye sürükleye, kafasını merdivenlere vura vura atıyor onu dışarıya... İbrahim Ethem “Ben bu camiyi yaptırdım” diyemiyor kibir olur diye. Çaresiz şehre gidiyor, her taraf kapalı, sadece bir yer açık, bir ekmek fırını.... Kapıyı çalıyor ve sabaha kadar oturma müsaadesi istiyor. Orada çalışan işçi “Geç otur” diyor. Aradan bir-iki saat geçiyor, Sabah Ezanı okunmaya başlıyor, okunduktan sonra işçi dönüyor... “Hoşgeldiniz nereden gelip nereye gidiyorsunuz isminiz ne?" diyor İbrahim Ethem de, “Ben iki saattir burada oturuyorum şimdi mi geldi aklına sormak” diyor... Fırıncı “Ben bu fırında işçiyim, İki çocuğum var, iki de yetime bakıyorum. Ben onlara şimdiye kadar haram lokma yedirmedim. Senin geldiğin vakit benim mesai saatim dahilindeydi, ezan okundu mesaim bitti, seninle istediğin kadar konuşabiliriz, şimdi kazancıma haram karışmaz” diyor... İbrahim Ethem “Sen ne güzel adammışsın, sen Allah’tan bir şey isteyip de olmadığı vaki oldu mu..?” diye soruyor, “Ben Allah’tan ne istediysem verdi, Fakat Allah’tan bir şey istedim, Onu bana vermedi, Allah’a yalvardım, bana İbrahim Ethem Hazretlerini göster diye, bana onu göstermedi” diyor... “O Allah öyle bir Allah ki" diyor İbrahim Ethem Hazretleri “ibrahim Ethem'in bacağından sürükleye sürükleye, kafasına vura vura getirir sana gösterir, sen yeterki yürekten iste" diyor... Sevenin sevdiğinden istediği tek şeydir dua... Ayrı bedenleri bir muhabbette birleştirendir dua... Çaresizken sığındığımız tek limandır dua... Kulun Rabbiy'le teke tek buluştuğu andır dua... "Yoksulun ekmek kapısı, dertlinin derman kapısıdır dua..."

Rabbim fırıncının duası gibi ihlâsla dua yapabilmemizi nasibetsin, dualarda buluşalım ve her şer hayrolsun inşallah... Kötü duygular ömrü yıpratır. Güzel duygular sevgi yaratır. Kötü insanlar kapı kapatır, iyi insanlar kendini aratır... Rabbim şu kısa hayatımızda iyi insanlarla Olmayı nasip etsin. ( Âmin )



İNSAN, İMAN VE HAYAT

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 7 ay, 3 hafta önce / 03.01.2020 07:50:41 | Görüntüleme : 557
Yerlerin ve göklerin yegâne sahibi olan Yüce Allah, insanı mükemmel biçimde yaratmıştır. Ona, doğru ile yanlışı ayırt etmeye yarayan bir akıl ve iyilik yolunda rehberlik eden bir vicdan vermiştir. Güçlü, bilinçli, irade ve sorumluluk sahibi bir varlık olarak insan, kâinatın gözbebeğidir.

İnsanı yoktan var eden, onu yediren, içiren, doyuran, koruyan Allah Teâlâ’nın ondan istediği ise iman etmesi ve güzel işler yapmasıdır. İnsanın var oluş sebebi, bir kul olarak emaneti yüklenip dünyayı insanlık için huzurlu, adil ve yaşanabilir bir yuva kılmaktır.

İnsanoğlu son derece üstün niteliklere, ayrıcalıklı güç ve yeteneklere sahiptir. Bunlar sayesinde iyiliğe niyet edip hayatı iyi yönde idare edebilir. Ama kötülüğü isteyip dünyaya zulüm de yayabilir. Sabırlı, azimli, fedakâr, barışçıl ve adil tavırlarıyla mutlu bir dünya inşa edebileceği gibi cahil, bencil, hırslı, aceleci ve nankör tutumu yüzünden kendini ve çevresini tehlikeye de atabilir.

Bu yüzden Rabbimiz, insanı hiçbir zaman başıboş bırakmamıştır. Yarattıktan sonra kenara çekilip, dünyayı kendi haline terk etmemiştir. O her an görür, gözetir, yönetir. Rabbimiz, insanın hayatta yalnız, nimetsiz ve yardımsız kalmasına izin vermemiştir. O her an yanımızda, şah damarımızdan daha yakınımızdadır. Cenâb-ı Hakkın bizlere en büyük desteği ise peygamberi ve kitabı aracılığıyla yol göstermesidir.

Allah’ın insanlığa rehber, hayat ışığı ve kurtuluş kaynağı olarak gönderdiği, akıl sahiplerini peygamberimizin getirdiği bu kurtuluş reçetesini kabule davet eden ilâhî kanuna din denir. Din, ilk insanla birlikte var olmuş ve son güne kadar da var olacaktır. Bu Cuma vakti, bu mübarek mescitte buluşan müminler olarak hepimiz biliyoruz ki, “Kuşkusuz Allah katında din İslâm’dır.”  Kıyamete kadar bütün insanlık, Sevgili Peygamberimize ümmet olmakla, onun davetine icabet etmekle mükelleftir. Zira “Kim İslâm’dan başka bir din arama çabası içine girerse, bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o âhirette ziyan edenlerden olacaktır.”

İnsanın sorularına cevap alabileceği, sorunlarına çözüm bulabileceği en sağlam bilgi kaynağı dindir. Dinin davetine uyarak iman eden kimse, hayatının en doğru kararını vermiştir. Müslüman olmuş, şeref bulmuştur. Herhangi bir zorlama olmadan, kendi tercih ve arzusuyla Allah’a yönelmiştir. İçten bir bağlılıkla O’nun emir ve yasaklarını kabul etmiştir. Artık ondan, bu imanın gereklerini yerine getirmesi, mümince yaşaması beklenir.

İslâm, eşsiz bir inanç, ibadet ve ahlâk sistemidir. Kelime-i şehâdet getirmek, dünya ve ahiret için inanç, umut ve mutluluk kapılarını açmaktır. Bu kapıdan geçen kimse, düzen ve itinayla namazını kılar. Namaz ki dinimizin direği, kalbimizin nurudur. Aşk ve sabırla orucunu tutar. Oruç ki nefsin ve şeytanın esiri olmaktan bizi koruyan kalkandır. İhlâs ve keremle zekâtını verir. Zekât ki geçici dünya malını, ebedi kazanca ve kardeşliğe dönüştüren köprüdür. Sadakat ve teslimiyetle haccını eda eder. Hac ki Kâbe’nin eteğinde insanı kendisiyle ve diğer mümin yüreklerle buluşturan mukaddes yolculuktur.

İslâm’da ibadetin amacı, insanın kendisiyle, Rabbiyle ve diğer bütün varlıklarla sağlıklı bir iletişim kurmasını sağlamaktır. Bu sebeple her bir ibadet, güzel ahlâk ile tamamlanmayı bekler. Müslüman’ca bir hayat ibadetlere olduğu gibi ahlâkî ilkelere de sahip çıkmakla yaşanır. Hakkı korumak ve zulme izin vermemek, merhameti yaşatmak ve şiddete engel olmak, Müslüman olmanın vazgeçilmez gereğidir. Adalet, dürüstlük, tevazu ve cömertlikle hayata bereket katmak, Müslüman’ın asli kişiliğidir. Unutmayalım ki, aklını hakka, kalbini hayra imkânlarını yararlı işlere bağlayanlar, imanın gereğini yerine getirmiş olur.