......

RESMİ İLANLAR

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 234770

ALLAHÜ TEALA’YI ZİKİR EN BÜYÜK VE EN FAZİLETLİ TAATTİR

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 7 ay, 1 hafta önce / 18.05.2017 09:29:57 | Görüntüleme : 403
Resulullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular:

“Gafiller arasında Allahü Teala'yı zikreden, kuru otlar arasındaki yeşil ağaç gibidir.”

“Dikkat edin! Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbiniz katında en temiz olanını, derecelerinizi en çok artıranını, altın ve gümüş infak etmenizden (sadaka olarak vermenizden), düşmanla karşılaşıp birbirinizin boynunu vurmanızdan daha hayırlısını haber vereyim mi?” Ashab-ı Kiram:

“Evet, ya Resulallah, o nedir?” dediler:

“Devamlı Allahü Teala'yı zikretmektir” buyurdular. Peygamber Efendimize “En faziletli amel nedir?” diye sordular. Buyurdu ki:

“Lisanın Allâhü Teâlâ’nın zikrinden bir an bile ayrılmadığı halde ölmendir.”

“Sabah akşam Allahü Teâlâ'yı zikretmek Allah yolunda kılıçlar kırmaktan ve cömertçe mal vermekten hayırlıdır.”

Hasan-ı Basri (rh): “Allahü Teala’yı zikredenlerden başka herkes dünyadan susamış olarak çıkar.” demiştir.

Muaz bin Cebel (r.a.) buyurdu: “Cennet ehli, dünyada Allahü Teala’yı zikretmeden geçen saatlerden başka hiçbir şeye pişman olmazlar.”

Her türlü afetten korunmak için Allahü Teala'yı zikre devam etmek lazımdır. Zira Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurmuşlardır ki:

“Sizlere Allahü Teala’yı zikretmeyi emrediyorum. Çünkü Allahü Teâlâ’yı zikreden kimse, peşine düşman düşen ve bir kaleye sığınarak düşmanından kurtulan adam gibidir. Bunun gibi kul kendisini şeytandan ancak Allahü Teala’yı zikirle koruyabilir.”

Alimler zikrin yüzden fazla dünya ve ahiret faydalarını saymışlardır. Bazıları şunlardır:

Allahü Teâlâ'yı zikredeni rahmet kaplar, melekler kuşatır sadrı inşirah bulur (göğsü genişler), kalbi kasvetten (katılaşmaktan) kurtulur, yüzü nurlanır. Allahü Teala'yı zikir rızık bolluğuna sebeptir. Bunlar gibi maddî, manevî nice faydaları vardır

 



KUR’AN’LA AMEL EDİLDİĞİ GİBİ SÜNNET İLE DE AMEL EDİLİR

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 7 ay, 1 hafta önce / 16.05.2017 09:19:14 | Görüntüleme : 358
İrbaz bin Sariye (r.a.) anlattı: Resulullah ile Hayber'e inmiştik. Yanında da Ashabından bazıları var idi.

Hayber'in reisi inatçı ve kâfir bir adamdı. Resulullah'a (s.a.v.) gelerek: “Ey Muhammed, hayvanlarımızı kesmeniz, meyvelerimizi yemeniz, kadınlarımıza vurmanız caiz midir?” dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) gazaplanıp:

“Ey İbn-i Avf, atına bin ve şöyle seslen: ‘Haberiniz olsun, cennet mü'minden başkasına helal değildir. Namaz için toplanınız.” buyurdular.

Ashab-ı Kiram toplandılar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), imam olup namaz kıldırdı. Sonra ayağa kalkıp buyurdular ki: “(Ey ümmet ve Ashabım), sizden biriniz koltuğuna yaslanır da Allahü Teala Hazretlerinin Kur’ân-ı Kerim den sadece herkese zahir olan (herkesin anlayabileceği şeyleri) haram kıldığını, onlardan başka haram olmadığını mı zanneder!

İyi biliniz ki, vallahi muhakkak ben (başkalarının Kur’ân-ı Kerim’den anlayıp çıkaramadıkları) pek çok emirleri tebliğ eyledim. Allâh’ın kitabından alarak size pek çok şeyleri emrettim, pek çok şeylerden de nehyettim ki onlar Kur’ân’da açıkça yasaklananlar kadardır veya daha ziyadedir.

Bilmiş olunuz ki muhakkak Cenâb-ı Hak, ehl-i kitabın Yahudi ve Hıristiyanların evlerine izinsiz girmenizi, çoluk çocuklarına eziyet etmenizi ve üzerlerine düşen vazifeleri eda ettikleri (vergi ve haraç verdikleri) takdirde mallarını ve hatta meyvelerini yemenizi helal kılmadı” (Sünen-i Ebi Davud)



GÜLEREK GÜNAH İŞLEYEN…

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 7 ay, 2 hafta önce / 10.05.2017 09:40:04 | Görüntüleme : 391
Hz. Musa ve Hızır Aleyhimesselam birbirlerinden ayrılacakları zaman Musa Aleyhisselâm:

“Bana nasihatte bulun.” dedi. Hızır Aleyhisselam:

“Ya Musa, inatçı olma. İşin olmayan yere gitme. Sebepsiz yere gülme. Birisi hata işlerse hatasından dolayı onu kınama. Kendi hataların için daima ağla.” buyurmuştur.

Avf bin Abdullah'ın (r.a.) rivayet ettiği Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gülmezdi, ancak tebessüm ederdi. Bir tarafa döneceği zaman mübarek yüzünün tamamını çevirirdi.”

Akıllı Müslüman’ın kahkaha ile gülmesi uygun olmaz. Dünyada az da olsa kahkaha ile gülen ahirette çok ağlar. Böyle olunca dünyada çok gülenin ahirette hali nice olur? Nitekim Allâhü Teâlâ, Tevbe suresinin, 82. Ayetinde -meâ-len- “Az gülsünler, çok ağlasınlar....” buyurmuştur.

Rebi' bin Haysem (r.a.) bu ayeti şöyle tefsir etmiştir: “Kâfir ve münafıklar yaptıklarından dolayı dünyada az gülsünler ahirette cehennem ateşinde çok ağlasınlar.”

Hasan-ı Basri Hazretleri “Arkasında cehennem ateşi olduğu halde gülene, önünde de ölüm olduğu halde sevinene şaşarım.” demiştir.

Hasan-ı Basri Hazretleri kahkaha ile gülen bir gence rastladı. “Evladım, sırat köprüsünden mi geçtin?” “Hayır.” “Cennete gideceğin yahut cehennemden kurtulduğun mu sana bildirildi?” “Hayır.” O halde niye gülüyorsun?

Hasan-ı Basri Hazretlerinin sözleri o gence öyle bir tesir etti ki o günden sonra bir daha kahkaha ile güldüğü görülmedi.

Tabiin devri alimleri bir nasihatte bulundukları zaman insanların kalbine tesir ediyordu. Zira onlar ilimleriyle amel ettiklerinden sözleri başkasına fayda veriyordu. Fakat günümüz âlimleri ilimleriyle amel etmedikleri için insanlara da faydası olmuyor.

İbn-i Abbas (ranhüma) “Gülerek günah işleyen ağlayarak cehenneme girer.” buyurmuştur.

Dünyada çok gülenler ahirette en çok ağlayacak olanlardır. Dünyada (günahlarına) çok ağlayanlar da cennette çok güleceklerdir. (Tenbihül-Gafilin)



BERAT GECESİNİN FAZİLETLERİ

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 7 ay, 2 hafta önce / 09.05.2017 09:38:57 | Görüntüleme : 420
Bu yıl 10 Mayıs Çarşambayı, 11 Mayıs Perşembeye bağlayan gece Mübarek Berat Kandilidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

Şaban ayının yarısı olunca gecesinde kaim olunuz (Namaz kılınız), gündüzünde oruç tutunuz. (Sünen-i İbn-i Mace)

“Her kim bu (Berat) gece(sinde) yüz rekât namaz kılarsa, Allâh’ü Teâlâ ona yüz melek gönderir. Bunlardan otuzu ona cenneti müjdeler, otuzu cehennem azabından emniyette olduğunu söyler, otuzu da dünya afetlerini ondan geri çevirir. On melek de o kimseyi şeytanın tuzaklarından muhafaza eder.”

“Kim şu beş geceyi ihya ederse, o kimseye cennet vacip olur: Terviye gecesi (Arefeden önceki gece), Arefe gecesi, Kurban Bayramı gecesi, Ramazan Bayramı gecesi, Şaban’ın on beşinci gecesi.” (et-Tergib vet-Terhib)

Berat gecesinin hususiyetlerinden bazıları:

Hikmetli her iş -kulların rızıkları, ecelleri ve sair işleri bu gecede ayırt edilir; yazılır.

Bu gecede ibadet etmek çok faziletlidir.

Bu gecede rahmet iner. Hadis-i şerifte:

“Şaban ayının yarısı olduğu (on beşinci) gece de Allâh’ü Teâlâ(nın rahmeti) dünya semasına iner...” buyuruldu.

Müminler mağfiret olunur, günahları bağışlanır.

Resulullah Efendimize (s.a.v.) tam şefaat salahiyeti bu gecede verilmiştir.

Peygamber Efendimiz Şaban'ın on üçüncü gecesinde Allâhü Teâlâ'dan ümmeti için şefaat istedi. Allâhü Teâlâ, ümmetinin üçte biri için şefaat izni verdi.

On dördüncü gecesi, kalan ümmeti için şefaat istedi.

Allâhü Teâlâ ümmetinin üçte ikisine şefaat izni verdi.

On beşinci gecesi, kalan ümmeti için şefaat izni istedi.

Allâhü Teâlâ -devenin sahibinden kaçtığı gibi Allâhü Teala'dan kaçanlar hariç- ümmetinin tamamına şefaat etmesine izin verdi.

Bu gecede zemzem suyunun aşikâr bir şekilde artması Allâh’ü Teala'nın bir sünneti (adet-i ilahisi)dir. Bunda ilahi ilimlerin, hakikat ehlinin kalbinde artacağına işaret vardır.

Berat Kandilinizi tebrik ederim.



BELALAR, AFETLER VE ZELZELELER NİÇİN GELİR…

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 7 ay, 3 hafta önce / 04.05.2017 09:19:50 | Görüntüleme : 471
Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular:

“Ümmetim onbeş şeyi yaptığı zaman onlara bela gelir.” Ashab-ı Kirâm:

“Ya Resûlallah, onlar nedir?” diye sorunca buyurdular ki: “Ganimet malları zenginlerin elinde dolaşıp fakirler mahrum bırakıldığı zaman,

Emanet, ganimet sayıldığı zaman,

Zekât vermenin zor geldiği ve zarar sayıldığı zaman, ,

Kişi zevcesine (karısına) itaat edip Annesine isyan ettiği, karşı geldiği zaman,

Mescitlerde sesler yükseldiği (dünya işleri konuşulduğu) zaman,

Kişi arkadaşına iyilik edip Babasına eziyet ettiği zaman,

Bir kimseye sırf şerrinden korkulduğu için hürmet gösterildiği zaman,

Bir topluluğun kötüleri (en cimri, hasep ve nesepçe en rezili) başa geçtiği zaman,

Şarkıcı köleler ve Çalgı aletleri ortaya çıktığı zaman,

İçki (açıkça ve çokça) içildiği zaman,

(Erkekler) ipek giydikleri ve bu ümmetin sonra gelenleri evvelkilere (Ashab-ı Kiram, Tabiin, Tebe-i Tabiine) lanet etmeye başladığı zaman.

İşte o zamanda kızıl rüzgârları, zelzeleyi, yeryüzünde toprağın kaybolup insanların suretlerinin değişmesini bekleyin.” (en-Nihaye, İbn-i Kesir)



ŞABAN-I ŞERİF

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 8 ay, 4 gün önce / 27.04.2017 09:55:11 | Görüntüleme : 442
Mübarek Ramazan Ayına adım adım yaklaşıyoruz. Şaban ayı, Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin ayıdır. Bu itibarla bu ayda salavat-ı şerifeye devam etmek lazımdır.

Yine mümkün oldukça istiğfar ve İhlâs-ı Şerif okumalı, teheccüd ve tesbih namazları kılmalı ve hatm-i enbiya yapmalıdır.

Şaban ayı, şerefli, ulvi, berata erdirici, ilâhi ihsana kavuşturucu, müminlere rahmet, kafirlere gazap olan ve ilâhi nura nail eden bir aydır.

Bu ayın birinci gecesinde, yani bu akşam, her rekaatta bir Fatiha, üç Ayetül-Kürsi ile bir tespih namazı kılınır.

ŞABAN AYI İCTİMA’I, RUYET VE BAŞLANGICI

Hicri Kameri 1438 yılı Şaban ayı içtima‘ı (26 Nisan Çarşamba) günü Türkiye yaz saati ile 15.16'dır.

Ruyet, ise (27 Nisan Perşembe) Türkiye yaz saati ile 02.10'dur.

Hilal'in görüldüğü yerler: Büyük Okyanus, Meksika, Avustralya Kıtası, Yeni Zelanda, Papua Yeni Gine, Endonezya, Malezya, Filipinler, Japonya, Güney Kore,

Hilâl: Türkiye, Almanya, Avusturya, Mısır, Fas, Cezayir Tunus ve Arap yarımadasından görülemeyecektir.

Hilâl'in görüldüğü günü takip eden 27 Nisan Perşembe günü de Şaban ayının 1. günüdür.

Şaban Ayınızı tebrik ederim. Allah ibadetlerimizi kabul eylesin.



TAZİYE MÜSTEHABDIR

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 8 ay, 6 gün önce / 25.04.2017 09:29:14 | Görüntüleme : 402
Taziye, sabır dilemek manasına olup; ölenin yakınlarına ve musibete uğrayana: “Cenâb-ı Hak size sabır ve bol sevap versin” gibi sözler söyleyerek tesellide bulunmaktır.

Başa gelen musibete sabır ve tahammül etmeli, ölüm gibi bir acılı haber işiten “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci‘ûn” demelidir. (Tercümesi: “Muhakkak biz Allâh'ın kullarıyız ve nihayet ona döneceğiz.)

Taziye, erkek ve kadınlara müstehabdır. Ölünün bütün akrabaları taziye olunur. Hadis-i şerifte: “Kim uğradığı bir musibetten dolayı din kardeşini taziyeye giderse Allâhü Teâlâ kıyamet günü o kimseye keramet elbisesi giydirir” buyurmuşlardır.

Cenaze için yapılacak taziyenin, definden sonra olması daha iyidir. Çünkü definden önce ölünün yakınları cenazenin defni ile meşgullerdir. Onların hüznü definden sonra artar. Hüzünleri çok şiddetli olduğu takdirde definden önce de taziye olunabilir. Taziyenin kabir yanında olması mekruhtur. Bir kere taziye edene bir daha taziye etmek münasip değildir.

Ölen kimsenin yakınlarının definden sonra ilk gece geçmeden kolay olandan sadaka vermeleri ve bir şey bulamaz ise iki rekat namaz kılıp sevabını ölünün ruhuna hediye etmeleri sünnettir.

Definden sonra her gün kolay olandan vermek üzere yedinci güne kadar ruhu için sadaka vermek müstehaptır.

Ölenin komşularına ve uzakta da olsalar akrabalarına müstehap olan o gün ve gece yemek hazırlayıp cenaze sahibi ve ailesini doyurmaktır. Hazret-i Hamza (r.a.) ve Hazret-i Cafer-i Tayyar (r.a.) şehit olduklarında Resul-i Ekrem (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz ehl-i beytlerine onların aileleri için yemek hazırlamalarını emredip “Zira onların başına kendilerine bakamayacakları bir hal geldi” buyurmuşlardır. (Nimet-i İslam)

Allah, taziyelerimizi kabul eylesin.

 



İBADET VE KULLUK

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 8 ay, 1 hafta önce / 24.04.2017 09:41:38 | Görüntüleme : 436
Allahü Teâlâ, Miraç'ta Resulullah Efendimize (s.a.v.) buyurdu ki:

“Habibim, ümmetine söyle, eğer size olan ihsanlarından ve iyiliklerinden dolayı bir kimseyi seviyorsanız, üzerinizde bunca nimetimle ben sevilmeye daha layığım.

Eğer gök yahut yer ehlinin birinden korkuyorsanız, kudretimin kemalinden dolayı asıl benden korkun.

Eğer birinden bir şey ümit ediyorsanız, ben ümit olunmaya daha layığım, zira kullarımı severim.

Eğer kendisine cefa ettiğinizden dolayı bir kimseden utanıyorsanız, benden utanın. Zira siz kulluk ahdinizi bozarsınız, ben ise Rabbinizim, vefa gösterir, sizi bağışlarım...

“Yâ Muhammed (Aleyhisselâm), ümmetine çok mal vermedim ki kıyamet gününde hesapları uzun olmasın. Uzun ömürlü de yapmadım ki kalpleri katılaşmasın. Ölümlerini ani kılmadım ki dünyadan tövbe etmeden çıkmasınlar. Dünyaya diğer ümmetlerden sonra gönderdim ki kabirde çok beklemesinler.”

Kula yakışan her halde Mevlâ'sının emrine itaat etmektir. Zira Allâhü Teâlâ her söyleneni işitir, her şeyi görür, her şeyi bilir, her şeyden haberdardır. Daima ona ibadet etmek için çalışmalıdır. İbadet Cenab-ı Hakk'a yaklaşmaya vesiledir.

Görmez misin ki Allâhü Teâlâ İsrâ suresinin birinci ayet-i celilesinde (mealen) “.Kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya yürüttü.”, yani “kulum” diye buyurdu da, “Resulüm, peygamberim” buyurmadı. Bu yüksek makamlara ancak ubudiyet (kulluk) ile ulaşılacağına işarettir. Nitekim Bayezid-i Bestami (k.s.) Hazretleri: “İnsanlar hesaptan kaçarlar, ben ise onu isterim. Zira Allâhü Teâlâ hesap sırasında bana bir defa ‘kulum' dese bu bana yeter.” buyurdular.

Şeriatta kulluk, Cenâb-ı Hakk'ın emirlerini tutmak, yasakladıklarını terk etmekle olur. Tarikatta ise nefsiyle cihat ederek onu ıslah etmektir. Oruç bu hususta iyi bir yardımcıdır. Onun için hususiyle Recep ve Şaban-ı Şerif ayları gibi faziletli günlerde nafile oruç tutmalıdır. Hadis-i şerifte: “Bir mücahit vazife sırasında Allah rızası için bir gün oruç tutarsa Allâhü Teâlâ o kimseyi cehennemden yetmiş senede kat edilecek mesafe kadar uzaklaştırır” (Buhari ve Müslim) buyurulmuştur.



SALİH AMELİN EHEMMİYETİ

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 8 ay, 1 hafta önce / 18.04.2017 10:12:26 | Görüntüleme : 445
İnsan öldüğünde ailesinin kendisi için yaptığı dua, istiğfar ve hayırlarından fayda görür.

Hasan-ı Basri (rahimehullah) buyurdular ki: “İnsanların en bedbahtı, öldüğünde ailesi kendisi için ağladıkları halde borçlarını ödemedikleri kimsedir.”

Kişiye öldükten sonra malından fayda veren ancak verdiği sadakadır. Geriye bıraktıkları varislerinindir. Belki kişi varisleri için hazinedarlık etmiş olur. Malın hesabını kendi verir, sefasını varisleri sürer. İyi veya kötü ameli ise, kendisi ile birlikte kabre girer. İnsan Salih ameller işlemeğe gayret etmelidir. Zira (ölünce) insanlar onu terk ettiklerinde kişiyi terk etmez.

Salih amelin ehemmiyeti:

1- Salih amel, sahibi ile kabre girer.

2- Kâfirler ölümleri anında salih amel işlemiş olmayı arzu ederler. Ayet-i celilede (mealen): “Nihayet her birine ölüm geldiği vakit (tekrar tekrar) diyecek ki: Rabbim! Beni dünyaya geri gönder. Belki ben o terk ettiğim şey hususunda salih bir amel işlerim...” (Mü'minun suresi, Ayet 99-100) buyurulmuştur.

3- Hadis-i şerifte: “Allâhü Teala sizin suretlerinize ve cisimlerinize bakmaz. Belki kalplerinize ve amellerinize bakar” buyurulmuştur.

4- Allâhü Teâlâ salih amellerde müsabakayı emretmiştir: “.Öyleyse durmayın, hayırlı işlerde birbirinizle yarışın.” (Mâide suresi, Ayet 48)

5- İnsan kıyamet gününde amelinin faydasını görecektir.

6- Salih amel, fitnelerden kurtulmağa sebeptir. Hadis-i şerifte: “Salih amelleri işlemekte acele ediniz. Zira yakında karanlık gece kıtaları gibi fitneler olacaktır” buyurulmuştur.

Amelin salih olması için iki şart vardır:

Sırf Allâh rızası için ihlâsla işlenmiş olmalı,

Resulullah Efendimizin Sünnet-i seniyyesine uygun olmalıdır.

 



ALLAH İÇİN SEVMEK

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 8 ay, 2 hafta önce / 17.04.2017 09:35:57 | Görüntüleme : 495
Resulullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

“İmanın en sağlam kulpu, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir.”

“Allah katında en sevimli olanınız, insanlarla geçinen, kendisiyle de geçinilebilen kimsedir. Allah katında en sevimsiziniz de koğuculuk yapıp, dostları birbirinden ayıran kimsedir.” (Taberari)

“Allah için birbirini sevenler kırmızı yakuttan bir sütun üzerine kurulmuş yetmiş bin balkondan cennet ehlini seyrederler. Güneş dünya halkını aydınlattığı gibi, onların güzellikleri ve nuru da cennet halkını aydınlatır. Cennet ehli: “Gelin de şu Allah için birbirini sevenlere bakalım” derler. Onlar da üzerlerinde yeşil atlastan elbiseler, alınlarında “Allah için birbirini sevenler” ibaresi yazılı olduğu halde, güneş gibi cennet halkına parlarlar.” (Hakim-i Tirmizi Nevadirul-Usul)

Resulullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:

“Cenâb-ı Hak, Musa Aleyhisselam'a şöyle vahyetti:

“Ey Musa! Benim için bir amel işledin mi?” Hz. Musa: “Yâ Rabbi! Senin için namaz kıldım, senin için oruç tuttum, sadaka verdim, seni zikrettim” dedi. Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:

“Ey Musa! Namaz senin için burhandır (imanına kuvvetli bir delildir), oruç senin için cehenneme karşı koruyan kalkandır, sadaka mahşer meydanında gölgedir, zikir de nurdur. Benim için hangi ameli işledin?” Musa Aleyhisselam: “Yâ Rabbi! Sırf senin için olan ameli bana bildir” dedi. Allahü Teala şöyle buyurdu:

“Ya Musa! Benim dostuma dost oldun mu, düşmanıma benim rızam için düşmanlık ettin mi?”

Bundan bilindi ki Cenab-ı Hak katında en makbul amel, sevdiğini onun rızası için sevmek, sevmediğini de onun rızası için sevmemektir.

Hz. Aliyyül-Mürtaza (k.v.): “Dost edinin, onlar sizin için dünya ve ahiret sermayesidir.” buyurmuştur.