......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 315252

Müslüman Şahsiyeti

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 1 hafta, 6 saat önce / 17.06.2021 20:00:31 | Görüntüleme : 91

İslam, insanı şahsiyetiyle inşa eden bir dindir. İslam’ın ortaya koyduğu ilke ve değerler, bir yandan duygu, düşünce ve davranışlarımızı inşa ederken diğer yandan da kişiliğimizin olgunlaşmasına katkı sağlar. Hayatın anlam ve gayesine, varlığın kökeni ve serüvenine, bilginin kaynağı ve sıhhatine, iyi, kötü ve estetiğe dair tüm sorular, İslam’ın inşa etmek istediği Müslüman şahsiyetinde cevaplarını bulur.

 

Müslüman şahsiyetini oluşturan en önemli imkân, dünyayı ve ahireti anlamlandıran imandır. İman, kişiyi kulluk yolculuğundaki savrulmalardan koruyup ebedî mutluluğa ulaştıran en büyük hazinedir.

Müslüman şahsiyetinin sapasağlam olmasında imandan sonra gelen, kulu Rabbine yaklaştıran ibadetler ve ibadetlerin somut neticesi olan güzel ahlaktır. Kişinin maneviyatını besleyen bu iki değer, zihnini ve gönlünü Rabbine bağlamış Müslüman’ın ayırt edici vasfıdır. Bu sebeple Müslüman’dan beklenen imanının göstergesi olan ibadetlere ve güzel ahlaka yönelmesidir. Çünkü ibadet, onun yaratılış gayesi ve kulluğunun özüdür. Güzel ahlak ise zihnini inşa eden ve ona şahsiyet kazandıran yüce davranışların tamamıdır.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “İçinizden Allah’ın lütfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır.”

O halde bize düşen, Peygamber Efendimizin örnekliğinden bir an olsun ayrılmamaktır. Tıpkı onun gibi, temelinde tevhid olan, ibadetlerle mayalanan, ahlakla olgunlaşan bir duruş sergilemektir. İslam’ın izzet ve şerefini kuşanmak, zamana ve zemine göre değişmeyen sağlam bir karaktere sahip olmaktır. Daima hayrın peşinde koşmak, hayırlı işlerde yarışmaktır. Haksızlığa, zulme ve şiddete asla meyletmemektir. Başta anne ve babamız, eşimiz ve çocuklarımız olmak üzere hayat bulan her cana şefkat ve merhametle davranmaktır. Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in buyurduğu gibi, “Elinden ve dilinden hiç kimsenin zarar görmediği bir Müslüman” olabilmek için gayret göstermektir.

Kalın sağlıcakla…



Kur’an’da geçen Dua Ayetlerinin mahiyeti nedir?

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 1 ay, 2 gün önce / 25.05.2021 10:40:46 | Görüntüleme : 245

Kur’an-ı Kerim’de dua ile ilgili ayetler geniş bir yer tutar. İki yüz kadar ayet doğrudan doğruya dua konusundadır

. Ayrıca tövbe, istiğfar gibi kulun Allah’a yönelişini ve O’ndan dileklerini ifade eden çok sayıda ayet de geniş anlamda dua ile alakalıdır. Konuyla ilgili ayetlerin bir kısmında insanların Allah’a dua etmeleri emredilmiş, duanın usul, âdâb ve tesirleri üzerinde durulmuştur (Bakara 2/186; Nisa 4/32; A’râf, 7/29, 55, 180; Yusuf, 12/86; Mü’min, 40/60). Bazı ayetlerde şartlarına riayet edilmeyerek yapılan duanın kabul görmeyeceği ifade edilir (Bakara, 2/200; Yunus, 10/12, 22, 106; İsrâ, 17/11; Mü’minûn, 23/ 99-100; Kasas, 28/88; Fussılet, 41/51). Bu gruptaki ayetlerin çoğunda, dünyada iken Allah’ı ve O’nun hükümlerini tanımaktan kaçınan, ancak ahirette gerçeği anlayıp acı akıbetleriyle yüz yüze gelince pişmanlık duyacak olanların dünyaya yeniden döndürülmeleri için Allah’a yakarışları anlatılmıştır. 100’den fazla ayette peygamberlerin, diğer Salih insanların veya toplulukların dualarına yer verilmiştir. Bazı sure ve ayetler örnek dua metinleri mahiyetindedir. Fatiha suresi buna güzel bir örnektir. Bakara suresinin 201. ayetinde geçen, “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da güzellik ver, ahirette de güzellik ver; bizi cehennem azabından koru.” mealindeki dua, Fatiha’dan sonra en çok okunan dua olmuştur. Enes b. Malik, Hz. Peygamberin (s.a.s.) dua ederken en çok bu ayeti okuduğunu (Buhârî, Deavât, 55) ve okunmasını tavsiye ettiğini (Müslim, Zikir, 23) belirtmiştir. Âl-i İmran suresinin 8-9, 16, 53, 191-194. ayetleriyle, Furkan suresinin 74. ayetinin de dua niyetiyle okunduğu görülür. İbrahim suresinde Hz. İbrahim’in duasını ihtiva eden 35-41. ayetler ve özellikle, “Rabbim! Hesap günü gelip çattığında beni, annemi, babamı ve müminleri bağışla.” mealindeki 41. ayet sıkça tekrar edilen dua ayetleridir. Taha suresinde Hz.

Musa’nın duası (Tâhâ, 20/25-35) özellikle kısa, canlı, ahenkli ve etkili cümleleriyle Kur’an’daki dua örneklerindendir. Bu ayetlerde “Rabbim! Yüreğime genişlik ver; işimi kolaylaştır; dilimin bağını çöz ki sözümü anlasınlar.” ifadeleriyle dua edilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Eyyûb’a nispet edilen dua cümleleri ayrı bir üslûp taşır. Bu ayetlerde Hz. Eyyûb’un, son derece ağır bir hastalığa ve musibetlere maruz kalmasına rağmen, dualarında Allah’tan istekte bulunmadığı, sadece durumunu arz etmekle yetindiği görülür (Enbiya, 21/83-84; Sâd, 38/41). İslam âlimleri onun bu tutumunu, sabır erdeminde yükselişin ve kulluk terbiyesinin en güzel örneği olarak değerlendirirler.



Ramazan Bayramı

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 1 ay, 2 hafta önce / 11.05.2021 10:10:31 | Görüntüleme : 254

Bizler bu bayrama nice günlerden, nice iftarlardan, nice sahurlardan sonra geldik. Bir ay oruç tuttuktan sonra neşenin, sevincin, huzurun eşiğine vardık.

 

Hep birlikte aynı sofranın etrafında, aynı bekleyişin yolcusu olduk. Sevindik, sevindirdik, sevindirildik. Topluca aynı sevinçleri yüreklerimizde paylaştık. Müslümanlar olarak aynı çaresizliklerin, aynı kederlerin halkası olduk. Bütün farklılıklarımızı unuttuk. Bir olduk, birlik olduk. Her akşam iftarı hak ettiğimiz gibi bugün de bayramı hak ettik.

Bu bayram, huzur ve esenliğin bayramıdır. Bu bayram, Allah’a gönülden teslim olmuş müminlerin bayramıdır.

Bu bayram, yaratılış gaye ve hikmetine uygun bir hayat yaşamanın bayramıdır. Bu bayram, Kur’an ile yenilenmenin bayramıdır. Bu bayram, imsak ile dizginlenen nefislerin mükâfatı olarak nimetlerin ikrama dönüştüğü iftarın bayramıdır.

Bu bayram, yokluğu, açlığı ve susuzluğu hissederek, sahip olduğumuz nimet ve kazanımları başkasıyla paylaşmanın bayramıdır. Bu bayram, dayanışmanın, yardımlaşmanın, arınmanın, karşılıksız vermenin bayramıdır.

Bu bayram, yeryüzünü ifsat edenlerin değil, ıslah edenlerin, felaha erenlerin bayramıdır. Bu bayram, Rabbimizin “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin.” emrine uyarak her türlü fitne, fesat ve tefrikanın karşısında duranların bayramıdır.

Geliniz! Bugün, aynı sofrada sevindiğimiz gibi, aynı kıblede buluştuğumuz gibi, aynı Peygamber’de birleştiğimiz gibi, aynı Kitaba inandığımız gibi kardeş olalım. Bizi birbirimize düşürmek isteyenleri utandıralım, ayağımıza dolanan bütün tuzakları bozalım.

Geliniz! Ecdadımıza lâyık evlat olmak için çalışalım. Bu gök kubbenin altında insanlığın bayram ümidi olduğumuzu unutmayalım. Yeryüzünde kimsenin burnu kanamasın diye çırpınalım. Başkalarının kurtuluşu için dua edelim.

Geliniz! Yüreklerin en ağır yükü olan küslüklere son verelim. Bayram sevincini içimizde hissedelim. Bayram coşkusunu gönüllerden gönüllere, evlerden evlere, şehirlerden şehirlere taşıyalım.

Geliniz! Yetimlerin, gariplerin, kimsesizlerin tebessümü ile bayramlarımıza tat katalım. Bayram yapamayanlara bayram yaptıralım. Hastane köşelerinde şifa bekleyenlerin gönüllerini alalım. İslam beldelerinde zorda, darda ve sıkıntıda olan kardeşlerimize dua edelim.

Geliniz! Cennet vatanımız için canlarını seve seve feda eden aziz şehitlerimizi ve geçmişlerimizi rahmetle yâd edelim. Bu sabahı bize bayram eden, günümüzü rahmetine gark eden Rabbimizin hatırını, cümle hatırların üzerinde tutalım.

Bayramımız yeni bayramlar doğursun. Sevincimiz yeni sevinçlerin toprağı olsun. Mutluluğumuz dünyanın dört bir yanındaki acılara teselliler sunsun. Soframızdan açlar doysun. Elimizden susuzlar hep suya kansın. Birliğimiz, huzur ve muhabbetimiz daim olsun. Bayramımız mübarek olsun.



ŞİFA AYI RAMAZAN

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 2 ay, 1 hafta önce / 16.04.2021 09:37:00 | Görüntüleme : 326


Sahurla berekete, oruçla sıhhate, Kur’an’la şifaya, teravihle huzura, zekâtla kardeşlerimize, itikâfla özümüze eriştiğimiz bir Ramazan ayına daha kavuştuk elhamdülillah.

 Ramazan, sabır ve irademizle bizi takvaya eriştiren oruç ayıdır. Oruç, Rabbimizin bize bağışladığı kutlu bir nimet ve emanettir. Her yıl bize gelen bir medeniyet, bir diriliş mucizesidir. Vücudumuz, duygularımız, beynimiz ve kalbimiz oruçla yenilenir. Bedenimiz oruçla sıhhat bulur. Kişiliğimiz oruçla mayalanır. Nefsimiz oruçla terbiye olur. Ruhumuz oruçla temizlenir. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.s) bir hadisinde şöyle buyurur: “Kim inanarak ve karşılığını yalnızca Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.”

Ramazan, varlık âlemine eşsiz bir ufuk sunan Kur’an-ı Kerim’in indirildiği ve en çok okunduğu aydır. O Kur’an ki hayat ışığımız, gören gözümüz, çalışan kalbimizdir. Kur’an insana şifa, toplumlara şifa, medeniyetlere şifadır. O halde, Kur’an’la şifa bulalım. Yuvalarımızı ve gönüllerimizi Kur’an’la buluşturalım. Rabbimizin kelamını özenle okumaya, anlamaya ve yaşamaya çalışalım. Mukabelelerimizle Peygamberimizin sünnetini ihya edelim. İhya edelim ki Kur’an ruhumuza işlesin, Kur’an’ın aydınlığı yüzümüzü kaplasın.

Ramazan, dinimizin direği olan namazla huzur bulduğumuz aydır. Öyleyse zikrimizi, şükrümüzü, tefekkürümüzü, dua ve niyazımızı namazla artıralım. Her türlü kötülükten, hayâsızlık ve fenalıktan namazla korunalım. Yorulan ruhlarımızı, teravihle sükûnete erdirelim.

Ramazan, yardımlaşma ve dayanışma ayıdır. Geliniz, infak ve sadakamızla, hayır ve hasenatımızla malımızı bereketlendirelim. Zekât ve fitremizle kardeşlerimizin derdine derman olalım. Hüzünlerini dindirip sevinçlerini çoğaltalım.

Yüce Rabbim hepimize Kur’an’la, oruçla ve namazla dirilmeyi nasip eylesin.

Sağlıcakla kalın…



KUTLU MİSAFİR

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 2 ay, 2 hafta önce / 09.04.2021 09:49:37 | Görüntüleme : 938

Rahmet, mağfiret ve bereket iklimi üç ayların sonuncusu, özlemle beklediğimiz Ramazan ayına yaklaştık. Önümüzdeki Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gece ilk teravihimizi kılacağız ve sahura kalkacağız inşallah.

 Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ramazan ayı, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği aydır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçlu geçirsin.”

Hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Ramazan ayı geldiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır.”

Kutlu misafirimiz Ramazan, Rabbimizden bize gelen yüce bir davettir. Hidayet rehberimiz Kur’an-ı Kerim’i daha çok okumaya, tefekkür edip yaşamaya çağrıdır. Tuttuğumuz oruçlarla irademizi güçlendirmek ve nefsimizi terbiye etmek için en güzel fırsattır. Sahuruyla, iftarıyla yuvalarımızda huzur ve berekettir. Beş vakit namazın yanında kıldığımız teravihlerle bedenimize sıhhat, ruhumuza sükûnettir. Zekât, fitre ve sadakamızla; yakınlarımız, komşularımız ve bütün kardeşlerimizle aramızda muhabbettir. Bu ayda müminler olarak bize düşen en büyük sorumluluk, bu kutlu misafire gönlümüzde yer açmak, bu ilahi davete yürekten icabet etmektir.

Yorulan ruhlarımızı, Ramazan-ı şerifle teskin edelim. Bunalan gönüllerimize Rabbimizden inşirah dileyelim. Özümüze ve fıtratımıza yönelip kulluk şuurumuzu artıralım. Sabır ve merhamet, kanaat ve şükür bilincimizi kuşanalım. Elimizi, dilimizi, gözümüzü, aklımızı, kalbimizi hâsılı ruh ve bedenimizi günahlardan korumaya söz verelim.

Ramazan ayımız şimdiden mübarek olsun. Gönül ve zihin dünyamız Kur’an’la şifa bulsun. Bu mübarek ay, her türlü sıkıntı ve hastalıktan bilhassa yaşadığımız salgından kurtulmamıza vesile olsun inşallah.

 



BİRBİRİMİZİN FARKINDA OLMAK

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 2 ay, 3 hafta önce / 02.04.2021 09:46:47 | Görüntüleme : 1016


Her birimiz bir imtihandayız. Dünya ve ahiret mutluluğunun peşinde, zorlukları aşabilmenin gayretindeyiz. Yaratılışımız gereği sevinci ve hüznü, neşeyi ve kederi birlikte yaşamaktayız. Çeşitli hastalıklar, sıkıntılar ve engellerle sınanmanın yanında down sendromu ve otizm gibi gelişim farklılıklarıyla da karşılaşmaktayız.

 

Yaşanan her zorluğun, çekilen her zahmetin, öğretici ve insanı geliştirici bir boyutu vardır. Zorluk ve sıkıntıları göğüslemek, her halimizde Allah Teâlâ’nın rızasını gözetmek, insanda kemal sıfatlarının açığa çıkmasına vesile olur.

Gelişim farklılıkları hakkında doğru bilgilenmemiz, tedavi ve rehabilitasyon imkanlarını araştırıp ehil ellerden destek almamız gerekir. Bu tür durumlarda erken tanı ve buna bağlı olarak doğru tedavilerin ve bilhassa uygun eğitimin vaktinde başlaması son derece önemlidir.

Down sendromlu ve otizmli kardeşlerimizin ve ailelerinin, hayatın hiçbir alanında kendilerini yalnız hissetmemeleri için hepimize sorumluluklar düşmektedir. Kardeşlerimize karşı duyarlı olmak, gereken desteği göstermek, hayatlarını kolaylaştırmak dini ve insani görevimizdir.

Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir.” O halde birbirimizin farkında olalım. Kardeşlerimizle insan onuruna yakışır bir ilişki ve samimi bir yakınlık kuralım. Sonra da ellerimizi Rabbimize açalım, tam bir teslimiyet içinde O’na boyun eğip sabır ve şifa dileyelim. Bizleri hem bu dünyada hem de ahirette mesut ve bahtiyar kılacak bir kulluk bilincine eriştirmesini O’ndan niyaz edelim.

Kalın sağlıcakla…



AF VE MAĞFİRET GECESİ

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 3 ay, 6 gün önce / 26.03.2021 09:07:14 | Görüntüleme : 1002


On bir ayın sultanı Ramazan-ı şerifin gölgesi üzerimize düştü. Yarın, Ramazan’ın muştusu olan Berat gecesini idrak edeceğiz. Cenâb-ı Hak, bu gece hürmetine aziz Milletimize ve ümmet-i Muhammed’e hayır ve bereket ihsan eylesin. Berat Gecemiz mübarek olsun.

 Nihayetinde onu Bakî‘mezarlığında, başını göğe kaldırmış, dua eder vaziyette bulmuştu. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), hem Hz. Âişe’nin merakını gidermek hem de Allah’ın rahmetinin bu gece ne kadar geniş olduğunu anlatmak için şöyle buyurmuştu: “Şaban ayının yarısına denk gelen bu gece, Allah dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve Kelb kabilesinin koyunlarının yünlerinden daha fazla sayıda insanı affeder.”

Hidayet rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de, ebedi kurtuluş beratını alanların ahiretteki durumu şöyle anlatılır: “İşte o vakit, kitabı sağ tarafından verilen kimse der ki, ‘Alın kitabımı okuyun; Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum.’ Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içindedir; yüce bir cennettedir.”

Bu ayet-i kerimeden öğreniyoruz ki Allah’ın rızasını kazanıp cennetine kavuşmak, dünyadayken ahiret için hazırlık yapmakla; iman, ibadet ve istikamet üzere hayat sürmekle mümkündür.

Cenâb-ı Hakkın bize lütfettiği bu özel fırsat ve bereket ayları, geçmişin muhasebesini ve geleceğin planlamasını yapacağımız tefekkür vakitleridir. Nefsimizin bitmek bilmeyen isteklerine göre değil, Rabbimizin rızası doğrultusunda yaşamaya azmedeceğimiz karar vakitleridir. Hata ve günahlarımızdan tevbe edip, Rabbimizin af ve mağfiretine sığınacağımız dua ve niyaz vakitleridir. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s) bize şu tavsiyede bulunmaktadır: “Şâban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Gündüzünde oruç tutun. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ dünyaya rahmet nazarı ile bakar ve fecir oluncaya kadar şöyle buyurur: ‘Benden af dileyen yok mu, onu bağışlayayım! Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım! Sıkıntıya uğrayan yok mu, ona afiyet vereyim!..’’

Salgın hastalıkla mücadelemiz devam ediyor. Tedbirlere riayet konusunda bugüne kadar gösterdiğimiz hassasiyeti bundan sonra da aynı ciddiyetle devam ettirelim. Yüce Rabbimiz en kısa zamanda salgın hastalıktan kurtulmayı bizlere nasip eylesin.



ANNE-BABA RIZASI

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 3 ay, 1 hafta önce / 19.03.2021 08:24:52 | Görüntüleme : 1006

İnsanın bu dünyaya gelmesine vesile olan anne-babası, onun büyüyüp yetişmesi ve ilk eğitimini alarak şahsiyet kazanması için yıllarca emek verir.

Bu yüzden yüce dinimiz, insana anne-babasıyla iyi geçinmeyi, onların hatırını saymayı ve haklarını korumayı emreder. Zorluklar karşısında maddi ve manevi anlamda anne-babaya destek olmanın, bilhassa yaşlandıklarında muhabbet ve merhamet göstererek ihtiyaçlarını karşılamanın vefa borcu olduğunu anlatır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anne-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Merhamet göstererek tevazu kanadını indir ve de ki: ‘Rabbim! Onlar beni küçükken nasıl koruyup büyüttülerse, sen de öylece onlara merhamet göster.”

Bizleri yoktan var eden Rabbimiz, mümin bir kul olarak sorumluluk üstlenecek yaşa gelene kadar bizi en yakınlarımıza emanet etmiştir. Anne-babamız, sabır ve fedakârlıkla, sevgi ve şefkatle, kimi zaman gözyaşı ve duayla, kimi zaman da göz nuru ve alın teriyle bizleri bu günlere taşımıştır. Bu yüzden, bir adam Peygamberimize gelerek, “Amellerin en üstünü hangisidir?” diye sorunca Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle cevap vermiştir: “Vaktinde kılınan namaz ve anne-babaya iyilik etmektir. Sonra da Allah yolunda cihat etmek gelir.”

İyilik ve ihsanımızı, bir çift tatlı sözümüzü ve güler yüzümüzü, saygı ve hoşgörümüzü anne-babamızdan esirgemeyelim. Onların gönlünü yapma ve hayır dualarını alma gayretinde olalım. Bu duaları, dünyada nimetimiz, ahirette ise kurtuluş vesilemiz olarak görelim. Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in şu uyarısını asla unutmayalım: “Rabbin hoşnutluğu, anne-babanın hoşnutluğundadır. Rabbin öfkesi de anne-babanın öfkesindedir.”

Kalın sağlıcakla…



Hakkıdır Hakka Tapan Milletimin İstiklâl!

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 3 ay, 2 hafta önce / 12.03.2021 08:05:46 | Görüntüleme : 860


Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Allah size yardım ederse artık sizi yenebilecek hiç kimse yoktur; eğer sizi yardımsız bırakırsa O’ndan sonra size kim yardım edebilir? Müminler yalnız Allah’a güvensinler.”

 

Hadis-i şerif’te ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Hamd, vaadini yerine getiren, kuluna yardım eden ve düşman topluluklarını tek başına yenilgiye uğratan Allah’a mahsustur.”

Bundan yüz yıl önce topyekûn bir var oluş mücadelesi verdik. Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla vatanımızı savunmak için seferber olduk. Canımızdan, cananımızdan, bütün varımızdan geçtik ancak cennet vatanımıza namahrem eli değdirmedik. İşte o en zorlu günlerimizde sarsılmaz imanımızın, hak yolundaki sadakatimizin, vatan sevgimizin, asalet ve cesaretimizin mısralara bürünmüş hali olan İstiklâl Marşımız vücut buldu. Bu muhteşem marş, milletimizin her bir ferdinin zihnine ve gönlüne işleyen aidiyet mührü oldu.

İstiklâl Marşımız şu ayet-i kerimenin ruhunu yansıtır: “Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; iman etmişseniz üstün olan sizsiniz.”

İstiklâl Marşımız, var oluş gayemizi, kim olduğumuzu ve nasıl var olmaya devam edeceğimizi öğretir. En son ocağımız sönmeden bağımsızlığımızın sembolü olan al bayrağımızın inmeyeceğini haykırır. Şehit kanlarıyla sulanmış vatan toprağımızın asla düşmana çiğnetilemez olduğunu telkin eder. Şehâdetleri dinin temeli olan ezan-ı Muhammedî’nin ebediyen yurdumuzun üstünde inlemesini niyaz eder. Şu mısralarla milletimize ebedi istiklâli muştular:

Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!

12 Mart, İstiklâl Marşımızın kabulünün, 18 Mart ise Çanakkale Zaferimizin yıldönümüdür. Bu vesileyle, tarih boyunca adaletin, barışın ve güvenin bayraktarlığını yapan, aziz vatanımızı bizlere emanet eden kahraman şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum.

Kalın sağlıcakla…



İsrâ ve Miraç

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 3 ay, 3 hafta önce / 05.03.2021 08:44:56 | Görüntüleme : 1095

Rahmet ve mağfiret, lütuf ve ihsan iklimi üç aylardayız. Önümüzdeki Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan gece inşallah Miraç Gecesini idrak edeceğiz. Cenâb-ı Hak, bu gece vesilesiyle aziz milletimize, ümmet-i Muhammed’e ve bütün insanlığa sağlık, huzur ve afiyet ihsan eylesin. Miraç Gecemiz mübarek olsun.

 

Yüce Rabbimiz İsrâ suresinin ilk ayetinde şöyle buyurur: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, görendir.”

Bu sureye adını veren İsrâ, Sevgili Peygamberimizin bir gece, Mekke’deki Mescidi Harâm’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya yolculuğudur. Miraç ise Resûl-i Ekrem’in (s.a.s) Allah’ın kudret ve azametine şahit; rahmet, mağfiret ve müjdesine nail olduğu kutlu yükseliştir.

Miracın ilk durağı, Mescid-i Aksâ’dır. Peygamber Efendimiz bu mübarek mabetle ilgili şöyle buyurmuştur: “Gidin ve Mescid-i Aksâ’da namaz kılın. Şayet gidemez ve orada namaz kılamazsanız, oranın kandillerini aydınlatacak yağ gönderin.”

Bu hadis-i şerif, Mescid-i Aksâ sevgisini gönüllere aşılamanın, kadim değerimize sahip çıkmanın, maddi ve manevi imarı için çalışmanın her müminin görevi olduğunu öğretmektedir.

Mescid-i Aksâ’nın bulunduğu mukaddes belde Kudüs, bir İslam beldesidir. “Darü’sselâm” yani barış ve selamet yurdudur. Kudüs, tarih boyunca Müslümanların himayesinde özgürlüğün, adaletin ve huzur içinde birlikte yaşamanın sembolü olmuştur.

Yaşlanıp sana muhtaç hâle geldiklerinde onlara kol kanat ger, “öf!” bile deme. Akrabaya, yoksula ve darda kalana yardım et. Cimrilikten ve israftan kaçın. Zinaya yaklaşma. Haksız yere cana kıyma, asla kan davası gütme. Yetimin malına el uzatma. Ahde vefa göster. Ölçü ve tartıda hile yapma. Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme.

Ne mutlu, Yüce Rabbimizin hidayet mesajlarına uyanlara! O’na hakkıyla kulluk edip miracın muştularına ve emanetlerine sahip çıkanlara!

Kalın sağlıcakla…