......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 306202

HER HAK SAHİBİNE HAKKINI VERMEK

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 1 gün, 2 saat önce / 15.01.2021 08:15:53 | Görüntüleme : 116


İslam’ın titizlikle üzerinde durduğu haklardan biri de mirastır. Dinimiz, hayatın her alanında olduğu gibi, miras paylaşımında da adaleti öngören ayrıntılı hükümler getirmiştir.

Mümin, ahiret yolculuğuna uğurlanırken geride bıraktığı maldan, önce cenaze masrafları karşılanır. Sonra, eğer varsa borçları ödenir. Ardından üçte biri aşmamak kaydıyla mirasçıların dışındakilere yönelik vasiyeti yerine getirilir. Bütün bunlardan sonra ise miras varislere intikal eder.

 

Miras taksim edilirken her hak sahibine hakkının verilmesi, kadın-erkek, büyük-küçük hiç kimsenin mağdur edilmemesi esastır. Kadınlara miras verilmemesine yönelik örf ve âdetler, dinimize göre adaletsizliktir, zulümdür, asla meşru değildir. Allah’a ve O’nun indirdiği Kur’an’a iman eden her Müslüman, mirastan payına düşene rıza göstermeli ve kardeşlerinin hakkına el uzatmaktan sakınmalıdır. Nitekim Rabbimiz mirasla ilgili hükümleri beyan ettikten sonra bizleri şöyle uyarır: “İşte bu, Allah’ın koyduğu sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır. Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve onun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedi kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.”

 

Mirasın emanet olduğunu, miras ve kul hakkı arasında ince bir sınır bulunduğunu unutmayalım. Hırslarımıza yenilerek o sınırı asla çiğnemeyelim. Miras söz konusu olduğunda merhameti, insafı, adaleti ve hakkaniyeti elden bırakmayalım.

 

Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Anne babanın ve yakınların miras olarak bıraktıklarından erkeklere pay vardır; yine anne babanın ve akrabanın miras olarak bıraktıklarından kadınlara da pay vardır; azından çoğundan, belli pay.”

 

Hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Her kim öldükten sonra geride mal bırakırsa, o mal mirasçılarınındır.”

 

Hayırlı ve sağlıklı günler diliyorum…



Kur’an’ın Mukaddimesi

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 1 hafta, 1 gün önce / 08.01.2021 08:16:12 | Görüntüleme : 1029

Fatiha suresi, mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’in mukaddimesidir. Peygamberimiz bir hadisinde “Fatiha’yı okumayanın namazı yoktur.” buyurduğu için bizler namazlarımızın her rekâtında bu sureyi okuruz. Kulun Rabbi ile gönülden hasbıhali olan Fatiha suresini her okuduğumuzda, Cenâb-ı Hakk’ın “Kuluma dilediği verilecektir.” buyurduğunu bilerek huzur buluruz

.

Fatiha suresine, “Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.” diyerek Besmeleyle başlarız. Biliriz ki Allah’ın adı anılmadan başlanan her iş, eksiktir, yarımdır, bereketsizdir. Kâinatı yaratan ve yöneten Rabbimize sonsuz hamdimizi, şükrümüzü, övgümüzü ve saygımızı sunarız. Biliriz ki O, lütuf ve ihsan sahibidir. Rahmeti bol, merhameti çoktur.  Hesap gününün yegane hakimi O’dur. Kullarını ahirette hesaba çekecek olan Allah, mutlak adalet sahibidir. Bizler yalnız Allah’a kulluk eder ve sadece O’ndan yardım dileriz. Zira O’ndan başka sığınacak, dayanacak, güvenecek hakiki bir merci yoktur. İlâhî Ya Rabbi! “Bizi dosdoğru yola, kendilerine iman ve hidayet nimeti verdiğin kimselerin yoluna ilet. Gazabına uğramış olanların ve sapıtanların yoluna değil.” Amin!

Fatiha ile başlayan Yüce Kitabımızı okumak, anlamak ve yaşamak için büyük bir özveriyle çalışalım. Bu vesileyle, hepinizi Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından başlatılan “Haydi Türkiye, Evden Kur’an Öğrenmeye” seferberliğine davet ediyorum. Diyanet İşleri Başkanlığının internet sayfasından başvurarak bulunduğunuz yerden çevrim içi derslerle Kur’an öğrenebilir, Kur’an’ın nurunu ailenize ve hayatınıza yansıtabilirsiniz. Ayrıca, okullarımızda Kur’an-ı Kerim, Peygamberimizin Hayatı ve Temel Dini Bilgiler dersleri, seçmeli dersler arasında yer almaktadır. Yavrularımızı, bu dersleri seçmeleri için teşvik edelim.

Kalın sağlıcakla…



Açık Öğretim Fakültesi bir skandala imza attı

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 3 hafta, 2 gün önce / 24.12.2020 07:38:53 | Görüntüleme : 2081

Milli Mücadelede İlk Kurşun, 19 Aralık 1918 de Hatay’ın Dörtyol İlçesinde Mehmet Çavuş(Kara) tarafından atılmıştır. Bu durum Genelkurmay Başkanlığı kayıtlarıyla da doğrulanmıştır. 2007 yılından bu yana kutlanmakta, 2012 yılından beri de festivaller düzenlenmektedir. Dörtyol, 102 yıl önceki heyecanı aynen yaşamaktadır.

 

19 Aralık 2020 Cumartesi günü, Milli Mücadelede İlk Kurşun’un atılışının 102. Yıl dönümünde, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi sınavında, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi soru kitapçığının 19. sorusunda “Mondros Mütarekesinden sonra işgallere karşı ilk direnişin başladığı yer aşağılardakinden hangisidir?”  Altındaki cevap seçenekleri; A) Urfa/Şanlıurfa  B) Hatay/ İskenderun C) Adana D) Antep/Gaziantep E)Maraş/Kahramanmaraş şeklinde sıralanmıştır. Seçenekler arasında Dörtyol’un yer almaması büyük yanlış olmuş ve üzüntü ile karşılanmıştır.

Dörtyol Gazeteciler Cemiyeti, Sedat İskenderoğlu başkanlığında hemen toplanarak, durumu değerlendirmiş kamuoyuna açıklama yapmıştır. Köklü ve Güzide bir kurum tarafından yapılan, tarihi günde tarihi yanlışlığın kabullenebilir cinsten olmadığı belirtilmiştir. Üniversite Yönetimi ve soruyu hazırlayan komisyonun özür dilemesi, kamuoyuna aydınlatıcı bir açıklama yapmaları gerektiği ifade edilmiştir. İmtihandaki sorunun derhal iptal edilmesi için gerekli girişimlerde bulunulacağı vurgulanmıştır.

Komisyondaki Hocaların, 19 Aralıkta İlk Kurşun’un Dörtyol’dan atıldığını bilmemeleri çok düşündürücüdür. Yanlışlık, Dörtyol ve Ülkemizin her yerinde tepki ile karşılanmıştır. Ayrıca, sosyal medyada ve yazılı basında geniş olarak yer almıştır. 

Kurtuluş Savaşının meşalesinin ateşlendiği Dörtyol’dan, başta Gazeteciler Cemiyetimiz olmak üzere, duyarlılık gösteren herkese şükranlarımı sunuyorum.

Yetkilileri göreve davet ediyorum. Bir an önce yanlıştan dönülerek, sorunun iptalini istiyorum.

Kalın sağlıcakla…



Mümin her işinde ölçülüdür…

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 1 ay, 1 gün önce / 18.12.2020 08:16:19 | Görüntüleme : 1076

İslâm, itidal dinidir. Bizlere hayatımızın her alanında ölçülü ve dengeli olmayı emreder. Aşırılıktan uzak durmayı, istikamet üzere yaşamayı, sağduyulu ve tutarlı davranmayı öğütler.

 

İnsanoğlu madde ile mana, beden ile ruh, dünya ile ahiret arasındaki dengeyi koruduğu sürece mutlu olacaktır. Dünyamızda huzur ve barışın hâkim olması da ancak ilâhî dengeyi korumakla mümkündür. Alışverişte, eğlencede, yeme içmede, giyim-kuşamda, konuşmada ve yazmada, hatta dini konularda aşırı uçlara savrulmak, insana da topluma da zarar verecektir.

Müminler olarak bize yakışan, Rabbimizin kâinatın her zerresine işlediği muhteşem dengeyi hayatımıza taşımaktır. İfrat ve tefrite kaçmadan orta yolu izlemektir. Kederde ve sevinçte, öfkede ve mutlulukta ölçüyü kaçırmamaktır. “Aşırıya kaçmayın, dosdoğru yolu tutun ve böyle davrandığınız için alacağınız mükâfattan dolayı sevinin.”  buyuran Sevgili Peygamberimizin çağrısına uymaktır.

Ne mutlu, Rabbimizin emrettiği gibi mutedil bir hayat sürenlere! Aşırılıklardan uzak durup istikametini muhafaza edenlere!

Virüs salgınına karşı maske, sosyal mesafe ve temizlik kurallarına uyalım.

Evde kalalım, sağlıklı olalım…



Hayat ve şifa kaynağımız su

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 1 ay, 1 hafta önce / 11.12.2020 08:17:22 | Görüntüleme : 1111

Rabbimizin bizlere bahşettiği en kıymetli nimetlerden biri “su”dur. Kur’ân-ı Kerîm’in ifadesiyle, “canlı olan her varlık sudan yaratılmıştır”1 ve suya bağımlı bir ömür sürmektedir. Su, hayatımızın kaynağı, toprağımızın bereketidir. Bedenimize sıhhat ve temizlik, çevremize rahmet ve güzellik su ile gelir.

 Aziz dinimiz İslam, suyu ölçülü kullanmayı ve israf etmemeyi emreder. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.s), bir sahabinin abdest alırken fazla su kullandığını görünce, “Bu ne israf!” diyerek onu ikaz etmiştir. Sahabinin “Abdestte de israf olur mu?” sorusu üzerine “Evet, akan bir nehirde (abdest alıyor) olsan bile!” diye cevap vermiştir.2 Peygamberimizin bu uyarısı, suyun ibadet maksadıyla bile olsa asla israf edilmemesi gereken nadide bir nimet olduğunu bize hatırlatmaktadır.

Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Biz gökten uygun bir ölçüde su indirir ve onu yeryüzünde tutarız. Kuşkusuz bizim onu tamamen gidermeye de gücümüz yeter.”

Hepimiz biliyoruz ki, su gibi bir hazineye paha biçilemez. Suyumuz toprağın derinliklerine çekilip gitse, onu bize Rabbimizden başka hiç kimse geri getiremez.

Bugün yeryüzünde bir damla berrak ve tatlı suyun hasretiyle yaşayan milyonlarca insan varken, bize düşen sonsuz şükretmektir: “Bizi yediren, suya kandıran, ihtiyaçlarımızı gideren ve bizi barındıran Allah’a hamdolsun!”

Şükrümüzün gereği olarak, nimetin kıymetini bilelim, suyu kullanırken bilinçli davranalım. İhtiyacımızdan fazla su tüketerek geleceğimizi tehlikeye atmayalım. Diğer canlıların da hakkını ihlal ederek vebale girmeyelim.

Bildiğiniz gibi, son zamanların en kurak yılını yaşadığımız bu günlerde ülkemizde suya ve yağmura ihtiyaç duyulmaktadır.

Yağış olması için ellerimizi açtık, içtenlikle Allah’a dua ediyoruz.

Sağlıkla kalın…

 



Faydasız işleri terk etmek

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 1 ay, 3 hafta önce / 27.11.2020 08:25:09 | Görüntüleme : 1807

Güzel dinimiz İslam, hayatımızın her safhasında faydalı, hayırlı ve anlamlı işlerle meşgul olmamızı emreder. Sözün en doğrusunu söylememizi ve en güzeline uymamızı tavsiye eder. Dünya ve ahiret hayatımıza faydası dokunmayan, vakit ve emek israfına yol açan beyhude işlerden uzak durmamızı öğütler.

 

Sahip olduğumuz değerler ve Rabbimizin bize bahşettiği nimetler, gereksiz ve amaçsız yere harcanamayacak kadar değerlidir. Bu bilinci taşıyan her Müslüman, kendisine ve çevresine fayda vermeyen, boş işlerden uzak durur. Asılsız sözlere, fuzuli düşüncelere itibar etmez. Aklını ve yüreğini iyilik yolunda, Allah’ın rızasına uygun işlerde kullanır.

Kur’ân-ı Kerîm’e göre, kurtuluşa eren müminlerin en belirgin vasıflarından biri de kendilerini ilgilendirmeyen, mâlâyâni işlerden uzak durmalarıdır.

Öyleyse, sözümüz, fikrimiz, vicdanımız ve ahlâkımızla kâmil bir mümin olmaya gayret edelim. Unutmayalım ki faydasız işlere olan uzaklığımız ölçüsünde Müslümanlığımız güzelleşecek, kulluğumuz Allah katında kıymet kazanacaktır. Kendi kusurlarıyla meşgul olmaktan başkalarının kusurunu göremeyenlere ne mutlu!

Salgın virüse; maske, sosyal medya ve temizlik ile karşılık verelim.

Hayırlı ve sağlıklı günler diliyorum… 



ABDEST ALMANIN ÖNEMİ

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 2 ay, 1 hafta önce / 13.11.2020 07:39:56 | Görüntüleme : 1595


İslam’a göre, temizlik, imandan gelen vazgeçilmez bir sorumluluktur. Güzel dinimiz, tertemiz bir bedene, huzura ermiş bir kalbe, günahlardan arınmış bir ruha sahip olmak isteyenleri abdeste davet eder. Böylelikle kulun maddî ve manevî yönden temizlenerek Allah’ın huzuruna pak ve nezih bir şekilde çıkmasını ister.

 

Mümin, abdesti hem ibadet sevabı kazandıran hem de kendisini kirden ve mikroptan koruyan büyük bir nimet olarak görür. Dininin direği, ruhunun miracı olan namaza abdestle hazırlanır. Kur’an-ı Kerim okumadan önce abdest alır. Kâbe’yi abdestli tavaf eder. Böylece mümin, bir yandan en çok kirlenen uzuvlarını her gün en az beş kere temizler, diğer yandan da Peygamber Efendimizin şu müjdesine nail olur: “Her kim abdest alır ve abdestini güzelce almaya özen gösterirse, günahları vücudundan çıkar, hatta tırnaklarının altından süzülür gider.”

Dünyayı kuşatan Kovid-19 salgınıyla millet olarak topyekûn mücadele ediyoruz. Bu mücadelede başarılı olmamızın yolu, temizlikten, maske ve mesafe kuralına uymaktan geçiyor. Unutmayalım ki, düzenli ve özenli bir temizlik konusunda abdest bizler için en güzel imkândır. Biz, çocukluktan itibaren abdest alışkanlığı ile büyüyen, tertemiz bir kültürün fertleriyiz. Dilimize yerleşen “abdest bozmak” tabiri bile, halkımızın gün boyunca abdestli bulunmaya ne kadar önem verdiğinin ifadesidir.

Bedenimize nezafet, ruhumuza sükûnet veren abdestimiz, salgın hastalıklar karşısında en güzel koruyucudur. Su ile gelen doğal temizlik sayesinde daha sağlıklı bir toplum olmamıza yardımcıdır. O halde, abdestin sağladığı hijyen ve ferahlığı hayatımızın bir parçası haline getirelim. Zira Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle, “Allah, çok tevbe edenleri ve içi dışı temiz olanları sever.”

Allah kabul eylesin…



MÜMİN SORUMLULUK SAHİBİDİR

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 2 ay, 2 hafta önce / 06.11.2020 07:59:20 | Görüntüleme : 1142


Cenâb-ı Hak, insanı akıllı, saygıdeğer ve sorumluluk sahibi bir varlık olarak yaratmıştır. Yüce Rabbimiz, İslâm’ın ilkeleri arasında, her insan için doğuştan kazandığı haklar ve üstlenmesi gereken sorumluluklar belirlemiştir. İmanla başlayan bu sorumluluklara riayet edenleri, dünya ve ahiret mutluluğuyla müjdelemiştir.

 Mümin olarak bizler, öncelikle kendisine bütün varlığımızı borçlu olduğumuz Yüce Rabbimiz karşısında sorumluluk taşırız. O’na gönülden inanmak, sevgiyle bağlanmak, itaat etmek, emir ve yasaklarına titizlikle riayet etmek müminler olarak en önemli görevimizdir.

Sonra kendimize ve çevremize karşı sorumluluklarımızı yerine getiririz. Helâl, güzel, doğru, iyi olan ne varsa hayatımıza dâhil eder; haramdan, çirkinlikten, yanlış ya da kötü olan her türlü işten uzak durmaya çalışırız. Biliriz ki, Rabbimizin rızası da, O’nun bize emanet ettiği her bir canın huzuru da bizim sorumluluk duygumuzda saklıdır.

Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?”  Demek ki, sorumsuz, savruk, ilkesiz, idealsiz bir hayat, insana yakışmaz. Her davranışın, bu dünyada bir sonucu, ahirette de Allah tarafından verilecek bir karşılığı vardır.

Namaz kılmak gibi, merhametli olmak da müminin sorumluluğudur. Oruç tutmak gibi, dara düşene el uzatmak da insanî ve İslâmî bir görevdir. Zekât vermek gibi, her işi dürüst ve hilesiz yapmak da bizim kulluk vazifemizdir.

Allah Resûlü (s.a.s) bir hadis-i şerifinde iman sahibi olan insanları şöyle anlatır: “Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir bedene benzer. Öyle bir beden ki, bir uzvu rahatsızlandığında diğer uzuvları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıya ortak olur.”

Geçen hafta, güzel İzmir’imizi vuran depremle hepimiz sarsıldık. Yüreklerimizde acı, dillerimizde dua, içimizde umutla hepimiz enkazın başında bekleştik. Rabbimizin inayeti ve devletimizin desteğiyle, milletçe yaralarımızı sarmak için seferber olduk.

Depreme engel olmak elbette mümkün değildir. Ancak unutmayalım ki, tedbir almak ve doğal afetlerin yol açacağı tahribatı en aza indirmek mümince bir sorumluluğun gereğidir. Allah aziz milletimizi her türlü felâketten muhafaza buyursun! Vefat eden kardeşlerimize rahmet eylesin. Kederli ailelerine sabırlar, yaralılarımıza acil şifalar ihsan eylesin.



Peygamberimiz ve çocuk

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 2 ay, 3 hafta önce / 30.10.2020 08:01:01 | Görüntüleme : 1284

Çocuk, bize bahşedilmiş nimetlerin en sevimlisidir. Yuvalarımızın en masum misafiri, hanelerimizin bereketidir. Onlar, hayatımızın neşesi, Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle göz aydınlığımızdır. Amel defterimizi daima açık tutacak olan iyilik kaynağımızdır. En nadide emanetimiz, varlığı ve yokluğu ile imtihan vesilemizdir.

 

Çocuklarımızla ilişkilerimize yön veren en değerli rehberimiz, alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimizdir. O, yaratılmışlar içinde en çok çocukları sevmiştir. En çok çocuklara açılmıştır onun merhamet yüklü yüreği. Çocukların başını okşayarak, onları bağrına basarak, öpüp koklayarak göstermiştir engin merhametini. Çocukları ve torunlarının yanı sıra etrafındaki tüm çocuklar onun şefkatinden doyasıya nasiplenmiştir.

Resûl-i Ekrem, çocuklara değer verir, onlara değerli olduklarını hissettirirdi. Yanı başında çocuklara yer ayırır, bir şey ikram ederken önce çocuklardan başlardı. Yanlarından geçerken selâm verip hatırlarını sorardı. Bazen onlarla şakalaşır, hatta oyunlarına eşlik ederdi. Üzülmelerine, güven duygularının zedelenmesine müsaade etmezdi. Hangi hatayı işlemiş olursa olsunlar, onları sabırla dinler, öğütler verirdi. Kız çocuklarına ve yetimlere ayrı bir önem verir, onları en aziz emanet bilir, hor görülmelerine asla izin vermezdi. Peygamberimizin bütün gayreti çocukların şahsiyetli bir şekilde büyümeleri, imanlı ve güzel ahlaklı bir nesil olarak yetişmeleri içindi.

Bugün insanlık Peygamber Efendimizin çağları aşan örnekliğine her zamankinden daha fazla muhtaçtır. O halde “Hiçbir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir miras bırakmamıştır.”  buyuran Sevgili Peygamberimize kulak verelim. Özümüzle, sözümüzle, davranışımızla çocuklarımıza örnek olalım. Onları ilgimizden ve sevgimizden mahrum bırakmayalım. Şefkat ve merhametle, Allah’a kulluk ve sorumluluk bilinci ile yetiştirelim. Maddi ihtiyaçlarının yanında manevi ihtiyaçlarını da gözetelim. Unutmayalım ki çocuğa gösterilen sevgi ve ilgi, verilen ahlak ve değer eğitimi dünya ve ahiretimiz için en hayırlı yatırımdır.

Kalın sağlıcakla…



Mevlid-i Nebi

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 3 ay, 1 gün önce / 23.10.2020 09:17:39 | Görüntüleme : 723

Yüce Allah, Hz. Adem’den itibaren müjdeleyici ve uyarıcı olarak nice peygamber göndermiştir.

Peygamberler aracılığıyla insanları tevhide ve kulluğa, hakkı benimseyip erdemli yaşamaya davet etmiştir. Peygamberler asırlar boyunca Allah’ın dinini tebliğ etmiş, iyiliğin yayılması ve kötülüğe engel olunması yolunda insanlığa örnek olmuştur. İlâhî vahiy alan bu şerefli elçiler zinciri, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) ile nihayete ermiştir.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, insanlığın umudu, müminlerin sevgilisi, alemlerin rahmet vesilesidir. Kur’an-ı Kerim’i bize aktaran, anlatan ve yaşayarak öğreten odur. Dünyada huzur ve güvenin, ahirette sonsuz mutluluğun anahtarı, onu model almak ve onun gibi yaşamaya gayret etmektir. Zira o, bize şöyle seslenir: “Kim Rab olarak Allah’ı, din olarak İslâm’ı ve peygamber olarak Muhammed’i kabul ederse, imanın tadını alır.”

İmanın manasını bize anlatan, mümin olmanın gereği olarak namazdan oruca, hacdan zekâta her bir ibadetimizi nasıl yerine getireceğimizi bize gösteren Sevgili Peygamberimizdir. İyi bir insan, salih bir kul, olgun bir mümin olmayı bize öğreten odur. Nitekim o kendisini şöyle anlatır: “Ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”

Son Peygamber’in hayatına baktığımızda görürüz ki, iman ve ibadet ancak güzel ahlakla kemale erer. Sünnet namazları kılmak nasıl ondan bize miras kalmışsa, samimi ve dürüst olmak, can taşıyan her varlığa şefkat ve merhamet göstermek, adaletten ayrılmamak, ailenin değerini bilmek ve mümin kardeşliğinin hakkını vermek de aynı şekilde onun sünnetidir.

Önümüzdeki Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan gece, Habib-i Kibriya Muhammed Mustafa (s.a.s)’in dünyayı teşriflerinin yıl dönümü olan Mevlid Gecesini idrak edeceğiz. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Mevlid-i Nebi Haftasını kutlayacağız. Diyanet İşleri Başkanlığı bu yıl Mevlid-i Nebi Haftasının temasını “Peygamberimiz ve Çocuk” olarak belirlemiştir. Bu vesileyle Peygamberimizi daha yakından tanımaya, anlamaya ve bilhassa çocuklarla iletişimini yeniden hatırlayarak hayatımıza taşımaya gayret edeceğiz.

Mevlid-i Nebi gecemizi tebrik ediyor, haftamızın İslâm alemine ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.