......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 344648

Hz. Ebubekir’in Büyük Hizmeti

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 1 hafta, 1 gün önce / 28.11.2022 08:07:36 | Görüntüleme : 47

Hazret-i Ebubekr-i Sıddık (r.a.), halife olduktan sonra mürted (dinden dönen)lerin fitnesinden kurtulmak için gösterdiği fevkalâde gayret kendisinin büyüklüğüne bir delildir.

Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellemin irtihali bütün Arab Yarımadası’nı sarstı, yer yer ihtilâller ve isyanlar oldu.

Mekke-i Mükerreme’yi dinden dönme meselesi dehşetli bir yıldırım gibi vurdu, ahaliyi hayrete düşürdü.

İşte öyle tehlikeli bir zamanda Süheyl bin Amr, Kabe-i Muazzama kapısında durdu. “Ey Mekkeliler!” diye çağırdı. Halk da onun başına toplandı.

“Ey Mekkeliler! Siz, herkesten sonra Müslüman oldunuz. Geliniz, herkesten evvel dinden dönmeyiniz. Resulullah’ın (s.a.v.) buyurduğu gibi Allah, bu işi tamamlayacaktır.” dedi.

Mekke-i Mükerreme halkı dinden dönmediler. Kureyş kabilesi, hep İslam dini üzere sabit kaldı.

Mekke-i Mükerreme gibi Taif’te de dinden dönenler olmadı. Kureyş gibi Sakif kabilesi de İslam’dan dönmedi.

Bunların dışında diğer Arap kabileleri, kimi tamamen ve kimi kısmen dinden döndüler. Bazıları da “Namaz kılarız, ama zekat vermeyiz” dediler. Bunlara nasıl muamele olunacağında ihtilaf çıktı. İstişare yapıldı. Kimi harp yapalım dedi. Hazret-i Ömerü’l-Faruk (r.a.):

“Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah” diyenler üzerine nasıl kılıç çekeriz?” dedi.

Hz. Ebubekr-i Sıddık (r.a.) dedi ki: “Vallahi, Resulullah’a (s.a.v.) verdikleri bir yıllık oğlağı vermezlerse elim kılıç tuttukça onlarla savaşırım.”

Hazret-i Ömer ve diğer Ashab-ı Güzin de Halifenin doğru olduğunu tasdik ve bütün dinden dönenlerle muharebe etmek üzere ittifak ettiler. Hz. Ebubekir Mekke, Medine ve Taif haricindeki bütün Arap kavimlerinin tekrar Müslüman olmalarına vesile oldu.



ALLAH'A HAKKI İLE ŞÜKÜR NASIL OLUR

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 1 ay, 1 hafta önce / 01.11.2022 12:41:17 | Görüntüleme : 274

İmam-ı Rabbani Müceddid-i Elf-i Sani(k.s.) buyurdular:
“Bil ki, kendisine nimet verilen kimsenin nimeti veren Allah’a şükretmesi aklen ve şeran vaciptir. Verilen nimetin büyüklüğüne göre şükredilmesinin vacip olduğu da malumdur. O halde nimet ne kadar çok olursa nimete şükrün vacipliği, lüzumu da o kadar ziyade olur. Binaenaleyh zenginlerin zenginliklerine göre fakirlerden kat kat fazla şükretmeleri icap eder. İşte bunun için, Hadis-i şerifte “Bu ümmetin fakirleri zenginlerden beş yüz sene evvel cennete girerler.” buyuruldu. (S. Tirmizi)

Nimetleri veren Allahü Teala’ya şükür:

Evvela itikad(a dair bilgiler)i, Fırka-i Naciye olan Ehl-i Sünnet vel-cemaat inancına uygun olarak düzeltmek,

İkinci olarak Ehl-i Sünnet’in müctehidlerinin beyanına, görüşlerine uygun olarak amel etmek,

Üçüncü olarak da bu fırka-i naciyeden olan Ehl-i Sünnet vel-cemaat mezhebine bağlı tasavvuf erbabının yolundan gitmek ile olur…

O halde sizin, Efendimiz, Mevlamız, günahlarımızın şefaatçisi, kalplerin tabibi Resulullah Efendimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve ala alihi ve selleme ve onun hidayet ve doğru yol üzere olan halifelerine (Rıdvanullahi Teala aleyhim ecmain) tabi olmanız icap eder. (Mektubat-ı İmam-ı Rabbani, c.1/ m. 71)

BEYİT

Gerçi tammü nakısı kamil bilür

Kamil olan, cümleyi kamil bilür

Süleyman Çelebi

 (Kimin kamil insan, kimin noksan olduğunu kendisi kamil olanlar bilir. Kamil olanlar herkesi kamil görürler.)



ALLAH TERTEMİZ OLANLARI SEVER

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 1 ay, 2 hafta önce / 21.10.2022 09:27:56 | Görüntüleme : 136


Tevbe suresinin “… O (temeli takva üzerine kurulan Kubâ mescidi)nde öyle adamlar vardır ki (maddî ve manevî bütün pisliklerden, günahlardan ve kötü ahlâktan) tertemiz olmayı severler.

Allâhü Teâlâ da iyi temizlenenleri sever.” mealindeki 108. ayet-i kerimesi nazil olunca Resûlullâh (s.a.v.) muhacirler ile beraber yürüyüp Kubâ mescidinin kapısına vardılar. İçeride oturan Ensâr’a:

“Siz müminsiniz, değil mi?” diye sordular.

Cemaat sükût edip cevap vermediler. Sonra tekrar sorunca Hz. Ömer (r.a.):

“Ya Resûlallâh! Elbette müminler. Ben de onlarla beraberim” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

“Kazaya râzı olur musunuz?” Evet, dediler.

“Belâya sabreder misiniz?” Evet, dediler.

“Bollukta şükreder misiniz?” Evet, dediler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

“Kabe’nin Rabbi hakkı için bunlar mümindirler.” buyurup oturdular. Sonra:

“Ey Ensâr cemaati! Allâhü Teâlâ sizi övdü. Siz abdestte ne yapıyorsunuz?” buyurdular.

“Büyük ve küçük abdest bozduktan sonra tertemiz temizleniriz.” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Tevbe suresinin 108. ayetini okudular.

Ebû Eyyûb-i Ensâri Hazretleri:

“Yâ Resûlallâh! Bu ayette bahsedilenler kimlerdir?” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

“Onlar def-i hacetten (büyük abdest bozduktan) sonra su ile temizlenirler ve cünüp durmazlar, gecenin tamamında cünüp olarak uyumazlar.” buyurdular.

 



Meleklerin Tesbihi

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 2 ay, 6 gün önce / 05.10.2022 09:08:51 | Görüntüleme : 208

İslam'da Melek, Allah'ın emirlerini uygulamakla görevli nurdan yaratılmış ruhani varlıklar olduğuna inanılır. Meleklere iman, İmanın altı şartı arasındadır. Melekler insanlardan, kendilerine cüzi irade verilmemiş olmaları yönünden ayrılırlar. İslam'a göre melekler yemez ve içmezler, cinsiyetleri de yoktur.

 

Arş-ı A‘lâ’yı taşıyan melekler, Hz. Âdem’in yaratılmasına kadar uzun müddet “Sübhanellâh” diye tesbih ederek taşıdılar.

Hz. Âdem aleyhisselamın ruhu dimağına, beynine ulaşınca, aksırdı. Allâhü Teâlâ’nın ilhâmıyla Âdem aleyhisselam “Elhamdülillah” dedi.

Allâhü Teâlâ “Yerhamuke Rabbüke (Rabb’in sana rahmet edecektir.). Seni bunun için yarattım ey Âdem!” buyurdu.

Hz. Âdem’in tesbihini duyan melekler “Bu kelime güzel” dediler ve onu tesbihlerine eklediler ve Hz. Nuh’un peygamberliğine kadar “Sübhânellâhi ve’l-hamdülillâhi’’ diye tesbih ettiler.

Hazret-i Nuh’un kavmi puta tapardı. Allâhü Teâlâ, Hz. Nuh’a, kavmi “Lâ ilâhe illallâh” derlerse onlardan razı olacağını bildirdi. Bu kelimeyi duyan melekler “Bu da üçüncü kelime” dediler ve ilk iki tesbihe bunu da ilâve edip Hz. İbrahim’in gönderilmesine kadar “Sübhânallâhi ve’l-hamdülillâhi ve lâ ilâhe illallâh’’ diyerek tesbih ettiler.

Allâhü Teâlâ, Hz. İbrâhim (a.s.)’e oğlu İsmâil (a.s.)’i kurban etmesini emredip, sonra da ona fidye olarak bir koç gönderince, Cebrâil (a.s.) “Allâhü Ekber’’ dedi.

Bu kelimeyi duyan melekler “Bu dördüncü güzel kelime” dediler ve tesbihlerine ilâve ettiler. “Sübhânallâhi ve’l-hamdülillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhü ekber” diyerek tesbih etmeye başladılar.

Cebrâil (a.s.), Resûlullâh Efendimize (s.a.v.) bunu anlatınca Resûlullâh Efendimiz taaccüble “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm” dedi.

Bunun üzerine Cebrâil (a.s.), “Bu kelimeyi de bu tesbihe ilâve edelim” dedi.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:

“Muhakkak bu kelimeler (Sübhânallâhi ve’l-hamdülillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber ve lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm) bana, üzerine güneşin doğduğu her şeyden daha sevimlidir.” (Hulasatu’l-ahbâr)



Vazife aşkı

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 2 ay, 3 hafta önce / 16.09.2022 08:52:23 | Görüntüleme : 290
Cerrahın telefonu çalar, arayan hastane sekreteridir. Buyurun sizi dinliyorum. Sayın hekim, ağır hasta var, acele bütün işinizi bırakın gelin.

 Geliyorum deyip hekim telaşla yola düştü. Hekimi hastanede hastanın babası hışımla karşıladı: Benim oğlum ölüm döşeğindedir, ne için bu kadar geç kaldınız? Sizin kendi oğlunuz olsaydı yine böyle yapar mıydınız? Cerrah gülümsedi: Bana haber verilir verilmez acelece geldim. Bir de unutmayın ki, hayat ve ölüm Allah'ın elindedir. Cerrah ameliyat odasına dahil oldu. Ameliyat iki saat sürdü. Cerrah odadan çıkıp koridordaki babanın yanından sakince geçip gitti. Ardından yardımcı hekim çıktı. Babaya oğlunuz yaşayacak dedi. Baba bir an sevindi, sonra yine hiddetlenip dedi: Bu cerrah çok kötü ve insafsız bir adam. Ne vardı yani, çıkarken bana iyi haberi o verseydi. Yardımcı hekimin gözleri doldu ve adamı hayatı boyunca pişmanlığa sevk edecek olan şu cevabı verdi:

Cerrah çok güzel insandır. Onun oğlu otomobil kazasında bugün vefat etti. Biz onu defin merasiminden çağırdık. Oğlunun defin merasimini yapamadan sizin oğlunuzun şifasına vesile olmak için hastaneye geldi.

Vazife aşkını, insanlık görevini gördünüz mü? Cerrahın bu güzel davranışını kuvvetle alkışlıyorum.



İlim talebesine nasihat

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 3 ay, 4 gün önce / 09.09.2022 10:23:57 | Görüntüleme : 215

Alimlerden biri talebesine şöyle nasihat etti:

Gıybetten sakın. Faydasız ve çok konuşan kimse ile oturma ve böyle kimselerle arkadaş olma. Zira çok konuşan kimse senin ömründen çalar ve vaktini zayi eder.

 

İlim talebesi, fasıklardan, Allâhü Teala’ya asi olanlardan ve ömrünü boşa harcayanlardan da uzak durmalıdır. Onlarla beraber olmak ve onlara yakınlık şüphesiz insana zarar verir.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünnetiyle amel etmek niyetiyle ilim öğrenirken kıbleye doğru oturmalı, âlimlerin ve salihlerin dualarını almalı, mazlumun bedduasından sakınmalıdır.

İki kişi ilim tahsili için gurbete gittiler. Aynı dersleri okudular. İki sene sonra biri fıkıh âlimi oldu. Diğeri ise ilim tahsil edemeden köyüne döndü. O köyün âlimleri bu hususu araştırdılar. Talebelere, tahsil esnasında hasta olup olmadıklarını, nasıl çalıştıklarını, dersleri nasıl tekrar ettiklerini, hatta ilim öğrenirken nasıl oturduklarını bile sordular. Alim olanın, kıbleye dönerek ders çalıştığını, diğerinin ise kıbleye arkasını dönerek oturduğunu öğrendiler. Bundan anladılar ki kıbleye dönerek oturmanın bereketiyle ve Müslümanların dualarıyla âlim oldu.

Bundan dolayı talebe, sünnetleri ve edepleri hafife almamalıdır. Çünkü bunları hafife alan farzlardan mahrum kalır, onları da hafife alır. Farzları hafife alan da ahirette cennet nimetlerinden mahrum kalır.

Talebe nafile namaz kılmalı, huşu ile kılanlar gibi kılmaya gayret etmelidir. Nafile namaz ilim öğrenmesi için ona manen yardımcı olur. (Talimül-Müteallim)

 



Kanal İstanbul Projesi

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 4 ay, 1 saat önce / 16.08.2022 11:52:38 | Görüntüleme : 315
Kanal İstanbul, denizcilik, ulaşım ve uluslararası ilişkiler tarihini değiştirecek olan bir devlet ve millet projesidir. Aziz vatanın istiklâlinin, gelecek nesillerimizin istikbalinin garantisidir. İstanbul boğazımızı koruma, kurtarma, hürriyetini teminat altına alma projesidir.

 

 

56 kurum ve kuruluş, belediye, üniversite, 200’den fazla bilim adamımızın, medya ve vatandaşlarımızın yardımları ile hazırlanan ve Türkiye’nin en kapsamlı projesi olan Kanal İstanbul’un son ÇED raporunda projenin yatırım maliyeti yine 75 milyar TL olarak açıklandı. Rapora göre; 45 km uzunluğunda, 20.5 metre derinliğinde ve en dar yerinde 275 metre genişlikte olan ve Küçükçekmece Gölü – Sazlıdere Barajı – Terkos Gölü doğusunu takip eden güzergâhın inşaat çalışmalarının 7 yıl içerisinde tamamlanması ve gerekli bakımların yapılması kaydıyla en az 100 yıl hizmet etmesi öngörülüyor.

 

Her iki kenarında, Deprem Dönüşümlü Rezerv Konut Alanı’nda, 500 bin nüfusuyla dünyanın en geniş akıllı şehri kurulacak. Bütün konutlar, mahalle kültürümüzü yansıtan, az katlı, yatay mimarinin hâkim olduğu bir anlayışla inşa edilecektir. Projede; sosyal yaşama alanları, yürüyüş parkurları, bisiklet yolları, millet bahçeleri ve ekolojik koridorlar... bulunmaktadır. Bütün plânlama çalışmaları tamamlandı. 1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânı, 1/5000 ölçekli Nazım İmar Plânı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Plânları bitti ve temeli atıldı



MUHARREM AYI VE KERBELÂ

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 4 ay, 1 hafta önce / 05.08.2022 10:00:52 | Görüntüleme : 564
Muharrem ayıyla başlayan hicri takvimin, 1444. yılını idrak ediyoruz. Muharrem, Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in “hürmete şayan” olarak nitelediği, rahmet ve hikmet dolu bir aydır. Efendimiz (s.a.s), “Ramazan’dan sonra en faziletli oruç Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur” buyurarak bu ayın manevi bereketine işaret etmiştir. Muharremin onuncu günü olan Âşûrâ gününde ise, bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla birlikte oruç tutmayı ümmetine tavsiye etmiştir.

 

Muharrem, aynı zamanda Kerbelâ’nın hüzünlü hatırasıdır… Çöllerde bir yudum suyun özlemidir... Ehl-i beyt aşkıyla dolu gönüllerin, “Âh Hüseynim” diyerek sızladığı bir hasret mevsimidir... Seyyidü’ş-şüheda Hz. Hüseyin Efendimiz ve beraberindekilerin acımasızca şehit edildiği vaktin gözyaşlarıdır.

O Hz. Hüseyin ki, Resûlüllah (s.a.s)’in sevgili torunu, ehl-i beytidir. Hz. Aliyyü’l-Murtaza’nın, Hz. Fatımatu’z-Zehra’nın ciğer paresidir. Rahmet Peygamberinin “Dünyadaki çiçeğim, reyhanım” diyerek bağrına bastığı, cennet gençlerinin efendisi5 olarak taltif ettiği yiğittir. O Hz. Hüseyin ki Allah yolunda yüce bir ahlakın ve çağları aşan onurlu bir duruşun mümtaz temsilcisidir.

Kerbelâ, mezhebi, meşrebi ve düşüncesi ne olursa olsun bütün ümmetin ortak acısıdır. Allah’a ve Resulüne iman eden, ehl-i beyte muhabbet besleyen her Müslüman'ın yürek sancısıdır. Neredeyse her evinde bir Hasan, bir Hüseyin, bir Ali, bir Fatıma bulunan ve gönlü evlâd-ı Resûl aşkıyla yanıp tutuşan aziz milletimizin ehl-i beyt muhabbeti asırlar geçtikçe daha da artmaktadır. Milletimiz bu sevgiyi yüreklerinin ta derinliklerinde hissetmeye devam etmektedir.

Bizler, Kerbelâ hadisesinin hüznünü yaşarken, aynı acıların bir daha yaşanmaması için Kerbelâ’yı ibret nazarıyla okumaya ve ondan dersler çıkarmaya mecburuz.

Kerbelâ’dan çıkaracağımız ilk ders, onu ayrılık ve gayrılığa değil, tevhide ve kardeşliğe vesile kılmak, gönül birlikteliğine dönüştürmektir. Sevinç ve tasayı, muhabbet ve meşakkati paylaşmaktır. Yüce Rabbimizin “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın...”6 emrine kulak verip sımsıkı kenetlenmektir. Fitneye, fesada ve tefrikaya karşı vahdete sarılmak, kardeşliğimize kastedenlere fırsat vermemektir.

Kerbelâ’dan çıkarmamız gereken bir diğer ders ise Hz. Hüseyin Efendimiz ve arkadaşlarının uğruna can verdikleri yolun Peygamberi Zişan Efendimizin yolu olduğunu bilmektir. Hz. Ali’nin buyurduğu gibi Allah’ın farzlarına riayet etmek, özellikle namaz konusunda hassas olmak, namazla Allah’a yaklaşmaktır. Tıpkı Hz. Hüseyin gibi İslam’ın şartlarını, emir ve nehiylerini doğru anlayıp yaşamaktır. Hak, adalet, sevgi, şefkat ve merhameti yüceltmek, kötülüğü engelleyip iyiliği yaymaktır. Makâlât yazarı büyük velinin öğütlediği gibi insani ilişkilerde toprak gibi mütevazı olmak, herkese aynı gözle bakmak, kimseyi ayıplamamaktır. Dünyanın aldatıcılığına kanmamak, daima Hakkın hoşnutluğunu aramaktır. Haksızlık ve zulüm karşısında dimdik durmak, gerektiğinde Allah yolunda şahadete koşmaktır.

Bu vesileyle başta şehitler serdarı İmam Hüseyin Efendimiz ve ehl-i beyt-i Mustafa olmak üzere din, iman, vatan ve mukaddesat uğruna canını feda eden bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum.

KAYNAK: Diyanet İşleri Başkanlığı.



BİR İNSANIN SON ANLARI

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 4 ay, 2 hafta önce / 28.07.2022 11:11:45 | Görüntüleme : 408
Ölüm bu fani dünyadan, ebedi aleme göç anıdır. Mümin kul, ölüm yastığına baş koyduğu vakit Rahman tarafından bir nida gelip buyurulur ki: “Ey ölüm meleği, bu hastayı pek tazyik etme, rahat olsun.

 

Böylece ruhu dizlerine, göbeğine ve göğsüne gelinceye kadar bu rahatlık devam eder. Ruh boğazına gelince el ele ve göz göze ve diğer azalar ta kıyamete kadar bir daha karşılaşamayacaklarını birbirlerine haber verip veda ederler.

Ve ruh bunca müddet bulunduğu cesetten vedalaşıp ayrılır. Sonra semadan bir nida gelir: Ey Âdemoğlu! Şimdi dünya mı seni terk ediyor, yoksa sen mi dünyayı terk ediyorsun? Şimdi malın seni koruyabiliyor mu, yoksa sen onu muhafaza edebiliyor musun? Şimdi dünyadaki makamın, mevkiin seni mi kurtarıyor, yoksa sen onu mu kurtarıyorsun? Şimdi sen mi dünyaya galip olup onu yok ettin, yoksa o sana galip olup seni zillet toprağına mı attı? Yazık...

Hastanın dili tutulduğu vakit yanına dört melek gelir:

Birincisi selam verip: “Ben senin yiyeceklerine Allah tarafından memur idim. Bugün dünyayı doğudan batıya dolaştım, senin rızkından bir lokma bile bulamadım, bitmiş” der.

İkincisi selam verip: “Ben senin içeceklerine memur idim. Bugün cihanı dolaştım, senin rızkından bir damla bile su kalmamış” der.

Üçüncüsü selam verip: “Ben senin nefesine memur idim. Şimdi yeryüzünü aradım, senin için bir nefes dahi kalmamıştır” der.

Dördüncüsü selam verip: “Ben senin ömrüne memur idim. Bugün senin ömür müddetinden asla bir şey kalmadı” der.

Bundan sonra Kiramen-Katibin melekleri teşrif edip selamdan sonra: “Ey Allâh’ın kulu, biz Allâh tarafından senin işlediğin hayır ve şerri yazmaya memur idik” der ve yazılı bir defter verirler. Ve, “İşte bu amel defterin, oku” derler.

Allah, tüm vefat etmişlerimize rahmet eylesin. Mekanları cennet olsun. Kalın sağlıcakla...

 



ZEMZEMİN ÖNEMLİ SIRLARI

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 6 ay, 1 hafta önce / 09.06.2022 11:21:27 | Görüntüleme : 659

Zemzem, yeryüzünde en mukaddes topraktan kaynayan sudur. Zemzem, Cennet pınarlarındandır. Cenab-ı Hakkın İbrahim (a.s.)'a ikram ettiği bir nimettir. Haremi Şerif'teki Ayat-ı Beyyinat'dandır. Hacıların müşahede ettikleri en büyük nimet ve menfaatlerdendir.

Yeryüzündeki en hayırlı sudur. Resulullah Efendimizin, mübarek tükürüğü ile bereketlenen sudur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in Kalb-i Şerifi'nin defalarca yıkandığı sudur. Her derde devadır. Hususiyle humma (sıtma)'ya şifadır. İçilmesi sünnettir.

Zemzem suyunun hikayesi kısaca şöyledir: Hz. İbrahim (a.s.) Cenab-ı Hakkın emri üzerine, hanımı Hacer Validemizi ve henüz süt emmekte olan oğlu Hz. İsmail'i bugünkü zemzem kuyusunun bulunduğu yere bıraktı. O tarihte Mekke'de hiçbir insan yaşamıyordu. İçecek su da yoktu. Hz. İbrahim, hanımı ve oğlu için biraz hurma bir miktar da su bırakarak oradan ayrıldı. Yiyecek ve içeceğin bulunmadığı bu ıssız yerde kalmak Hz. Hacer'e çok zor geldi. Ancak kendilerini oraya bırakmasını Hz. İbrahim'e Cenab-ı Hak emrettiği için, böyle düşünmek yersizdi. Çünkü rızkı veren Allah, elbette kendi durumlarını da görüyordu.

Bir zaman sonra, Hz. İbrahim'in bıraktığı su bitmektedir. Hz. İsmail ağlamaya ve su istemeye başlar. Annesi ne yapacağını şaşırır. Hz. İsmail'in ağlamalarına daha fazla dayanamaz. Safa tepesine çıkar. Birini görebilmek umuduyla sağa sola bakar, kimseyi göremeyince de Safa ile Merve arasında koşmaya başlar. En son Merve tepesine çıktığında bir ses işitir. Zemzem kuyusunun yanında Hz. Cebrail'i görür. Cebrail (a.s.) kanadıyla (bir rivayette ayağıyla) yeri kazar ve su görünür. Hz. Hacer buna çok sevinir. Suyun aktığını görünce, "Dur, dur" manasında "Zemzem" der ve su akmasın diye önünü kesip, havuz gibi yapar. Bir taraftan da testisini doldurur.Testisini doldurduktan sonra sudan içerek Hz. İsmail'i emzirmeye başlar. Bu arada Cebrail (a.s.), Hacer'e hitaben: "Sakın, 'Helak oluruz, zarara uğrarız' diye korkmayın. İşte şurası Beytullah'ın (Kabe'nin) yeridir. O Beyti, şu çocukla babası yapacaktır. Muhakkak ki, Cenab-ı Hak o işin ehlini zayi etmez" der.

Dünya Sağlık Örgütünün raporların göre, dünyanın en sağlıklı sularından olan zemzem suyunun esrarı, günümüz teknolojisindeki tüm araştırmalara rağmen çözülemiyor. Kaynağı bulunamayan suyun, denizden 80 km uzakta olmasına ve

çevresinde başka hiç bir kuyu olmamasına rağmen yıllardır kurumaması araştırmacıları şaşkına çeviriyor. Sadece 1.5 metre derinliğindeki kuyudan Hac mevsiminde milyonlarca hacı su ihtiyacını karşılarken su seviyesinde de hiçbir azalma olmuyor.

İçenin açlığını ve susuzluğunu gideren suyun esrarı, bilim adamları tarafından inceleniyor. Avrupa'da laboratuarlarda yapılan araştırmalarda, zemzem suyunun çok az kükürt içerdiği tespit edildi. Amerika'da yapılan test sonuçlarına göre zemzem, içinde mikroorganizma ve bakteri bulunmayan tek su olma özelliği taşıyor. WHO tarafından da zemzem, dünyanın en içilebilir ve sağlıklı sularından biri olarak açıklandı.

Zemsem suyunun ezan okunduğunda berraklaştığını ifade eden Japon bilim adamı Dr. Masaru Emoto, "Zemzem çevresinde cereyan eden bütün değişimleri hafızasına alıyor. Yapısı çok farklı. Bu on u dünyadaki tüm elementlerin efendisi yapıyor." dedi. Dr. Masaru Emoto, zemzem kristallerini mikroskop ortamında inceledi. Suyun kristal düzeninin, değişen frekanslara göre farklılaştığını gören Emoto, zemzem kristallerinin çan sesinde karardığını, Kur'an-ı Kerim ve ezan sesinde ise parlaklaştığını fark etti.