......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 311457

ŞİFA AYI RAMAZAN

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 1 hafta, 7 saat önce / 16.04.2021 09:37:00 | Görüntüleme : 124


Sahurla berekete, oruçla sıhhate, Kur’an’la şifaya, teravihle huzura, zekâtla kardeşlerimize, itikâfla özümüze eriştiğimiz bir Ramazan ayına daha kavuştuk elhamdülillah.

 Ramazan, sabır ve irademizle bizi takvaya eriştiren oruç ayıdır. Oruç, Rabbimizin bize bağışladığı kutlu bir nimet ve emanettir. Her yıl bize gelen bir medeniyet, bir diriliş mucizesidir. Vücudumuz, duygularımız, beynimiz ve kalbimiz oruçla yenilenir. Bedenimiz oruçla sıhhat bulur. Kişiliğimiz oruçla mayalanır. Nefsimiz oruçla terbiye olur. Ruhumuz oruçla temizlenir. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.s) bir hadisinde şöyle buyurur: “Kim inanarak ve karşılığını yalnızca Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.”

Ramazan, varlık âlemine eşsiz bir ufuk sunan Kur’an-ı Kerim’in indirildiği ve en çok okunduğu aydır. O Kur’an ki hayat ışığımız, gören gözümüz, çalışan kalbimizdir. Kur’an insana şifa, toplumlara şifa, medeniyetlere şifadır. O halde, Kur’an’la şifa bulalım. Yuvalarımızı ve gönüllerimizi Kur’an’la buluşturalım. Rabbimizin kelamını özenle okumaya, anlamaya ve yaşamaya çalışalım. Mukabelelerimizle Peygamberimizin sünnetini ihya edelim. İhya edelim ki Kur’an ruhumuza işlesin, Kur’an’ın aydınlığı yüzümüzü kaplasın.

Ramazan, dinimizin direği olan namazla huzur bulduğumuz aydır. Öyleyse zikrimizi, şükrümüzü, tefekkürümüzü, dua ve niyazımızı namazla artıralım. Her türlü kötülükten, hayâsızlık ve fenalıktan namazla korunalım. Yorulan ruhlarımızı, teravihle sükûnete erdirelim.

Ramazan, yardımlaşma ve dayanışma ayıdır. Geliniz, infak ve sadakamızla, hayır ve hasenatımızla malımızı bereketlendirelim. Zekât ve fitremizle kardeşlerimizin derdine derman olalım. Hüzünlerini dindirip sevinçlerini çoğaltalım.

Yüce Rabbim hepimize Kur’an’la, oruçla ve namazla dirilmeyi nasip eylesin.

Sağlıcakla kalın…



KUTLU MİSAFİR

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 2 hafta, 6 saat önce / 09.04.2021 09:49:37 | Görüntüleme : 750

Rahmet, mağfiret ve bereket iklimi üç ayların sonuncusu, özlemle beklediğimiz Ramazan ayına yaklaştık. Önümüzdeki Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gece ilk teravihimizi kılacağız ve sahura kalkacağız inşallah.

 Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ramazan ayı, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği aydır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçlu geçirsin.”

Hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Ramazan ayı geldiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır.”

Kutlu misafirimiz Ramazan, Rabbimizden bize gelen yüce bir davettir. Hidayet rehberimiz Kur’an-ı Kerim’i daha çok okumaya, tefekkür edip yaşamaya çağrıdır. Tuttuğumuz oruçlarla irademizi güçlendirmek ve nefsimizi terbiye etmek için en güzel fırsattır. Sahuruyla, iftarıyla yuvalarımızda huzur ve berekettir. Beş vakit namazın yanında kıldığımız teravihlerle bedenimize sıhhat, ruhumuza sükûnettir. Zekât, fitre ve sadakamızla; yakınlarımız, komşularımız ve bütün kardeşlerimizle aramızda muhabbettir. Bu ayda müminler olarak bize düşen en büyük sorumluluk, bu kutlu misafire gönlümüzde yer açmak, bu ilahi davete yürekten icabet etmektir.

Yorulan ruhlarımızı, Ramazan-ı şerifle teskin edelim. Bunalan gönüllerimize Rabbimizden inşirah dileyelim. Özümüze ve fıtratımıza yönelip kulluk şuurumuzu artıralım. Sabır ve merhamet, kanaat ve şükür bilincimizi kuşanalım. Elimizi, dilimizi, gözümüzü, aklımızı, kalbimizi hâsılı ruh ve bedenimizi günahlardan korumaya söz verelim.

Ramazan ayımız şimdiden mübarek olsun. Gönül ve zihin dünyamız Kur’an’la şifa bulsun. Bu mübarek ay, her türlü sıkıntı ve hastalıktan bilhassa yaşadığımız salgından kurtulmamıza vesile olsun inşallah.

 



BİRBİRİMİZİN FARKINDA OLMAK

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 3 hafta, 6 saat önce / 02.04.2021 09:46:47 | Görüntüleme : 868


Her birimiz bir imtihandayız. Dünya ve ahiret mutluluğunun peşinde, zorlukları aşabilmenin gayretindeyiz. Yaratılışımız gereği sevinci ve hüznü, neşeyi ve kederi birlikte yaşamaktayız. Çeşitli hastalıklar, sıkıntılar ve engellerle sınanmanın yanında down sendromu ve otizm gibi gelişim farklılıklarıyla da karşılaşmaktayız.

 

Yaşanan her zorluğun, çekilen her zahmetin, öğretici ve insanı geliştirici bir boyutu vardır. Zorluk ve sıkıntıları göğüslemek, her halimizde Allah Teâlâ’nın rızasını gözetmek, insanda kemal sıfatlarının açığa çıkmasına vesile olur.

Gelişim farklılıkları hakkında doğru bilgilenmemiz, tedavi ve rehabilitasyon imkanlarını araştırıp ehil ellerden destek almamız gerekir. Bu tür durumlarda erken tanı ve buna bağlı olarak doğru tedavilerin ve bilhassa uygun eğitimin vaktinde başlaması son derece önemlidir.

Down sendromlu ve otizmli kardeşlerimizin ve ailelerinin, hayatın hiçbir alanında kendilerini yalnız hissetmemeleri için hepimize sorumluluklar düşmektedir. Kardeşlerimize karşı duyarlı olmak, gereken desteği göstermek, hayatlarını kolaylaştırmak dini ve insani görevimizdir.

Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir.” O halde birbirimizin farkında olalım. Kardeşlerimizle insan onuruna yakışır bir ilişki ve samimi bir yakınlık kuralım. Sonra da ellerimizi Rabbimize açalım, tam bir teslimiyet içinde O’na boyun eğip sabır ve şifa dileyelim. Bizleri hem bu dünyada hem de ahirette mesut ve bahtiyar kılacak bir kulluk bilincine eriştirmesini O’ndan niyaz edelim.

Kalın sağlıcakla…



AF VE MAĞFİRET GECESİ

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 1 ay, 7 saat önce / 26.03.2021 09:07:14 | Görüntüleme : 869


On bir ayın sultanı Ramazan-ı şerifin gölgesi üzerimize düştü. Yarın, Ramazan’ın muştusu olan Berat gecesini idrak edeceğiz. Cenâb-ı Hak, bu gece hürmetine aziz Milletimize ve ümmet-i Muhammed’e hayır ve bereket ihsan eylesin. Berat Gecemiz mübarek olsun.

 Nihayetinde onu Bakî‘mezarlığında, başını göğe kaldırmış, dua eder vaziyette bulmuştu. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), hem Hz. Âişe’nin merakını gidermek hem de Allah’ın rahmetinin bu gece ne kadar geniş olduğunu anlatmak için şöyle buyurmuştu: “Şaban ayının yarısına denk gelen bu gece, Allah dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve Kelb kabilesinin koyunlarının yünlerinden daha fazla sayıda insanı affeder.”

Hidayet rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de, ebedi kurtuluş beratını alanların ahiretteki durumu şöyle anlatılır: “İşte o vakit, kitabı sağ tarafından verilen kimse der ki, ‘Alın kitabımı okuyun; Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum.’ Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içindedir; yüce bir cennettedir.”

Bu ayet-i kerimeden öğreniyoruz ki Allah’ın rızasını kazanıp cennetine kavuşmak, dünyadayken ahiret için hazırlık yapmakla; iman, ibadet ve istikamet üzere hayat sürmekle mümkündür.

Cenâb-ı Hakkın bize lütfettiği bu özel fırsat ve bereket ayları, geçmişin muhasebesini ve geleceğin planlamasını yapacağımız tefekkür vakitleridir. Nefsimizin bitmek bilmeyen isteklerine göre değil, Rabbimizin rızası doğrultusunda yaşamaya azmedeceğimiz karar vakitleridir. Hata ve günahlarımızdan tevbe edip, Rabbimizin af ve mağfiretine sığınacağımız dua ve niyaz vakitleridir. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s) bize şu tavsiyede bulunmaktadır: “Şâban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Gündüzünde oruç tutun. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ dünyaya rahmet nazarı ile bakar ve fecir oluncaya kadar şöyle buyurur: ‘Benden af dileyen yok mu, onu bağışlayayım! Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım! Sıkıntıya uğrayan yok mu, ona afiyet vereyim!..’’

Salgın hastalıkla mücadelemiz devam ediyor. Tedbirlere riayet konusunda bugüne kadar gösterdiğimiz hassasiyeti bundan sonra da aynı ciddiyetle devam ettirelim. Yüce Rabbimiz en kısa zamanda salgın hastalıktan kurtulmayı bizlere nasip eylesin.



ANNE-BABA RIZASI

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 1 ay, 1 hafta önce / 19.03.2021 08:24:52 | Görüntüleme : 868

İnsanın bu dünyaya gelmesine vesile olan anne-babası, onun büyüyüp yetişmesi ve ilk eğitimini alarak şahsiyet kazanması için yıllarca emek verir.

Bu yüzden yüce dinimiz, insana anne-babasıyla iyi geçinmeyi, onların hatırını saymayı ve haklarını korumayı emreder. Zorluklar karşısında maddi ve manevi anlamda anne-babaya destek olmanın, bilhassa yaşlandıklarında muhabbet ve merhamet göstererek ihtiyaçlarını karşılamanın vefa borcu olduğunu anlatır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anne-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Merhamet göstererek tevazu kanadını indir ve de ki: ‘Rabbim! Onlar beni küçükken nasıl koruyup büyüttülerse, sen de öylece onlara merhamet göster.”

Bizleri yoktan var eden Rabbimiz, mümin bir kul olarak sorumluluk üstlenecek yaşa gelene kadar bizi en yakınlarımıza emanet etmiştir. Anne-babamız, sabır ve fedakârlıkla, sevgi ve şefkatle, kimi zaman gözyaşı ve duayla, kimi zaman da göz nuru ve alın teriyle bizleri bu günlere taşımıştır. Bu yüzden, bir adam Peygamberimize gelerek, “Amellerin en üstünü hangisidir?” diye sorunca Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle cevap vermiştir: “Vaktinde kılınan namaz ve anne-babaya iyilik etmektir. Sonra da Allah yolunda cihat etmek gelir.”

İyilik ve ihsanımızı, bir çift tatlı sözümüzü ve güler yüzümüzü, saygı ve hoşgörümüzü anne-babamızdan esirgemeyelim. Onların gönlünü yapma ve hayır dualarını alma gayretinde olalım. Bu duaları, dünyada nimetimiz, ahirette ise kurtuluş vesilemiz olarak görelim. Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in şu uyarısını asla unutmayalım: “Rabbin hoşnutluğu, anne-babanın hoşnutluğundadır. Rabbin öfkesi de anne-babanın öfkesindedir.”

Kalın sağlıcakla…



Hakkıdır Hakka Tapan Milletimin İstiklâl!

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 1 ay, 2 hafta önce / 12.03.2021 08:05:46 | Görüntüleme : 706


Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Allah size yardım ederse artık sizi yenebilecek hiç kimse yoktur; eğer sizi yardımsız bırakırsa O’ndan sonra size kim yardım edebilir? Müminler yalnız Allah’a güvensinler.”

 

Hadis-i şerif’te ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Hamd, vaadini yerine getiren, kuluna yardım eden ve düşman topluluklarını tek başına yenilgiye uğratan Allah’a mahsustur.”

Bundan yüz yıl önce topyekûn bir var oluş mücadelesi verdik. Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla vatanımızı savunmak için seferber olduk. Canımızdan, cananımızdan, bütün varımızdan geçtik ancak cennet vatanımıza namahrem eli değdirmedik. İşte o en zorlu günlerimizde sarsılmaz imanımızın, hak yolundaki sadakatimizin, vatan sevgimizin, asalet ve cesaretimizin mısralara bürünmüş hali olan İstiklâl Marşımız vücut buldu. Bu muhteşem marş, milletimizin her bir ferdinin zihnine ve gönlüne işleyen aidiyet mührü oldu.

İstiklâl Marşımız şu ayet-i kerimenin ruhunu yansıtır: “Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; iman etmişseniz üstün olan sizsiniz.”

İstiklâl Marşımız, var oluş gayemizi, kim olduğumuzu ve nasıl var olmaya devam edeceğimizi öğretir. En son ocağımız sönmeden bağımsızlığımızın sembolü olan al bayrağımızın inmeyeceğini haykırır. Şehit kanlarıyla sulanmış vatan toprağımızın asla düşmana çiğnetilemez olduğunu telkin eder. Şehâdetleri dinin temeli olan ezan-ı Muhammedî’nin ebediyen yurdumuzun üstünde inlemesini niyaz eder. Şu mısralarla milletimize ebedi istiklâli muştular:

Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!

12 Mart, İstiklâl Marşımızın kabulünün, 18 Mart ise Çanakkale Zaferimizin yıldönümüdür. Bu vesileyle, tarih boyunca adaletin, barışın ve güvenin bayraktarlığını yapan, aziz vatanımızı bizlere emanet eden kahraman şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum.

Kalın sağlıcakla…



İsrâ ve Miraç

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 1 ay, 3 hafta önce / 05.03.2021 08:44:56 | Görüntüleme : 941

Rahmet ve mağfiret, lütuf ve ihsan iklimi üç aylardayız. Önümüzdeki Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan gece inşallah Miraç Gecesini idrak edeceğiz. Cenâb-ı Hak, bu gece vesilesiyle aziz milletimize, ümmet-i Muhammed’e ve bütün insanlığa sağlık, huzur ve afiyet ihsan eylesin. Miraç Gecemiz mübarek olsun.

 

Yüce Rabbimiz İsrâ suresinin ilk ayetinde şöyle buyurur: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, görendir.”

Bu sureye adını veren İsrâ, Sevgili Peygamberimizin bir gece, Mekke’deki Mescidi Harâm’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya yolculuğudur. Miraç ise Resûl-i Ekrem’in (s.a.s) Allah’ın kudret ve azametine şahit; rahmet, mağfiret ve müjdesine nail olduğu kutlu yükseliştir.

Miracın ilk durağı, Mescid-i Aksâ’dır. Peygamber Efendimiz bu mübarek mabetle ilgili şöyle buyurmuştur: “Gidin ve Mescid-i Aksâ’da namaz kılın. Şayet gidemez ve orada namaz kılamazsanız, oranın kandillerini aydınlatacak yağ gönderin.”

Bu hadis-i şerif, Mescid-i Aksâ sevgisini gönüllere aşılamanın, kadim değerimize sahip çıkmanın, maddi ve manevi imarı için çalışmanın her müminin görevi olduğunu öğretmektedir.

Mescid-i Aksâ’nın bulunduğu mukaddes belde Kudüs, bir İslam beldesidir. “Darü’sselâm” yani barış ve selamet yurdudur. Kudüs, tarih boyunca Müslümanların himayesinde özgürlüğün, adaletin ve huzur içinde birlikte yaşamanın sembolü olmuştur.

Yaşlanıp sana muhtaç hâle geldiklerinde onlara kol kanat ger, “öf!” bile deme. Akrabaya, yoksula ve darda kalana yardım et. Cimrilikten ve israftan kaçın. Zinaya yaklaşma. Haksız yere cana kıyma, asla kan davası gütme. Yetimin malına el uzatma. Ahde vefa göster. Ölçü ve tartıda hile yapma. Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme.

Ne mutlu, Yüce Rabbimizin hidayet mesajlarına uyanlara! O’na hakkıyla kulluk edip miracın muştularına ve emanetlerine sahip çıkanlara!

Kalın sağlıcakla…



İmanın tadına ermek

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 2 ay, 1 hafta önce / 19.02.2021 08:04:36 | Görüntüleme : 1460
Cenâb-ı Hakk’ın varlık âlemine ve ruhumuza nakşettiği en nadide duygu sevgidir. Sevgi; insanı Rabbine bağlayan, gönülleri birleştiren, hayatı anlamlı kılan eşsiz bir duygudur. Öyle ki, Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle, samimi sevgi, Yüce Rabbimizin varlığının delillerinden biridir.

Sevilmeye en çok layık olan hiç şüphesiz Allah Teâlâ’dır. Zira O “Vedûd”dur, sevgiyi yaratan, sevmeyi ve sevilmeyi insana öğretendir. Bütün sevgilerin kaynağı O’dur. Tüm kâinat, O’nun sevgi ve merhametiyle ayakta durmaktadır.

 

Kur’an-ı Kerim’de “İman edenlerin Allah sevgisi çok kuvvetlidir.” buyrulur. Evet, bir müminin kalbinde en değerli köşe, Cenâb-ı Hakk’ın sevgisine ayrılmıştır. Mümin, Rabbini şartsız ve sınırsız bir biçimde, ihlâs ve ihtiram ile sever. Aynı zamanda, Allah’ın sevgisine layık bir kul olabilme gayreti taşır. Mümin, Allah’a duyduğu derin sevgiyle tüm mahlûkata rahmet nazarıyla bakar. Yaratılanı sever Yaratan’dan ötürü!

 

Müminin yüreği, Allah Resûlü (s.a.s)’in sevgisiyle de doludur. Zira adı güzel kendi güzel Peygamberimizi sevmek, bize onun ümmeti olma şerefini bahşeden Rabbimizi sevmenin gereğidir. Mümin bilir ki Peygamber Efendimizi sevmek, onun bize emanet olarak bıraktığı yüce Kitabımız Kur’an’a ve hikmet yüklü sünnet-i seniyyesine sımsıkı sarılmak demektir. Onun yolundan gitmek, onun sevdiklerini sevmek, onun ahlakı ile ahlaklanmaktır.

 

Allah ve Peygamber sevgisi imandandır, imanın lezzetine varmaktır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bir hadislerinde şöyle buyurur: “Şu üç özellik kimde bulunursa o kişi imanın tadına erer: Allah ve Resûlü’nü herkesten çok sevmek, sevdiği kişiyi sadece Allah için sevmek, ateşe atılmaktan nasıl korkuyorsa imandan sonra küfre dönmekten de öylece korkmak.”

 

Ne mutlu Cenâb-ı Hakk’ın sevgisi gönlünde yer etmiş olanlara! Ne mutlu Resûl-i Zişan Efendimizin muhabbetiyle gözleri yaşaranlara! Ne mutlu bu kutlu sevginin gücüyle birbirine kenetlenenlere!

 

Sağlıcakla kalın…



MANEVÎ HUZUR İKLİMİNE GİRERKEN

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 2 ay, 2 hafta önce / 12.02.2021 08:21:51 | Görüntüleme : 973

Üç ayların manevî iklimine yeniden ulaşmanın heyecanını yaşıyoruz. Yarın Ramazan’ın muştusu olan Recep ayının ilk günü. Önümüzdeki Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece ise Regâib Gecesi. Bizleri bu rahmet ve mağfiret mevsimine kavuşturan Yüce Allah’a hamdü senalar olsun. İslam’ın eşsiz güzelliği ile gönüllerimizi buluşturan Hz. Muhammed Mustafa’ya salât ve selam olsun. Aziz milletimizin ve İslâm âleminin üç ayları ve Regâib Gecesi mübarek olsun.

 

Ömrümüzün her anı kıymetlidir. Ancak Cenâb-ı Hakkın, kullarına lütuf ve ihsanını bolca ikram ettiği özel vakitler vardır. Recep, Şaban ve Ramazan ayları, işte böyle birbiri ardına açılan bereket kapılarıdır. Bu müstesna zamanlar, maddî ve manevî kurtuluşumuza, ebedî huzur ve mutluluğumuza vesiledir.

Üç aylar, dünya telaşıyla rüzgâr gibi geçen ömrümüzü muhasebe etme imkânıdır. Tefekkür etme, özümüze dönme, kendimizle barışma, maneviyatımızı güçlendirme zamanıdır.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “De ki: Ey haddi aşarak kendilerine yazık eden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Öyleyse mübarek üç aylara ulaşmanın şükrü ile Yüce Allah’ın affına ve mağfiretine sığınalım. Hata, noksan, isyan ve aşırılıklarımızdan dolayı nedamet duyalım. Rabbimizin engin rahmetini umarak, yorulan ve paslanan gönül hanemizi tevbe ile arındıralım.

Bu mukaddes zamanlarda bütün varlığımızla Rabbimize yönelip, O’nun rızasını kazanmak için gayret edelim. Şefkatle kalbimiz yumuşasın, cömertlikle ruhumuz ferahlasın. Her türlü günahtan ve faydasız işten uzak durmakla nefsimiz arınsın. Şiarımız, ihlâs ve samimiyetle yaşamak, iyilik ve takvada yarışmak olsun. Sevgili Peygamberimizin niyazıyla dillerimiz ve gönüllerimiz duaya dursun: “Allah’ım! Recep ve Şaban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan ayına ulaştır.”

Hayırlı ve sağlıklı günler dilerim.



HAYVANLARA MERHAMET

Yazar : Süleyman GÖKSU | Tarih : 3 ay, 8 saat önce / 29.01.2021 08:29:31 | Görüntüleme : 453


Bir gün Peygamber Efendimiz, çölde susuz kalan bir köpeğe kuyudan ayakkabısına su doldurup içiren bir adamın Allah’ın rızasını kazandığını ve günahlarının bağışlandığını anlatmıştı.

 Ashâb-ı kirâm, “Ey Allah’ın Resûlü! Hayvanlara yaptığımız iyilikler için de mi sevap var?” diye sorunca Peygamberimiz şöyle buyurmuştu: “Her canlıya yapılan iyilikte sevap vardır.”

Bir başka gün ise Peygamberimiz (s.a.s), bir kediye kızıp onu hapseden ve açlıktan ölmesine göz yuman bir kadının Allah’ın azabını hak ettiğini anlatmıştı. Zavallı hayvana yaşama hakkı tanımayan merhametsiz kadının, Cenâb-ı Hakk’ın gazabına uğradığını ifade etmişti. Zira her canlıya yapılan eziyetin de bir günahı ve ilâhî cezası vardı.

Kâinattaki her varlık gibi, hayvanlar da Yüce Allah’ın varlığına ve kudretine delil olarak anlam taşır. En küçüğünden en büyüğüne kadar her hayvan, Allah’ın eseri olarak değerlidir ve O’nun tarafından insana emanet edilmiştir. İnsanoğlu, hayvanlara karşı insaflı, şefkatli ve merhametli olmakla mükelleftir.

İslam, hayvanlara zulüm ve işkence anlamına gelen, onları yaratılış amacına aykırı biçimde zorlayan her türlü davranışı yasaklar. Resûl-i Ekrem (s.a.s), bir hadisinde bizi şöyle uyarır: “Hiçbir kimse yoktur ki bir serçeyi yahut ondan daha büyük bir canlıyı haksız yere öldürsün de Yüce Allah ona bunun hesabını sormasın!”

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve gökyüzünde iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi sizin gibi birer topluluktur.” Evet, hayvanlar da tıpkı bizler gibi yeryüzünün sakinleridir. Onların da yaşama, korunma, barınma gibi temel hakları olduğunu unutmayalım. Varlık âlemine sevgi, şefkat ve ibret nazarıyla bakalım. Hiçbir canlıyı incitmeyelim. Özellikle kış şartlarında hayvanlara karşı daha duyarlı olalım. Dinî, vicdanî ve insanî sorumluluğumuzu yerine getirerek Rabbimizin rızasına talip olalım.

Kalın sağlıcakla…