......

RESMİ İLANLAR

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 235213

YAYLADAĞISPOR’A AĞA ARANIYOR

Yazar : Ali PARLAK | Tarih : 11 ay, 3 hafta önce / 20.01.2017 09:31:14 | Görüntüleme : 1670
Geçtiğimiz yıl kıt imkânlarla 2.Amatör kümeden 1.Amatör kümeye yükselen ve bu yıl da Süper Amatör Ligi hedefleyen Yayladağı Spor, hedefine koşar adım yürümekte…

Bu başarıda şüphesiz en büyük pay sahibi, mevcut kulüp başkanı Muhammet Bilgili.

Yayladağı aşkı futbol aşkıyla birleşince inanılması güç başarı da kendiliğinden geliyor.

Şu ana kadar elde edilen başarının en güçlü mayası; memleket sevdası.

Ve bu başarı asla tesadüf değildir. En kestirme ifadeyle; İnancın zaferidir!

Yeterli maddi destek olmadan buraya kadar gelindi. Yani 2.Amatör kümeden 1.Amatör kümeye yükselen takım ortalama aynı ekip ve kadroyla 1.Amatör kümede de açık ara lider durumda ve Süper amatör ligin eşiğinde. Oysa beklenen kıt imkânlarla 1.Amatöre yükselen takımın burada tutunamayıp tekrar düşeceği yönündeydi. Beklenen olmadı.

Şimdi her Yayladağılı’nın taşın altına elini koyma vaktidir. Fakat görünen o ki; Spor meraklıları varlıklı değil, varlıklı olanlar da spora yabancı. Hele futbola daha da uzak. Gerçi pehlivan yatağı ilçede Aba Güreşi’ne de yeterli destek verilmiyor ya…

Her şeye rağmen Yayladağı’nda bolca güreş ağası var. Şimdi bir de futbol ağası aranıyor. Umarım gönüllü bir hatta birkaç ağa çıkar da, Yayladağı Spor’u iki, üç yıl sonra 3.ligde görmek nasip olur.

Yayladağı Spor ile ilgili son sözü başarıda en büyük pay sahibi olan Muhammet Bilgili’ye bırakıyor ve futbol ağasını arayan takıma başarılar diliyorum:

 “ 5 yıldır bu kulübün başkanlığını yürütüyorum. Göreve geldiğimiz günden bu yana her yıl 1. Amatör kümeye çıkmayı kıl payı kaçırdık. İki sezon evvel bir şey fark ettim, hedef küçük olunca inanç, istek, azim, çaba o ölçüde küçük oluyor. Hazırlığın küçük hedefini kazanmaya yetecek ölçüde olduğu için bir tık üst zorluk bizi mücadelemizde geride bırakıyordu. İki sezon evvel hedef güncellemesi yaptık ve Yayladağı sporu BAL ligine taşıma sözü verdik. Gerek transferlerimiz gerek sezon öncesi hazırlıklarımız gerek alt yapı çalışmalarımız BAL ligi hedefiyle yapıldı. Biz iki sene evvel süper amatörde kafaya oynayacak bir kadro ve ekip kurduk. Şimdi geriye dönüp baktığımda, iki sezonda yaptığımız 43 maçın sadece 2 sini kaybetmiş çok gol atıp az yiyen rakiplerimizde iki gömlek büyük bir takım görüyorum. Koyduğumuz hedef yönetici, futbolcu ve taraftar nezdinde kabul görmüş inanç kazanmış olmalı ki tırmanışımız sekteye uğramadan devam ediyor.



YANINDAYIM

Yazar : Ali PARLAK | Tarih : 2 yıl, 2 ay önce / 11.12.2015 11:23:49 | Görüntüleme : 2723
Bu günlerde zalim Beşar Esed’in askerine destek veren İranlı şiiler,
Lübnanlı Hizbullah ve hepsine destek veren
Ruslar uçaklarıyla, topcularıyla karadan denizden Bayır-Bucak
Türkmenlerine saldırıyor. Bu şiir, füzelere direnen Bayır- Bucak
Türkmenlerine destek için yazılmıştır.

Kıstırmam hiç senin sesin
Yanındayım soy kardaşım
Alıp verdikce nefesim 
Yanındayım soy kardaşım

Savaş kurdu olmaz koyun
Zalimlere eğmez boyun
Yeter ki bir “alo” deyin
Yanındayım soy kardaşım

Bozdurmam hiç senin işin
Bizden hibe ekmek aşın
Darda koymam asla başın
Yanındayım soy kardaşım

Onlar bizi yıldıramaz
Bir olursak saldıramaz
Kimse bizi kaldıramaz
Yanındayım soy kardaşım

O topraklar senin mülkün
Her şeylere lâyık halkın
Alınacak bütün hakkın
Yanındayım soy kardaşım

Haklı olan daim güçlü
Zorbalarsa olur suçlu
Seni korkutmasın haçlı
Yanındayım soy kardaşım

Türk oğlu boyun mu eğer
Yaşayan şehitlik sever
Göğsümü eylerim siper
Yanındayım soy kardaşım

Yetmiş sekiz milyon burda
Kalplerimiz atar orda
Kalır isen eğer zorda 
Yanındayım soy kardaşım

Kınalı,  Bayır- Bucağı
Vatansa ana sıcağı
Tütsün diye Türk ocağı
Yanındayım soy kardaşım...
Hilmi KINALI



BİR DELİ

Yazar : Ali PARLAK | Tarih : 2 yıl, 11 ay önce / 07.04.2015 10:34:54 | Görüntüleme : 2894
Esiri olduğumuz sosyal medya denilen illetin cehaletimizi tescillediğine mi yanalım?

            Cinnetin eşiğinde olduğunun farkında olmayan bir milletin hala zevk-ü sefada oluşuna mı?

            Lügatimiz sığlaştı...24 saat canlı yayındayız.

            Okumadan yazma modası da teknolojinin eseri.

            Dedim ya lügatimiz sığlaştı... Kekeme mi olduk ne?

            İki kelimeyi bir araya getirip meramımızı anlatacak bir cümle kuramaz olduk.

            Fakat faacebok'ta cirit atıyor... twiter'da ahkâm kesiyoruz!

            Durmadan beğeniyor, yorum yapıyor ve paylaşıyoruz.

            Paylaşımlarımız; cıvık, yapmacık ve yavan dolu paylaşımlar.

            Keşke dostluğu, kardeşliği, muhabbeti paylaşabilsek…

            Sırlarımızı ifşa etmede, özelimizi tüzel eylemede bir numarayız.

            Sınırsız, perdesiz, engelsiz paylaşımlar…

            Neyi… Niçin… Neden… Nasıl? Bilmiyoruz.

            Hatta öyle şeyleri büyük bir iştahla beğeniyoruz ki;

            Adam: "Falanca hastanedeyim, durumum oldukça ciddi ve dualarınızı bekliyorum."

            Diyor.(Demek ki durumu ciddi değil)

            Bizler hemen beğeniyoruz.

            Adam; “Annem öldü…” Diyor.

            Hemen basıyoruz beğen tuşuna. Sonra altına yüzlerce yorum…

            Taziye merkezi haline dönüşüyor faacebok sayfası…

            Daha nice cıvık paylaşımlar; Havada takla attırılan künefeler, katıklı ekmekler, börekler…

            Yediğini, içtiğini paylaşmayınca doymuyor demek ki insanlar.

            Hele eşinin, genç kızının çarşıda, pazarda yalnız yürümesine izin vermeyenler nedense faacebok söz konusu olunca boy boy aile içi resimler paylaşmakta hiç bir beis görmüyorlar.

            Kendilerinden başkalarının görmediklerini mi sanıyorlar acaba?

            Sosyal medyadaki paylaşımlarına göre kişi hakkında rahatça kişilik tahlili yapabilirsiniz.

            Birini yakından tanımak için faacebok paylaşımlarına bakın yeter.

            Evet, yeter artık!

            Birileri ya da bir deli çıksın da bu cinnete son versin.



YAYLADAĞI’NIN GÜL YÜZLÜ ÇOCUKLARI

Yazar : Ali PARLAK | Tarih : 2 yıl, 11 ay önce / 17.03.2015 11:23:32 | Görüntüleme : 2211
İstiklal Marşımızın kabulünün 94.yıldönümü nedeniyle Yayladağı Belediyesi tarafından düzenlen; “İstiklal Marşı ve Mehmet Akif ERSOY ”konulu şiir yazma ve okuma yarışmasının ödül törenine iştirak maksadıyla 12 Mart akşamı Yayladağı’ndaydık.

            İstiklal Marşını en güzel okuma yarışması için hazırlanan ve salondaki yerlerini alan minik öğrencilerin heyecanı görülmeye değerdi. Gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Ay yıldız desenli elbiseleri gıcır gıcırdı. Sanki bayramlıklarını giymiş büyüklerinin ellerini öpmeye gelmişlerdi.

            Minikler İstiklal marşını okumaya başladıklarında büyükler de pür dikkat onları izliyor, koca salon minik öğrencilerin gür sesleriyle inliyordu. Aileleri çocuklardan daha heyecanlıydı. Sonra ortaokul ve lise öğrencilerinin kendi seçtikleri Mehmet Akif Ersoy şiirlerini yorumlarken gösterdikleri performans tekrarı olmayan tadımlık görüntülerdendi.

            En zoru da toplamda 35 yarışmacının içinden ilk üçe girecek olanların belirlenmesiydi.

            Şiir yazma yarışmasına gönderilen şiirlerin sayısı da 55 adet idi. Her iki yarışmanın değerlendirilmesi de kolay olmadı.

            Yaklaşık üç saat sürdü program. Yorulduk fakat değdi yorulduğumuza. Yayladağı’nın o gül yüzlü çocukların fırlattığı gülücükler aldı yorgunluğumuzu. Salondan ayrılanların kurdukları ortak cümle ise; “Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın.” Dua ve temennisi idi…

            Bu vesileyle bu anlamlı etkinliği düzenleyen Yayladağı Belediye başkanı Mehmet Kalkan’a Hatay Şairler Yazarlar Derneği adına özellikle teşekkür ediyorum.



YENİ YIL VE DELİ ŞAİR

Yazar : Ali PARLAK | Tarih : 3 yıl, 2 ay önce / 05.01.2015 11:21:31 | Görüntüleme : 2446
“Ey Şair; Sana deli denmedikçe aklından şüphe et!”

            Diyordu şair…

            Demek her şair biraz delidir. Ya da şairin hası deli olanıdır.

            Az deli, biraz deli, yarı deli yoktur.

            Zır deli vardır!

            O yüzden şairlerin ifade biçimleri diğerlerinden farklıdır. Bazıları az deli olsalar da çokça aykırıdırlar.

            Aykırı olmak ayrıcalık sebebidir belki de…

            Saraylardan, konaklardan, villalardan, yatlardan ve her türlü süslü sanatlardan yılandan kaçar gibi kaçar

            ve fakir gönüllere iltica ederler. Zenginlerin gölgeleri bile rahatsız eder onları.

            Dünyası cennet olanların inadına cinnet geçirirler!

            Yeniye pek rağbet etmezler ve onların lügatlerında eski, eskimeyen eskidir… Ne varsa eskide vardır.

            Yılın bile yenisini sevmezler.

            Yeni yıl; Her 31 Aralık akşamı yaşamak zorunda kaldığımız işkence…

            Yılbaşı işkencesi!

            Bildik manzaralar; hepsi tekerrürden ibaret.

            Gecenin malum saatinde, kışın ayazında sokaklara doluşan ve koro halinde 10'dan geriye doğru ritmik sayma talimi yapan akıllılar!

            Sayılar sıfırlanınca çığlık çığlığa zıplayan, kalabalıkta kime sarıldığının farkına varmadan tepinen zavallılar!

            Ve vakit; gürültü ve çevre kirliliğinden sokak köpeklerinin, sahipsiz kedilerin bile nasibini aldığı ve özellikle çöpçülerin bedduaya sarıldığı müstesna vakit…

            Sonrası sabah ve ölü sessizliğinin hakim olduğu yorgun bir şehir…

            Caddeleri ve kaldırımları kirlenmiş, göğünde sarhoş naralarının yankılandığı ölü şehir.

            Ve bir de enkaz yığını boş sokaklarda sabahın erken saatlerinde gezinen deli şair…



ZOR ÇİÇEKLER

Yazar : Ali PARLAK | Tarih : 3 yıl, 2 ay önce / 23.12.2014 10:44:15 | Görüntüleme : 2384
Eski adı; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü olan ve kısaca; SHÇEK diye terennüm ettiğimiz, Yurtlardan ve yuvalardan müteşekkil birimlerde uzun süre Sosyal Çalışmacı ve müdür olarak görev yapan, son haliyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdür Yardımcılığı görevini yürüten Hulusi Armağan Yıldırım'ın 28 yıllık gözlem ve deneyimlerini biriktirerek sabırla harmanladığı ve kitap haline getirdiği ilk eserinin adı; “Zor Çiçekler”.

            13-17 Ekim 2014 tarihinde Antalya'da gerçekleştirilen hizmet içi eğitim programının son gününde aldığım kitabı, aynı gün Antalya-İstanbul-Hatay aktarmalı uçak yolculuğu sırasında bir solukta okudum.

            Okudukça duygulandım ve her biri yaşanmış hikâyelerin satır aralarında gezinirken nemlendi gözlerim, düğümlendi boğazım…

            Avazım çıkana kadar sustum…

            Sonra derin bir tefekküre daldım havada; “Zor Çiçekler”i tahayyülde zorlandım. Zordu anlatabilmek onları; Kimsesizdiler, sessizdiler…

            Kim bilir ne fırtınalar kopuyordu yüreklerinde?

            Adı üzerinde; “Zor Çiçekler”.

            Gerçekten de güzel bir isim. Bu yüzden kitabın adı oldukça manidar. Zira bu kitap Hulusi Armağan Yıldırım'a onlardan yadigâr.

            Kitabın her satırında kendinizden bir şeyler bulmanız mümkün. Yurtların, yuvaların havasını solumuş her fert aynı dert ve sıkıntıları mutlaka yaşamıştır. Yazarının bizzat yaşadığı olayları sadece isimlerini değiştirerek kendi yurt ve yuvalarınıza uyarlayabilirsiniz.

            Yazar, her biri farklı zamanda yaşanmış olayları olduğu gibi aktarmış. Anlatım oldukça sade ve yalın. Beğenilme kaygısı gütmeden, abartı ve süslemelere yer vermeden sade ve direk anlatımla kaleme almış hatıralarını.

            192 sayfadan müteşekkil kitapta birbirinden güzel 35 yaşanmış hatıra mevcut. “Zor Çiçekler” adı verilen bu kıymetli eserin kapak tasarımı ayrı bir güzellikte. İsim tercihi ve resim seçimi kitaba ayrı bir güzellik katmış. Fakat asıl güzellik kitabın içinde isimleri telaffuz edilen Yavuz'da, Ali'de, Gürkan'da…

            Tabi bu isimler sembolik. Yaşamlarından kesitler sunulan çocukların gerçek isimleri yazarında mahfuz. Güzel olan da bu zaten.

            Şimdi her biri çocuk sahibi olmuş o çocukların, müdür babaları zor olanı başarmanın mutluluğuyla adına “Zor Çiçekler” dediği bu güzel eseri meydana getirmiş. Bize de tebrik etmek ve ilgili yayınevinden sipariş ederek temin yoluyla destek olmak düşer.



GÖKEKİN

Yazar : Ali PARLAK | Tarih : 3 yıl, 3 ay önce / 26.11.2014 11:17:58 | Görüntüleme : 2991
Gökekin; Antakya'da neşredilen kültür-edebiyat-sanat dergisinin adı.

            Aynı zamanda Hatay Şairler Yazarlar Derneği'nin yayın organı olan dergi iki ayda bir yayınlanmakta.

            Kasım-Aralık 2014 tarihi itibariyle 5.sayısı yayınlandı Gökekin'in.

            Bu tür dergiler için her sayı bir yaş demektir. Zira ömürleri çok uzun olmaz dergilerin. Ne kadar yaşarlarsa kâr sayılır.

            Yazarın yazdığını yine yazarların okuduğu bir çağda bu tür neşriyatlara uzun ömür biçmek doğru olmasa gerek.

            5.sayısıyla görücüye çıkan Gökekin'in daha çok yerli şair ve yazarların çalışmalarına yer verdiğini görüyoruz.

            Derginin ön kapağında Dörtyol'un Pekmezci Yaylası'nda çekilmiş Hüseyin Çetin imzalı Sonbahar desenli müthiş resmin altında Yayladağılı şair Mehmet Turan Yarar'ın;

            “Zâlim deseler aklıma hep sen geliyorsun

            İmdâdıma gelsen de sehven geliyorsun

            Cevrinle ezilsem de, üzülsem de yakınmam

            Bahtımla kıyâs eylesem ehven geliyorsun.” Dörtlüğü yer almakta.

            Arka kapakta ise Dilaver Cebeci'ye ait; “Anam ve Ben” adlı güzel şiirin üstünde sırtında odun yüklü bir köylü kadını resmi mevcut.

            Araştırmacı-Yazar Mehmet Tekin, Adil Çetin,Yaşar Biçer,Kadir Aslan'ın yanısıra Hikayeci Erdal Altunlu ve Şairler; Hasan Konç,Turgay Coşkun, Mehmetm Karadayı, Bekir Cila, Fuat Odabaşıoğlu ve Mustafa Cengiz bu sayıya renk katan bazı isimler.

            Mehmet Tekin'in “Fikir Haklarına Saygı” başlıklı yazısında; Bilim adına bilerek yapılan intihal ürünlere(!) yer verilmiş. Son zamanlarda sayıları hızla artan bilim hırsızlarına sessiz kalınmasını eleştiren Tekin; “…Niyet ne olursa olsun, ilmi çalışmalarda fikir haklarına ve etik değerlere biraz olsun saygı gösterilmesidir.” Diyerek bilgisizce bilgi devşiren “Bilgi Hırsızları” na artık bir dur denilmesini ima etmektedir.

            Gökekin Dergisi ile ilgili tanıtım yazısını derginin arka kapağında yer alan Dilaver Cebeci şiirinin son bölümü ile bitirmek istiyorum;

            “Zemzeme susuz dudaklarından

            Makbul dualar dökülsün;

            Mekkeli bir yatsı vakti ben çıkıp geleceğim,

            “Yavrum” diyerek anam, uzatma ellerini,

            Eğilip ayaklarından Cenneti öpeceğim…”

            Not: Dergiye yazı ve şiir göndermek isteyenler için E-mail adresi: gokekindergisi@hotmail.com



HATAY`IN ŞAİR VE YAZARLARI

Yazar : Ali PARLAK | Tarih : 4 yıl, 7 ay önce / 27.09.2013 11:11:57 | Görüntüleme : 5253
Eylül 2013 itibariyle yasal hale gelen derneğimizin adı; Hatay Şairler-Yazarlar Derneği.

Kısa adı HAŞYAD olan derneğimizin amaçlarını kısaca şöyle sıralayabiliriz:

Türkçe`nin doğru ve yaygın kullanılması bilincinin toplumda yerleşmesi ve gelişmesini sağlayacak faaliyetlerde bulunmak ve bu konuda çalışmalar yapan kişi ve kuruluşlara destek vermek amacı ile kurulmuştur. Dernek bu faaliyetleri kamu yararını gözeterek yapar.

Yaşayan kelimelerin korunmasından yana olduğu gibi Türkçe`de karşılığı olan kelimeler yerine yabancı kelimelerin kullanılmasına karşıdır.

İhtiyacı halinde alınan yabancı kökenli kelimelere kendi sesimizin verilmesinden yanadır.

Dili, bir milleti meydana getiren en önemli unsur olarak görür. Türkçe`nin yaygın kullanımı konusunda yapılan bütün çalışmaları destekler, imkânlar dâhilinde katılır.

İlimizin tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkar ve dokusuna uygun tanıtımlara öncülük eder.

Kısaca; Hatay`a dair ne varsa bir hattat hassasiyetiyle mürekkebini yüreğiyle mayalar; Şairine ve yazarına destek olur.

Şair ve Yazar bakımından oldukça zengindir ilimiz.

Hayatta olmayan; Mehmet Güneş, Arif Coşkun, Kemal Karaömeroğlu,Kamil Sarıateş,Niyazi Börklü,Nazım Okşael,Rıza Polat Akkoyunlu ve varsa unuttuklarımıza rahmet dileyerek,dilimiz döndüğünce hatırımızda olan bu şehrin edebiyatını hakkıyla yapma uğraşında olan ve en az bir kitap neşretmiş şair ve yazarlarımızı sıralamaya çalışalım;

MEHMET TEKİN

ABDURRAHMAN YİĞİT

FUAT ODABAŞIOĞLU

HÜSEYİN GÜFTA

ADİL ÇETİN

ERDAL ALTUNLU

KADİR ARSLAN

EMİN CAN

NİZAMETTİN DURAN

BÜLENT NAKİP

MEHMET TURAN YARAR

BEKİR CİLA

ALİ PARLAK

ERDAL TÜRKOĞLU

YUSUF ŞERİFOĞLU

ÖMER SAYIL

MUSTAFA CENGİZ

BEKİR COŞKUN

EŞREF AZGIN

ÇETİN KALKAN

HASAN KONÇ

ZEYNEL ABİDİN PAYAS

ABDURRAHMAN KARA

M.FATİH BALTA

FEVZİ DÖNMEZ

SEVİL MISIRLIOĞLU

MEHMET KALKAN


ASRIN CELLATLARINA CEVAPSIZ SORULAR ???

Yazar : Ali PARLAK | Tarih : 4 yıl, 8 ay önce / 23.08.2013 09:06:59 | Görüntüleme : 2178

Asırlardır hep aynı değişmez kural mı bu?
Şımarık ve soytarı …Maskesiz kral mı bu?

Neden değişmez kural? Neden hep aynı yalan?

Amerika, İsrail … Çifte kuyruklu yılan!

Isırılan hep biziz, aynı delikten bin kez…

Bir kez birlik olmadık, İbret almadık bir kez?

Tefrika girmiş yine safların arasına,

Gelen giden tuz basar yiğidin yarasına!

Tuz bastıkça kanayan yara benim yaramdır;

Tire de dön kendine!..Zül yaşamak haramdır!

Müslüman Müslümanın değil midir aynası?

Türk İslam coğrafyası; Zulmün mayın tarlası!

Kardeşlikte, dostlukta neden Mü`min sonlarda?


Açılan her kapının, Kilidi hep onlarda!

Avrupa`dan Asya`dan silindi ayak izim.

Onlar mukim biz yolcu…Ama bu vatan bizim!

Azerbaycan, Bakü`de ağladı karanfiller,



Ermeni`si Rus`u bir…Bir domuzun yarımı,

Kırdılar kırım kırım, Türk diyarı Kırım`ı!

Bize seyretmek düştü olanları seyretmek,

Zannetme ki parayla tamam oldu hayr etmek!

Bosna`da, Çeçenya`da…Aynıydı kan içenler!


Hâlâ virane Mostar; Direnişte Çeçenler…

Irak`ta ırak değil hatta Musul, Kerkük`te

Onuncu gündemimiz; İslamlık da Türklük de…

Hani Doğu Türkistan gündemde değil niçin?

Arkadaş listemizde en başlarda kızıl Çin!

Bir Müslümanın derdi, sizin de derdiniz mi?

Urumçi`de doğranan canları gördünüz mü?

Yoksa yalan mı çıktı her çiğ sözünüz gibi,

Gönül gözleriniz de kör mü gözünüz gibi!

Hindikuş dağlarında Baykuşların işi ne?

Süt dökmüş kedilerin kan doldu it dişine!

Sonra Keşmir, Cezayir, Filistin ve Arakan…

Her yanımız depreşti, her yanımız yara, kan!
Asrın cellatlarına dur diyecek yok mu dur?

Nasibimize düşen hep zehirli ok mu dur?

Suriye`ye yürüye yürüye girdi zulüm!

Zalimler tek millettti, her yerde birdi zulüm!

Sisi kimin vasisi? Ya da mazlum Mursi mi?

Mü`mine reva mı bu? Bu mazlumluk ırsi mi?

Yoksa Musa`dan beri, Kaderi mi bu Nil`in?

Biz miyiz başkası mı? Hamisi kim katilin?

Mazlumlar değişse de, Zalimler hep aynıdır!

Bu intizar mü`minin, Artık son beyanıdır!


BAŞKANIM BAŞKAYDIN BAŞKA…

Yazar : Ali PARLAK | Tarih : 5 yıl, 1 ay önce / 27.03.2013 10:56:59 | Görüntüleme : 2162


Reisim,

Başkanım;

Şehadetinin 4. Senei devriyesinde sensiz olmanın ızdırabıyla kıvranıyorum.

Keş Dağı`nın hala aralanamayan sisleri yüzünden hislerim karmakarışık…

Fail-i meçhullerin bulunmaması öfkemi artırsa da elimden bir şey gelmemesinin acizliğiyle kaleme sarılıyorum; Sıralıyorum ardı ardına sözcükleri lakin seni anlatamamak tarifsiz hüzünlere gark ediyor beni.



Sen olsaydın bizim yerimizde; Şimdiye çoktan bulmuştun yerin altında olsalar bile hainleri!

Biz eli kolu bağlı duruyoruz yıllardır…

Ne vefa bildik ne cefa çektik sen gibi…Sefasını sürüyoruz bıraktığın emanetlerin.

Kredin o kadar çok ki Reisim; Kullandıkça çoğalıyor!...

İhanetimizin üstünden nice dört seneler geçecek ve belki daha senelerce bulunmayacak katillerin!

Şair olduğunu bile şehadetinden sonra fark ettik…Sadece “Üşüyorum” dan ibaret değildi yazdıkların.

Bir “DOST” şiirin vardı ki ; yine sonradan farkına vardığımız…

İşte o uzunca şiirinin en can alıcı mısraları;



“Dost denir mi efendim öyle kupkurusuna !

Birazcık bulaşmalı ve birazcık kokmalı.

Hakkı hukuku vardır bir dostun bir dostuna

Dost kalpler birbirine dostça dostça akmalı.

Göçerse birden bire erişip de o ana

Ödenecek senetler bonolar bırakmalı...

Dost dediğin kişinin anlayacağın sana

Ya faydası olmalı ya zarara sokmalı...”



Faydasız dost dediğin bizdik Reisim…

Şehadetin 4.yılında seni dualarla, Fatihalarla yad ediyor,layık olmasam da sana layık olmasa da 4.yılına atfen yazdığım şiirle bitirmek istiyorum yazımı;



Keş Dağı içimde kocaman ağrı,

Sensiz zaman eksik,ölçüler eğri!

Kime Reis derim kime ben gayrı;

Gönüllü talibim vuslatsız aşka,

Reisim,Başkanım...Başkaydın başka...