......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 344645

Kelimeler, Kavramlar ve Ali Bardakoğlu

Yazar : | Tarih : 2 ay, 2 hafta önce / | Görüntüleme : 294
 Kelimeler, Kavramlar ve Ali Bardakoğlu
Nizameddin Duran

Ali Bardakoğlu’nun Hürriyet’ten İpek Özbey’le yaptığı röportajdaki açıklamalara geçmeden önce, Habertürk’te(1) yaptığı açıklamada kullandığı kavrama bir açıklık getirmek, tartışmanın dilini belirlemek açısından önem arz edecektir.

 Başkan açıklamasına, “Din adamları yaşadığımız çağın sorunlarının farkına varmalı” diyerek başlamaktadır. Düşünmek gerekir; “Din adamı” ifadesi, bize ait bir mefhum mudur ki, biz meramımızı bununla ifade ediyoruz? Sormamız lazım; biz kendi kelime ve kavramlarımızla mı düşünüyor ve konuşuyoruz, yoksa zihnimizi istila eden emperyal zihniyetin kavramlarıyla mı? Öncelikle bunu netleştirmemiz gerekmektedir.

Cemil Meriç, “Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla. Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır…”(2) derken kelime ve kavramların ne denli önemli olduğuna vurgu yapar. Bu bakımdan kullandığımız kavramların “biz”i, bizim değerlerimizi ifade edip etmediğine dikkat etme konusunda yükümlülüğümüz ve sorumluluğumuz bulunmaktadır.

Kelime ve kavramlara yüklenen mana kişinin düşünce dünyasını ifade etmede anahtar rolünü görür. Nasıl ki her kilidin bir anahtarı varsa, doğal olarak da her düşüncenin de kendini ifade eden cümleleri ve onları oluşturan kelimeleri ve kavramları vardır. Ayrı manalara gelen ve ayrı manaları çağrıştıran bir kelime ve kavramla aynı şeyin anlaşılması mümkün değildir. Bu sebepten dolayıdır ki; “Kelimeleri tarif etmeden girişilecek her tartışma kısır kalmağa mahkûm”(3)dur.

Bize ait olmayan kelime ve kavramlarla düşünme, yazma ve konuşmanın bizleri kendi kültür değerlerimizden kopararak bize düşman olanların ağına düşüreceği konusunda şüphe yoktur. Bu işin önde giden şeytanı, şüphesiz Batı emperyal zihniyettir. Merhum Meriç, bu konuda da şu uyarıda bulunur:

“Avrupa'nın kelimeleri de kendisi gibi ikiyüzlüdür. Avrupa “Empire Ottoman” der. Geniş ülkelere yayılan nüfuzlu, büyük devletler empire'dir. Lenine tarafından milletlerarası dil alanına atılmış bir kelime: emperyalizm, kapitalizmin son merhalesidir. Kapitalizmin ideolojisi liberalizmdir.”(4)

Meriç, neden bu konu üzerinde ısrarla duruyor? Çünkü kaypak bir dünyanın tuzaklarını görüyor ve onu ihbar ederek bizi uyarıyor: “Canavarlarla dolu bir ormandayız. Yolumuzu hayaletler kesiyor. Tanımadığımız bir dünya bu. İthal malı mefhumların kaypak ve karanlık dünyası. Gerçek, kelimelerin arkasında kayboluyor.” (5)

Şimdi gelelim konumuza; idrakimize zerk edilmeye çalışılan “din adamı” kavramına. Dinî kavram ve anlayışımızda böyle bir nitelemenin olmadığını, -sehven kullandığını düşündüğümüz hocamızı tenzih ederek- bunun, Batı’nın ruhbanlık anlayışı etkisinde ve ekseninde kalan, kendi değerlerini bilmeyen yarı aydınların kasten/şuursuzca kullandıkları bir nitelemeden başka bir şey olmadığını söyleyebiliriz.

Bu mefhum, Bingöl Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisinde yer alan bir makalede konu şu şekilde açıklanmaktadır:

“Din adamı tâbirinin, halk dilinde ve İslami uygulamalara uzak kesimlerde daha fazla kullanıldığı görülmektedir. Türkçe’de Osmanlı’dan sonra yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.” (s.220) Bunun Hristiyan inanç ve kültürünün etkisiyle bize sirayet ettiği görülmektedir:

“Yeni Ahit’te Pavlus şöyle demektedir: “Din adamları Allah’la ilgili konularda insanlara aracı rolünü üstlenirler.” (s. 221) (6)

Oysa Kitabımız Kur’ân-ı Kerim, Allah tarafından konulan kuralların, insanlar için bu dünyada geçerli olduğunu ve her kesimin bu kurallardan sorumlu olduğunu söylemektedir. (İbrahim: 1; Nur:54)

“İslam’da din adamı olmadığına göre, din görevlilerine, ilâhiyatçılara, cemaat önderlerine “din adamı” demek “meşhur olmuş yanlışlardan birini teşkil eder…”(7)

Sonuçta Bardakoğlu’nun, bu kavramı yanlış veya sehven kullandığı veyahut da kendisine izafeten kullanıldığı görülmektedir. Ümidimiz, en yüksek düzeyde görev yapmış bir din görevlisinin bu yanlış/hatalı kullanımı düzelteceği yönündedir. Düzeltmesi de gerekir; çünkü Cemil Meriç’in yerinde tespitiyle “Kavgayı önce kelimeler dünyasında kazanmak mecburiyetindeyiz…”(8)

Sayın Başkanımızın da dinî hassasiyetinin üst derecede olduğuna inanıyoruz.