......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 344647

TEMELSİZ İDDİALARIN MAHCUBİYETİNİ YAŞAMAK!

Yazar : | Tarih : 2 yıl, 2 ay önce / | Görüntüleme : 2798
 TEMELSİZ İDDİALARIN MAHCUBİYETİNİ YAŞAMAK!Nefsin kendini tezkiye etmesinin, temize çıkarmasının, övmesinin… mahiyeti inancımızda o kadar önemlidir ki, bu konu, Ayet ve Hadisi Şeriflerde işlenmiş ve önemle üzerinde durulmuş, toplumun temel yapısı açısından sağlam bir zemine oturması elzem görülmüştür. Esasen gösterilen ihtimam da bunun içindir.

“Bakmaz mısın şu nefislerini tezkiye edip duranlara! Hayır, yalnız Allah dilediğini tezkiye eder (temize çıkar) onlar da kıl kadar zulmedilmezler” (Nisa: 49)

“Kendini temize çıkarmak” şeklinde tercüme edilen tezkiye, fiil ve sözle olduğu ifade edilmektedir. Sözle tezkiye, “bir kimsenin dürüst, iyi, önemli kusurlardan uzak olduğunu söylemek” suretiyle yapılır. Gerçekten böyle olan, böyle bilinen birisi için gerektiğinde tezkiyede bulunmak da sakıncalı görülmemektedir, hatta duruma göre güzel ve gerekli de olabilmektedir. İslâm’da kötü görülen, menedilen tezkiye, kişinin kendisini sözle tezkiye etmesi, övmesidir. 

Yahudiler özellikle kendilerinin “Allah’ın oğulları ve sevgilileri” (Mâide 5/18), “dostları” (Cum‘a 62/6) olduklarını, “birkaç gün dışında âhiret cezası çekmeyeceklerini” (Bakara 2/80) söyleyerek kendileri için sözlü tezkiyede bulunmuşlardı; âyet, bu davranışı da makbul görmemektedir. Kişilerin veya grupların kendilerini bu şekilde överek bir yere varamayacaklarını, topluluk nezdinde itibar kazanamayacaklarını ifade buyurmaktadır. (Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 79-80)

Bu anlatılanlardan anlaşılıyor ki, kişinin kendini sözlü veya fiili olarak tezkiyesi, temize çıkarmak istemesi, ancak nefsi muhasebeye yönelik olarak yapıldığında bir değer, bir mana ifade etmekte olduğu anlaşılmaktadır.

İnsanın kendi nefsiyle ilgili durumu böyle olunca peki, ya bir de başkasıyla ilgili söz ve davranışların karşılığı ne olacaktır, nasıl bir değer kazanacaktır? Burada da iki husus karşımıza çıkmakta olduğunu görüyoruz:

Birincisi, övgüye mazhar olan muhatabımıza karşı bir medhüsenada bulunmak,

İkincisi ise, iki hususu barındırmaktadır; biri, gerçekliği taşıyan bir övgünün vuku bulması, diğeri ise, gerçekliği taşıyıp taşımadığı, söyleyen tarafından bilinmediği halde böyle bir eylemde bulunulması.

Birincisinde övgü, övülen kişiye fayda değil zarar vereceği için nehyedilmiştir:  “Meddahların (herkesi övenlerin, yağcıların) yüzüne toprak saçın!” (Müslim, Tirmizi) Toprak saçmak, onu aşağı bilmek, sözlerine değer vermemektir.

İkincisinin birinci hususu; övgüde gerçeklik bile olsa övülenin psikolojik ve sosyolojik dünyasında meydana getireceği tahribatlardır. Diğeri ise, muhatapta övülen için bir hakikati taşıyıp taşımadığının bilinmemesidir. Bu da hiç şüphesiz iki yönden illetlidir:

Birincisi, burada öven için hakikati değil, övme fiilini muhatabına kabul ettirmesi ve taşıdığı maksada ulaşmasıdır. Gerçek olup olmadığının hiçbir önemi yoktur.  Esasen burada övülen için de çok daha ciddi bir sınav baş göstermektedir. Söylenen husus hakikatse, nefsinin okşanmasıyla ruh dünyasında başlayan yıkım… Hakikat değilse, hakikat olmayan bir övgüye, bir yalana ses çıkarmayarak onaylama sürecine girmiş bulunmaktadır ki, artık bu aşamadan sonra yalanla özdeşleştirilmesi onun sorunu olacak demektir.

Bu kadar hayati öneme haiz hususları elbette yazmamızın, hatırlatmamızın bir sebebi vardır. İnsanoğlu, sosyal bir varlıktır. Hatalarıyla sevaplarıyla insandır ve toplumdaki yerini alır. Hiç kimse de hatadan hali değildir,  ancak toplu yaşayışta hak ve hukukun gözetildiği müddetçe birlikte yaşamanın bir anlamı ve değeri olur. Böyle olmasının da topluma getirisinin çok fazla olacağı şüphesizdir.

30 Temmuz 2019 tarihli Hatay Manşet Gazetesi’nin Gök Ekin’den kaynaklı bir haberini okudum.

Habib-i Neccar Hakkında Yazılan İlk Roman”

başlığı altında haber devam ediyor: Araştırmacı - Yazar Adil Çetin hocam, Antakya Öğretmenevinin bahçesinde Mustafa Akgül imzalı bu kitabı elime tutuşturduğunda oruç ayıydı… Eğitimci- Yazar Mustafa Akgül'ün MARANGOZ adlı romanı en kısa sürede okuyup bitirdiğim kitaplar arsına girmiştir… Habib-i Neccar hakkında yazılan eserler oldukça sınırlıdır. Mehmet Tekin hocamın yazdıkları bu alanda yazılacaklara da kaynaklık etmesi bakımından önemlidir. Yine Habib-i Neccar ile ilgili kısa öyküler ve şiirler mevcuttur. Fakat bugüne kadar romanı yazılmamıştır. Mustafa Akgül hocamın ilk eseri bu alanda yazılmış ilk roman olması bakımından da önemlidir… Yuhanna ve Pavlus'un Hayfa Limanı'ndan başlayan esrarlı gemi yolculukları uzun bir maceranın ardından Şehr-i Antakya'da devam etmekte ve Habib-i Neccar'ın şehadetiyle son bulmaktadır…

Haziran 2019 tarihinde Hatay Büyükşehir Belediyesi'nin katkılarıyla Osmaniye Akdeniz Ofset Matbaası'nda basılmıştır.”

Hatay Manşet Gazetesi’nin Gök Ekin’e dayandırdığı bu haberin dışında Hatay’daki hiçbir gazete ve gazeteci arkadaşımız, haberi böylesine yanlış bir şekilde haberleştirmemiştir. Çünkü gerek yerel basında ve gerekse ulusal basında Habib Neccar’la ilgili ilk romanın ilk defa ne zaman ve kim tarafından yazıldığı bilinmektedir. Bu haberden sonra ilgili arkadaşlar aranarak haberin tashihi istenmesine rağmen bir yılı aşkın zamandan beri maalesef, düzeltme girişimi ve çabası görülmeyince bu açıklamayı yapma zarureti doğmuştur.

Hemen belirteyim ki, Mustafa Akgül Hocam, sevdiğim, saydığımı değerli bir eğitimcimizdir. “Bir Varmış Bir Yokmuş, Hatay Masalları” adlı çalışmamızın Türk Milli Eğitimin amaçlarına uygun olduğu yönündeki komisyon raporunda imzası olan üyelerden birisidir. Böylesine güzel bir çalışmanın onun kaleminden çıkması bizi ancak onurlandırır. Marangoz romanıyla Hatay kültürüne destek vermesi de ayrıca sevincimiz olduğunun bilinmesini isteriz.

Ancak, sevincimize sevinç katan bu kültürel faaliyete “ilk” olma özelliğinin katılmasına her şeyden önce yazarının ihtiyacı olmadığını belirtmek isterim. Hilaf-ı hakikatin ifadesi olan bu haberin bu tarzda verilmesinin kime ne kazandırdığı veya kazandıracağı cidden merak edilmektedir. Hem de uyarıya rağmen.

Oysa ilgili her okur yazar, hele ki bir de iddia sahibiyse, bu konudaki haberlerden habersiz olması nasıl düşünülebilir? Birkaç örnek verecek olursak;

Türkiye Gazetesi

25.03.2012 - 01:00 | Son Güncelleme: 25.03.2012 - 01:00

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a529346.aspx

Anasayfa > Haber > Koşarak gelen adam

Koşarak gelen adam

“Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle seslendi: Ey kavmim! Bu elçilere uyun! Bütün kalabalık, dönüp baktı. Meydanı inleten sesin sahibi Habib-i Neccar’dan başkası değildi. Ancak, kral ve adamları Habib ve üç havarinin üzerine taş yağdırmaya başladı.”

Hatay ve Gümüşhane İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yapan ve hâlen Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde çalışan Nizamettin Duran, Hatay’a damgasını vuran Habib-i Neccar’ın romanını yazdı. Nizamettin Duran, akıcı bir üslupla kaleme aldığı roman…

***

Doç. Dr. Necmettin ÇALIŞKAN’ın Mustafa Kemal Ünıversıtesı Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Ana Sayfa > cilt 12, sayı 32 (2015)’te yer alan “Kur’an-ı Kerim’e Göre Eshâbü’l-Karye ve Habib en-Neccâr” başlıklı makalesinde, referans olarak  “DURAN, Nizamettin, Mesih İsa’nın Sevdalısı Havarilerin Fedaisi Habib Neccar, Color Ofset, İskenderun 2012.” Adlı çalışmamızı göstermiştir.

***

Mesih İsa'nın sevdalısı, havarilerin fedaisi Habib Neccar / Nizamettin Duran

Yazar: Duran, Nizamettin.

Materyal Türü: Kitap

Yayıncı: Hatay Color Ofset 2012

Tanım: 323 s. 21 cm.

ISBN: 9786051254869.

***

Sonuç olarak dememiz o ki, “Seni, sende olmayan meziyetlerle öven insanın, bir gün seni sende olmayan hallerle kötüleyeceğinden şüphen olmasın…” (İmamı Şafii, rahimehullah)

Hiç ihtiyacımız olmadığı halde, bize ait olmayan bir özellik, bize izafe ediliyorsa, bilinmeli ki, bu bize iki yönden sıkıntı ve zarar verir: birincisi,  bize ait olmayan bir vasfın bize izafesiyle yanlışa, doğru olmayan bir duruma bizi ortak ediyor demektir. İkincisi, bunu bize uygun gören kardeşimizi yalan habere iten sebebin ne olduğunu anlamaya çalışmak ve bu yaklaşımın doğru olmadığını ona anlatarak yanlıştan dönmesini temin etmek…

 Böyle davranmakla bizi yanıltmaya sevk eden bu kardeşimiz, ya kendisini düzeltecek ve nefsine uymaktan vaz geçecek yahut da bu kadar basit gibi görünen meselede bile tağşiş etmeye yönelik bu girişimden dolayı ondan vaz geçmektir.

Bizi yalana götüren bu tür zihniyete sahip kardeşlerimizi de kazanmak istiyorsak, ıslahı nefsleri için onlara yardımcı olmak zorundayız. Bu yanlışa sessiz kalındığı takdirde bu huy, alışkanlık haline gelir ve İmamı Şafii Hazretlerinin buyurduğu gibi zaman gelecek bizde olmayan hallerle itham edilerek aleyhimize olacak olan bazı olay ve sözlerin meydana gelmesinde bir sakınca görülmeyecektir.

Cenabı Allah, cümlemizi nefislerimize uymaktan korusun ve başkasının hak ve hukukuna riayet eden kullarından eylesin.