......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 300924

Türk Aydınları İçinde Cemil Meriç’in Yeri

Yazar : | Tarih : 3 ay, 3 gün önce / | Görüntüleme : 1262
 Türk Aydınları İçinde Cemil Meriç’in Yeri

Gerek Hatay tecrübesi ve gerekse mütecessis karakteriyle Cemil Meriç, genel manada alışılagelen Türk Aydınlarından, Türk Entelijiyansasından* bariz bir şekilde ayrılır.

Tanzimat ve sonrasında söz sahibi olan kimi aydınların, kayıtsız şarts

ız bir şekilde gönüllerini ve zihinlerini Batı’ya açtıkları söylenebilir. Öyle ki, onlar için geçerli olan neredeyse bütünüyle Batı’nın değer yargıları ve ölçütleri olmuştur. Batı’yı her bakımdan üstün görmelerinin derin etkileri de zaman içerisinde kendisini göstermiş ve sonuçta bunun ezikliğini maddeten de, ruhen de yaşadıkları görülmüştür. Böylece kendi milletlerini hep silik ve değersiz görmenin psikozuyla onu eleştirmekte ve hatta aşağılamakta bir sakınca görmedikleri gibi bu tutumlarını, ülkelerinin iyiliği adına bir vatanseverlik, bir ileri görüşlülük ve hatta bir vazifeşinaslık bilmişlerdir.

Bunlar, ülkesine ve milletine karşı kibirli, içinden çıktıkları topluma yabancılaşan entelektüel yobazlığın oluşturduğu şımarık bir kişiliğin; ya da yoğun kimlik bunalımının; ya da kimliksizliğin ortaya çıkardığı acınası tiplerdir.

Bir ‘Hakikat arayıcısı’ ve ‘Hakikat aşığı’ olarak kendisini nitelendiren Cemil Meriç, ömür boyu her türlü peşin hükme, ideolojiye, demagojiye, siyasi görüşe ve düşünceyi daraltan ‘izm’e karşı daima mesafeli durmaya çalışmıştır. Bu arayışı sonunda İslamiyet’in ve İslâm kültürünün merkezinde yer aldığı; ama İslam’ın Osmanlı yorumunun belirleyicisi olduğu, buna karşılık putlaştırılan Avrupa’yı köklerine kadar tanıyarak onu demistifiye etmeyi (açıklığa kavuşturmayı) başarmış orijinal bir ‘Cemil Meriç terkibi’ne ulaşmayı başarmıştır. Lügatinden tabuları silmiş olan Cemil Meriç’e düşen görevin ‘Mazlum bir medeniyetin sesi’ olmak için savaşmak şeklinde tecelli ettiği, çünkü ona göre düşünmenin, başkalarının düşündükleri üzerinde düşünmek demek olduğunu, ama aynı zamanda da savaşmak olduğunu belirtmiştir.1 Cemil Meriç’in savaşı, ön yargıları, tabuları yıkmak olmuştur.

Cemil Meriç, “Her şeyin en iyisi bizde var yahut Avrupa’da var”, “Bizden adam olmaz…” gibi düşüncelerin yanlışlığını ortaya koymuş bir mütefekkirdir. O’na göre bir şeyi olduğu gibi, objektif olarak algılamak esastır.

Modern Türk aydını için kullandığı yabancı, yabancılık ve yabancılaşma kavramlarına dikkat çekmiştir. O’nun bu titiz duruşu, önyargısız, insaflı, yorucu, bir o kadar da yol gösterici aydın tutumudur. Bu tutum o çok önemsediği ‘aydın namusu’nun gereğidir ve ülkemizde oldukça zayıf olan bu meziyetin güçlenmesine hizmet etmiştir. Bu anlamda Cemil Meriç’in, kendine has, biricik bir damar olduğu mutlaka söylenmelidir. “Marksistim dediği zaman tek işçinin elini sıkmış değildi.”2 Ona göre “Aydın olmak için önce insan olmak lazımdır. İnsan, mukaddesi olandır.”

 

Gerçek bir aydın

 

Gerçek bir aydının nasıl olması gerektiğinin tanımı, Cemil Meriç’ten sonra gerçek manada yerli yerine oturdu, denilse abartı sayılmaz. Bu sebepten dolayı Cemil Meriç’i sormak, araştırmak ve öğrenmek gerekmektedir.

Kimdir Cemil Meriç? Cemil Meriç'in kim olduğunu öğrendiğimizde, nasıl bir şahsiyetle muhatap olduğumuzu da anlamış olacağız şüphesiz. Cemil Meriç'in şahsiyeti ile ilgili bilgileri yine ondan öğrenmekteyiz. Kendine has bir üslupla; sarsıcı, düşündürücü ve öğretici... Şöyle soruyordu kendi kendisine, filozofvari bir edayla, akleden ve düşünen bir kafayla...

Tefekkürün ve idrakin doruğunda bütün benliğiyle temerküz ederek; ‘Kimim Ben?’ diye soruyor... Bu soru, üzerinde düşünülmesi gereken bir duruşu göstermektedir!.. Kaç kişi bu soruyu kendisine sormuştur veya sorabilmiştir. Ve esasında önemli olan bu soruyu sormak da değildir; önemli olan, sorunun cevabında yoğunlaşabilmektir. Mesele bu. Ama o soruyor işte! Varlığını, düşünmeye borçlu olan bir tefekkür adamının vaz geçilmez haliyle.

Herkesin koro halinde, evreni çınlatırcasına yüksek bir sesle dillendirmesi gereken bir soruyu; ‘Kimim Ben?’ sorusunu o soruyor ve yine kendisi, ‘Hayatını Türk İrfanına adayan münzevi ve

mütecessis fikir işçisi’3 diye cevaplandırıyor. ‘Ne muhteşem terkip, ne derin bir tasvir, tam da ona yakışan türden. Peki, irfan nedir? Meriç, onu da şöyle açıklamaktadır: “İrfan insanoğlunun has bahçesi. Ayırmaz, birleştirir. Bu bahçede kinler susar, duvarlar yıkılır, anlaşmazlıklar sona erer. İrfan kendini tanımakla başlar. Kendini tanımak, önyargıların köleliğinden kurtulmaktır, önyargıların ve yalanların...”4