......

SPOR HABERLERİ

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 298494

“Çileli Hayat”ın Bize Anlattıkları

Yazar : | Tarih : 9 ay, 1 gün önce / | Görüntüleme : 825
“Çileli Hayat”ın Bize Anlattıkları

NİZAMETTİN DURAN

“Ey akıl sahipleri, (basiret sahipleri, görecek gözleri olanlar), düşünün de ibret alın" (Haşr:2) diye buyuruyor Cenabı Allah. İbret almaya nasibi olan ibret alır, kalbi mühürlenenlerin ise bunda nasibi olmaz. Çünkü “…onların kalpleri var, ama anlamazlar; gözleri var, ama görmezler; kulakları var, ama işitmezler...” (A’râf: 179) Allah'ım, kalbimizi, zihnimizi, gözlerimizi ve kulaklarımızı aç, aç ki, mesajını hakkıyla anlayanlardan olalım.

Akıl sahiplerinin ibret alacağı, yaşanmış olan her olay ve vakıadan kendine dersler çıkaracağı, hatasıyla sevabıyla, eksisiyle artısıyla yaşanmış gerçek bir hayat hikâyesini anlatan bir kitaptan söz edeceğim sizlere. Hatay İmam-Hatip Lisesi Müdür Başyardımcısı Selim Demirli Hoca’nın kitabından, “Çileli Hayat”tan.    

12- 21 Mayıs 2017 tarihinde "Akdeniz Bölgesi'nin en büyük fuarı" olarak “Hatay Kitap Fuarı” açılmıştı Antakya merkezde. Davet edildiğimiz bu fuara Hataylı yazarlar olarak biz de Ankara'dan katılmıştık.

Fuarda standımızı açmış, kitapları, dergileri düzenlemeyle meşgulken bir ziyaretçi selam verdi. Selamını alırken işimize de devam ediyorduk; bir an önce standı hazır hale getirme uğraşındaydık. Ziyaretçimizin, “Nasılsın Nizamettin Bey?” demesiyle, başımı kaldırıp kendisine baktım. Orada karşımdaydı Selim Hocamız. Standın dışına çıkarak kucaklaştık, merhabalaştık ve onu standa alarak sohbetimizi derinleştirdik. Bu arada arkadaşlar standı düzenlemeye devam ettiler. Hocamızla yaptığımız güzel bir sohbetten sonra, Nisan 2017'de baskıdan çıkmış kitabını imzalayarak bizlere takdim etti. Kitap yeniydi, bir ay önce çıkmıştı. Matbaanın kokusu daha üzerinden gitmemişti, desek yeridir. Hayırladık hocamızın bu çalışmasını. Benden okumamı ve değerlendirmemi istemişti. Kitap için başarı dileyerek teşekkür ettim. Mümkün olan bir zamanda okuyup notlarımı bildireceğimi ifade ettim. Değerlendirme konusunda titizlik göstermeyi önemserim; çünkü bu talebin altında bir güvenin olduğunu bilirim. Bu nedenle kitabı okumam ve değerlendirmem bir hayli gecikmişti. Kısmet bugüneymiş.

Yaptığımız ilk iş kitabı sistematize etmek oldu. Öncelikle “içindekiler” bölümünü koyduk. Anlatılanların konu ve anlam bütünlüğünü de dikkate alarak bölümlere ayırdık. Böylece kitap üç bölümden meydana gelmiş oldu. Okumayı kolaylaştırmak ve okuyucunun dikkat ve merakını çekmek açısından da bölümleri başlıklarla güçlendirdik. Diğer taraftan da kitabın özüne dokunmamak kaydıyla onu dikkatle redakte etmeye çalıştık. Bu açıklamalardan sonra kitabı değerlendirme faslına geçebiliriz. 

Hocanın, bu kitabında hayat hikâyesini yazdığı görülmektedir. Kendisi aslen Kütahyalıdır, ama kader onu Hatay'a damat yaparak Hatay'da iskân etmesine hükmetmiştir. 1980’in Kasım'ında, ilk öğretmenliğe atandığım yer, Kütahya'nın Emet ilçesiydi. Bu bakımdan kendisiyle hemşeri sayılabilirdik. O dönem ben Emet'te dolu dolu tam 5 yıl geçirmiştim.

Selim Hoca, 12 Mayıs 1941'de doğduğu Kütahya'nın Gediz ilçesine bağlı Karamanca Köyünden başlayarak, çocukluğundan; memleketinde Kütahya, İstanbul, Adana, Gaziantep ve Hatay'da bulunuşundan; yaşamından ve gördüğü eğitimlerden, bu süreçte yaşadığı bin bir çeşit sıkıntılardan söz etmektedir.

Daha küçük yaşta babasını kaybetmenin acısı ve zorluğu tazeliğini korurken, ailesine hem analık hem babalık yapan annesini de kaybetmesi, hayatını epey zorlaştırmıştır. Her ikisini kaybetmenin meydana getirdiği sarsıntı yetmezmiş gibi, genç yaşta dört kardeşin tüm sorumluluğunu yüklenmek mecburiyetinde kalması da, o nahif omuzlarını hepten çökertmiştir.

Bütün bu namüsait ve zor şartlara rağmen okuma aşkı,  ağır basmış, bu uğurda yollara düşmüştür. İstanbul’a, ardından güney illerinden Antep’e, oradan da Hatay'a uzanmıştır bu yolculuk. Rüzgârın önünde savrulan yaprak gibi oradan oraya sürüklenmiştir. Bir farkla, gittiği her yerde amacına yönelik bir ışık aramıştır. Takdirinden sual edilmez Allah, iyi niyetle yola çıkan kullarını asla yalnız bırakmaz, mutlaka ona bir şeyi vesile kılar. Antakya’ya gelişinde de böyle bir hikmetin tecellisini müşahede eder: Hatay'ın çok önemli hocalarından, tabir caizse hocaların hocası olan Numan Hoca’yla tanışır, sohbet eder, ardından, yine tevafukla Antakya'nın çok önemli esnafından, bilge ve Allah eri olan Hacı Hakkı Ergin'le o mekânda yani Antakya Ulu Camii'nde karşılaşır ve tanışır. Bunlar hep takdirattandır. Öyle ki, Hacı Hakkı ile tanışması, adeta onun Hatay'a mahkûm olmasının belgesi olmuştur. Neticede kurulan iletişimin sağlamlığı onu, Hacı Hakkı Efendi'nin damadı olmaya kadar götürmüştür.  

Gelişen olaylar ve yaşanan süreçler, Şam'a okumak üzere yola çıkan Selim Hoca’nın yolunu Adana İmam Hatip Lisesi'ne doğru yöneltmiş, liseden sonra da Yüksek Öğrenim için İstanbul'a gitmiş. Burayı bitirdikten sonra da, 1968'de Maraş'a tayin olmuş ve nihayet 1969'da, tanıştığı Hacı İbrahim Hakkı Hoca’nın kızı Sare Hanım’la dünya evine girmiştir.

Vatani vazife için İzmir'e gitmek üzere Maraş'taki görevinden ayrılmış,  askerliğin bitiminden sonra da yeniden görevine dönmüştür. Malatya ve Sivas illerinde görev yaparken karşılaştığı zorluklar, yaşadığı sıkıntılar art arda sökün etmiş... Bütün bunlar yetmezmiş gibi bu döneme denk gelen 12 Eylül İhtilali de cabası.

İnişli çıkışlı bütün bu yaşanmışlıkların ardından nihayet hanımının memleketi olan Antakya'ya tayini çıkar. Anasız babasız büyüyen ve dünyanın yükünü ve sorumluluğunu çeken yetim ve öksüz olan Selim Hoca, çektiği gurbetin zorluğunu, bu süreçte ailesinin yaşadığı sıkıntıları en iyi bilenlerdendir şüphesiz. Bu nedenle zevcesinin, çocuklarının bir aile ortamı içerisinde büyümesinin anlamını en iyi takdir eden olarak bunun kendisine yaşattığı sevinci, huzuru ifade eden de kendisidir. Öyle ki, Antakya'da kendi akraba ve taallukatının olmamasının hüznünü yaşamasına rağmen...

Eğitimcilik hayatının artı ve eksilerini açık bir dille anlatan Selim Hoca’nın dile getirdiği eksilerinden önemli derslerin çıkarılması noktasındaki dikkat çekişi, gerçekten önemlidir. 1995 yılında emekli olan ancak görevini Kemal Çipe Vakfında devam ettiren Hoca, Hacı Kemal Çipe’nin vefatından sonra bir müddet daha çalışmış, ardından buradaki görevinden de ayrılmıştır.

Vakıftan ayrılınca, kısa bir zaman için kayınları ile esnaflık yapmış, ardından bir vesileyle Almanya'ya, dini görev için gitmiştir. Ancak 8 ay sonra tekrar yurda dönmek durumunda kalmıştır. Yüreğinde hep bir hüzün taşıyan Selim Hoca, Allah'a yaslanmanın verdiği güçle, hatasıyla sevabıyla O’nun rızasını kazanma yolunda sa'yu gayretini hiç eksik etmemiştir. Yeri gelmiş mağdur öğrencilerin mağduriyetlerini gidermiş, yeri gelmiş öğrencilerinin acılarına teselli mercii olmuş, yeri gelmiş yaralarına merhem olmuş, yeri gelmiş fazladan verilen görevleri yüksünmeden üstlenmiş, yeri gelmiş yazı yazmış, dergi çıkarmış... Ve nihayet hayatı boyunca yaptıklarını, yaşadıklarını, dilinin döndüğü, kaleminin yazdığı nispette dile getirmiş ve neticede, "Çileli Hayat" adı altında bir biyografik eser meydana gelmiş... 

Hoca, yaşadıklarını, samimi bir üslup ve açık bir kalple, olduğu gibi, içinden geldiği gibi, ihlasla dile getirmiştir. "Çileli Hayat" diye betimlediği hayatını, anadan babadan mahrum yetişmiş, Kütahya'nın yetim ve öksüz çocuğu! Dramatik bir şekilde anlatmış kitabında. Kitabı okurken düşünmeden edemiyor insan: “Acaba biz bu kadar açık olabilir miyiz, hayatımızı anlatmaya kalkışsak?” Sahi kim bu kadar açık ve net bir şekilde çekinmeden dobra dobra kendini anlatabilir?

Normal sohbetlerde bile egomuzu göklere çıkartırken, hayatımızı bütün açıklığıyla dile getirebileceğimizi söyleyebilir miyiz? Hem de hayatımızda hiçbir meşakkati ve hiç bir zorluğu çekmemişken ve yaşamamışken... Yani bir elimiz yağda, bir elimiz balda iken.

Aslanlar gibi 4 evlat yetiştirmiş bir babadan söz ediyoruz ve geriye bıraktıklarından...

Elimizdeki bu eser, "hayırlı bir evlat" örneği olan, akademisyen oğlu Cihad'ın verdiği büyük emekle meydana gelmiştir.

Selim Hoca'nın ailesine bağlılığı, isim isim zikrederek çocuklarına yönelik yaptığı vasiyetinde açıktır: "Oğullarım, Ali Hüsameddin, İbrahim Hakkı, Cihad, ve Ömer Faruk, annenizin sizin üzerinizdeki hakkı çoktur. Davranışlarınızda kusurlu olmamaya özen gösteriniz. Ziyaretinizi eksik etmeyiniz..."

Selim Hoca, Ah Selim hoca! Hayatı dramlarla dolu olan, Antakya'da için için kendi gurbetini yaşayan, ama buna rağmen ailesinin huzur ve mutluluğunu önceleyen Kütahya'nın öksüz ve yetimi, Yürek parçalayan bir duanın da sahibi:

"Allah hayırlı ömürler versin, kimin önce öleceği belli değil, ama arkada kalırsam ben perişan olurum. Allah'tan dileğim, ben önce vefat edeyim..."

Her bir okuyucusunun manevi dünyasına bitimsiz katkılar sağlayacak bu değerli eserin sahibi Selim Hoca’ya hayırlı bir ömür diliyoruz. Gerçek yakınlığın/akrabalığın din/inanç kardeşliği olduğunun bilinciyle asla kendisini gurbette hissetmemesi dilek ve duasıyla…