......

RESMİ İLANLAR

PİYASALAR

altın fiyatları

Online Ziyaretçi

Günlük: 83
Haftalık: 849
Aylık: 4975
Toplam: 234769

Dile Dolanan, Sadece Akif mi?

Yazar : | Tarih : 6 ay, 2 hafta önce / | Görüntüleme : 358
 Dile Dolanan, Sadece Akif mi?Ölenlerin arkasından konuşmak moda oldu. Şimdi de Ahmet Şimşirgil, bu modaya ve bu modanın kervanına katıldı.

Merhum Akif'e olan düşmanlığıyla öyle bir noktaya geldi ki, artık onu tutana aşk olsun. Ona, bu hızla ve bitip tükenmez bir hırsla saldırmaktadır. Ne dediğini bilmez bir halde biteviye konuşmakta ve yazmaktadır. Akif’i anlamaya değil, aksine bitirmeye yönelik ipe sapa gelmez yorumlar ve gevezeliklerle arz-ı endam etmekte ve kamuoyunu meşgul etmektedir. Bunu yaparken de suret-i haktan görünmeyi de ihmal etmemektedir; öyle ki bunu, Büyük Hakanımız İkinci Abdülhamit Han’ın yanında gözükerek yapıyor. Şimdi Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında gözüktüğü gibi. Sormazlar mı adama: 15 Temmuz gecesinde bu millet her şeyini feda ederek meydanlara koşuştururken zat-ı alileri neredeydi? Her şey süt liman olduktan sonra mı kahramanlık damarları tuttu? İddialarının hangi birini ciddiye alıp cevap vereceksiniz? Her okunduğunda tüylerimizi diken diken eden ve o anı bize bütün derinlikleriyle yaşatan Çanakkale Şehitleri şiirinden başlayalım isterseniz. Şunu söylemektedir: "Mehmet Akif, Çanakkale Şiirinde hududu aşmıştır. Yanlış yapmıştır.” Akif’in, “Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i... Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.” dizesindeki Bedr’in aslanları ile Çanakkale şehitleri arasında bir mukayese yaptığından hareketle hududu aştığını iddia edebilmektedir.

Gelin de siz “Bu ne pervasızlık, bu ne ciddiyetsizlik!” demeyin. Bırakın böyle bir destanı kaleme almayı, bu destanın bir dizesini bile anlama kültüründen yoksun birinin onu eleştirmeye kalkışması, onun haddini bile bilemeyecek bir adaptan uzak olduğu anlamına gelmez mi? Özlem Pala’nın programında, sözüm ona bilgi vermeye çalıştığı bir meselede, kavramlar konusunda söz söylemeye mahal bırakmayacak kadar yabancı olduğunu bizzat kendisi göstermektedir: Abdülhamit’e karşı olanları sıralarken, “Dinsiz Abdullah Cevdet, dinsiz. Buna N. Fazıl Kısakürek, ‘adudullah’ (Allah düşmanı) diyor.”  diye açıklama yapmaktadır. ‘Adudullah’ın Allah düşmanı anlamına gelmediğini, bunun ‘Aduvvüllah’ olması gerektiğini kim bilmez? Bu kültür adına ahkâm keserken, adudullah’ı, aduvvüllah’tan ayırt edememek, ilmi açıdan bir nakısa değil midir?   

Istılahî bilgiler bir yana, bir milletin ruhunu yansıtan anlayış kavranmadan mı Akif değerlendirilecek? Bilinmeli ki böylesine sığ yaklaşımlarla Akif’in ne şiiri, ne şiirinin terennüm ettiği ruh, ne de kurtuluş destanları yazan kahramanlar anlaşılabilir. Her dizesi bir şaheser olan, ihtiva ettiği mana ile insanı tir tir titreten muazzam şiirin husule gelmesi bile olağanüstü bir ilhamın ve inancın tezahürü olduğunu ortaya koyarken, “hududu aşmak” gibi bir yaklaşım, “hadsizlik”in dışında nasıl açıklanabilir? Kaldı ki, karşı çıkılan mısraların anlaşıldığı gibi olmadığını söyleyen çok sayıda ilim erbabı da vardır ve onlar, bu manada İslami ruhun terennüm edildiğini söyler:

“Bedir harbinde peygamberimiz çadırına giriyor, ellerini açıyor ve 'Ya Rabbi 300 tane Mücahit bugün buraya, senin isminin yeryüzünde anılması için gelmiş, Eğer bunlar mağlup olurlarsa senin adını anacak kimse kalmayacak, sana secde edecek kimse kalmayacak, Onun için Ya Rabbi vaadini yerine getir ve yardım et'.  Buradaki ana (mesaj) Tevhid ve şirkin mücadelesidir. Toprak almak, Toprak vermek; şan şöhret değildir. Ya şirk Galip gelecek, ya Tevhid! Tek savaş budur. Mehmet Akif onun için diyor ki, 'Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi’; Çünkü Çanakkale boğazından o emperyalist iki büyük donanma geçtiğinde, İstanbul,  âlem-i İslam'ın kalbi ve beynidir. İslam âlemi yok edilecektir. Bu nedenle oradaki savunmayı, 'Bedrin Aslanları ancak bu kadar şanlı idi' derken buradaki 'ancak' kelimesi başka savaşlarda olmayan (mesajı) vurguluyor. Yoksa ikisini mukayese etme meselesi değil. Bir Türkçeyi bozarsanız; bir dilin hâkimiyetini… 'Öküz' de öyle anlar. Virgülü buraya mı koyayım, oraya mı koyayım? Sadece manasındadır o.”  

NİZAMEDDİN DURAN